4 Mart 1967 Tarihli Akis Dergisi Sayfa 17

4 Mart 1967 Tarihli Akis Dergisi Sayfa 17
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

rine Mucip Ataklıyla Haydar Tunçkanat telâşla ve resmi elbiselerini giyerek Hava Kuvvetleri Karargâhına koşmuşlar. "Harekât bağladı" de- mişler. O akşam başlamış bir harekât yoktu. Bu, "resmi elbiseleri giymek" hikâyesi sonradan çok tefsire uğrayacaktır. Hava Kuv- vetlerinin bilhassa Ataklıdan emir aldığı söy- lenecektir. Halbuki, Ataklının bildirdiği şudur: Kendileri Ordudan ayrılırken o zamanlar bal- lı şekerli oldukları irfan Tansele “Paşam, bir tehlike tekrar belirdiğinde ne olacak?" diye sormuşlardır. Tansel de: "— Canım, üniformalarınızı giyer, gelirsi- niz" cevabını vermiştir. Zaten Ataklı ve Tunçkanat fazla kalma- mış, fakat orada Necati Unsalan tarafından görüldüklerinden bu hadise, sanki o sıralar ha- vacılar karacılara karşı tertiplere girilmişler de ötekiler kendilerini korumak için kara bir- liklerine alarm vermişler, 22 Şubatın bunun ötesinde mânası yokmuş havasını yaratmak is- teyenlerce istismar edilmiştir. ubatın o günlerinde her gece bu çeşit a- lârmlar veriliyordu, herkes bir hareket bekli- yordu, hattâ Genel Kurmay Başkanı Sunay kıtalar basıp durum kontrolleri yapıyordu. Amerikalının evinde bir toplantı BL sırada cereyan eden ilgi çekici bir hadiseyi anlatmalıyım. O günler Ankaradaki Ameri- ka Büyük Elçiliği müsteşarı Robert Barnes idi ve Barnes çok münasebeti olan, türkleri se- ven ve türkler tarafından sevilen bir amerika- lıydı. 21 Şubatta bana telefon etti, evinde bir kokteyl vereceğini söyledi, benim de gelmemi istedi. Amerika Dışişleri Bakan Muavini Mr. Talbott Ankaradaydı, toplantı onunla tanışma toplantısıydı. Günler hareketli günler olduğun- dan Barnes'tan özür diledim. O ısrar etti. "— Mutlaka gi Senin Talbott ile konuş- manı istiyorum" edi. Barnes, Paris Caddesinde bir evde oturu- yordu. Kokteyl fazla kalabalık değildi. Az ame- rikalı, daha çok türk vardı. Dikkat ettim, bü- tün siyasi partilerden bir veya iki kişi çağırıl- mıştı. Türk olarak bir de ben vardım. Şimdi partililerden Kasım Güleği, Hikmet Belbezi, Şinasi Osmayı hatırlıyorum. Talbott ile Tür- le iyedeki durumu konuştuk. Ben bir endişe iz- har etmedim. Bakan Muavini: "— Yani bir hareket olmaz mı diyorsu- nuz?" diye sordu. "— Hayır. Onu demek istemiyorum. Bir hareket belki bu akşam olur. Bunun heveslisi çoktur ve bunlar hazırlanıyorlar. Benim de- mek istediğim, her hangi bir hareketin bir ge- ce içinde bastırılabileceğidir. Bu hususta hiç tereddüdünüz olmasın ve sakın yanlış ata oy-

namayın.. Şu anda Türkiyeye İnönü iktidarı mutlak hâkimdir." Bunu söylerken bir maksadım vardı. O sı- rada bir konuşmadan öğrenmiştim ki bir ak- 5m evvel aynı evde ez bir kokteyl vardı ve albott orada, Talât Aydemirle arkadaşlarını tanıyor, onlarla konuşuyordu. Barnes Aydemi- rin hesaplarından, tasavvurlarından, hattâ ha- zırlıklarından en iyi haberdar olabilecek mev- kideydi: Şoförü, Talât Aydemirin kayınbirade- riydi! C.LA.'yi de unutmamak lâzımdı. Eminim ki Talbott Amerikadan bir son- daj maksadıyla gelmişti ve bir yeni ihtilâl vu- kuunda Hükümetinin hangi ata oynaması ge- rektiğini teşhise çalışacaktı. Talât Aydemirin ona, kendi kuvvetini nasıl anlattığını ve dış münasebetler konusunda ne teminatlar verdiği - ni tahmin etmek hiç güç değildi. Megaloman Albay o günler gerçek kuvveti elinde tuttuğu- nu, Hükümete kumanda ettiğini, memleketin asıl hâkimi bulunduğunu her yerde oçalımla söylüyor ve doğrusu istenilirse bir çok "yüksek sorumlu"yu da tesir altına alıyor, hattâ onla- ra emirler bile veriyordu. , Talbott sözlerimi dikkatle dinledi. O gün İsmet Paşa tarafından kabul edilmişti. İsmet Paşa da liz kendisine aynı istikamette sözler söylemişti, Bakan Muavinine "belki bu ece.." demem de Ez değildi. Zira İsmet aşa bu juntacılara nihai darbeyi indirmek ka- rarını vermişti ve başta Talât Aydemirin, ser- güzeştçilerin eelbaşlarına Ankara dışında tâ- yin edildikleri yeni görevleri bir gün sonra teb- liğ edilecekti. Ancak bunların, bu tâyinleri du- yup öğrenmiş olduğundan şüphe etmiyordum. Hareketten önceki son dakikalar ubatın 19'u, 20'si, 21'i kaynayan günler oldu. 5 Askerler her yerde çeşitli toplantılar yapı- yorlardı. Ordu ve Kolordu komutanları Anka- raya gelmişlerdi. Genel Kurmayda Genel Kur- may Başkanı ve Kuvvet Komutanlarıyla görüş- tüler, süratle yerlerine döndüler. Bu toplantı- dan bir gün sonra Sunay Kuvvet Komutanlarıy- la birlikte, Gürseli ziyaret etti, sonra geldi, Başbakanlıkta İsmet Paşaya bilgi verdi. Yük- sek kademe "bir şeyler olmayacağından" emin- di. İsmet Paşa bir gün önce radyodan millete hitap etmiş, 27 Mayısa A.P.lilerin fütursuzca yaptıkları hücumların Orduyu yaraladığını ha- ber vermiş, böyle davrananlara sert bir ihtar- da bulunmuş, buna mukabil bir ihtilâle de kar- şı koyacağını bildirmişti. Ordu, juntacılar ta- rafından hâlâ bu hücumlarla tahrik olunmak- taydı ve Başbakanın böyle bir konuşma yapma- sı Ordunun komutanları, bilhassa Sunay tara- fından istenmişti. Konuşma tesirini gösterdi, 17

Aynı gün çıkan diğer gazeteler