21 Ocak 1967 Tarihli Akis Dergisi Sayfa 5

21 Ocak 1967 Tarihli Akis Dergisi Sayfa 5
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

HAFTANIN İÇİNDEN Din, toplum ve kalkınma hakkında Tri yede D.P.'nin e kaderinden sonra ve bilhassa şimdi, A.P.'nin ük seçim başarısı üze- rine, pek çok kimseyi din, bir politika unsura olarak yalandan ilgilendirmektedir. Başbakan Süleyman Demirelin dini gösterileri ve yayınları, taşıdıkları is- tismar kokusunun kuvveti dolayısıyla gerçek mahiyet- lerini kaba bir şekilde belli etmektedirler ve o itibar- la bunlar, bir düşünce mahsulü olmaktan uzaktır. Ama Sunayın, bu konudaki fikirlerini Bayram dola- yısıyla kamuoyuna açıklaması, Cumhurbaşkanının din meselesi üzerinde istismar gayretinden uzak bir tarzda düşünmekte olduğunun delilini vermiştir. , o Cumhurbaşkanı Sunay türk tarihinin Osmanlı İmparatorluğu devrinde kuruluş ve yükseliş yılları- nın sırrım din adamlarının "yüksek fazilet, ve mede- niyet vasıflarına bağlamakta ,duraklama yıllarını on- ların "ilmi düşünce bakımından yetersiz, felsefi an- layıştan yoksun" olmalarına vermekte, gerileme yıl- larının sebebini de "cahil ve fikren karanlıkta kal- mış kişiler"in din önderliğini ellerine geçirmelerinde görmektedir. Bu mantık silsilesinin icabı olarak Su- nay, bugün Türkiyenin ileri memleketler seviyesine ulaştırılması çabasında din adamlarına önemli gö- revlerin ve sorumlulukların düştüğü fikrini söyle- mektedir Guinmbağkiriımi ileri sürdüğü hususların birer gerçek olmadığım iddia etmenin imkânı yoktur. An- cak Sunay, kendi düşünce sistemi içinde bir durumu fazla basite irca etmekte, sebeplerle neticeler ara- sındaki ilişkilerin teşhisinde bu, kendisini mübalâ- ğalı hükümlere götürmektedir. Din adamlarının, her dinin adamlarının, çok az istisnasıyla, devrin kudret sahibinin temayülü ve şahsiyetinin özellikleri istika- metinde fetva verdiği, tarihin bir başka gerçeğidir. Din unsurunun önemli olduğu, lâikliğin henüz aslıy- la benimsenmediği toplumlarda kudret sahibi, dinin yardımına muhtaç bulunduğuna inandığı hallerde, ar- zuladığı hükümleri istihsalde hiç bir zaman güçlük çekmemiştir. Burgiba Tunusta, "Tunus kalkınma yo- lunda seferi olduğu için" tunuslu müslümanların oruç tutmamalarının fetvasını kendi müftisinden almıştır. Nasır, Faysal besledikleri din adamlarından müşkilât görmemekte, kaşlarını çattıklarında bu din adamla- rı Kuranın tefsirini bir güzel yapmaktadırlar ki.. Uzağa gitmeye ne hacet? İstiklâl Savaşı Osmanlı İmparatorluğunun tükendiği, yani Sunaya göre din adamlarının en aşağı seviyeye düştükleri devrede ya- pılmıştır. Bu devrede bir kısmı din adamları Padişa- hın, bir diğer kısmı ise Gazinin tutumunun doğrulu- ğuna dair Kurandan parçalar bulup çıkarmışlar, fet- valarım ve vaızlarını bu iki değişik istikamette ver- mişlerdir. Türkiyede bugünün dinle ilgili meselesi, bir ikti- sadi ve siyasi husus olan kalkınmayı türk toplumu-

21 Ocak 1967 Metin TOKER nun din adamlarına "önemli görevler ve sorumluluk- lar" düşürerek mi, yoksa dünyevi konulan dünyevi yollardan mı halledeceği noktasındâ düğümlenmekte- dir. Cumhurbaşkanı Sunayın söylediği bu "önemli görevler ve sorumluluklar"ın ne olduğunu anlamak zordur. Yani bunlar "Ey cemaat, kalkınma çabamız islâmiyete uygundur" mu diyeceklerdir, yoksa "Yolu- nuzun, soyunuzun olması dinimizce günah değildir" telkinini mi yapacaklardır? Belki de Sunayın zihnin- den geçen, din adamlarının Plânın şeytan işi olmadı- ğını, Ortama Solunun bir kalkınma metodunun tari- finden başka şey sayılamıyacağını, bankaların elbette ki faiz alacaklarım köylüye, kendiye anlatmalarıdır. Ama Plânın şeytan işi olduğunu, Ortanın Solunun dinsizlik getireceğini ve bankaların faiz almamaları gerektiğini söyleyenler bir belirli politika okulunun mensuplarıdır. Din adamları, bu kudret sahiplerinin besteledikleri türküleri çalmaktadırlar ve onlara hiz- met etmektedirler. Hem de, çok zaman, bedeli muka- bilinde.. Cumhurbaşkanı Sunay konunun bir noktasındâ gerçeği görmektedir. Türkiyenin kalkınmasında tat- bikatçı rolüne sahip iktidarların seçilmesinde, din unsuru bir önemli rol oynamaktadır. Bu unsur 1946'- dan bu yana D.P.'nin, onu takiben A.P.'nin yararına işlemiştir. Şahıslan tanıyan herkes gayet iyi bilir ki ne Menderes İnönüden daha dindardı, ne Demirel e İnönüye nazaran daha hürmetkardır. Ama D.P. e A.P. din unsurunu bir seçim âleti olarak kullan- Mi C.H.P. lâikliğin buna müsait bulunmadığı prensibine sadık kalmayı memleketin menfaatine da- ha uygun görmüştür. Öyle anlaşılıyor ki kalben bir lâik olduğunda zer- rece şüphe bulunmayan Cumhurbaşkanı Sunay, sa- mimi çok lâikin ruh bunaltısı içindedir ve bir çıkış yolu aramaktadır. Tamamiyle lâik olmamış bir top- lumda, laisizm seçim kazanamadığına, demokratik sistemden vazgeçmemiz bahis konusu olmadığından iktidarların da seçimsiz kurulamayacağına göre geri- ciliğin bağlarından toplum nasıl kurtulacaktır? Sayın Sunay kendine göre çareyi bulmuştur: Aydın adamlarının kalkınma çabalarımızı desteklemeleri! Tıpkı, İstiklâl Savaşımızı desteklemiş oldukları gibi.. Ama bu yeni savaşın, tepesi attırıldığında, gözleri şimşek şimşek, "O zaman çok hoca kafası koparıla- çaktır.." diye kükreyen Gazisi nerededir? Türk toplumunu din adamlarının uhrevi mesele- ler üzerinde, lâik politikacıların ve teknisyenlerin dünyevi meseleler üzerinde tesir sahibi oldukları bir toplum haline getirmeye çalışmak, bu çetin yolda tâviz vermeden, hedefe varmak zaman da alsa yürü- mek acaba daha asil bir misyon değil midir? Atatürkün ve İnönünün yaptığı gibi..

Aynı gün çıkan diğer gazeteler