8 Temmuz 1935 Tarihli Tan Gazetesi Sayfa 8

8 Temmuz 1935 tarihli Tan Gazetesi Sayfa 8
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

r 8«7-935 Kazan Hanlıgınin | Son Günleri Nizamettin Nazif — Nö.'ü d Kara Yançılı, VYalçın Kayaya In- dirilmiş Bir Kılıç Sesile “ Heyt! Kim Var Orada ?,, Diye Bağırdı Acaba bu adam buraya ulaşmak Âçin mi saatlerce atını dörtnala koş- turmuştu? Burada birile mi buluşa- taktı? Yoksa buraya — birakılmış bir Hey mi arıyordu? Her halde böyle olacaktı. Yoksa yoluna devam edecek bir yolçu boz- kırm tam ortasında atını başı boş bis rakır miydi? | Yirmi otuz adım kadar sağa doğ- Yü yürüyünce —durdu. Yine çilerini kulakları ardına dayıyarak etrafı din- ledi. Yine yüzükoyun yere uzanarak bir kulağını toprağa yazladı; bekledi, Sonra ağır ağır doğruldu. Şimdi, yüzünde, bir sırrın düğü- münü çözmeğe uğraşryormuş gibi bir hal belirmişti. Bu yüz ki, sgatlerden- beri ne bir hattı kırpışmış, ne bir ma- nası olmuştu, birden canlanıvermişti. Gözlerindeki o donukluk kaybolu- vermişti. Avurtlarını oynatıyor ve dudaklarını rsrıyordü. Kafasını top- lamağa çalışıyor gibiydi. Bir iki kere alnını yumrukladı. Sonra iki yanında iki kubur şallanan kemerine, ellerini, başparmaklarından takarak yine sağa doğru yürüdü. Hem yürüyor, hem de etrala kulak veriyordu. Yirmi otuz adım ötede sazlıklar sıklaşıyor ve çamurlu su birikintisi genişleyip derinleşiyordu. Oraya yaklaşırken irkilerek durdu, Ve kuburlardan biri- ni eline aldı. Bir şıpırtı işitmişti. İhtiyatlr ve gekingen bir yürüyüşle dört beş adım daha attı. Şimdi gözlerini av kokusu âalmış bir tazı gibi sazlara şlikmişti. Bir ikinci şıpırtı daha işitince yalçın kayaya indirilmiş bir kılıç gibi, sert we keskin bir çelik sesile: — Heyt! Kim var orada? diye ba- ğurdı. Buna, uçsuz bucaksız kel ovada bir tevap veren olmadı. Yalniz bir kiş - neme düyuldu. Kara yamçılı biraz daha ilerledi. Kişnemeye ehemmiyet — vermemişi daha sert ve keskin bir sesle hir da- ha kükredi: t — Hecey! Yarzdım arıyan varsa seslensin ! Yine bir cevap alamadı. Fakat bu sefer yüzünde bir gülümseme belirdi. Çünkü çamurlu suların halka halka Ş Ve nal gem- görmüştü, leri gelmişti kulağına. — Tahaf şey. — diye töylendi — İki at şakalaşıyor. Ve bir parça daha artan bir me » rakla nal seslerine kulak verdi: — Biri dörtnala koşuyor.. Bu be- nimki, Biri de iyi tırıs yapabiliyor. 'Acaba bu kimin? Bir geri, bir ileri, bir sağa, bir sola gidip geliyorlar. Her halde bu at ta başıhoş kalmış olacak.. Bir süvarinin bu saatte bozkırda böy- le hayvan oynatması için delirmiş ol- mast lâzım... Her halde bizimki serse- Ti bir arkadaş bulmuş olacak.. cilve- leşiyorlar... Vayyy... Şimdi çamurlu suda halkalar — bir ötede, sazlarda, bir kımıldanış sezdi. Bu sefer aradığını elile koymuş gibi” bulmuştu. O tarafa doğru koştu. Otuz kırk adım ilerde sazlar kalm- Taşryor ve sıklaşıyordu. Ayağile bir saz kümesini ayırınca merak ve hay- retle baka kaldı. Yalnız burnu ve gözlerile alnı su üstünde duran bir insan kalası görmüştü. Gözbebekleri yarı korku ve yarı hırçınlıkla fildir fıildir dönen bu insan elleri ile, yeşil su birikintisini çeviren topraktaki cı- liz ve kuru otlara tutunmuştu. Kara yamçılı kuburunu kayışına ta- Karak alaylı alaylı; — Tam da yıkanacak yeri bulmuş- sun be adam.. dedi. Ve emreder gibi bir sesle ilâve etti: — Haydi... hop! Çık bakalım. Kafada hiçbir hareket olmadı. Bel- ki de söylenen sözleri işitmemişti; kulakları suyun içinde idi. O zaman kara yamçılı seri bir atılışla onu cİ- lerinden kavradı. Bir çekişte beline kadar ve ikinci bir çekişte olduğu gi- bi sudan çıkarıp toprağa serdi. Serdi ama... Bu seriliş ancak bir saniye ya sürdü ya sürmedi. Zira saz- lığın yemyeşil suları içinde burnuna kadar batık duran adam, yardıma muhtaç, yorgun ve bitkin bir halde olmadığını derhal gösterdi. Çevik bir zıplayışla doğruldu. Bu, oşta boylu bir insandı. Koca - man kara kalpağına kafası, ensesi ve kulaklarile beraber dalmıştı. Çizme- lerinin yumuşak konçları dizlerinden bir karış yukarıya kadar çıkıyordu. Kara bir çakşını ve ucuna kadar kolları sarkan içi kürk kaplı bir ipek hırkası vardı. Sırsıklamdı. Yağmur altında kal- muş bir dam gibi her tarafından su- lar geziyordu. Bastığı kurak toprak parçasında küçücük bir göl olmuştu. Bol kirpikli yeşil gözlerini kara yam- çılıya dikmiş, tek kelime söylemeden bakıyordu. Kara yamçılı da kara izlerini ondan ayırmıyordu. Biribi- ni tarttıkları anlaşılıyordu. Nihayet kara yamçılı bir kahkaha attı ve: — Dinim hakkı için, hiç gülece- ğim yoktu... » diye bağırdı - kızma delikanlım... ne yapayım? - İçimden geldi. » —ittetersu — Kendini benim yerime koy.. ya- hut.. bir ayna olsa da kendini bir gö- rebilsen... Haline sen de gülersin.., doğrus serterre — Bozkırın ortasında mandalar gi- bi çamurlara göbeğini yaslamış biri- ni görmek.., Sanırım ki bir bayli ta- haftır, —rrire.cusu —Değil mi? Ve evvelkinden daha ygürültülü kahkahalarla gülmeğe başladı. Öbürü, hiç istifini bozmuyordu. ve yüzünde en ufak bir çizgi bile 'be- | lirmiyotdu. Bu balile, tunçtan, in - san şeklinde dökülmüş, içi boş, çok delikli ve delikleri tıkalı bir fiskiyeyi andırıyordu ki ötesinden berisinden tekerlene tekerlene yere düşen dam- lalar, göze, tazyik eden bir suyun tı- kalı deliklerden güçlükle çıkabildiği zannını veriyordu. Sessizliğinde ve harçyetsizliğinde öyle mağrur bir ifade vardı ki, kara yaraçık bir an İübaliliğinden utanır gibi oldu. Kahkatışlarını kesınek is- tedi. Fakat bir türlü sinirlerine hâkim olamıyordu. Dudaklarını ısırarak, sol elini ağııma dayıyarak kendini tut « mağa çalıştı; yine muvaffak olamadı. Nihayet güldü, güldü, güldü... Bu çılgım kahkahalarla bu gülüş kim bilir ne kadar sürecekti. Birden bozkırın sessizliği içinde koşan birkaç atın gürültüsü ve bu gürültüye ka- rışan haykırmalar, naralar işitildi. Kara yamçılı adam irkilerek bir iki Kız öğretmen oku- lunda dünkü tören Dün kız öğretmenler okulun da eski ve yeni mezunlar, toplan mış ve her sene yapmakta olduk ları tanışma törenini yapmışlar- dır. Bu tören, dört senedenberi her yıl diplomalar - verildikten sonra yapılmaktadır. Bu sene de Çapa kız öğretmenler okulun - dan 92 öğretmen çıkmış ve mu - tat olan dünkü toplantıyı bu gençler hazırlamışlardır. Saat on beşe doğru eski mezunlar gel meye başlamışlar ve salona alın mışlardır..Saat on altıda tören, hep beraber söylenen istiklâl marşile açılmıştır. Marştan son Ta mektep direktörü Tezer Ağa Oğlu genç mezunlara bir çok tav siyelerde bulunmuştur, Bundan sonra toplantıya ge - lenler bir Başkan seçilmesini is- tediler, En yaşlı öğretmen (şim di Diyarıbekir saylavı) Huriye Başkanlığa seçildi. Bundan son Ta Atatürke, İsmet İnönüne ve Kültür Bakanına birer tazim tel grafı çekildi. Mezunlardan üçü çok ilgi u- yandıran sözlerini söylediler. Galatasaray lisesi eski direktö Tetmenler okulunun edebi yat öğretmeni Tevfik talebe ay- rilirken yerinde ve olgun tavsi yelerde bulundu, muvaffakiyet- ler diledi. Tanışma töreni çok samimi oldu. Herkes, toplantıya gelen lere kendini takdim etti. Bun - dan sonra üniversite kimya do- çenti Remziye mektebe 18 sene lik hizmeti olan ölü doktor Sab- rinin mezarının vücude getiril - mesini diledi ve ölen diğer oku- tanlardan Ragıp, riyaziye öğret meni Rahmi ile ebediyen kaybe dilen bütün mezunların hatırala âı_ anıldı, bir dakika süküt edil « . Bundan sonra davetlilere ha zırlanan salonda çay verildi ve tören sonuçlandı, Bir vapur karaya oturdu İzmirden buğday yükü ile hareket eden Yunan bandıralı Turkia vapuru Karaburun tivarında —Pelikan feneri kurtarılması için çalışılmaktadır. —— yordu. Nal sesleri yaklaştıkça yaklaşıyor- du. Kulak kabarttı. Şimdi gelen sü- varilerin haykırışları da apaçık duyu- labiliyordu; bunlar durmadan küfür ediyorlardı. — Kim olabilir bunlar? - diye söy- lendi - Hiç te iyiye benzemiyorlar... Ve bir sekişte yeşil gözlüye yak » laştı: — Tanıyor musun bunları? İşte bu sual, olgun bir yaraya do- kunan nişter gibi karşısındakini deş- ti. Demindenberi, tabanlarından mıh- lanmış gibi duran adamın bi e yapışık dudakları bir bıçak ağzı ka » dar aralandı vebu aralıktan soluktan farksız, hafif bir ses çıktı: — . — Haydi artık.. eğlenme benimle. —essaarrcu — Elinize düştüm ,esirinizim işte, — Ne dedin? Kime esirsin sen? adım geriledi. Elleri kendiliklerinden kuburlarına gitmişti. O çılgın kah - kahalar tırpanlanmış gibi kesiliverdi. ler. Sazlıktan — çekip çıkardığı adama baktı. O, yalnız gözlerini kapamıştı. Yerinde duruyordu . ve , Ve gittikçe artan bir merakla çene- sine vurarak ilâve eti — Aç gözlerini.. —ivıru — Bunlar kovalıyorlar? No. 77 &a 8arı İbal Bürhan CAHIT , Erguvan göğtünden iki temiz men- 'dil çıkardı. Bunları katlayıp yaranın üstüne koydular. Genç kadın ipek bo- yun şahı ile bunları — koltuk altından sardı. Kanım serbestçe akmasının önüne geçti, Turgut: — Hayvanlarmız nerede! diye sor- Çok severi |— Tehlikeli mi? / — Hayır, bayır. Çabuk bir pansı- Şahin'i Erguvan ve Turgut araları- miyordu. Sol kolu ile ancak tutuna- biliyordu. Wanlarında Çavuş ta olduğu balde onlar Atik yoluna giderlerken jandar- mâ kumandanı seslendi; — Şimdi Basibrin'e dönünce dok- toru otomobille yollıyacağım. Bu he- riflerin işi biterse kendim de gelirim. 'Turgut onlarla meşgul olmuyordu artık. Kumandan ilâve etti: — Elebaşlarını kaybettik, yazık ol- du, dedi. — Kaçlı mı? — Hayır. Biz gelmeden önce vu - rulmuş. Ne ise sonra konuşuruz. Hay- di selâmetle. Kafile ağır ağır Atik yolunu tuttu. Yaranın ilk sarılışı faydalı olmuş- tu. Artık. kan Çiftliğe gelir gelmez Erguvan'ın dalma hazır bul sıhhiye ';:ııııııuı Tüzrm olan her şeyi buldu- ıt Erguvan oksijenli su ,alkol ve ten- türdiyotla yarayı temizledi. Gazlı bez- lerle tekrar ve sardı. dıSa!ıiı,:,ırulı qün;lıd—p Fakat ara- n vakit in cpey kan KAaRAL B için cpey kan kay- Turgud'un hölü çatık duran-kaşla- T tehlikenin geçtiğine inandıktan sonra çözüldü. Şimdi Şahin kırık, kısa kelimeler- le anlatıyordu: — Biz bir pusuya düştüğümüzü harabesine sığındık. anlayınca çiftlik Bu sefer kalabalık bir çete hücumu- na uğramıştık, Erguvan'la müdalar- ya geçtik. Onlar iki cepheden ateş ediyor Adım adım sokuluyorlardı. Biz de iki parti olduk. Ben bulduğum bir delikten ateş ediyordum. Cepha- nemizi t için ihtiyatlı ol « mamız lâzımdı. Bir aralık önümdekilerin — sıçrıya sıçtıya yaklaştıklarını gördüm. Açık- tan rahat ateş etmek için yerimden kalktım. Fakat o anda bir kurşun.., Delikanlı karıtına baktı: — Bereket Erguvan hem ihtiyatlı, hem çok iyi nişancı.. Begjim cephemi de o müdafaa etti . Erguvan gülümsedi: — Fakat senin cephendekilere ni- şan alımadan — atıyordum. senin yaralandığını anlatmamış olmak için, Şahin acısını belli etmemeğe çalı- şarak vak'ayı aydınlatınak istiyordu: İlk silâh sesleri başlayınca bu arl dönmek im- kânmı kırmak için arkamızdan da si- Tâh atıyorlardı. olmuştu. ki, hiç kurtuluş yok, <i a — Ö göze çarpar, dedi, hattâ onla- rın tabanca taşıdıklarını bülk haber TAN RİÇ DERSLERIİ Yeni başlıyanlar için : 76 Eğer hiç el kaybetmeden hasım kozlarını düşüreceğinize emin değil- seniz ilk koz lövesini basma veriniz. Meselâ morda: Kör: 8. 4. 3 Pik; 8 war. Kör oynuyorsunuz. 4 ylmat KATO Tuası ile tır. Kâro ası ile alınız ve hasımlardan birinde dört koz çıkması ihtimaline karşı ilk löveyi hasma veriniz, Bazı kere de mordaki kozlar, has- min size elden kâğıt kestirmesine mâni olur, bu gibi hallerde de İlk koz lövesini hasma veriniz, Meselâ morda: Kör: 8.5 Pik: 8 Koz dört kör — Oyuna karo ruası ile başlanmıştır. Eğer hasımlardan birinde öört koz warsa, dördüncü löveye egemendir. Taahhüdünüz kozdan bir Töve kay- betmeğe müsait olduğundan hemen bu löveyi, mordaki kozlar hasmr bir defa daha karo oynamaktan mene- derken hasma veriniz, Bilenler için koz ÇArkası var) | renkten iki töve w..7 1052 *111 .11) vrmrs v |we # AvVio ..oılH govio (” “İesa7s e165 | s |evvsa yıvıcı VSK ot 4110? Kâğtdı (S) vermiştir. (8) bir, (N) dört kör söylemişler. d!(m*mmıı “aütiy E vüşür mıştır. (S) bir pik ve bir trefl kaybede- cektir. Empas geçmezse bir de karo verecektir. Koza gelince empas ya- par da damı iki yanlı olarak (E) de bulursa bütün kozları yapacaktır, fa- kat (O) da dam, onlu ve iki — ulak koz çıkarsa iki löve verebilir. Şu hal- de (S) in koz oynamadan evvel, şüp- heli lövelerinin sayısını öğrenmek ihtiyacı vardır. Bunun için, karo em- pası ile işe başlar. Bu başarılınca (8) in amacı iki koz kaybetmemek olmalıdır. Şu halde dam, onlu ve iki ufak kozu, (O) da bulmak ihtimaline karşı oynamalıdır. Bunun için koz asını, Sonra elindeki ufak kozu oy- nar, eğer bu ikinci löve üzerine (O) küçük koz koyarsa mordan dokuzlu- yu koyar ve (O) nun kozdan bir tek iöveden fazlasını yapması imkânı kalmaz. Yok eğer, dam, onlu ve iki ufak koz (E) de olsaydı, (S) ikinci elde bunun farkına varırdı, çünkü (0) koöz vermezdi. O zaman morun ruası ile alır ve üçüncü kozu elinde- ki valeye doğru gelirdi. Prensip: Morda rua, dokuzlu ve bir ufak, elde as, vale ve üç ufak ü u ile, maksat bu kaybetmemekse el- Bu işin Vatson'un grubundaki i$ başılardan geldiğini anlayımca kaşla- d çatıldı. Zaten kuşkulanmıştı. Bu tuzağın da Nadya'nın parmağı ile ha- zarlanmış olduğunu tahmin ediyordu. Fakat Yııuoı iki eündenberi um:ı yoktu. Bu meş'um adam acaba bir yere gizlenmiş, Nadya'nın ihtirasla- rına alet mi oluyordu. Şahin'in rindeki ağır düşünce- yi merak Turgut: — Bütün bu hâdiselere karşt ağır, ciddt tedbirler alacağız. Yalnız adli- ye, zabıta değil, şirket te Basibrin'in eski sükünunu temin edecek çareleri atıyacaktır. Şimdi bununla meşgul olmıyalım, Sen istirahat et li nerede ise doktor gelir. Acele bir şey Tâzım olur belki. Önu getiren otomo- bil burada kalsın, Demir Beyin bir şeyden baberi yoktu. O kızının ve damadının - her- günkü sabah gezintilerine çıktıkları- m görmüş, kendisi de badem bahçele- rinde dolaşmağa çıkmıştı . Turgut, © gelince meseleyi büyüt- # memclerini de rica ederek çıkı. (TA “ Büyük Tn »n »x Kapının zili evin fçinde kes kin, keskin dolaştı. Nahide mutbakta yemek hazıri ;:dıı. Koşa » ü Piyı açma- araladı. ğgın alaca karanlı sapkası inik bir adam vardı. Genç kız yavaşça: — Kim o4 t Dedi, Dışardaki kim o diyen sesi duyunca, elektriklenmiş gibi titredi. Ürperen bir sesle: — Nahide... Dedi. Nahide kulağının, çok alışık ve özelli olduğu çağırışa: — Ekrem sen misin? 'Yıllardan beri biribirlerini görme- mişlerdi. Biri kapının ardında, öbü: taş merdivende titreşiyorlardı... Göz- lerinden bir anda bütün beraber ge - çen çocukluk yılları geçti. Sonra genç kız kendini toplayarak kapıyı açtı. De Hikanlı içeri girmişti. Avuçları birer Genç kız, birden bire — A, Ekrem dur dedi. Anneme sürpriz m... Sen şu odaya gir. Ben nnıî.' px:ı'hıi.rılı birisi ,ıihnşntk is- tiyor diye odaya sokayım... Gülüştüler... Delikanlı yumşak a- dımlarla odaya girdi. Nahide yukarı- ya sesleni — Anaa - m— aa Yukardan F vest — Ne var yavrum?, Diye cevap verdi. — Anneciğim — seni birisi gör- mek istiyor, çabuk gel... Çabuk yürünen ayakların çıkardığı sesler, sonra merdivenlerde adımlar.. Daha genç denecek yaşta alımlr bir kadındı annc.. Odaya girince bir çığ- lık koptu: evlâdım... im.. Teyzeciğim.. Sarmaş dolaş oldular. Nabide bir köşede yaşlı gözlerle bakıyordu. Son va onları bıraktı mutbağa indi. Ne iyi rastlamaktı. Güzel yemekler yapmıştı... İçine doğmuş sanki.. Işık- k: bir şarkı söylüyor, bir yandan da yemekleri tabaklara boşaltıyordu. Tsi- ni bitirince bir tepsiye bunları koydu yukarı çıkardı.. Annesile, Ekrem eski günleri konuşuyorlardı.. Uzak diyar - larda kalan fakir kardeşinin oğlu. Bü- tün merak ettiği şeyleri aülatıyor, o- na taze haberler veriyordu... Nahide güzel kurulmuş, temiz örtülü masaya yemekleri koydu: UyYÜrüNür mordan dokuzluya koymalı. O henüz avluda hayvanmna binmiş- ti ki, doktor, jandarma kumandanı şirketin otomobili ile geldiler. Kumandan Turgud'a işaret etti. Yanı zaman kumandan iyordu: — Bir şey sezmek kabil değil Bu bir muamma oldu, diyordu. Sağ ola- rak ele geçenler bu işi Bedirhan'ın bazırladığını, fakat ne için yaptığını bilmediklerini söylüyorlar. — Peki Bedirhan! — Onun ölüsünü çalılar arasında bulduk. Kurşun ı= kalasına gelmiş. — Erguvan'ın — Öyle olacak. Bir ölü daha var. İki de yaralı. Bizim ateşimizle düşen- lerden de ikisi yaralı. Biri yolda öl- dü. — Peki bu herifler kör gibi ateşe, ölüme nasıl giderler. — Bunlar reislerine gözü kapakı itaat ederler. O kadar çalıştığım hal- de ağızlarından bir ipucu koparama- dim. — Dedikleri ne? — Bedirhan bunlara para vaadet- miş. Bi bir vurgun olacağını söy- Jemiş. Ötekiler çapulculuğa alışmış insanlar hemen peşi sıra geleceklerini söylemişler. Diyarbekir'li Alişan 1 — Silâbımız yok. Demiş. Bedirhan: — İş o kadar büyük değil, demiş. 'Tabanca ile de olur, (Arkası var) den ası, sonra bir ufak oynamalı, eğer soldaki oyuncu küçük. verirse —— N)IN ÖYKUSU Sevda ,, Cahit UÇUK Tal tini rusi di neşi düni cesi — Teyze bu küçücük kız ne kA dar büyümüş ve güzelleşmiş. ç rim kamaştı doğrusu.. Annem göl sin... Bilirşin ya düşünceleri neydi-mi Gülüştüler.. Yemek zevkli geçtli âügnk Ardanın kimsesizliği dinmişt l — Teyzeciğim, bundan sonra kalacağım.. Üniversitenin son sınıfi dayım (türkçedir)... Pansiyonda n ye kalayım. Mademki siz buraya gel diniz.. — Özkes (özkes - cibet) Yabancı yerlerde kalmana (türkçedir) kalmadı artık., Ekrem o gecedern sonra teyzesinii evine yerleşti... Yuvaya keyif ti... Yemekleri tatlı geçiyor, gı yapıyorlar, Eıltıui:rl.ınü. Delikanl evin erkeği gibi olmuştu. Akşamlat clinde paketlerle de geldiği oluyord Birgün teyzesi sordu: — Ekrem çöcuğum bu kadar p bozuyorsun. Nereden buluyorsun zum, merak ettim. Babanın ne kada gönderdiğini biliyorum. Delikanlı başınr önüne eğdi... Şir diye kadar — sakladığını söyliyen b halle: oğlur Tüzi | — Çalışıyorum - teyzeciğim öcdi Bir mektepte ders veriyorum. | — Teyzesi sevinçlenmişti: İ — Okay çocuğum. (okay « aferin)i Dedi, ç ae ee “Ekremle Nahide arasında sıcak bit anlaşma başlamıştı. Örneği bir rı biribirini çekiyor, bütün du) uyuyordu. Annesi genç kıza boş va kitler brrakıyor, Ekremle geziyor! dı... Bir gün Nahide evde yalnızd Ekrem geldi.. Elinde güzel plâkl: getirmişti. Çaldılar dansettiler. Son delikanlı : — Nahidecik dedi. Bilirsin ki, ser çocukluğumdan başlayan bir sevgile seviyorum. Eğer senin de bana bi olsun heyecan duygun varsa, cevi lim... Ben ayda elli lira kadar bir ra in de geçinecek ka dar paranı; geçinir gideriz... Bet annenle konuştum. Nahide bilir, be kızımı sana vermek isterim dedi... Genç kız gülümsüyordu: — Ben de seni çocukluğumda baj Genç kız gülümşiyordu : — Ben de seni çocukluğundan b lıyan bir sevgile seviyorum dedi... Sesinde öyle sıcak bir uyum (uyu * âhenk) vardı ki, delikanlı ti: Kızardı... Bi ire genç kızıa rine kapanarak ağlamaya başladı.. hide şaşırmış: — Niçin ağlıyorsun' Eksem? Diye soruyordu.. Içine korki dolmuştu. Bütün yalnız ve hayatlarında onları herkes aldatı i;mniı. birçok acı çekmişlerdi bu. lene, — Ekrem dedi. Söyle benden ladığın bir şey mi var? Niçin ağlıydti sun... Birden bire niçin yüzün acı d du?. 4 Delikanlının yaşlı gözlerinde bif tanış vardı. Bir sinir buhtanı a gçedir) geçiriyordu. Genç kız © ı seviyor: — Söyle Ekrem ne oluyorsun? Diye soruyordu... Erkem yer fırladı: — Ben senin elini isteyemem V hidecik... Buna hakkım nkiy sına alarak ağlamaya başladı.a

Bu sayıdan diğer sayfalar: