4 Kasım 1950 Tarihli Yeni İstanbul Gazetesi Sayfa 5

4 Kasım 1950 tarihli Yeni İstanbul Gazetesi Sayfa 5
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

4 Kazım 1050 TANBU Musiki bahisleri Cumhuriyetten evvel ve sonra Türk Musikisi Türk muüsikisi bir samanlar — bü- yük bir terakki ve inkişaf göstermii T. Bu gelişmenin âmülleri tetkik edi- Tince başlıca gu / #ebeplerin müessir olduğu. görülür: 1 — Memleket büyüklerinin mus kiye rağbet göstermeleri; 2 — Bu rağbetin neticesi olmak Ü- ve değerli bestekârların çoğalma- 3 — Sânatın yalnız ameli bilgilere Geğil, aynı zamanda nazari malüma. ta da ihtiyaç gösterdiğini takdır eden bestekârların me ehemmiyet verme- deri; * — Bu muhtelif tesirlerin muhite Sirayeti — dölayisiyle, halkta zaten meveut ve fitri olan musiki sevgir nin bir kat daha artıp yayılması: İşte, her memlekette aynı Hüretle tecellisini gördüğümüz ve bir tablat kanunu denecek kadar intizamla iş- dediğine şahit olduğumuz. vakıa bu. dur Hakikaten batıda da ayni şey 'Ne zaman kırallar, prensler, papa- dar, ileri gelenler" müsikiyo rağbet Köstermişlerse o zamanlarda Pales- trina ve Scarlatti'den tutunuz da Bach'a, Haendel'e, Haydn'a varınca- 'ya kadar bir çok büyük küçük dâhi Bestekârlar yetişmiş ve batı musi- kisinin şimdiki parlak mevkli bu sa- yede — hazırlanmıştır. — Bestekârlar, Tusikinin mevcut nazariyatını be- zimsemekle kalmayıp kendi eserle- Fiyle yeni yeni unsurlar yaratarak terakkiyi çabuklaştırmış / bulunuyor- lar. Müsikinin mütemadi bir inkişar halinde oluşu halkın alâkasını art- tırdığı için bu İki taraflı tesirlerin #evkiyle sanat durmadan ileriye doğ- Yü hamleler. yapmıştır. Bizde de bilgili ve kabiliyetli bes- tekârların çoğaldığı devirlerde — mu: #ikimiz, tek sesli olmasına rağmen, Ayma devirdeki batı musikisine hem Jahin, hem düzüm bakımından kat Kat falkiyet gösteriyordu. — Meselâ plenşan(pinin-chant) denilen tek seali Eregorlen müsikisiyle aynı devre Mensup Türk — müsikisi -eserleri mukayese edilirse — tefevvukun bü- yük Bir farkla bizim musiki le. hinde olduğu göze çarpar. Ne yazık ki çok sesliliğe rağtet edilmemesi v bin türlü siyast ve içtimaf inkılâpla: dan dolayı bestekârlar sayısının azal- mam tefevvukumuzun devamına mâ- ni olmuştur. Bu arada bazı bestekâr- Jarın dehâ bakımından matlüp dere- ceye yükselememeleri de tesirini gös- termiş olsa gerektir. Halbuki musikimiz, bünyesi itiba- riyle çok sesliliğe pek ziyade müsait idi. Eğer onun temellerindeki sağ- lamlık ve mükemmeliyet lle mütena. #ip olacak derecede kudretli ve bilgili bestekârlar bolca yetişmiş olsa idi onların her bir zümresi kendi dev rindeki terakkiyi sonrakilere nakle- der ve bunlar da yine kendi şahsi bu. Tuşlarını mevcuda katmak suretiyle daha sonrakilere, gittikçe yükselen bir sanatı, miras bırakırlardı. Maatteesslif buna imkân kalmamış ve müsikimiz, sonsuz. vasitalariyle nispet kabul etmiyen acı bir sefalet içine düşmüştür. Sanatın takriben 150 seneden beri devam etmekte olan bu karanlık dev rinde Hamamizade İsmail Dede, Del- , Eyyubi Mehmet Bey, Yusur alih Dede, Osman Bey, Hacı Arif Bey, Şevki Bey, 'Tanburi Ali Bfendi vas. Va. gibi hakikaten par- Jak yıldızlar gelmemiş değildir. Hat- tâ zon zamanlarda Lem'i ve Rahmi Beyleri, Tatyos'u da sayabiliriz. Fa- kat bunların pek çoğu bütün kuâret lerini sadece musikinin bir sahasına, yani ya saz eserlerine veya şarkıya tahsis etmiş bulunuyorlar. İçlerinde aZ ve BÖZ eserlerinin hemen her ner 'vinde dehâsını az çok kullanmış ©- Jarak yalnız İsmali Dedeyi görüyo. Yoksa eğer musikimizin en ilerle- miş devirlerinde olduğu gibi. beste- kârlar, sanatın nazariyatına ve am: llyatına vukuf hâsıl etmiş bulunaa 1ği vaziyet bambaşka olurdu. ” Şaya- a dikkattir ki Şeyhislâm Esad Efen- Ginin “Etrab-li-Asâr'ında sözü — ge- /gen yüze yakın bestekârın tercümel hallerinde bu zatların zamanlarında. Ki stadlardan “Nazariyat ve ameli- yat"ı senelerce tahsil ettiklerine dair sarih kayıtlara tesadüf ediyoruz. Or dan Çok daha eski zamanda, mese JA İkinci Sultan Murad devrinde mu. #ikinin gerek ilmi, gerek ameli kı: sımlarına vâkıf 6 kadar bol sayıda bestekArlar varmış ki, ayni devirde Yazan : Lâlka KARABEY telif edilmiş olan / Hidıroğlu / Abdül- Jah Edvarında okuduğumuza göre, padışahin huzurunda. — herhangi bir Kün birbirinden daha — kıymetli ol Mak Üzere yedi sekiz bestekâr ha- Zir bulünüyormuş. Hatta — padişah musikiye dair bir. nazariyat kitabı yazmasını Hıdıroğlu Abdullaha em. Tettiği zaman bu zat: “Humurunuzda benden kat kat müktedir bunca Ü- tadlar varken eser. yazmak benim haddim değildir.” demiş ve padişah bu sözün doğruluğunu inkâr etme: mekle beraber: “Öyle ama mademki ben Sana emrettim, emrimi yerine getirmelisin” diyerek fermanını te- Yid etmiş. Bunun üzerinedir ki Hdi roflu Abdullan, beş yüz şene evvel: ki Türk müsikisi nazariyatını - bize kadar isal etmeğe yarayan kitabını telif etmiş. Bütün bu tafailâtı kitabın mukaddemesinde müellifin verdiği 1 zahattan anlıyoruz. Allah her ikisin. 'den de razı olain! Selçüktler zamanından beri — hü- kümdarların ve büyüklerin musikiye ne kadar kiymet verdiklerinin izleri- ne tarih Kitaplarında tesadüf ediyo. Yuz. Herhalde Selçüktlerden de ev. vel tâ Ortasyadaki hayattan beri Türklerin musikiye bağlılıkları tarih- çe Sabittir. Fakat Çayrı bir mevzu Teşkil eden bu bahsi başka bir ya: zamda tetkik etmek isterim. Şimdilik kısa bir işareti kâfi buluyorum. Kanunt Sultan Süleymanın — uzun seferlerinde daima musiki takımını yanından ayırmadığını Ve büyük za- ferlerini hep konserlerle ter'it ettiği ni tarihten öğreniyoruz. / Yrupa milletlerindeki aakeri mı- zakaların Türkler tarafından muha. rebelerde kullanılan mehter takımla. rına benzetilerek vücuda getirildiği. mi, Yeniçeri sazlarının iktibas edildi- #ini ve askeri mııkalara umumiyet. le “Yeniçeri musikisi” adının verildi- #ini biliyoruz. Üçüncü Ahmet, Üçün. Cü Selim, İkinci Mahmud, Abdülâziz. gibi padişahların hemen daima musi- Ki ile rühi ihtiyaçlarını tatmin ettik leri de bütün tererruatiyle malümu- muzdür. Bir yandan beş yüz seneye yakın bir müddet evvel İkinci Sultan Mu- Fad zamanındaki vaziyeti, diğer ta Taftan — Şeyhislâm Esad” Efendinin “Etrab-ll-AsAr”ındaki izahatı — bir- birine yaklaştıracak ve demin zikre! tiğim tarihi hakikatleri de gözönüne getirecek olursak musikimizin daima 'nazari ve ameli bilgiye istinat etmiş olduğunu anlarız. Nitekim © zaman: dan kalma tek-tük bazı eserler bize © devrin dehâlarından örnekler ver” mektedir. Aradan geçen asırlar zarfında ted- ricen ahval değişmiş ve İmparatorlu- Kun inhitat devrinde bile terakkisine famla vermiyen Türk musikisi ya: Vaş Yavaş büyük bestekârlardan key fiyet ve kemmiyet itibariyle mahrum kalmağa başlıyarak nihayet bugünkü hale düşmüştür. Şimdi “üstad” geçi 'nen ve musikinin nazariyatından da, ameliyatından da yetecek derecede Bilgili olmıyan bazı zatlar yirminci Asrın ikinci yarısına — bastığımız gu günlerde notasız. — nazariyataız, s0l fejsiz, metodsuz kulaktan kulağa en iptida! şekilde eser geçmekle iş gö- Füyoruz. zannındaları Umulurdu ki Cumhuriyet devrinde olsun hayatın diğer bütün gubelerin: ki terakkiler gibi musiki sahasında da bir ilerleme görelim. Fakat iş başında bulunanlar, 'Türk ikisinin nasıl kıyas kabul etmez bir nispette ve en modernlerinden da. ha modern şekilde polifonik İnkişar imkânlarımı taşıdığına vâkıf olmadık. ları için vasıtaları daha kıt, fakat Manzarası çok parlak bafı musiki Sine taraftarlık göstermişler ve Türk musikistnin ayık olduğu mevkii sa kınmışlardır. 'Ger böyle olmasaydı da musiki- mizin içinde gizli duran fevkalâde in. kişaf tohumlarından — iktidardakiler haberdar — bulunsalardı 27 senelik umhüriyet /devri esnasında hiç ol- Mazsa — konservatuvarlardan, — mek. feplerden en z on ikişer senolik tah- Sil hesabiyle iki nesil halinde yetişe cek bilgili yeni bestekârlar musiki. mize şimdiye kadar — görülmemiş, hayranlığa değer ve — milletlerarası kaymette bir İnkişaf verirlerdi. Türk musikisinden esirgenen yar- dimin — Hükümetçe batı musikisine tevcih edilmesinden acaba 'ne netice çıktı? Bunun takdirini okuyucuların Zevklerine ve muhakemelerine bıra kirim Türk ve Mısır hikâyecilerinin eserleri Almancaya çevrildi "Ginler Evi” adını taşıyan eserde 8 Türk hikâyecisinin imzası var Bonn Üniversitesi şarkiyat pro- fesörlerinden Otto Sples “Alman €- debiyatında - Şarkın rolü” eseriyle gark dünyasını mütehassıslar çev. Tesini aşan bir kütleye tanıtmış ol. makla maruftur. Yeni bir. eserini TTürk ve Mi- sır hikâyecilerine hasrettiğini ve bu kitabın / Almanyada — epey ragbet gördüğünü, Prof. Herbert Melzig'in Bonn gazetelerinin birinde çıkan bir azısından öğreniyoruz. 'Ömer Seyfeddin, Reşad Nuri, Re fik Halid, Sadri Ertem, Sahahaddin Âli, Halide Edip, Yakup Kadri ve Samim Kocagözün tercüme hikâyele Fini bir arada toplıyan bu kitabın Adı: “Das Gelsterhaus” (Cinler Evi) dir. Türk hikâyelerinden başka Mı fırlı muharrir Mahmut Taymurun 4 hikâyesini veren bu kitabın tereüme sinde Dr. Annemarle Schimmel il Dr. Josehim Kisahing isminde iki a #alanı Prof. Sples'e yardım etmiştir. Ayrıca bir önsözle çağdaş Türk ve Misır hikâyeciliği hakkında da malü- Mat verilmektedir. Prof. Melzig, kısa tenkidinde hikâ- yelerin, Alman okuyucularına yeni Türk hikâye sanatını tanıtmak bakı- mindan, iyi seçildiğini — yazmakta, yalnız Salt Faikın “Semaver"i gibi önemli bir eserden misal verilmediği: “Tercüme hakiında, kitapta tenkild eöllecek bazı noktalar olduğunu söy leyen Prof, Melziç, Türk hayatını, Anadolunun, insan ve tablatını ak- settirmek bakımından bu kitabı öv. Mekte ve en hayırlı teşebbüslere de- vam edilmesini arzu etmektedir. Biz de başka memleketlerde teşeb- büs edildiği halde tabi bulmak zor. lukları yüzünden hâlâ dışarıda az ta nınan değerli Türk hikâyelerinin Al- manyada, basıldığına sevinip, bunun uğurlu bir başlangıç olduğuna İna- Rüyoruz. (Edebiyat ve Sinema J. Cocteav eski bir piyesinden Örphöe” filminin bir sahnesi Jean Maralı tuttuğü Yunan heykeli arasında Cocteau her sanat tezgâhinda bez dokumakla — maruftur. O, edebiyat, Şiir, tiyatro, sinema, bale, her yerde fani, her sahada kendini deniyen ve her zaman bir yenilik yaratan, dur- Mmaz dinlenmez sanatkâr tipinin ta kendisidir. Fakat bir özelliği de, e- Herlerine nokta koyup — onları rafa, dizmeye ram olmayışıdır. Bir mev- Zuu benimsedi mi, onu zamanın sa. nat ve fikir gelişmesine göre yeni yeni kalıplara sokmazsa rahat ede- “Orphde,, de bunun canlı bir misa- lldir. “Orpheus eski Yunan efsanesi 'nin en Şairane, en dokunaklı bir si- Masıdır. Sazının tatlı nağmeleriyle vahşi hayvanları, yırtıcı canavarları süküna kavuşturan, yürekleri ölüm. İü duygulara donmüuş cehennem tan.: fılarını bile rikkate getirip, karsı narin Eurydike'yi ölüler diyarından gün aşığına kavuşturan Orpheus'un Macerası müsikt ve şilrin kudretini temsil eden ölmez bir masaldır. 1980 Sularında Cocteau bu masalı ele alıp bir piyen yazmıştı. Yunan efsanesi- nİn ana hatlarını muhafaza etmekle beraber, oyununa yarı ciddi, yarı is- tihzalı bir motif katmıştı: Ayna mo- tifi. Aynalar sonsuzluğa açılan birer kapıdır. İnsan aynada — gündengüne yaşlandığını, hayatının akışını görür. Bir an gelir ki, yokoluşunu, yani ö. Tümünü de görebilir. Oyunda Burtdike zehiri içince ölüler diyarına aynadan göçer, Örphüe de aynaya dalıp karı. Si ileb irlikte tekrar aynadan yeryü- züne döner. Karkocanın hâmisi Hetrtebise ismindeki “melek de sah- neye bir camcı çırağı kıyafetinde çıkar. Bugün Coctesu'nun filme — aldığı “Orphâe,, de modern dekorlarla oy- nanmakta, hattâ bu sefer genç şair Paris'in aydın bir. mühitinde, Exis- tentialiste gençlik le Sains . Gi in klâsik profili ile, elinden * güzel bir ühenk vaz - des - Prüs'de yaşamaktadır. gene aynı “mevzudur. bir film yaptı temaları zenginleşmiş. berraklaşmış. tır. Coctenu filminde üç esaa tema olduğunu söylüyor. Şair, Mallarme'. nin meşhur. “Pel güren — Müismeme enfin Teternitt le Change,, — sözüne Köre, tam benliğini bulabilmek için, bir kaç ölümden geçmek zorundadır, biri bu, ikincisi gşairin ölmezliği. t ması, İçinde yaşıyan şairi ölmezliğe kavuşturmak için, Orphâe denilen kişi kendikendini feda etmektedir. Üçün- cüsü de insanı ölüme yaklaştıran ay- na temasıdır. Bu Üç tema piyeste oldu- Ku gibi modern hayat sahneleri, mo. dern kişilerle canlandırılıyor. Paris sinemalarında yeni gösteri. den bu filmde Jean Marais “Orphöe' Marle D&a " “Eürydike, — Prançois Prler de “Heurtebine, ” rolünü oy- nuyorlar, Film Coctenu'nun her yeni eseri gibi çeşitli tenkidlerle kargı- İanmaktadır. Fakat Coctesu'nun u. muründa değii, Çünkü eserini bugün için değil, yarın için yaratmışa ben- ziyor. Şöyle diyor: "Sanatların hepsi bekliyebilir ve heklemelidir. de. Ye #amak için sanatkârın ölümünü bek- İiyen eser çoktur. Bir film çok para- ya mal olduğu içindir ki, sinemada derhal muvaffakıyet aranır. — Fakat Böylece sanat eseri geçici bir eğlen. ©e seviyesine düşer. Örphe filmi ile Bugün beğenilmemek tehlikesini gö- ze aldım. Sinema da öbür sanatlar gibi ölmezliğini istikbalden bekliyen bir sanat olmaya doğru getmelidir. Filminin değeri ne olursa olmun, sanatta iyiye güzele susamış — olan bütün aydınlar Coctesu'nun bu dile- Rine iştirak ediyorlar. Artist Marla Casarös “Orphâe” Zilminin bir başka sahnesinde SANAT BAH SİLCEER 16 ncı Asır İtalyan resminin üstadlarından VERONEZE Veroneze di ile tanınan — Paolo Caliari, 1528'de Verona'da doğdu. O zamanları, başında — Tizlano olmak Üzere İtalyada ün salan Venedik Tesim ekolüne iltihak etti ve Üslü bunu benimsiyerek, sanat — hayatını Venedikte geçirdi. Vereneze, bu eko- lün bütün hususiyetlerini temsil et. mekle beraher, muazzam — satıhlar kaplıyan kalabalık kompozlsyonları ile meşhurdur. Eserlerinden iki tanesi “Cana Dü- Rünü” (1563) ile “Simon'daki ziya: fet" (1570) tek başlarına Louvre Mü- eronese'in Azize Katerina'nın zesinin en büyük salonlarından biri: Di işgal etmektedir. fet zenginli keti, renk ve ekolünün ihtise Dekor ve kıya- vücüt ve ifade hare: luğu ile Venedik ma, saltanata düşklün Tüğünün hayatiyet; şehvet dolu fırça- aiyle en parlak bir İfadesini vermiş. Ebatları düny tünlleri de aşan Wcut en büyük kompoziayonlarının yüzlerce küçük sahne Yukarıda fotoğra: Catherina'nın mak mümkündür. fini verdiğimiz aZ kişili eserlerinden olmakla bütün hususiyetlerini taşıyan ana eserlerin: dendir. Sahne, dört kigi arasındadır. Ufacık İsayı kucağında taşıyan Mer- yem Ana ile yanındaki erkek şahis, Tesmin asıl merkezini — teşkil eden aahneye doğru eğilmektedirler : Genç azize ile peygamber arasındaki mis- tik birleşme. Aydın renkler ve sağ- daki kişilerin — bakışlariyle hareket madalyon Kibi işlenmiş olan nni sah 'neye doğru kaymaktadır. Bu sahnede başlamış bir hareket görülüyor: Azi: ze vect içinde diz çöküp. kollarını ç cuğu kucaklamak Ürere açmış, İsa da küçük kollarını uzatıp, kendini Ca: therina'nın kucağına atmak üzeredir. Bu bir anlık hareketin muvazenesini çocuğu düşmekten alıkoyan Merye- Min iki eli ile azizenin sağ kolu sağ- Tamaktadır. Tanrı, çocük İle / azize arasındaki #ahne İfade, hareket ve dekor zen- KİNİİŞi ile en ufak teferruatına ka: dar işlenmiştir. Azizenin vecdi. göz- lerinin İsanın gözlerine dalan bakışı 've ARZImın bir sandet nefesi veriyor. Muş Kibi açık olmam İle ifade bulu: yor. “İsaya gelince, hareketi herhan- &i bir bebağin, bir kadının kucağına atılması kadar realist ve canlı ise de, yüzünün akıllı ve esrarlı mânası onun müstesna bir çocuk olduğuna Gelildir. Sol elceğizi ile Catherina" vağını yakalaması da bu mis: deşmenin bir sembolüdür. Azi: zenin yüzü, elleri, saçları, kıyafeti Venedik ekolünün güzellik idenilerine göre pinil piril işlenmiştir : Bir pir- Janta taçla / kaldırılmış uzün altın saçları, sırmalı duvağını omuzu Üze- rinde tutan zehgin brogu ve öbür ki gilerin ağır koyu kıyafeti ile- tezat halindeki dallı, yapraklı mühteşem Mmantosu, Mantonun kıvrımları altın da kumaşın yürü, tersi ve dalgalan. Ması, tabloya fevkalâde dekoratif bir Motif koymakla beraber, bizde ağır ipeklinin hışıldayışım düyuyormuzuz iDI bir renlite duygusu uyandırmak- tadır. Teknik olgunluğu, imkân ve vesatt bolluğu, gelişmiş bir zevk her res minde olduğu gibi, Veroneze'nin - bu Tiyatro kronikleri *“Bel Ami,, nin temsili Müammer Karaca Tiyatrosu, tem- sillere başladı. Sahneye — konulan oyunun ” “Bel Amı,, adını taşıdığını gördük. Pakat el Hlânlarında, düvar İlânlarında ve gazete ilânında bunu Maupassant'ın €zeri ile bir alâkam olmadığı tasrih edilmişti. Bu cihete seyircller adına ve kendi adımıza teşekklir etmeliyiz. - Eksik olmasın, Muammer Karaca, Bu nok- tayı açıklamasaydı, hepimiz aldana. caktık ve bir gaheser seyrettiğimizi #anacaktık. z Yine HHânlarda eseri — yazanların Refik Kordağ ve M. oldukları be. lirtiliyor. M. her halde bizzat Muam. mer olea Kerekz Yine İlânlarda Belâmi — Operet 3 perde denildikten sonra Işbu, tem- #ilin yerli bir komedi müzikal oldu. Bu ifşa ediliyor. Yine Hânlarda eserin sahneye Kelhasan Etendinin metodlarına gö Te konulduğu ciheti tefhim ediliyor. Bu noktaların üzerinde bizim de duruşumuzun sebebi, Müammer Ka- Tacaya hoş görünmek içindir. Ma- demki kendisi böyle istemiş ve ilân etmiş, biz ki, sanatını ve kendisini beğeniyoruz, maksadını izah edecegiz. Mesele şudur: Muammer - Karaca, hevi Şahsina, münhasır ve ck den kıiymetli sanatkâr, son mevsim içinde, Yeni Ses Tiyatrosunun tiyat. v0 vâdisinde bir hamle yaparak, 'öperet ve umümiyetle musikili tem. silere bir seviye getirmiş olmasını, kendi inhisarı altında bulunan tiya: tro tarzına karşı bir nevi taarruz telikki etmiştir, kendi za'mınca da büna mukabele etmektedir. Müammer Karaca, haksızlik e- yor. Şehir Tiyatrosunun geçirmekte ol. Guğu Buhranın asıl ve başlıca sebe. Bi, memlekette bir tiyatro anlayışı. zan artık Vücut bulmuş olmasında. dır. Ne tiyatro sevenler arasında 'ne de sanatkârlar arasında, Şehir Tiyatrosunüun başında olan artistle. 'Rin şahıslarına ve sahne kıymetleri 'ne İtiraz eden vardır. Hüdise, edebi. mânasiyle tiyatro - telâkkisindedir. İşte bu guurdür Ki, bir tiyatro tda: resinin sadece tatbikı elzem bir ta. kım idart tedbir ve kararların alın: masında değli, fakat aynı zamanda bir edebi mesele olduğunu meydana koymuş, bunun için de o sahada sa- iâhiyet sahibi kimselerin Tüzumuna ihtiyaç hissettirmiştir. Türk tiyatrosunda böyle bir anla- yışın başladığı sirada - “Yeni Sem, Tiyatrosu bu inkılâba uygun bir ha. reket yapınca, münevver muhit der. hal alâkadar olmuş ve bir. seviye meydana çıkmıştır. Muammer Kara: canın böyle bir hareketi destekleme. Sini beklerken, bununla “alay,, eder vaziyet takınmasını, itiraf. — edelim ki, sevimli bulmadık Muammer Karacayı, yukarıda ki- #aca anlattığımız tiyatro anlayışı ile görecek — olursak, “Bel Ami,, isimli oyunün yerli bir eser diye takdim eöllmesine rağmen, eski ve meşhur bir Pransız eserinden intihal olduğu. Hü söyleyebiliriz. Aym eserin hem gperet hem de komedi müzikal diye Hân edilişindeki garabeti kaydetmek mecburiyetinde Kalırız. Oyunu seyredince, bunun — operet, komtedi. müzikal, vodvil gibi bir tar: Za İthal / edilemiyeceğini — görmüş oluruz. Ve temsili, diğer tiyatrolar daki temsiller gibi'ele aup tenkid et mek İstersek, rol tevzintının baştan: başa yanlış, takildlerin - muvaffal yetsiz, balet adı altında — sahnede gördüğümüz genç — bayanların ehli. yetsir, koregrafinin mevzula - ta. Mamen alâkasız olduğunu söylemek Mmecburiyetini hisederiz. Hele, ese- rin metodlarına göre sahneye ko- nulduğu bildirilen Kelhasan Efendi. ye karşı da böyle bir iddinda bulu. Rulmasından dolayı hürmetsizlik e- dümiş olduğunu kabule mecbur olu: rüz. Malüm olduğu Üzere, bu kiy. metli halk sanatkârının — tamamen kendine has bir metodu vardı ve bu. 'hun başlıca unsuru, bir gaz tenekesi d, Munmmer Karaca, metodun ken. Gisini ortaya koymuş değil, bu gz tenekesinin adece sadasını” çıkart. mıştır. Bu itibarla, Bel Ami'ye de — el '#mi demek daha doğru olur. Biz, bütün bunları bir tarafa ko. yacak olursak, Muammer Karaca da kendi gahsi meziyetlerine ve imkân- darına 'bir hudut çizmek — dirayetini gösterecek olursa, tiyatrosunun geh- Timizde mühim bir boşluğu doldura- cak vaziyette bulunduğunu söylemek borcumuzdur. Çünkü bir hakikattir. Muammer Karaca, 1. Toto, Meh. met Ali Gezgin, Sürüri Kardeşler Ve bilhassa Güzin Özipek gibi kaymetli unsurlara — sahiptir. Bu temsilde, Râna Şıvga isimli bir sanatkâr da gördük. Lâkin "yerli, diye — ortaya konulan eserde Muammer / Karaca dahil hiç kimsenin — imkânlarını gösterebileceği bir rol yoktu. Pa. Kat Nesrin Korfoluyu dansöz, subret, şantöz gibi ve Amiyane tâbirle ka: Bak tadı verecek kadar muhtelif rol: derde görmemize mukabil Güzin Öz. ipek ayarında, gerek temsil gerek ges ve raks bakımından eşi az bulu. zür bir kiymetin iİhmal / edilişine hayretler ettik bütün tesellimiz, sahnede onun eli ile çizilmiş kostüm- deri görmek ve takdir etmek oldu. Müammer Karaca, başta / kendisi olmak Üzere, sanatkârlara lâyık ol dukları kaymeti vererek, sanat mu: hitinin, kendisini hoç görmeye âma- de seyirellerin, — meslekdaşlarının sempatilerini zorlamadan, onları gü- cendirmeden hareket eder ve bilhas. 4a sanatın ancak bu mühit havasın. da yükseleceğini, zekâsının böyle bir Mmuhitte beslenebileceğini kabul ede- rek davranacak olursa, “Rip, in röz Vülerine benzer temeiller — Verebilir. Belki de nefsini körletir, fakat sa- natını, kiymetini körletmiş olmaz. fa BİR ESKİ YILDIZ VE KIZI MEMNU Sayımız aylarda, hattâ uzun güzel tablosunun da ana Vasıfların: dandır. Görenlerin tekrar gördüğü, görmeyenlerin bir aanat ibadeti gibi koştuğu yılın en muazzam filmi MINTAKA 'ROPE OF SAND' BURT LANCASTER — PAUL HENREİD — OLAÜDE RAİNS EYER LORRE — CORİNNE CALVET gibi 5 büyük yıldızın yarattığı bir kaç gün daha gösterilecektir. DİKKAT: Uçakla gelen en son Paramount Journal dz film ORİYUNAL A R'da yıllarda eşine rastlanmayacak İki muazzam film birden Bugün ELHAMRA'da 1-BENDEN KAÇAMAZSIN ERROL FLYNN — IDA LUPiNO — /74MR> 2-KUMARBAZ KIZ ÇHM HAZARD P PAULETTE GODDARD — MACDONALD CAREY'in unutulmaz filmleri - Uçakla gelen en son Paramount J0

Bu sayıdan diğer sayfalar: