21 Kasım 1935 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 8

21 Kasım 1935 tarihli Haber Gazetesi Sayfa 8
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

ekli A ate be TİYE HALİDE EDİB Fakat Bayram ağa uşakların söylediklerini kurdukça kurdu. O Bilâlin parlak istikbaline, oğlanın kendi kadar, iman etmişti. Paşa- nın onu beğenip mektebe ver. mesi ikbalinin ilk alâmeti idi. Vaktiyle paşa damatları, sadra- zamlar, herhangi paşanın istida- dını beğenip terbiye ettiği adam- lardan çıkmaz mıydı? Paşa belki kızmı vermek istiyor, belki de ye- tiştirip ileride kendi yerini oğla- na bırakacaktı! Öyle ya, Hilmi bey kansız, cansız... Bilâl ateş gi- bi. Belki paşa Bilâlden padişaha bile bahsetmişti. Bütün bu tatlı kuruntuları şimdi bir Rabia yıka- cak mıydı? Selim paşa o sabah güllerinin sümüklü böceklerini topluyor, bi- rer birer yere atıyor, üstüne bası- yor, ezerken yüzünü gözünü bu- ruşturuyordu. Güllerini bu kadar sevmese bunu yapmazdı. Hayvan- lara çok acırdı, ömründe piliç kes- miş adam değildi. Cana kıymak, eziyet etmek — bunlar dairesinin haricinde, vazifesinin haricinde olursa — istikrah ettiği şeylerdi. Bayram ağa nazarı dikkati cel- betmek için öksürdü. “Merhaba Bayram ağa!,, “Merhaba paşa efendimiz!,, “Ne var ne yok? Galiba birşey söylemek istiyorsun?,, “Evet paşa efendimiz. Bir na- mus İŞi...,, Paşanm elinden sümüklü böcek düştü, üstüne basmayı unuttu, gözleri ateş püskürüyordu. Bir ân evvelki halim yüzün üstünü öyle şiddetli bir gazap bürümüştü ki Bayram ağa kadar yüreği olmıyan kim olsa tabanları kaldırır kaçar- dı. “Ne demek istiyorsun, herif?,, Bahçıvan anlattı. Bilâl ile Ra- bia bahçede sık sık konuşmuşlar, uşaklar görmüş, bu ateşle pamuk oyunu tehlikesi Bayram ağayı en- dişeye düşürmüş... Paşa nefes aldr. Yüzü de sesi de vâzife haricindeki mülâyimliğini, nezaketini takınd. “Bana bak Bayram ağa. Buo kadar fena birşey değil. İkisi de biribirinin küfvü. Hanımefendi Rabia hanıma bir ev alır, ben de| oğlanı mektepten çıkınca bir me- muriyete korum...,, Bahçıvan başını salladı. Rabia hanım onca hiç de Bilâlin küfvü değil. Pekâlâ bir kızcağız amma olsa olsa bir imamla, bir bakkal. la, belki de bir çalgıcı ustasiyle evlenebilir. Paşanın gene kaşları çatıldı. “Bilâl kim oluyor?,, Kim mi oluyor? Bahçıvan an- lattı. O paşanın istidadını görüp eliyle mektebe verdiği çocuk. O vaktiyle padişahlara, paşalara da- mat olan, vezir olan hamurdan yuğrulmuş! Bilâl en aşağı bir pa- şaya damat olabilir. Paşayı darılt. güya Gİ ali se dei > zall (Nakil, tercüme ve iktibos hakkı mahfuzdu.., bii ei < 21 SONTEŞRİN — 1939 mamak için binbir dereden su se| Arslan esere Ahmet bötüllyanla Meksikayâ' gitmiye karar verdi. Bu yolculuktan sonrâ:; Neclâyı hemen bulacakmış gibi, içinde gittikçe derinleşen bir sevinç tirerek bunları ihtiyar bahçıvan anlatırken paşanın gene yüzünün şiddeti geçti. Anlamıştı ve kızma: mıştı. O eski Türk cemaatın, iç- timai demokratıydı, asalet onca ferdin kabiliyetindeydi. Yalnız şimdiye kadar kızı ile zihni hiç meşgul olmamıştı. Mihrinin yaşı yirmiye yaklaşmıştı, hem Bilâlden büyük hem de sönük, sevimsiz bir kızdı. Alsa alsa onu paşanın mev- kiinden istifade etmek isteyen fa- kir bir genç alabilirdi. Yakışıklı, ateşli Bilâle kızını lâyık görmedi. Bilhassa ya o kadar sevdiği Rabi- anın gönlü oğlana aktıysa... Kaş- lar gene çatıldı: “Eğer Bilâl Rabia hanımla eğ- lendiyse kemiklerini kırarım. Olur ki sadece bahçede konuşmuşlar, uşaklar işi izam etmişlerdir. Rabia hanım herkesle konuşmuyor mu? Fakat... Bayram ağa telâş etti, İki taraf. ta da henüz kötülük olmadığına kaildi. Yoksa, yoksa... Bayram ağanm da namusu ölçen bir ölçü- sü vardı. Hem de yaman bir Ru- meli ölçüsü. Eğer bir kötülük ol duğuna inansa Bilâlin etlerini ken- di eliyle lokma lokma keser, kendi anası bile oğlanı tanıyamaz. Paşa, “Bir düşüneyim,” dedik. ten sonra güllerini de bahçıvanı da bıraktı hareme gitti. Odasında akşama kadar zihni bu işle meşgul oldu. O cesur, o akıllı, o sevimli Ra- bia! Eğer kalbinde Bilâle zerre kadar alâka varsa mutlak paşa onları biribirine verecek. Yoksa... O zaman Bilâli kendisine damat diye düşünebilir. İlk intihap hak- kı Rabianın. Akşam karısının odasma gitti. Rabia da, Çingene Pembe de ora: daydılar. Kız birşeyler anlatıyor, Sabiha hanım da Pembe de gülü- yorlardı. Rabia, paşayı görünce sedirin yanına her zaman oturdu- ğu minderi çekti, tablasını, kibri- tini getirdi. Paşa bir zaman kızın arkasında sallanan kumral örgülerine, çevik tavrrlarına, güzel gözlerine şef- katle, rikkatle baktı. “Bilâle mektep üniforması ne kadar yaraşıyor, dikkat ettin mi, Rabia?,, “Evet, Hünkâr görse kızını ve- recek.,, Sesi dargındı, acıydı, müsteh- ziydi. O akşam konağa gelirken ihtiyar bahçıvanla karşı karşıya gelmişti. Bayram ağa onun âdeta yolunu kesmiş, uzun uzun Bilâl- den bahsetmişti. Ve bu konuşuşta kız Bilâle pek benziyen şeyler bulmuştu. Hep oğlanın ne büyük adam olacağından bahsetmişti. Ve münasebetli münasebetsiz Bi- lâlin paşa damadı olacağımı söy- lüyordu. İhtiyarın sesi âdeta teh- ditle doluydu, “Gözünü aç, oğlan Arslan Turgud, Nevyorkta, Ah. met pehlivan gibi, hem çok kuv - | vetli, hem de muhiti ve şerirleri| çok iyi tanıyan bir vatandaşı ele geçirmişken, onun yakasını kolay kolay bırakır mıydı? Ahmet pehlivanm verdiği kısa malümat, Arslan Turgud için, mü him bir ip ucu olabilirdi. Milyoner Hopkins Meksikadaki mahbesin - den kurtulunca, şüphe yok ki, Nec- lânm da izi bulunacaktı. Arslan Turgud bunu düşünerek, Ahmet pehlivana şöyle bir yaa bulundu: — Bana on beş gün kadar yar- dım edebilir misin? — On beş gün değil... Daha faz lada... — Fakat, dükkân: bırakacak - sm! — Büsbütün mü? — Hayır. Yerine bir adam ko- yarsm... — Sonra..? — Benimle beraber dolaşacak- sm! Ahmet pehliyanm yüzünde te « reddüt ifade eden çizgiler belirdi: — Kazancımız ne olacak? Ben dükkândan ayrılırsam, kazancın| yarısı başkalarının cebine iner... — Ziyanı yok. Onbeş günlük ka zancını ben vereceğim. Ayrıca yol paranı, yiyip içmeni temin ettik - ten sonra, bin dölar da hediye! Pehlivanın gözleri açıldı: — On beş günde bin dolar!| Haydi canım, benimle eğlenme - yin! Ben manasız şakalardan hoş- lanmam. Arslan Turgud cebindn para cüzdanmı çıkardı: — İstersen yarısmı şimdi vere- yim? Ve ellişer dolarlık on banknot uzatarak: — Görüyorsun ki, ben ciddi bir iş üzerinde yürüyorum! dedi, seninle birlikte Meksikaya gider- sek, (Kızılköprü) civarda elbet. te, o gördüğün adamlara rastlıya- cağız. Ahmet pehlivan hâlâ işi şakaya alarak, banknotlara el uzatmıyor- du. — A gözüm, dedi, bana para- nı mı göstermek istiyorsun? Biz burada böyle binlerce dolar yemiş insanlarız. Haydi koy onları ce - senin dengin değil,” demek isti. yordu. Rabia bu mülâkatı Bilâlin eski dedikleriyle birleştirerek Bi- lâlin aleyhine — fakat haksız — bir hüküm çıkardı. Demek oğlanın attan arabadan, tşaktan halayık- tan bahsetmesi Selim paşaya da- mat olmayı kurmasından ileri ge- liyordu. Paşa kızın yüzündeki fırtına- nım farkına vardı. Güldü. “Demek oğlan Hünkür damadı olacak kadar yakışıklı ha!,, (Devamı var) | ke bine! Etrafta yankesiciler var... Çarparlarsa mes'uliyet kabul et - mem. Nevyorkta parasız kalırsan açlıktan ölürsün ! İnsana burda bir dilim ekmek vermezler. Anladın mr Arslan Turgud, Ahmet pehliva, nı güçlükle kandırabildi ve beş yüz doları zorla pehliyanın koy - nuna sokarak: — Benim nasıl bir adam oldu- ğumu sonra anlarsm! Yarm pa - saportlarımızı yaptıracağız. Bu mesele aramızda kalacak... Nişan, lımı bulmak için, binlerce dolar sarfetmeğe hazırım. Bana bir da- ha tekrarla bakayım: Bu herifleri orada görürsek derhal tanırsın değil mi? .. . Arslan Turgud o akşam otele dönünce garsonu çağırdı: — Bana mektup, telgraf gelirse sen al.. Odama bırak. Ve direksi- yona da tenbih et... Sakın burada yokum diye iade etmesinler. Ben bir kaç gün için, Nevyork civarın- da bir sayfiyede oturan eski dost- larımdan birinin evinde mişafir kalacağım. Arslan Turgud, Meksikaya gi- deceğini hiç kimseye söylememe- ğe karar vermişti, Filip hayretle sordu: — Ya Mister Cim gelirse.. Ona ne diyeyim? Malümya böyle meş- hur bir polis hafiyesinden bir şey saklanamaz! — Ha.. Şu budaladan mı bah: sediyorsun? O gelirse, Mister Tom sonun izini aramağa gittiğimi söy lersin! Filip güldü: — Çok tuhafsınız, Mister!, Su içinde boğulan adamı arayıp ne yapacaksınnız? vardı — Otel garsonu olduğunu W tuyor musun? Senin vazifen, terilerin istediğini yapmaktır! te o kadar... Ve eline beş dolar uzattı: — Al şunu. Ben yokken, odöf da bol bol afyon çekebilirsin! Filip sevinerek beş doları ne attı ve odadan çıktı. Arslan Turgud Istanbula dığı mektup ve telgraflard8 otelin adresini vermişti. Otel tirmek işine gelmiyrdu. M ya gittiğini kimseye sezdirmiY? ceği için, oteldeki eşyasını da dırmıyacaktı. Daima isabetli görüşlerile ceği keşfetmekte büyük bir isti ve meharet gösteren Arslan T6 gud, Ahmet pehlivanı elde et” le de mühüm bir iş görmüş olu du. Meksikaya yalnız da gidebi” di. Fakat, tek başıma, bir kaç b* dutla boğuşmak kolay deği” Ahmet pehlivan Meksikaya değilse yirmi kere gidip geli" gözü açık, becerikli, ve haydut” rı gözünden, yürüyüşünden yan bir adamdı. Onunla böyle likeli bir yola çıkmak elbette #'İ dalı olacaktı. : Önce, otelde Meksika snf” rındaki köylülere, ve crvarlarö içki ve sefahet mahallerine def yazılmış mecmuaları gözden g çiren Arslan Turgud, bu kısa #İ kat çok tehlikeli seyahatten m9 zaffer olarak döneceğini um du. Meksikaya muhakkak gidec” ti... Buna karar vermişti. Bü yar rın verdiği sevinçle sezlonga * zandı. Meksika © yolculuğ sonra Neclâyı hemen bulacak gibi, içinde gittikçe derinleşet ümit ve sevinç vardı. ği Çıplak heykeline kr zan ll kıraliçe “1935 Mis A-| merika,, ünva « nını kazanmış! olan Bayan Han- riyetta Leaver ; mayosu ile mo - dellik ettiği hak de heykelinin çırçıplak yapıl - i mış olduğuna fena halde kız- mıştır. Mis Amerika © bu heykeli yap d mış olan Pits - ek heykeltraş Bay Frank Vit-| tor'la durmadan kavga etmekte « dir. i Genç kız, büyük annesiyle bir- likte heykeltraşın stüdyosunu zi yaret ederken kendi heykelinin orada çırçıplak durduğunu görüm ee! lâzım “- yerlerinin örtülme #ini i ? Heykeltraş ise bu heykelin A- a e ii lr alindi ha merikan kadınlığını temsil arif ni ve ahlâfa 1935 kurlarının olduklarına dair bir fikir ve” mek üzere bu sanat eserinin yö le yapıldığını söyliyerek mat? , zelin hiddetini yatıştırmağa w raşmıştır. Nihayet Mis Amer heykelinin altı artistten mütey, kil bir jüri heyetine gösterilm” ne, bu heyet işin bir sanat veri duğuna dair karar verdikleri gi dirde böylece bırakılmasına olmuştur. Romanyada cüz'am hastalığı ilerliyor p” Pp omanyada günden ıle? artmakta olan cüzam! mi rın sayısı karşısında bunlara sus hastahanelerin yetmediği laşılmıştır. Sağlık bakanlığı yeniden yüz hastalık bir kamp daha ” sma başlatmıştır.

Bu sayıdan diğer sayfalar: