6 Eylül 1936 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi Sayfa 4

6 Eylül 1936 tarihli Cumhuriyet Gazetesi Sayfa 4
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

CUMHURÎYET 6 Eylul 1936 KUçUk Hlkflye Rüzgâr kasrı Jean Rameaudan Gazı koprusu Vesilesile İstanbulun Imarı meselesi IBaşmakaleden devam~\ vel para meselesi olduğuna ve İstanbulun bütçesi de meydanda bulunduğuna göre tstanbulun imarında herşey bu imkâna göre sıra takib ederek zamanla tahakkuk ede ede tekemmiil edip gidecektir. Devletin gösterdiği yüksek alâka Istanbul için çok büyük bir mazhariyettir. Bizzat Büyük Şef Atatürkün İstanbul imanna filen atfetmekte olduğu ileri ehemmiyeti şükran gözlerimizle görüyoruz. Bu büyük alâkayı tstanbullulann takdir etmesi ve binnefis istanbul şehrinin imar işinde azamî ve bilhassa bilgili bir faaliyet göstermesi lâzımdır. Bu bahiste bizzat kendimizi tenkidle işe başlamamak elde değildir. Maatteessüf şehirlinin şehirle alâkası, ortada başanlması mevzuubahs imar işinin büyüklüğile mütenasib olmaktan uzaktır. Az alâkanın daha çok ipsizsapsız tenkidlere münhasır kalması haklı surette tenkide lâyık ve dibsiz kile, boş ambar tabirine mutabık bir hareket tarzıdır. Ondan sonra da hâlâ İstanbul imannın bir plânı, bir programı yapılmamıştır. Eğer İstanbulun bir imar plânı yapılmış olsaydı ihtimal ki Gazi köprüsünün demir duvar bir duba köprü yerine bir asma köprü olması tercih edilirdi, İç İşleri Bakanımızın: Biz de tetkik ettik, bugün için yapılabilecek budur demesine rağmen. Kabul ve itiraf etmek lâzımdır ki İstanbulun devam eden imarı işi biraz gelişigüzel ve rasgele yapılmaktadır. Eğer elimizde îstanbulun toplu bir plânı olsa yapılacak işleri sıraya koymak, zaman mefnumu içinde şehrin alacağı müstakbel şekilleri şimdiden bilmek mümkün olurdu. Bilgili faaliyet sözü içinde İstanbulun hangı ekonomık sahalarda nasıl inkişaf edeceğini de gözönüne almak icab ettiğini unutmamalıdır. Adeta denebilir ki îstanbul şehri meselenin bu tarafını tamamen ihmal etmiş gibi bir vaziyettedir. istanbulun imarına devlet te iştirak ediyor ve daha ziyade iştirak edebilir de. Evkafın, îktısad ve Nafıanın ve hemen bütün Vekâletlerin îstanbul imarına ilâve etmekte oldukları ve daha fazlasile katabilecekleri mühim hisseler vardır. Şehir bunlardan hakkile istifade edemiyor. Çünkü henüz kendisinin takarrür etmiş geniş mikyasta bilgili bir programı yoktur. Şehir işte varidatım ve masraflarım bunlar, ben bu dairede birşeyler yapabilirim diyip gitmektedir. Eğer ' elde program olsa bu varidatın artmıyacağı ve hele eldeki para ile daha semereli işler yapılmıyacağı iddia olunamaz. O halde hulâsa ederek îstanbul üzerinde şarbaydan devlet merkezine kadar herkesin hüsnüniyetle çalıştığını ve beyhude tenkidcilere kadar herkesin hüsnüniyetle konuştuğunu kabul edelim. Eksik olan yefijâne şey geniş ölçüde bilgiye müstenid programdır. Bir de bu olsa ortada mesele kalmıyacaktır Işçilerin toplantısı Dün Ticaret Odasmda toplanan işçilere, iş kanunu üzerinde izahat verildi Uzun yıllardanberi ilk defa muhtelif fabrikaların işçileri dün öğleden sonra Ticaret Odasında bir toplantı yapmışlardır. Bu toplantıda fabrikalardaki işçileri temsilen yüze yakın işçi murahhası bulunuyordu. İş dairesi reisi Enis Behicden başka iş dairesinin şehrimizde bulunan memurlan ve Ticaret Odası namma da sanayi raportörü Nebil Alut bu toplantıda hazır bulunmuştur. Toplantıyı iş dairesi reisi Enis Behic açarak işçilere bu davetin, iş kanununun hususiyetlerini ve umumî vaziyetlerini kendilerine anlatmak ve yakmdan te masta bulunmak üzere yapıldığını söy ledikten sonra kanun üzerinde konuşmalara geçilmeden evvel hükumetin ve memleketin nasıl bir işçi istediğini kısaca izah etti. Bundan sonra, kanunun hususiyetlerini anlatmağa başlıyan Enis Behic hemen bütün maddeler üzerine temas ederek hayattan misaller almı? ve uzunboylu iza hat vermiştir. Enis Behic bilhassa iş saati üzerinde durarak haftada 48 saat mesainin nasıl taksim edileceğini ve bu işin neden üç senelik bir tatbik devresine bırakıldığını misallerle anlatmıştır. Kadınların gece işlerini dört senede terkedeceklerini ve yer altında çalışamıyacaklannı söyliyen Enis Behic çocuklar için konulan 12 yaş haddinin on dörde çıkanlması ihtimalinden bahsettikten sonra işçilerin sıhhatine geçerek: « Senin canm, yalnız senin değil; benim de canrmdır. Seni istediğin gibi çalışmağa bırakamayız..» Demiştir. îş dairesi reisi kanunun bütün madde lerini anlattıktan sonra iki saat süren bu toplantı işçilerin teşekkürleri ve memnu niyetleri arasında bitmişrir. RADVO (^ Bu aksamki programj İSTANBUL: 12,30 muhtelif plâk ve halk musiklsi 18 Tepebaşı bahçesinden nakil 19 haberler 19,15 muhtelif plâklar • 20 muhtelif sololar (plâk) 20,30 stüdyo orkes trası 21,30 son haberler 22 gazetelere mahsus servis. VİYANA: 18,50 eğlenceli konser 20,05 saat 20,15 konserin devamı 21 edebi yayın 21,05 halk musiklsi ve halk piyesi 23,05 haberler, spor . 23,25 şarkılar 24,05 konuşma 24,20 gramofonla dans musikisi . 1,05 Çingene musikisL BERLİN: 18,05 eğlenceli musiki yayını 19,05 gramofonla dans havaları . 20,05 devlet yayını 20,50 Münihten nakil . 21,05 operakomik yayını 23,05 hava .raporu, havadis, spor 23,35 gece musikisi . 1,05 karışık yayın. BUDAPEŞTE: 18,05 salon orkestrası 18,35 Arabistan hatıraları . 19,35 konuşma 20,05 Macar operetlerinden parçalar 21,40 gramofon. 22.40 haberler, spor 23,05 Çingene orkestrası 24,05 cazband takımı .1,05 son haberler; BÜKREŞ: 19,05 havadis 19,20 dans orkestrası 20,05 konferans 20.25 dans orkestrası 21,10 konferans 21,25 orkestra konserl 22,35 haberler, spor 22,45 spor 23 gece konseri . 24 haberler. LONDRA: 18,20 şarkılar 18.50 orkestra konseri 19.50 konser . 21 dini yaym 21,50 hatı i ralar . 21,55 havadis 22,05 söz ve saz 22.05 orkestra konseri 23,35 son. PARİS [P. T. T.]: 18,05 gramofonla dans havalan 18,35 piyes, lstirahat esnasında haberler . 20,50 radyo fantezlsi: Bir ev hikâyesl 21,20 spor21,35 opera yayını. ROMA: 18,05 şimalî İtalyadan nakil . 19,35 gramofon 20,35 spor, gramofon . 21,10 havadis . 21,45 opera yaymı 22,45 sinema konuşması 22,55 opera yaymı, sonra dans musikisi. istirahat esnasmda havadis. Yaylanın tepesinde, hiç görmediğırr garib bir bina vardı. Her tarafı delik deşik bir bina. Arkadaşıma sordum: Bu nedir? Bu mu? Rüzgâr kasrı. Sahi, bu binada rüzgâr başka türlü esse gerek. Vallahi tasavvur edemezsin.. Yaklaşalım da görürsün. Hele bir rüzgâr essin de bak. Rüzgâr başladı. Ben de o zaman gördüm ve işittim. Bu, bir musiki idi, bir çok aletlerin hep bir arada çalınmasmdan doğan bir musiki. Haykırdım: Demek içinde delilerden müteşekkil bir orkestra var. Hayır, azizim. Orada, virtüozlann şahı olan rüzgârdan başka bir şey yok. Yalmz bütün fevkalâde aletleri onun emrine amade tutmuşlar. Fırtına gün leri koca bina baştan başa büyük bir musiki kutusu kesilir. îçinde kimler oturuyor? Bir ihtiyar çift. Sağır mı? • Hayır. Kaçırmış o halde? Belki de. Fakat onların hastalığı gayet meraklı bir çılgınlık. Memlekette onlara herkes budala gözile bakar, halbuki halleri bana pek dokunur.. Bak anlatayım: 1870 senelerinde bu bina daha yapılmamıştı. Fakat biraz aşağıda gördüğün kerpiç ev gene orada idi. Bu ev bir bakkalın idi, yazın kiraya verirdi. Günün birinde oranın manzarası bir Parisli ailenin pek hoşuna giderek evi tuttular. Bunlar, Kont J... ile karısı idi. Dokuz, on yaşlarında da bir kız çocuklan vardı. Yavru, sabahtan akşama kadar bahçede şarkı söyler. dans ederdi. Bakka lın da o yaşta bir erkek çocuğu vardı. Çok geçmeden iki yavru bahçede bir birlerine rasgeldiler. Bahçede yaşh bir çınar ağacı vardı.. Işte bak, hâlâ orada. Günün birinde çocuklar ne oyunu oy nasınlar beğenirsin? Rüzgâr ne zaman ağacdan bir yaprak düşürürse öpüşe ceklerdi! Vay bacaksızlar vay! İnşallah sonbahar mevsiminde değildi. Gerçi o zamanlar daha yazdı amma arkasından hemen sonbahar geldi. Yaprak yağmuru başlayınca yavruların işi de çoğaldı. Rüzgârla çınar bu oyunda onları yeniyordu. Bunun için yav ruipr npfps alamadan öpüşüyorlardı. Fakat bazan dudaklar yollarını şaşırı yorlar ve sade yanaklara konmuyor lardı. Buranın kızlarını bilirsin sade buranın değil ya elbette , daha on ya şında, şeytanın pençesi onların melek kanadlarını buruşturmağa başlar. Velhasıl... Bir aşk macerası mı? Bir aşk macerası ve bir dram. Kontes J... bir gün kızile oğlanı bu oyunu ateşli ateşli oynarlarken yaka ladı ve bir skandal oldu. Nasıl? Vikontes Maril bakkal çocuğu Francillotyu öpsün ha! Kızı fena halde haşladılar, belki de dövdüler. Kontla Kontes bu pislik memleketinden hemen ayrıldılar. Artık o güzel oyun bitmişti ve Marie bir daha Francillotyu görmiyecekti. Acaba çınarın bir daha yapraklanmağa yüzü tutacak mıydı? Yavruların birbirlerine veda etme lerine bile müsaade etmediler. Fakat sene başında, hizmetçiler sayesinde. birbirlerine bir kuru çınar yaprağı gönderebildiler. Her ikisi de bu yaprağı muska gibi kalblerinin üzerinde sakla dılar. Bilsen seneler geçince orada bu yaprak ne güller açtı! Sene seneyi ta kib etti. Marie manastıra girdi. Fran cillot da liseye. On beş yaşına, sonra da yirmi yaşına geldiler. Birbirlerini ü nutmuşlar mıydı? Kimbilir? Bir gün Paris gazeteleri, Vikontes Marie de J... ile Baron Louis de K... ın nişanlandık larını haber veriyordu. Mühendis François olan Francülot bu gazetelerden birini okumuş olacaktı ki, genç kız, nikâhtan bir gün evvel garib bir paket aldı. Bu, beyaz tahtalı bir kutu idi ve içinde bir avuç sararmış yaprak vardı, çınar yaprağı... Marie bu nu görünce benzi attı. Bu yaprakların nereden geldiklerini anlamıştı. Ağlı yarak her yaprağa bir buse kondurdu. Annesi bu anda kapıyı açmış, içeri giriyordu. Kutuyu, yaprakları ve nereden gönderildiğini gösteren etiketi görünce o da anladı. Kızına: At bunları bakayım! dedi. Aman anneciğim! Hemen çöplüğe!.. îstemiyor musun?.. Pekâlâ... Kontes kutuyu alarak balkondan aşağı attı. tşte o zaman alelâde bir hâ dise oldu. Fakat Marie buna bir fev kalâdelik, bir mucize mahiyeti verdi. Rüzgârm savurduğu kuru bir yaprak pencereden içeri girerek genç kızın saçlarına kondu. Bu ölmüş şeyin isyanı, rüzgârm müdahalesi ne büyük bir harika idi!.. Marie, başından yere düşen yaprağı almak için diz çökerek: Ah benim FrancillotcuğumL diye hıçkırmağa başladı. Annesi gene: At onu! diye emretti. Gene kız: İşte bak ne atıyorum! dedi. Pen cereden attığı şey nişan yüzüğü idi. Marie, Baronla evlenmedi, reşid ol duğu zaman da mühendis Françoisya vardı. Ve, saadetlerini rüzgâra medyun ol dukları için bu rüzgâr kasrını yaptır dilar, orada oturuyorlar. Rüzgâr onla nn Allahıdır; ona tapınırlar. Kasra bir çok delik yaparak. helezonî tüpler koyarak rüzgâra birçok saz hazırladılar ve rüzgâr esince bu aletler de bin bir senfoni çalar. Onlar. rüzgârın. başları ucunda, et raflarında şarkı söylemesini istediler. Ona güzel kokular vermek için ocak larda kıymetli odunlar yakarlar ve bunların dumanı rüzgân ıtırlar. Rüzgâra şükranlarını göstermek için. bir gün vücudlarımn tozlarını da ona vereceklermiş. vasiyetnamele rinde, cesedlerinin yakılmasını iste mişler. Külleri ne olacak biliyor mu sun? Bir fırtına gününde rüzgâra sa vurulacak. Evet rüzgâra, aşklarını ya pan ve hayatta olduğu gibi ölümde de ebedî minnetlerinP göstermek istedik leri rüzgâra. Arkadaşım birdenbire kolumdan tutarak: Bak, bak! dedi. Yukarıda. tarasada iki ihtiyar gör düm! Şarkı söyliyen rüzgâra. güller, de met demet; renk renk; güller serpiyorlardı. Fransa Polonyaya para veriyor Londra 5 (Hususî) Moskovadan gelen bir habere göre, Lehistan ordusu Başkumandanı Generaİ Rydz Smiglinin Parisi ziyareti münasebetile Fransa, Lehistana uzun vadeli bir istikrazda bulunmuştur. Bu para ile Lehistanın teslihatı modern bir hale getirilecektir. Yunanistanda komünizmle mücadele başlıyor Atina 5 (Hususî) Komünistlerin takibi"çin hükumet çok şiddetli hükümler ihtiva eden bir kanun hazırlamıştır. Bu kanuna göre, komünistlerin her türlü içtimalan menedilecek ve komü nistlik zihniyeti taşıyan hükumet me murlarile askerlerden bir defa komü nistlikten mahkum olanlar bir daha devlet hizmetlerinde kullanmıyacak Iardır. Talebeden de komünistliğe ta [Baştarafı 1 inci sahljede\ Tören, varlığımiz tarihinin başlangıç raftar olanlar mekteblerden tardedileyeri olan lise binası önünde yapıldı. Ha cekleri gibi ebediyyen tahsil hakkından tiblerin, bugünün Türkün hayatındaki mahrum edileceklerdir. müstesna ehemmiyetini tebarüz ettiren nuAmerikada Reisicumhurla tuklanndan sonra asker kıt'alan halk ve Reisicumhur namzedinin esnaf teşekkülerinin iştiraki ile büyük bir mülâkatı geçid resmi yapıldı. Nevyork 5 (A.A.) Amerika Birle Müteakıben bu varlık gününün yara şik devletleri riyasetine cumhuriyetçi tıcısı Atatürkün şeref verdikleri tarihsel parti namzedi Kansas valisi Landonla salon binlerce yurddaş tarafından coşkun Ruzvelt arasında dün Java eyaletinde bir heyecanla ziyaret edildi. Gece bü " Desmainesde bir mülâkat vukua gel yük bir fener alayı yapıldı. 600 davet" miştir. Kurakhktan müteessir olan e liye müsamere verildi. yaletler valileri de bu mülâkatta hazır Bugün ve bu geceyi ayakta ve neş'e bulunmuşlardır. içinde geçiren Sıvas Atatürke bağlılık Landon, Ruzvelte kurakhktan mütesevinci ve heyecanı ile baştan başa coş vellid güçlüklerin halli hakkında bazı kun bir tezahür alaru oldu. Gece bu tekliflerde bulunmuştur. mutlu gün şerefine büyük bir balo Te * Gazeteler, bu mülâkata büyük bir ehemmiyet atfetmektedirler. rildi. »,,, Kutlu bir yıldönümü Bu gece nöbetçi olan eczaneler şunlar. dır: İstanbul cihetindekiler: Aksarayda (Şeref), Alemdarda (Esad), Bakırköyde (Hilâl), Beyazıdda (Asador Vahram), Eminönünde (Sallh Necati), Fe. ncrde (Hüsameddin), Karagümrükte (Kemal), Küçükpazarda (Necati), Samatyada (Teofilos), Şehremininde (A. Hamdl), Şehzadebaşında (Hamdi). Beyoğlu cihetindekiler: Galatada (Sporidis), Hasköyde (Barbut), Kasunpaşada (Vasıf), Merkez mahiyede (Kanzuk), (Güneş), Şişlide (Halk), Tak slmde (Taksim), (İtimad). Üsküdar, Kadıköy ve Adalardakiler: Büyükadada (Merkez), Heybelide (Yusuf), Kadıköv, e*kl İskele caddesinde (Bü. yük), Kadıköy, Yeldegirmeninde (Çiier), Üsküdar, Çarşıboyunda (İttihâd). Nöbetçi Eczaneler Dün Fatihte yapılan merasim Tayyare haftasının sonu dolayısile 59936 cumartesi günü saat 15 te T . H. K Fatih şubesi tarafından Fatih parkında hava şehitleri Anıdı önünde pek parlak bir merasim yapılmıştır. Merasime aralarında Fatih Kaymakamı Bay Rauf ile Parti, Hava Kurumu ve Kızılay erkânımn da bulunduğu binlerce vatandaşın huzurunda itfaiye bandosu tarafından çalınan Istiklâl marşile başlanmış Türk Hava Kurumu namma Kenan Akter ve Rüştü Diktürk tarafından heyecanlı birer nutuk söylendikten sonra hep bir ağızdan söylenilen Cumhuriyet marşile torene son verilmiştir. Hondurasta isyan Meksiko 5 (A.A.) Buraya gelen habere göre, Hondurasta bir isyan baş göstermiştir. Marco Barcamn bu hare ketin başında olduğu söylenmektedir. Batı Hondurasında ihtilâlin daha şid detli olduğu, yalnız liberal muhalifle rin değil, muhafazakârlann da isyana iştirak ettikleri haber verilmektedir. (Çajırılar, konferanslar, kongreİeT) Deniz Kulübünden: 31/8 y936 da mukarrer olan heyeti umumiye içtimaı ekseriyetin olmaması dolayısile nizamname mucibince 7/9/936 pazartesi günü saat 18 de Deniz Kulübünde yapılacagmdan azaların mesfeur gün v© saatte Kulübü teşriflerl rica olumır. %5 faizli, 1909 tarihli îstanbul, Şehremaneti tstikraz tahvillerine aid 52 sayılı, 15 eylul 1936 vadeli kupo nun 15 eylul 1936 tarihinden itibaren Osmanlı Bankasmın İstanbul ve Lon dra merkezleri gişelerinde, beher birlik kupon L.0.7.0. hesabile tediye edileceği, mezkur tahvüât hamillerinin malumu olmak üzere ilân olunur. v Kongreye davet F. VARAL ttalya ile ticaretimiz hakkında c YENİ ESERLER Siyasal Bilgiler «Mülkiye» î LÂN YUNUS NAD1 Izmir (Hususî) Iktısacl Vckâleti nıüdiranından ve Türkiye Italya ticaret işlerine memur Suphi Ziya şehrimizde dir. Dün, Izmir ihracat ve ithalâtçıla Dün sabah Sirkecide tramvaydan rını bir toplantıya davet ederek iki memleketin ikhsadî münasebetleri etrafında inen Arnavudluk jandarma müfettişlerinkendilerine malumat vermiş, onların tnu den kaymakam Kopis sokakta bir kadın kabil fikir ve dileklerini dinlemiştir. çantası bularak polise teslim etmiştir. Çantanın çinde iki beşibirlik, on bir alEge tütün piyasası îzmir (Hususî) Bu sene tütün pi tın lira, üç cumhuriyet lirası ve bir mik* yasasının biraz daha erken açılacağı ve tar bozukluk ile bir tarak ve bir ipekli mahsulün iyi bir varidat temin edeceği mendil bulunmuştur. Polis yaptığı tahkikatta çantanın Fa anlaşılmaktadır. Kumpanya eksperleri muhtelif mıntakalarda faaliyettedirler. tihte Hırkaişerifde oturan fen memuru Mahsul, her senekinden daha nefistir. Ahmed Hamdinin karısına aid olduğu tnhisarlar Idaresi de bu sene fazla mu meydana çıkmış ve çanta sahibine teslim edilmiştir. bayaat yapacaktır. Altın dolu bir kadın çantası bulundu Her ay muntazaman intişar etmekte olan Siyasal Bilgiler cMülklye» mecnvuasının altmış beşlncl sayısı da çıkmıştır. Sosyal, siyasal ve ekonomik mevzularda kıymetli etüdlerle ayın slyasası ve kronolojisi bulunan bu değerli mecmuayı oku. yucularınuza tavsiye ederiz. SARAY Sineması 1936 1937 kış mevsimini 9 Eylul önümuzdeki Perşembe akşamı IRENNE DUNN ve RİCHARD DİX'in oynadıkları Kahraman Haydud filmile açacakbr. Bu yeni mevsim için iyi ömidler veren bir Aşk • Ltiks ve MUzfk fllmldlr. Suadîye Plâj tiyatrosunda H A L K OPERET1 Bu akşam 21.45 te H A L 1 ME Yarın akşam KADIKÖY SÜREYYA'da Rahmet Efendi «Dün Pendikte, hat boyunda bir kadm cesedi bulunmuş ve kanlar içindeki bu cesedi görenler evvelâ bunu bir tren kazasına atfetmişlerdir. Halbuki yetişen jandarmalar, cesedi tetkik edince kadı nm dört yerinden vurularak öldüriildüğünü anlamışlardır. Yaralann dördü de kurşun yarasıdır. «Cinayet Pendik istasyonundan beş, altı dakika kadar ileride yapıldığı için bu civarda birbirinden çok uzak iki üç köşk sakinleri isticvab edilmişlerdir. Fa kat hiçbir netice elde edilememiş, kimse ne maktul kadmı tanıyabilmiş, ne de bir tek silâh sesi işittiğini söylemiştir. Cesed sabah saat on buçukta görüldüğü için cinayetin sabah karanlığında yapıldığı sanılmaktadır. Maktul kadm elli, elli beş yaşlarındadır, temizce kıyafetli, fakat ellerinden bir ahçı veya hizmetçi olduğu istidlâl olunmaktadır. «Cesed morga gönderilecektir. Pendik jandarması bir taraftan maktulün hüviyetini tesbite, diğer taraftan katilin veya katıllerin kim olduğunu tahkika çalışmaktadır.» lArkası var] Pendikteki beyaz ev Zabıta romanımıı: 19 Yukanda doktor Naciye Hanımla hâlâ meşguldü. Pansıman, enjeksiyon ve kanm tevkifi, durduğu sanılan kalbi artık işitilecck kadar faaliyete getirmişti. Doktor ertesi akşama kadar kadının tam bir istirahat halinde bulunmasını tavsiye ederek gitti. Onun arkasından Mehmed Kutsi için bu evde yapılacak pek az şey kalmıs, olduğundan komiser de maiyetile birlikte Orhan Nacinin evinden aynldı ve ancak iki gün sonra bu eve bir kere daha uğrıyarak gözünü açmış ağır ve alçak sesle konuşmağa başlamı; olan Na ciyeyi gördü. Yaralı kadın, hâdisenin sabahı kendisile görüşmüş olduğu polis memurunu tanıyamadı. Bir müddet çekindi, korktu. Yüzüne bile bakmak istemedi. Kutsi de onu yormaktan, fena bir hale düşürmekten çekiniyordu. Neden sonra: Naciye Hanım, dedi. Ben sizi gördüğüm ve kocanızın katli hakkında sizden malumat almak istediğim zaman b«ni biraz ikaz etseydiniz belki sizi daha iyi muhafaza ederdik. Çok uğraştık, hatta katilin size karşı daha feci bir hareketine biz mâni olduk. Amma büsbütün, sizc hiçbir zaran olamıyacak şekilde mâni olmamız da mümkündü. Siz istemedinız. O zaman Naciye başını çevirdi. Kut sinin yüzüne daha büyük bir dikkatle baktı. Tanır gibi oldu; çok, ancak, işi tilmesi RÜÇ bir sesle: Nasıl mâni oldunuz? diye sordu. Kutsi onun neyi anlamak istediğini hemen sezcrek: Caninin size taarruz ettiği gece ben ve arkadaşlarım bir tesadüfle bu taar ruzu öğrenerek sizî muhafazaya gelmiş tik. Biraz geç kalmışız. İşte bu geç kalma hem sizia yaralanmanıza, hem bizim tam tedbirler alamıyarak katili kaçırmamıza mal oldu. Naciye, başucunda, ayakta duran Müjgâna istifsarkâr bakıyordu. Müjgân başını sallıyarak: Evet, geç kaldılar.. Demekle iktifa etti. Fakat Naciye artık karşıdakinin bir zabıta memuru ol duğuna kanaat getirmişti. Bu kanaati Naciyenin yüzünde okuyan ve kadının ıstırablarından yavaş yavaş kurtularak hafızasını toplıyabildiğini gören Kutsi: Bir iki kişi yakaladık. Tabiî sizi vuran adamı tanırsınız. Onları size göstereceğiz! Dedi. Naciye başını çevirdi. Uçuk benzinin içinde fersiz gözleri birden parladı ve birden acı bir ıstırabla kıvranmıya başladı. Ah, beni bırakınız, öleyim. Kimse ile.... Beni karşılaştırmayınız; istemiyo rum. Diye inledi. Kutsi kenardaki şezlon gun kenarına ilişerek yaralı kadını birkaç dakika kendi haline bıraktı. Odada bu birkaç dakika derin bir sükut hüküm sürdü. Kutsi nefes bile almadı. Naciye başı duvar tarafına çevrilmiş, gözleri kapalı yatıyordu. Müjgân kadm boynunu bükmüş, hanımının teessüründen müteessir, kımıldamıyordu. Kendini çok mustarib gösteren Naciye birdenbire başını çevirdi. Şezlongda otu ran Kutsiyi göremeyince Müjgâna: Gitti mi? Diye sordu. Müjgân elile Kutsiyi gösterince Naciye yatakta biraz doğruldu ve Kutsiyi gördü. Başı tekrar yastığa düştü. O zaman Kutsinin, bu kadında birçok esrarın gizli kaldığma hiç şüphesi kal madı. Başına bu kaza gelmeden evvel etrafında dönen tehlikeden haberdar olduğu halde bunu gizlemiş, nasıl tehdid edildiğini bile söylememişti. Şimdi yaralı idi, ölümden güç kurtulmuştu. Ölmediğine göre ayni suretle tekrar tehdid olunabilirdi. Öyle iken kendisine yapılan taarruz hakkında hiçbir malumat vermek istemiyordu. Kutsi son bir ümidle: Peld; yakaladıklarımızı size getirmiyelim. Fakat bari size hücum eden adamı bana tarif ediniz. Klsa boylu mu, tıknazca mıydı? Evet... Sakalı yoktu değil mi> Hayır... Bilmem; görmedim. Görmediniz mi? Halbuki burada, yanınızda on beş, yirmi dakika kadar kaldı; değil mi? Biz onun girdiğini gördük. O zaman lâmbalar yanıyordu. Hal buki sonra söndü; demek ki... Naciye sabırsızlık ve endişe ile Başını gene çevirdi Hiçbir suale cevab vermiyeceğini her halile anlattığı için Kutsi fazla kalmanın manasız olduğunu düşündü, veda etti. İhtiyar bir kadının katli Ahmed Kenan, tünelden inerek köprüye geldiği zaman akşam gazeteleri sa tan bir müvezzie rasladı ve merak ettiği l.aberi ancak vapura yerle§tikten sonra okuyabildi. Bu cinayet bir gün evvel ve Pendikte yapılmış. Bununla Ö markalı caninin alâkası var mı, yok mu? Burası malum olmadığı gibi Nenninin alâkadar olduğu da belli değildi. O yalnız Ner minin evinde bir telgraf bulmuş, telgrafın îstanbul civanndan geldiğini kesik, yanmyamalak kâğıd parçasının bir ucundan anlamış. Telgrafın P harfile başlıyan bir yerden gönderildiğini görmüştü. Bu P Pendik mi, Pendik olsa bile cinayetle alâkası ne? Bununla beraber bir hissikablelvuku, ona Haydarpaşa yolunda büyük bir merakla cinayet îıaberini okuttu: Serlevha «İhtiyar bir kadının katli» idi ve altında şu havadis vardı:

Bu sayıdan diğer sayfalar: