1 Mart 1949 Tarihli Yeni Sabah Gazetesi Sayfa 2

1 Mart 1949 tarihli Yeni Sabah Gazetesi Sayfa 2
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

n G ÜrE A b |) SLAR | Rusyayı sefahat —Çeviren: — N. K. — Rus gazeteleri, sütunla- rına cinayet ve fuhuşa dair haberleri ” geçirmek âdetinde değillerdir. Hal- buki Rusyada işlenen ci- nayetler, hele ırza tasaddi vak'aları 6 kadar yaygın bir hal almıştır ki yüksek Rus şürası ırza tasaddiye kalkanları, yeni çıkardığı bir kanunla, şiddetle tec- e etmek mecburiyetinde almıştır. GSeyyet basınının nesriyatı- 'na İnanmak lâzım gelirse, Rusya, bütün faziletlerin ön plân- da yer aldığı bir cennet diyarı- dır. «Pravda> ve «İzvestia> ga- zeteleri, Bolşevizmin inkılâp ) lünda gösterdiği hamlelere ait havadislerle doludur. —Altı mil- yondan fazla bir nüfusa sahip o- İan Moskovada, sanki polislerin seyrüseferi kontrol — etmekten başka hiç bir vazifeleri yoktur. Bu diyarda, kanuna karşı gelen- lerden, canilerden, sadistlerden bahsetmek âdet değildir. Hulâsa Rus gazeteleri sütunlarına cina- yet ve fuhuş vakalarını geçirmez- der. Balbuki Rusyada işlenen cina- yetier hele ırza tasaddi vak'aları © hadar yayğın bir hal almıştır ki Rus yüksek gürası ırza tasaddi ye kalkanları, yeni çıkardığı bir kanunla, şiddetle tecziye — etmek mecburiyetinde , kalmıştır. — Bu kanun, üç ırza tasaddi şekli tesbit ehniş bulunmaktadır. - İlkönce, basit olanı ki buna cüret edenlöre 'on beş yıl bir hapis cezası veril- mektedir. Daha sonra küçük kız- Jarin ırzına girenlere ve kolleklif bir surette bir kaç kişi tarafı dan yapılan ırza tasaddi vak'ala- Ti gelmektedir ki bunu işleyenler 20 ile 25 yıl gibi ağır hapis ce- zasna çarpılmaktadır. Bir cina- yetle biten ırza tasaddi vak'asıra Belince, bu suçun cezası yirmi beş yıl olarak tesbit edilmiştir. “Arlık Rus ceza kanunundan idam cezası 1948 yılındanberi kaldırı!- mış bulunmaktadır. Bundan le mahkümlar, tahşid gönderilerek, en elverişsiz şart- ler altında çalıştırılmakta, i: mab edilmektedir. eİnsanın, yine Ansar. - tarafından istismarı> nın güya yasak edildiği bu memle: kette, siyast polisler, milyonlar- ca mahkümu, kışın, barometre- nn sıfırdan aşağı 50 dereceyi işaret ettiği Sibirya havalisinde kenal ve demiryolları açma işle- rinde kullanmaktadırlar. Rusyada mahkümların feci dı- rumunu bir tarafa atıp tekrar vr- za tasaddi meselesine dönecek o- hasak, şurasını kat'iyetle iddia edebiliriz kt Moskovada bu suçu işleyenlerin adedi günden güne artmaktadır. Bu vaziyete şaşma- mak lâzımdır. Zira Rusyanın güttüğü sözde eşitlik hissine da- yanan iskân siyaseti muhtelif şe- | hirlerde ikamet eden bir çok ka-| lobslik aileleri aynı çatı altında barzınmak mecburiyetinde bırak- mostır. saddi vak'alarının sık sık tesadi edildiği bir diyardır. Hele bura- da kollektif tecavüzler, Ruslar" başhıca hususiyetlerini teşkil «'- mektedir.. Başka memleketlerde bu vakalar, ekseriyetle bir. tek kisi tarafından ika edilmesine karsılık, Rusyada, ırza - tasaddi vak'aları, umumiyetle bir gru- P'in iştirakile yapılmaktadır. Gö- Tülüyor ki Ruslar, kollektif duy- guyu bu sahaya bile teşmil etmiş kulunuyorlar. Mavi Tunadan <Altın şehre> Şüphe yok ki normal zaman- PÂÜİBA kavuran rüzgâriı binde bu nevi tecavüzler, hayret verici bir dereceyi bulmuş ve münferit ırza tasa di vak'alırını gölgede bırakmıştır. — Kızılordü- nun 1944 - 1945 yılları arasında Almanyada, Polonyada, Roman- yada, Avusturyada hulâsa muh- telif memleketlerde sebep olduğu çirkin vak'alar, Kremlin tarafın- Gan ört bas edilmeğe çalışılmız tır. Komünist partisinin emri al. tında, bu harbe dair yazdırılan romanlara gelince, bu eserler, Kı zlordunu — Stalin'in dilediği ge- kilde, hakikati tahrif ederek t: ir etmektedir. Bu mevzuda ka- İsme alınan romanlardan en tipik olanı Ukraynalı bir genç muhar- ririn <Alplar, Mavi Tuna ve Al- tın Şehir Prağ> adındaki roma- nıdır. B ueserin kahramanları, ye ni bir ahlâk ve kültürün mümes- silleri olan «halâskârlar» dır. Onlar, faşist rejiminin baskısı altında inleyen milletlerin yardı- Tana koşan asil ruhlu askerler ir. Kadına ve çocuğa karşı hü: metkârdırlar. Zira, onlar cemiyet telâkkisile len resillerin istikbali çırpınan, kalbl sile dolü €mi ai etiştiri- önünde mes'üliyet his- merler» dir. İşin tuhafına bakınız ki bu ter- ci edebiyat, «Sosyalist bir re- alizm> den ilham almış olmak id- diasındadır; ve bugün Avrupada yaşıyan erkek, kadın milyonlarca İntan tarafından bilinen realite- leri ve tarihi vak'aları inkâr etti- #nin farkında bile değ'ldir. Halbuki bu harbde muhtelif yaşla yüz binlece kadın ve genç kız Kızılorduya mensup as- ker'er tarafından berbad edilmiş- tir. Biz burada sözü, bu azılı ve tarbar canilerin zavallı kurban- larıma bırakmak niyetinde deği- liz. Bu hususta Kızılorduya men- sup Ceski bir subay olan «Ken- dimi kanun dışı bırakıyorum» mü ellif! Cichel Koriakof'un şehade- tine müracaat etmeği daha çok tercih cd'yoruz. Koriakof, 1945 Silezyanın kü- Çük bir kasabası olan Bunzlau'da gördüğü tüyler ürpertici bir vak'ayı hikâye etmektedir. O, bu kasabada, «aşırı Rus sefahat ve barbarlığının> canlı bir misaline gahit olmuştur. Koriakof, ilkön- ce bir genç kızın ırzına tasaddi etmeğe kalkan dört Rus askeri- nin- çirkin tecavüziyle karşılaş- ır. Genç kızı, bu döşt haydu. dun elinden güçbelâ — kurtarabıl. miş, fakat kendisi de ağır bir su retle yaralanmıştır. Koriakof. bu tecavüz vak'aları- 'nan sebebini araştırırken, bütün kuhahati, Rus halkında, intikamn duygusunu «Dişe diş, göze göz> prensipile takviye eden aşağılık bir edebiyata atfetmektedir. Meş hur Rus muharriri İlia Ehren- bourg ise bu prensipi şu sözlerle dala çok şiddetlendirmekten ge- ri kalmamıştır: «Bir gözül yamız iki gözünü oy, bir damla kanını akıtanın bütün kanını a- kiter. Yine Koriakof, «Kendimi ka- nan dışı birakiıyorüm> adlı e: rinde, şu inanılmaz, akla sığmaz vık'aları anlatmaktadır: — «Ler- en adında genç bir Alman kızı üç bafta zarfında 250 Rusun te- izüne maruz kalmıştır. Frau Wunseh, ismindeki bir zavallı ka draa ise kocasının önünde taarruz edilmiştir. Rus askerleri, yarı kör bir ihtiyar kadın olan Frau Simona'da tecavüz etmişlerdir.» İşte size reddi mümkün olmu- yan açık ve kat'i deliller! Fakat Moskova, bu hakikati asla ka- bale yanaşmıyor. iZra o, «Sos- yalist medeniyetinin>», — «Sovyet insanını>, sadece inat sayesinde iğer bütün insanlardan üstün tutmakta ve ona âdetâ bir ulü- Jarda kollektif ırza tasaddi vak'a lanna nadiren tesadüf edilmek-| tedir. Fakat Tkinci Oihan har- O Yazan: Esat Mah Mü hiyct mertebesi izafe etmek iste- mektedir. N TE mut KARAKURT <La Presse'den» ÇIRAN KISIMLALIN HÜLASASI Cemlle ile Ekrem sevişiyorlar. “Mmaktadır. Ekrem, tu gizlice sevişmekten bıkmış, Kadın evlidir ve görülmekten kork usanmıştır. — Güzel Tir ilkbahar akşamı, İstinye sahilinde yaz kış açık duran bir gazino- dan dönerken otomobilleri, Maslak yolunda bir bisikietli kıza çarpı- yor. Kızı otomobile alarak Ekremevine da ayrılmıştır. getiriyor. Cemile ise — yol- Temiz dözeli bir odaya giriyorlar. Genç kız yavaşça kendini diva 'a birakıyor, ve Ekreme: «Belki siz beni bu anda bir sokak kız zannediyor, ahlâkım hakkımda Çüyheyo düşüyorsunuz. Fakat ben, #izin zannetiğiniz gibi bir kız değilim eferidim> diyor. Ekrem, kendi hakkındaki bu şüpheyi derhal reddediyor. , ,Genç kız birdenlire Ekreme yeica ayrılan kadını sevip — sevme- €ğini soruyor. Ekrem «Ha evet!, dyor, kimbilir. belkt seviyorum> — Evli bir kadının bir erkeği Bevmeğe hakkı var mıdır? Bu, Damuslu bir kadın için, bir ayıp, bir kusur teşkil etmez mi? — Dünyada iki kusursuz in- (Roman devam ediyor,) * san mevcuttur derler Çinliler!.. Biri ölmüştür. Biri de doğma- mıştır!... — Yâni? — Yâni, insanları bazı zaman ŞEHİR - HABERLERİ Liselerde Milli Savunma dersleri — Yeni müfredat progra- mının esasları tesbit edildi Milli Bğitim Bakanlığı, — Aske- Fi Öğretim Müdürlüğü Liselerimiz de okutulacak olan Milli - Savun - ma dersleri müfredat — programını hazırlamıştır, 'Yeni programda talebeye okutu Jscak bahislerde şu sıra takip e- Elimektedir Dokuzuncu sınıfda, Milli Savun. manın amacı, Harb, Harbin ha - zırlaması, askeri terbiye ve ka - nunları, kara ordusu silâh ve a-. maçları; Onuncu sınıfda, — Askeri terbiye ve kanunları, — haber aj - msk ve psikolojik savaş; onbirin- ci sınıfda; — Millt seferberlik, de - xiz küvvetleri, hava — kuvvetleri, el coğrafya okutulacaktır Askerlik öğretmenleri — talebe - nin mânevi terbiyesini takviye e - derek dersler verecekler, — talebe - nn mâneviyatını kuvvelendtirı mült ve askerl terbiye — verilme re çalışacaklardır. Dersler mümkün olduğu — kadar zneli bir şekilde verilecek, ma - ballin garnizon — komutanlarından si'thlar alınarak onların - üzerin « Ce tedris yapılacaktır. Talebeye imkân oldukça — askeri filmler gösterilecek, okul müdür - İeri ile anlaşılarak kıta ziyaret - dleri yapılacak, talebenin asker' görgüsünün arttırılmasına çalışı - Tacaktır. Beynelmile! Kızılhaç Başkanı Türkiyeden sitayişle bahsediyor Beynelmilei — Kızıtaç — başkanı Paul Ruegger dün bir İsviçre uça & ile Cenevreye gitmiştir . Kızılhaç başkanı — hareketinden evvel kendisiyle görüşen bir mu- karririmize şunları söylemiştir: <— Türkiye Kızılayı ile beynel- Tdlel Kızılhaç teşkilâtı arasında es kidenberi çok sıkı, dostane bağlar evcuttur. |Türkiyeye ilk defa res ü bir ziyğret yapmaktayıni. Bu - rada gördüğüm —küsnü — kabulden desiyle memnunun Türkiye Kı reisl Ali Rana Tar - la görüştüm, Ali Râ na Tarhan beynelmilel - komitenin €e Azası — bulunmaktadır. — Yakın Ga Cenevrede — yapılacak — toplantı da kendisiyle tekrar — buluşacağız, Cezdiğim Kızılay — müesseselerini gok beğendim. - Bilhassa - Hemşire| Ckulu fevkalâde idare edilmekte - dür.> Betül dâvası bugün Erenköyde — Fırın - sokağındasi köşklerinde kocası Alâettin Ay -| tanu öldürmekten sanık Betül Ay-| tun'un duruşmasına bugün 1 ncl ufar cezada devam edilecektir. Bu günkü — duruşmada — taşrada, Edunan iki tanıkın isitnabe — yolu ile' alınan ifadeleri okunacaktır. Yine bu günkü duruşmada sa - Pilgşvekilinin” cinayet — mahallinde Dir keşif yapılmasını istiyeceği so nılmaktadır. Keşiften sonra dâva karar safha sına girecektir. Valiye yapılan ziyaretler Miletleracası — Kızıhaç — Ko - nitesi Başkanı M. Paul Ruegger Nle Osmanlı Rankası İngiltere U- Frum Müdürü 'T.B. Money -Cuotts Cün aabah Villeyette - Vali ve Plediye Reisi Dr. LOti Kırdarı ziyaret etmişlerdir. Tefrika No. 10 münakaşa etmeksizin, günahla- rı ile başbaşa bırakmak daha doğrudur. — Bu sözünüzden evli dahi olsa bir kadının bir erkeği se- vebileceği mânası mı çıkıyor. — Böyle bir mâna çıkarılma- sını arzu etmem sözlerimden! Ve bu nevi bir müsaadekârlığa da ne olursa olsun tıynetim mü sait değildir; hak vermem Ancak, unutmamalıdır ki, ya mur yağınca selle- rin akmasına nasıl mani olunamazsa, — sevebileceği bir erkeğe tesadüf eden kadını da sevmekten menetmeğe imkân yoktur. Hem siz değil misiniz, kadın iradesini - kullanamadığı zaman namusludur diyen!.. — O başka!... Ben onu ken- dim için söyledim. — Ya öyle mi? O halde mes'- ele yok, Madem ki yalnız ken- ŞEHİRCİLİK BAHİSLERİ YAAAAAAAAAAAAA AAA AAAAAARAAA AAA AARAR AA AA AAA DA AAA AAA AAA AA İ AAA AAA AA AA AAA AARARAAA Öpera binası ve Türk mimarisi okuz ay evvel 1948 yılı- nin mayıs ayı başında yapı kongresi için An- karaya gittiğim vakit — profesör mimar P. Bonatz'ın opera binası- ni görmüş, Garmen operasını da zevkle seyretmiştim. Türk mimarisi konusu üzerin- de cestrane ve pervasızca bir id- dianın mahsulü olan bu bina, cid- den Üzerinde durulmağa lâyık, Cumhuriyet yapıcılık - tarihimize bir ibret âbidesi olarak yüksel- miş bir eserdir ki, kültür muhi- ti ölü olmıyan bir millet için, bu eserin ortaya attığı dâvaya ka- kıtsız kalmak imkânı yoktur. Böy le olmakla beraber bu hâdise, lâ- Yık olduğu mertebede matbuatı- mızda ele alınmış ve akisler yap İdir. Sayın profesör bu eseri hakkında geçenlerde Güzel Sanatlar Akademisinde bir kon- ferans vermiş. Neler söyledi bi- lemiyorum, çünkü hasta idim gi- demedim. Evvelâ şu noktayı işaret etme- liyim ki profesör P. Bonatz ser- best bir arsa üzerinde serbest bir proje mahsulü bir opera bi- nası kompozisyonu ortaya koy- muş değildir. Malüm Sergievi bi nasını bozarak bir opera binası na tahvil etmiştir. Bir sanatkâr için bunun ne kadar sıkıcı bir gey olduğunu ve elde edilecek neticenin de uydurma bir binaya sahip olmaktan başka bir şey 0- lamıyacağını unutmamalıdır. Ni- tekim de öyle olmuştur. Bu uydurma binaya dört bu- çuk milyon harcanmş — olduğunu söylüyorlar, müteveffa Sergievi binası için de daha evvelden har canmış parayı buna katınca da- ha çok kabaracak olan yekün ile Yeni Çek Ticaret Ataşesi eldi B rgla 4 - Çek ticaret | Bundan bir mücdet evvel şeh- rimizdeki Çekoslovakya - ticaret a- toşesi M. Steliner'in bazı — yolsuz- luklar yapmakta olduğu tespit e - Gilmiş ve Çekoslovakyadan — gelen antfettişler bu yolsuzlukları tes - Dit etmişlerdi. Çek | kümeti tarafından der - kal — azledilip — geriye çağrı - lan ataşenin yerine tayin — edilen Haus Herrmaun dün bir Çek uça- Boyla şehrimize gelmiştir. Yeni ataşe, kendisiyle — görüşen bir muharririmize şunları — söyle - miştir: <— Ataşeliğe tayin — edilmekle beraber henüz fillen vazifeye baş leyacak değilim, Daha evvel — bu- teda ataşe olan Stciner'in ataşe - Tkteki evrakını tetkik — edece ve önümüzdeki hafta tekrar Pra - ga gideceğim. Vazifem ancak tek 16r buraya geldikten sonra başlı - yacaktır, Vazifeme — başladıktan sonra yegâne gayem Türk — Çek ticaretinin gelişmesini temin et - mek olacaktır » Aldığımız malümaat göre Tür- kiye ile Çekoslovakya — arasındaki Ücaret ve — tediye — anlaşmasının müddeti 31 martta nihayet bula - caktır. Esası klerinç olan bu an- laşmanın hü'tümlerine göre müd - det otomrtik olarak uzatılamamak tadır. Şimdiye kadar Türkiye - Çekos- levakyaya yeni bir görüşme — için müracaat etmiştir. Yalnız —Avus- in konuşuyorsunuz, mü- nakaşayı kapatalım. Hem fay- dasızdır sizinle bu mevzuu gö- rüşmek zaten. — Niçin? — Anlamazsınız da onun 1- çin! Çünkü gençsiniz. Sizin gınızdaki insanlar, hiç bir şeyin kiymetini — bilmezler. Halbuki sevgi, insan varlığı içinde en bü yük değerdir. Onu tanımak için evvelâ duymak lâzım! — Ne biliyorsunuz benim duy madığımı? Belki ben de aşkın ne olduğunu tanıyorum. — İnsan on sekiz yaşında aş kı tanıyamaz. Tahayyül eder ancak!... — Ben bir kere on sekiz ya- şında değil, yirmi yaşındayım e- fendim. Adam o zaman, baktığı yere bir karanlık gece gibi çöken, içi esrarlı ışıklarla dolu simsi- yah gözlerini, perdelerin ucun- dan alıp, kızın gözlerine getiri- yor. Yirmi yaşında olsanız da netice yine aynidir. diyor. Bu yaşta bir insan ne sevmeğe muk tedirdir, ne de bir sevgi —da- kikasının lezzetine ebediyet ve- recek kudrete sahip bulunabi- Yaz elde edilen opera binası arasında- ki mukayese muhassalasına par- mak ısırmamak mümkün değil dir. Fakat bunlar ayrı meseleler dir ki idare, maliye ve ekonomi konularına ait kalır, Ben yalnız sanat & e durmak is- terim. Profesör P. Bonatz azami gay | retle Türk mimari uslübuna uy- gun olsun diye bu binayı yapmış tır, öyle bir bina ki depo, fabri- tâ bir Adliye Sarayı dahi , de, gerek fonksiyonu, ge- rek manevi şahsiyeti ile Güzel Sanatların beşiği, ana kucağı 0- lan bir Opera binası... Aca- ba profesör bu hareketinde ve almış olduğu neticede muvaffak olmuş mudür. yoksa — olamamış mıdir? İşte böyle bir - Buali bir günlük gazete sütununnun müsa adesi nisbetinde cevaplandırma- vası üzerini önden ele almak lâzımdır. Birincisi uslüpta tatbi- kat meselesidir kl profesör bu meselede muvaffak olamamıştır. Ve olmasına da imkân yoktur. İkinci cihet ise ideoloji cephesi- dir ki bu cephede tamamile taraf sız bir zihniyet, olgun bir bâş ve keskin gören bir gözle sayın pro- fesörün ortaya atmış olduğu bü- yük hakikati alkışlamamak ve 0- na teşekkür etmemek mümkün değildir. Profesör bu binası ile biz Türklere: «Öyle zengin ve kuvvetli bir mimariye sahipsiniz ki bu mimari ile bir medrese bir çeşme veya imaret deği e Özel Gazetecilik.Okulu dün açildı Özel gazetecilik okulu dün sa- buh saat 10 da Şehzadebaşında le- tafet mpartımanı salonunda tören le açılmıştır. Törende Vali Dr. Lütfi Kırdar, £srrı Tarcan, Hakkı Tarık Us ve Tirçok gazeteciler hazır bulunmuş Tünt bir. hitabede ' bulunduktan sonra ilk dersi muharrir Bahadır. Dülger vermiştir. Okula lise ve buna muadil mek teçlerden mezun talebeler alınmak taaır, Okulun öğrenim süresi bir sene olmak Üzere iki sömestrdir, Sanat mektebi —mezunları için de ayrıca bir sene müddetle ihzart sı- Tf açılmıştır. Okula giren her ta lebeden iki taksitle 150 lira Ücret alınmaktadır. Şimdiye kadar 70 talebe okula kayıd olunmuştur. San'at okullarında birleştirilen dersler Müllt Eğitim — Bahanlığı “Erkek Orta Sanat okullar: ile sanat ens titllerinin müfredat — programın du tadilât yapmıştı: Yapılan tadilâtta; aritmetik geo mietri, cebir vv trigonometri ders- deri matematik ismi altında birleş tirilmiştir. Adı geçcn derslerin öğ retmenleri talebelere kendi verdik İcri ders için ayrı ayrı numara vürecekler, her kanaat devresi so- nurda notların vasetisi alınacak - tır. ftayada ticaret anlaşması için mü zekereler yapmakta olan — Viyana eçimiz Tahir Seyman'ın başkanlı- Pandaki ticaret heyetimize Çek hü kümeti Prağa — gelmesi ile ticaret müzakerelerine — başlanması — için nılracaat etmiştir, Yeni müzakere ler yapılıp yapılmayacağı yakında belli olacaktır. lir! Bir saniye susuyor adam, ra gülüyor. — Siz sadece bir çocuksunuz diyor, anlaşılıyor mu, ne yaptığı- nı bilmiyen cesur, fakat tecrübe- siz bir çocuk!... Hepsi ©o ka- dar! Kız o vakit birdenbire, hiç dü gşünülmiyen, tahayyül dahi edi- lemiyecek olan büyük bir cüret kârlıkla, dakikalardan beri köşe sinde sahibi tarafından sevilme- ği beklediği halde bir türlü tüy- lerinin üzerine okşayıcı parmak ların deymediğini görüp, hırsla efendisinin kucağına - sıçrıyan bir kedi gibi, bütün vücudünü saran vahşi bir ihtiras dalgası içinde, oturduğu yerden fırlıya- rak, adamın kollarına atılıyor ve uçları ateş gibi yanan ke- mikli, uzun parmakları ile onun bileklerini yakalayıp, küçücük avuçlarının yumuşaklarında kar gibi tutuyor bu bilekleri! — Şimdi benim çocuk olmadı- I, istiyen, arzu eden ve bu uğurda yapılmıyacak fedakâr- hik tanımıyan bir. kadın - gibi, nasıl tam bir feragatle nefsini size teslim edebilecek bir çağda bulunduğumu öğrenaceksiniz! an a Y. Mimar Sedat Çetintaş I böyle tarihinizde yeri olmiyan modern bir opera binası bile yap- mak mümkündür, uyanınız!» de- miş oluyorlar. Şimdi mukvaffaki- yet babında yekdiğerile tezad teş kil eden bu iki ciheti tahlil ve 1- zaha geçelim Geçenlerde 2 şubat 1949 tarih- li Yeni Sabahta çıkmış bir maka lemde de söylediğim gibi 1871 de İtalyan mimarı Montani'nin yap- tığı Aksaraydaki — Valide camii, altmış yıl kadar evvel Prusyalı mimar Jasmond'un Sirkecide yap tığı gar binası, daha sonra sıra- sile İtalyan —mimarı Valori'nin düyunu Umumiyesi, mimar Taut' un Tarih Coğrafya Fakültesi bi- naları gibi profesör P, Bonatz'ın opera binasının da Türk mimari- olamadığını fakat 'Türk mima- risinin kuvvetinden aldıkları il- hamla kendi şahsi telâkkilerinin mahsulü olduğunu — söylemiştim. Bu hakikatin mantıki ve zaruri sebeplerine gelince: Sayın profe- sör de bilir ve teslim ederler ki mimaride fonksiyon meselesi ta- rihte milletlerin doğrudan doğru- ya sosyal hayatını takip eder meselâ dünkü evlerimizdeki ahır lar bugün garaj olur, dünkü med reseler bugünkü fakülte binaları haline girer, dünkü hamam bu- günkü banyo olur, dünkü selâm- lıklı ve haremlikli Türk evleri bugün için bu tasnifi atar ve bir. leşir, fakat mimarideki sanat un- surları milletlerin an'anelerine, dini âkidelerine, milli psikolojile- e ve zevklerine dayanır, hattâ edebiyata ve folkloruna bile dal budak salmıştır. İstihaleler ge- çirse de kökte an'anesine sadık yaşar. Buna göre, daha evvellere git- meğe lüzum görmeden, XI inci asırdanberi bir İslâm Türk mima risi olarak bu esaslar dahilinde işliye işliye XVIT inci asra ka- dar kendi bünyesi üzerinde mer- haleden merhaleye atlamış ve i ümarileri arasında Dar- lak bir şahsiyete salilp olmuş bu- lunan Türk mimarisinin hüviyeti, kitaplar dolduracak mahiyetteki kanunları, — nizamları, yabancı milletlere mensup sanatkârların bir kaç yıllık etüdleri ile anlaşı- labilecek kadar basit değildir. Bu nun içindir ki ne kendilerinden evvelki isimlerini — saydığım ec- nebi sanatkârlar, ne de sayın profesör P. Bonatz opera binasın da tatbika kalkıştıkları Türk us- lübu bahsinde muvaffak olama- mışlardır. Bir kaç basit tenkidi misal vereceğim I — Sergi bimısının caddeye bakan sağır ve sıkıcı yüzünü di- le getirmek için mimar bir kolo- nat yapmıştır. İnşai bakımdan tamamile fonksiyonsuz olan bu sıra direkler ilk bakışta bir Türk binasını değil, eski Yunan mâbed lerini hatırlatmaktadır. Başlıklar Türk mimari tarihinin hiç bir bö- lümünde görülmemiş acaip şey- ler olduğu gibi taşıdıkları Yunan vari entablement yâni dümdüz askı ve saçak dahi yine Türk mi- marisinin hiç bir bölümünde gö- rülmüş şey değildir. Türk başlık- ları daima ve mutlak surette ke merler taşır hattâ inhitat devri- miz olan XVIT inci asırdan son- ra dahi bu esasa sadık kalınmış- tır. II — Seyirciler methalindeki iki direkte, iki tane Stalactiteli başlık görülüyor. Bunlar istalat- Vücudünü, üstü çiçek açmış bahar dallarına benziyen taze bacaklarının üzerinde yükselte- rek, adamın bir hareket yapma sına vakit bırakmadan, kolları- nı, onun boynuna sarıyor. Sön- ra, küçücük ağzına, elemli bir güzellik veren penbe dudaklı nı, içinin tatlı tatlı Ürperdiğini duyarak, adamın dudaklarına götürüyor. Bu hareket o kadar âni bu te- şebbüs o kadar gayrı memul bir halde cereyan ediyor ki, a- dam, belki sandığı ve emin bu- lunduğu garip bir perişanlık için de, güç kendini kızın kolların- dan kurtarabiliyor. — No yapıyorsunuz - diyor; deli misiniz? Ben kırk yaşında bir adamım. Kızım - olursunuz siz benim İgitmiyor sanki bu sözleri o!.. İhtirasın, yirmi yaş çağının fer man dinlemiyen hür havası, da- marlarını tutuşturan - kasırga, saçlarını, alnını, gözlerinin ve yanaklarının rengini altüst ede- rek, onu zelzeleye tutulmuş bir ; : titeli Türk başlığı değil onun, en beceriksiz birer karikatüründen başka bir gey değildirler. TU - Bu seyirciler kapısından gi rerken yine bir Yunan binasına giriyormuş gibi ayni tesir altında kalıyoruz. — Hele girince bura- daki —bronz — küçük — başlık- lar da XVIT inci asır sonları- nın eserlerinden kopya edilmiş geylerdir. Hele bu başlıkların ta- gıdığı galerinin parmaklıkları bu kadar da zayıf bir gahsiyete sa- hip değildir. Sultan Aziz devrin- deki Ermeni ve Rum kalfaların İstanbulda yapmış oldukları stil- siz ve kozmopolit şeylerden kop- ya edilmişlerdir. IV - Salondaki duvar kaplamala rı yine inhitat devrimize ait eser lerden alınmış fakat tavandaki garı metal süsler, Türk san'atin- deki ciddiyetle açıktan açığa is- tihze eder gibi çarpmamaktadırla Gerçi Türkler her yakıştırdıkları yerde bolca yaldız kullanmışlar- dır, Fakat böyle çikolata sarılan madeni kâğıtlar gibi cıyak cıyak bağıran ve nazarları tırmalıyan metal süslerden ve renklerden da- ima kaçmışlardır. Hulâsa: Bu binanın Türklüğü üzerindeki acaiplikleri daha çok tur amma sütunlarımızın müsaa- desi yoktur, kısa kesmeğe mec- burum. Fakat opera binasındaki Türk mimarlığını ve Türk sana- tını böylece çerçevelemeğe ve teşhise mecburum ve bu teşhisim den dolayı da kendilerine cidden hürmetkâr bulunduğum profesör P. Bonatz gibi olgun ve mütekâ- mil bir sanatkârın bana gücene ceklerini hatırıma getirmiyorum. di de sayın profesöre han- gi yönden müteşekkir kaldığım ve milletimin de müteşekkir ol- ması icabettiğini bildiğim nokta- yı izaha geçeyim: Yukarıda tarihini kaydettiğim geçenki yazımda da söylediğim gibi bugünkü yüksek mimarlık E MART 1949 ——— — — DUN ve BUGUN Zingal, Ford ve incir ağacı... aktile Zingal ormanlarını fenni bir şekilde işletmek üzere ecnebi bir. girket kurul- muş, senelerce faaliyette bulun« muştu. Şirketin imtiyazı 1947 de bitecek ve bütün tesisleri devle- te kalacaktı. Fakat 1945 de hü- kümet milli korunma kanunu hü- kümlerini yersiz olarak kullan- mış, girketin mallarma ve haklı rına el koymuştu. Şimdi anlıyo- ruz ki bu yüzden hükümetimiz aleyhinde açılan dâvada zayıf durumda bulunuyoruz. Yerli sanayiimizin inkişafına Mmâni olan muamele vergisi - hü- kümlerinden senelerdenberi şikâ- yet edilmektedir ve bu verginin hazineye getirdiği mahdut — mil- yonlar milli servetimizin milyar- larca artmasına müâni olmakta- dır. Deviteçilik gayesi, hususi ser- mayenin yapamadığını millet ser- mayesine yaptırmak olduğu halde bu prensipin «hususi sermayeye düşmanlık» — geklinde belirmesi bir dalâlet eseridir. Birçok servet kaynaklarımız vardır ki sermayemizin ve ihtısa- sımızın yetersizliği yüzünden iş- letilmiyor ve gayet verimli top- raklara sahip olduğu halde buğ- dayını çarşıdan alan adama ben- ziyoruz. Kapılarımızı ecnebi sermayele- re sımsıkı kapamağa çalışmamızı haklı gösterecek hiç bir sebep yok tur. Sermayesi o kadar bol olan Amerikada bile ecnebi sermaye- ler mühim miktarda ve büyük ölçüde iş görürler; hattâ serma- yenin vakit vakit iş sahaları ve- rimli olan memleketlere göç et- tikleri görülür ve bundan o mem- leketlere zarar değil, fayda gelir. Yirmi sene kadar evvel meshur Ford otomobil fabrikaları İstan- bulda eski Tophane silâh fabrika- ları binasında bir otomobil mon- taj atelyesi açmıştı;. burası az zamanda genişledi; birçok Türk işçilerine iş bulundu; ustalar tişmeğe başladı, İstanbul bi Yakın ve Orta Doğunun, hattâ Hindistanın Ford otomobilleri ih- racat merkezi haline gelmek isti- dadını gösteriyordu; milyarder Ford'un da maksadı buydu. Fax kat bir gün ansızın bir vergi ka- ğı İddiası ortaya atıldı; AU n u öğretim müesseselerimizde hâlâ |böyle bayağı hareketlere asla fe- bir Türk mimarı tarihi dersi bile /nezzül etmiyen Ford: «Türkiyede yoktur. Süleymaniye — avlusunda |iş yapmağa imkün yoktur!» diye- oynıyarak büyüyen ve birer yük|rek tesislerini kaldırdı, onun |ve Yunanistan'a götürdü. sek mimar yetişen bizler, Mısı Kübbeterine; —cepheleriney —80 | —Bir maliye hesap uzmanı — bl: metre kalınlığındaki —direklerine|gün bir fabrikatöre göyle demiş. baktığımız v zın yapısı değil, sanki Kafdağının ardından gelmiş devler yapısı gi- bi, ağızlarımız açık seyrediyoruz de ufak bir uyanış ve benimseme lüzumu hissetmiyoruz. Ne idüğü, nereden gelip nereye varacağı belli olmıyan bir mo- dern mimari sarhoşluğu ile kendi kültür tarihimize, kendi milli sa- nat hazinemize kör ve sağır yaşı-) yoruz. Milli san'ate karşı bu ka- dar bilgisiz, bu kadar kayıtsız olduğumuz halde - içimizde milli| mimari ve sivil mimari üstadı tavrı ile dolaşan «Mehdi» ler bi- le görülmektedir. İşte böyle bir. Mehdi, milli Mimarideki bütün bilgisizlik Vve salâhiyetsizliğine rağmen akademide uzun yıllar gençliği şaşırtmış ve zehirlemiş- tir. İşte bu zehirli ve bulanık hava da yetişen nesil, tamamile soy- suzlaşmış bir mimari ile direkler dikiyor, kemerler çeviriyorlar fa- kat nerede bir sivri kemer, nere- de bir istilaktitli başlık görürler, Be ona kendi havalarında tasni edilmiş olan (din mimarisi) dam- gasını vuruyorlar ve böylelikle de en yakını dokuz asırlık mede- niyet tarihimizi hiçe sayıp inkâr etmiş bulunuyorlar. İşte şimdi profesör P. Bonatz opera binasında açıkladığı ideolo- jisi ile bu karanlık yolu aydınlat- mış oldu. Fransız mimarı Le Cor- busler, İngiliz mimarı Chitty bu gidişimizin kötülüğünü, yaptığı- mız şeylere bakarak sözle açık- larlarken Alman mimarı P. Bo- natz Ankarada istalâktitli başlik- larla direkler dikerek, duvarlar- da, tavanlarda, alçı pencerelere varıncaya kadar bütün mimari sanat unsurlarında büyük Türk mimarisine hayranlığını fiilen ifa de ederek bugünkü nesli, uyan- dırmak, düşmüş olduğu Gdalâlet- ten kurtarmak istemiştir. Profesör Türk mimari sanat unsurlarının tatbikinde — mun fak olmıyabilir, bu da dediğimiz gibi tabildir. Fakat tarafsız görü şünün dayandığı realite, hürme- timize lâyık bir milli dâvamızdır. Kendisini alkışlamağa ve bu ye- rindeki ikazından dolayı teşekkür, etmeğe mecburuz. Fakat sadece sözle değil, bil- hassa profesörü öğretim ailesi arasında bulunduran teknik üni- versite mimari fakültesinde onun , Börüşünü renlize ederek, akade- mi mimarlık şubesi de ayni yolu tutarak milli mimariye doğru. bina gibi, bir anda yakalayıp #iltelerin Üzerine seriyor... Kız şimdi, ağlıyarak yalvarı- yorş (Devamı var), gençliğe ciddi bir veçhe vermek suretile umumi bir milli intibaha yükselmek zaruretinde olduğumu it, onu babalarımı-|ti: «Biliyor musunuz ki ben iste- diğim zaman sizin ocağınıza in- cir dikerim!» Bu incir ziraatini yapan «resen takdir» usulüden Büyük Millet Meclisinde bir mil« letvekili de geçen gün acı acı şi« kâüyet etti: Sermayeden korkmayınız, son bir asırda bin asırlık İlerlemeyi sağlıyan odur. Kadircan Kaflı KISA HABERLER e Dün sabah Jodos - dolayısile Beşiktaş ve Salacık — iskelelerina vapur. uğratılamamıştır. 4 Dün saat 12.30 suların?a Ra yazıtta Üniversite Inşaatında ta - laşların tutuşmaurdan bir yangını Püyümeden — pastırılmışt.r. nn amelecen birisinin at « sigarada nçıktığı ala; Yangıl Dolapderede oluran Ali Hay, dar adında biri evinin taşlığında ölü olarak bulunmuştur. Bir Ercin « mon olan AU Haydarın kriz netie cesi öldüğü sanılmaktadır. Usküdarda İcadiye —mahalles sinde bir medresenin — mahzeninde barınmakta olan bir ailenin 2 yas gındaki çocuğu Sadık medrese bali çesindeki kuyuya düşmüş, boğul « mak Üzere iken kurtarılmıştır. Müustafanın idaresindeki S14£ No, lu taksi e Suna'nın kullandı« B motörsiklet — Cumhuriyet cad « desinde çarpışmışlardır. Motörsik, Jet parçalanmış, Sinan yaralan « mıştır. Fatihte oturan ve 14 yaşın daki kızı Neclâya,tecavüz etmek « den sanık Yusutf Tabbi Adllce mü şahede altına alınmıştır. * Kumkapıda Kemal adında bir askerf, Salacıkta da — motresi Mevlude adında bir kadını öl « Gürmek ve 10 yaşında bir çocuğu a öldürmek kasdile uçuruma at - Taaktan sanık Necip'in duruşması na bu devam edilecektir, r-,rTAKVIMD—N Rumf |(MART 1949| Hicet ŞUBAT 1368 1364 1 C. Evvel 16 SALI ğ Kasım: 114 - Ay: 2 - Gün:; 59 za kani bulunuyorum. Vasati — Ezani Güneş 6 s4 10 55 Öğle ÖR AÇ Y s6 ea İkindi 15 84 9 85 Akşam 18 0012 Yatsı 19 g1 1 81 İmsak * 58

Bu sayıdan diğer sayfalar: