8 Şubat 1958 Tarihli Akis Dergisi Sayfa 24

8 Şubat 1958 tarihli Akis Dergisi Sayfa 24
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

K İ DESPOT (Reşat ENISın romanı, Rem Kitabevi, Teni ürk Yazarları se— risi 7, Yükselen Matbaası İstanbul 1957, '531 sayfa 350 kuruş) ürk romancılığının babası sayıla- bilecek Ahmet Mithat Efendinin bir roman tarzı vardı. Onun roman- larını okuyanlar sayfalarını çevirir- ken zaman zaman akıp giden mevzu- un içinde birden sözü Ahmet Mithat Efendinin aldığını ve farzı — muhal son cümlede bir gemi 1lâfı geçmışse bu gemi lâfına bir mim ey gemi — nedir bilir başlayıp mısı— sayfalar bo- yu gemi hakkında ansiklopedik malümat verdiğini — görürlerdi. met Mithat Efendinin sayıları bir kütüphaneyi — doldurabilecek kada kabarık olan romanlarında bu "e okuyucu" diye başlayan fasıllar o ka- dar çoktu ki onbeş yirmi sene içinde bu romanlar artık okuyucu için zevk- le okunabilen kitaplar olmaktan çık- mış birer ansiklopedi gibi kitaplıklar- da yer kaplayan ciltler yıgını haline gelmişti. Modern Türk romancılığı- nın ileri gelen isimlerinden biri o- lan Reşat Enisin son romanı Des- potu okurken insan ister istemez Mithat Efendinin romanlarını ha- tırlıyor. Gerçi Reşat Enis, bu son romanında hmet Mithat Efendi gibi "Ey okuyucu" diye başlayıp fasıl — başları açmamış, manının baş aktörü kam Fikretin Zzaman " romanda sık sık. dalıp dalıp es- ki günleri hatırlaması hani Ahmet Efendiyi de pek aratmıyor. Reşat Enis, gerçekten — modern Türk romanına emeği geçmiş, adı saygıyla anılacak bir kişi. — Üstelik bu güne kadar yayınladığı roman- lariyle Türkiyede Trealizm cereyanı- ilk örneklerini vermiş soylu bir yazar. Eserlerinin sayısı, Ahmet Mit- hat Efendininkiler kadar olmamakla beraber bir hayli kabarık. UÜstelik da bu eserleri okuyanların kolayca fark edecekleri gibi Reşat Enıs hiç bir zaman bilmediği, yüzde yü ğ ruluğuna emin olmadığı mevzuları romanlarında işlememiş ve bunları ortaya koymamıştır. Ancak Despotu okuyanlar bu sefer karşılarında pek eskiden bildikleri, hayran — kaldık- ları Reşat Enisi bulamadılar Bu noktayı — böylece — tesbit — ettikten sonra Despota ana hatlarıyla şöyle- ce bir göz gezdirelim İstanbulun fakir muhitlerinde ya- şamağa değil de ölmemeğe çalışan bir aile. Bir karı koca, iki çocuk ve ihtiyar bir kaynana. Zaman Birinci Dünya Savaşı öncesi. Ailenin oğulla- rından büyüğünün hatırladığı manza- babanın askere gidişidir. Sefer- berlık ilân edilmiş ve evin reisi, tek dayanağı baba bir gün askere, gıtA miştir. Gidiş o gidiş. Evin büyük oğ- lu Fikret-ogünlerde altı yedi yaşların- dadır- babasını bir daha aradan sene- ler geçtikten sonra günün birinde yeni AKİS, 8 ŞUBAT 1958 den karşısında bulacaktır. Ama o es- ki Kaya Ali olarak değil. Ayağının biri kesilmiş, kangren sancıları i- çınde kıvranan bir yarım insan o- Babanın askere gidişi Fikretin zaten geçim sıkıntısı içindeki aile- sini iyice perişan eder. İlk günler evdeki ufak tefek, yükte hafif ba- hada ağır şeyler satılır.. Bunlar da bitince ana bir tütün fabrikasında çalışmaga başlar. Ama hayatın ünden güne yaşanılmaz bir hale gel. dıgı İstanbulda bir kadının kazan- dığı para ile de yaşamak — imkânı kalmaz. Aile pilisini pırtısını topar- lar ve Eskişehir civarındaki akraba- larının yanına gider. Fikretlerin ora- da bir kaç *parça arazileri ve biri büyük, biri küçük iki dayıları var- dır. Küçük dayı henüz on üç, ondört yaşlarında bır köy delikanlısı, büyü- ğü ise köyün ileri gelenlerınden Da- Reşat Enis “Uslan ey deli gönül uslan" yut Ağadır. Küçüğünün aksine bü- yük dayı son derece nekes, nobran, para canlısı, riyakâr, iki yüzlü ve zalim bir adamdır. Fikretler — ise mecburen bu ailenin yanına sığın- mışlardır. Büyük dayı Davut —Ağa Fiikrete, kardeşine, annesine, nine- sine olmayacak eziyetler yapmakta, hem onları kapısında köle gibi çalış- tırmakta, hem de verdiği bir lokma ekmek karşılıgında ellerindeki tar- laları teker teker almağa çalışmak- tadır. İşte bu arada Fikretin baba- sı çıka gelır Çıkagelir ama, Ölmek üzere olan bir hasta olarak. Kısa bir müddet sonra da Ölür. — Köyde, Fikretin ailesine yapılan zulmü gö- ren köylülerden bir arabacı Fikret ve Fikretin küçük dayısı ile elbirli- ği eder. Elde kalan son tarlalardan birini ekip biçerler. Ancak büyük da- yı öylesine kıskanç ve haristir ki am harman zamam hasadı yaktırır T A P L A R Fikret artık, büyük dayısına bir isim bulmuştur: Despot. lâyık Birinci Dünya Savaşı bitmiş, Kur- tuluş Savaşı bağlamıştır. Eskişehir civarındaki köy, Kuvayı Maliyeciler- le Yunanlıların elleri arasında nö- bet değiştirmektedir. Büyük — dayı, Davut Ağa melanetlerine devam et- mekte, Kuvayı Milliyecilere aman ver memekte ve Fikretgillere de türlü- ziyet yapmaktadır. Büyük dayı köyün ağası ve ileri geleni olduğu için Pa- dişah Hükümetini kendi — tarafında saymakta, kazadaki — kaymakamı, müstantiği kendi dalaverelerine alet etmektedir,. Nitekim günün birinde Fikretin anasını, arkadaşlarını -Fik- ret bu arada olsa olsa onbir, — oniki yaşlarındadır ama büyük mektedir!. Fikreti, Kuvayı ci diye hapse attırır. Türlü dalave- reler çevirir, İşte bu sırada Kuvayı Milliyeciler yetişir, mazlumları kur- tarırlar. Bunlar da köyde — Kuvayı Mıllıyecılere yardım ederler. Despo- n hainliklerini önlemeğe çalışırlar Derken Kurtuluş Savaşı biter. Va- tan kurtulur, vatan kurtulur ama Des pot Ağa Yunanlılarla işbirliği yaptığı halde sonradan ben Kuvayı Milliyeciy- dim diye parsayı toplar. Hakiki Ku- vayı Milliyeciler hava alırlar. Son- ra Fikretler ve dostları olan araba- cı, küçük dayı, daha bir kaç kişi kal- kar İstanbula gelirler. Yeniden eski mahallerine yerleşirler. Bu — arada nasıl olursa olur, Fikret okur, kayma- kam olur. u arada — Despot Dayı da evvelâ Meclisi ldare Âzası falan olup çulu düzmüş, mühim mev- * kilere geçmiştir. Fikretin kaymakam- lık yaptığı bir kazada — menfaatleri karşılaşır. Despot Fikreti Bakanlık emrine aldırır. Fikret İstanbula gi- der, eski arkadaşlarını arar bulur. Bakanı görür, hakkını arar. Onu ye- niden Vazifesine iade ederler. Fıkret İstanbul Emniyet Müdürlüğünde ka- çakçılık bürosu şefi olmuştur. Yukar- dan aşağı tesadüflere dayanan Tro- manda, Fikretin karşısına bir kere daha Despot çıkar. Ama bu sefer bir beyaz zehir kaçakçısı olarak. Tahayyülü bile güc olan böylesine bir macera romanı halindeki Despot, ne kadar iyi niyetli bir münekkidin e- line geçerse geçsin, maalesef Reşat Enıs gibi bir romancı için yuz ağar- acak bir not alamaz. Son' yıllarda edebıya[ımızda rol oynamağa başla- yan sinemanın tesirinin bariz bir şe- kilde görüldüğü Despotta, yalnız bir yerde okuyucu romancı İlehine bir il- mide kapılıyor. Fikret ve yakınları- nın, Padişah Hükümetine karşı gel- diler diye yakalanıp zaptiyelerin ne- zareti altında kasabaya götürülmek üzere yola çıkardıkları sahne. — A- ma romandaki can sıkıcı tesadüfler- den birinin daha ortaya çıkması, bu ümidi de hemencecik söndürüveri- yor. Yoksa roman, o yol sahnesi bo- yunca devam etse belki de Reşat E- nisin en büyük romanı olabilirdi. 25

Bu sayıdan diğer sayfalar: