8 Aralık 1940 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi Sayfa 2

8 Aralık 1940 tarihli Cumhuriyet Gazetesi Sayfa 2
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

CUMHURİYET 8 BirincScânun 1940 Türk Celik Kartallan Bize, ayda 400 tayyare yapan Hava Endüstrisi ve 3000 tayyare, 15000tayyareci lâzım,.. Bir milyon süngüyü beş milyona, bir f donanmayı beş misliııe çıkarmak im feânsızdır. Fakat bin tayyarelik kuvve tinizi, beş bine çıkarmakta cıddî hiç bir güçlüğe uğramlmaz. Sözün kısası, kendi kendine şekillenen şu hakikatı bu memleketin bütün çocukları çok iyi bilmelidir: Tayyare, kolay ve çabuk temin edilen bir fakir memleket> silâhıdır. #•* Biz senelerce, tayyarenin pahalı olduğunu ve bir tavyarecinin yüz binîerce liraya mal olduğu sözlerini her yerde ve her dilde, her ağızdan dinledik. Bu sözler, sulh devrinin lüks bir hikmeti olarak dünyayı istilâ etmişti. Halbuki, bu sözümona hikmet (!), ne yaptınığını, ne yapacağını ve nelerin yapılması lâzıın geldiğini bilmiyenlerin, muvaffakiyetsizliklerini mazur göstermek ve mes'uliyetten korunmak için, şuursuzca ve elbirliğile (!) yapmağa mecbur olduklan bir yalandı. Bugün, bütün dünyanın gözü önüne serilen korkunc hakikat, paraların ve bütcelerin, harbi yapacak olan tayyare ile tayyareciye degil, bu harbde işe yaramıyacak olan Hievzulara harcandığını haykırıyor. *** ? Zekâsına ve ileri görüşüne hayran 'olduğum Lidel Hart muvaffakiyetin anaşartlarını şöyle sıralayor: Bilgi, zekâ, enerji, tasavvur ve hayal kudreti. İngiliz mütefekkiri, büyük adam Li3el Hart yarına hazır bulunmak için yarmın ne biçlmde teceTli edeceğini hayalen «ekillendirip zeki bir kavrayışla işlemek, bilgiye dayanarak enerji ile çalışmak lüzumuna kanidir. Bize öyle geliyor ki genc tayyarecllik, tasavvur ve tahayyül kudreti isteyen mevzuların başındadır. 1941de ve daha sonraki yıllar, «olacak olanları» bugünden görebilmek için, gerçek, büyük bîr tasavvur ve hayal kudretine malik olmak ISnm değil midir? İşte böyle bir kudrete malik oldugunu sananlardan biri, yarın için ?u hükmü veriyor: Katliâm henüz başlamamıştır. JDoğrıı değil mi?|Tramvay ücretleri İstanbul tramvaylarında küsurat ve bilet tevzii yüzünden çekilen sıkmtıyı ortadan kaldırmak üzere birinci ve ikinci mevki bilet ücretlerinde bazı değişiklikler yapılacağı anlaşılmaktsdır. Bu hususta gazete sütunlarma intikal eden malumat, eğer doğru ise uzun, kısa her seyahat için birinci mevki yolcularından 7 ve ikinci mevki yolcularmdan 5 kuruş alınması, aid olduğu makama teklif edilmek üzeredir. Henüz kararlaştırılmış bir esas mevcud olmadığma göre, bu teklifin daha âdilâne bir şekle sokulabileceâi kanaatiadeviz. İkinci mevkide halkımızın bütçesi dar, kalabalık bir kütlesi seyahat eder. Halbuki bu teklife nazaran şimdiki ücretler esas tutulacak olursa birinci mevki yolcuları uzak mesafeleıde 30 para kâr ve kısa mesafelerde 50 para ziyan edeceklerdir. ikinci mevki yolcuları ise uzak mesafeler için 20 para kâr, lâkin kısa mesafeler için 70 para ziyan edeceklerdir. Acaba, yeni fiatlar 7 ve 5 kuruş yerine 8 ve 4 kuruş olarak tespit edilse, halkımızm ekseriyetini teşkil eden az varidatlı kısmı daha ziyade gözetilmiş olmaz mı' diyoruz, Ekmek vaziyeti Dün Belediyede bir içtima yapıldı, haVî fiat cumadan sanra belli olacak İstanbul değirmencilerile Ekmekçiler cemıyeti murahhasları dün Belediye Iktısad müdürünün yanında toplanmı? lardır. Bu toplantıda buğday ve arpa hakkmda hükumetin aldığı tedbirler uzerine hasıl olan vaziyet ve İstanbulun ekmekük un meselesi görüşülmüştür. Bu müzakerelerden alınan neticeye göre degirmencilerde yarın akşama kadar kJayet edecek miktarda un vardır. Saiı eabahından itibaren ise serbest piyesadan buğday mubayaası suretile ekmek imal edilecektjr. Cuma gününe kadar devam edecek bu vaziyete nazaran ekmek cuma gününe kadar 13,5 ve yahud 13,75 kuruşa satılacaktır. Hükumet şimdiye kadar nâzım satış olmak üzere ve Toprak ofisi vasıtasile İstanbul değirmencilerine ucuz buğday vermekte idi. Mubayaa fiatmdan daha ucuza yani hükumetin zararına olan bu ucuz buğday verme şekli ortadan kal" kınca buğdayın değirmenlere tesüm fiatı artacak, binaenaleyh ekmek de pahalılaşacaktır. Nâzım satış şekli kalkmca Eelediye de ekmek işinde eski nark us'.ılüne avdet mecburiyetinde kalmı,tır. Badema her on beş günde bir zahire borsasındaki buğday satış fiatı tespit edılerek ekmeğin satış Satı tayin edile cektır. Bir iki güne kadar Belediyede toplanacak olan nark komisyonu cumadan sonra ekmeğin satış fiatını tespit edecekür. Eğer buğday 9,25 ten ahnabilirs? ekmek on dört buçuk kuruşa, 9,75 kuruştan alındığı takdirde ise ekmek, on dort kuruş otuz paraya satılacaktır. ( Şehir ve Memleket Haberleri ) NALINA [HEM MIHINA] Süngü, kahramanlar silâhı! unan ordusu, 17 tümen tahmin edilen ve en modern silâhlarla mücehhez bulunan İtalyan ordusunu, Arnavudluğuu dunıanlı dağlarından ve karlı tepelerinden birer birer ciğer söker gibi soküp atıjor; hatta kumandanlarile berabtr. Türk ordusunun, her zaman pek iyi bildiği ve pek iyi yaptığı şeyi, dost ve ınüttefik Yunan ordusu da yapmaktadır. Bu, süngünün tanka, azlığın çokluğa, riıhun maddeye galebesidir. Atinadaki İtalyan elçisi, trene yetişmek jstiycn bir adam acelesile geceyarısı, Cenerai Metaksas'ın kapısını açldığı ve Başvekiün kapısı da Yunanistanin kapıw)e bcraber suratma kapandığı zaman, İtalyan ordusuna .Ilerü. emrini verenkr, bir hakikatten tegafül cdiyorlar, yahud da bu hakikati bilmiyorlardı. Bu hakikat, süngüyü tanka, azlığı çokluğa, ruhu maddeye galebe ettiren mukaddes ateş olmayınca, zafer kazanmanın imkânsızlığıdır. Bu ateş, süngülerin ucunda > anıp soner. Arnavudluk cephesinden gelen haber ler, İtalyan askerlerinin top, tufek ve makinelitüfek atcşlerine karşı iyi dayandığını; fakat yuuanca «Sünku tak!» kumandaları Arnavudluk dağlarmı inlctince İtalyan ordusunun eski bir tabirle* payı sebatı lerzedar olduğunu bildiriyorlur. Onun içindir ki İtalyan radyo vo gazeteleri süngü için «barbar silâhı» diyorlar. İtalyan ordusu da dahil, dünjaııın bütün ordularmda, her tüfeğin ucunda bir süngü veya kasatura takılı olduğuna göre, bütün ordular, bu barbar silâhını kulanıyorlar, demektir. Açık şehirlere, hiç bir askerî hedefi ihtiva etmiyen köy ve kasabalara bomba yağdıran, saçı bitmemiş masumlan dahi löğusa annesile beraber kanlar içinde parçalayan tayyareler, medenî silâh da, yalnız düşman erinin göğsüne saplanan merd ve şerefli süngü mü barbar silâhı? Yazan: Ş. H. Ergökmen Ve bundan kurtul•nak için. maddî ve manevî bütün milli kuvvetleri ortaya koyarak, havada, ke limenin tam manasile çok kuvvetli bulunmak lâzımdır. Türkiye, bugünkü dünya şartları içinde, kendini mutlak surette üstün ve emin bulabilmesi için, benim kanaatimce, kuvvetli ordusunun yanında şunlara da malik olmak mecburiyetindedir: Ayda dört yüz tayyare yapan bir hava endüstrisine, üç bin tayyare ile on beş bin tavyareciye!.. Burada bir noktayı hatırlatırsak çok ivi olur: Imkânsız sözü türkçe değildir, ağzımıza yakışmaz. *** Tayyarenin ucuz veya pahalı oluşundan uzunboylu konuşmağa lüzum yoktur. Sayı kadar insanı inandıran bürhan olamaz. Bunun için şunları hatırlamak yeter: Yirmi beş tane olarak yapılan bir siparişte tek tayyarenin fiatı 50 bin lira ise, siparişi 225 yaparsanız fiat umumiyetle yüzde kırk beş kadar azalarak yirmi sekiz bin liraya düşecektir. Muayyen ve mahdud işlef için hususî surette yetiştirilmiş işçi kullanarak maliyet fiatını yüzde on derecesinde indirmek mümkündür: Fabrikaların ır.aliyet hesablarında işsiz olü günlerle prototip masrafları bir ağırlık teşkil edecek kadar yüksek sayılarla yer tutar, Bu sayılan, büyük nisp«tlefd'e olarak küçültmek kabildir. İnşa malzemesini yerlileştirmenîn tesiri daha az değildir ve millî motör tahakkuk ettigi gün, insanı, boşyere geç kalmış olmanın dehşeti saracaktır. Hesablan ve sözü daha fazla uzatmıyalim, yerimiz dardır. Fakat şu kadarını söyleyebiliriz: Bu memleketîn halkı, bir defa bir fedakârlık gösterip de ortaya yüz milyon korsa, iki bin bes yüz, üç bin tayyareye malikiyetin verdiği geniş huzur ve emniyeti, büyük zevk ve gururu tatmakta gecikmivecektir. Divanıharbler önümüzdeki hafte zarfında faaliyete başlıyacaklar Örf" idare komutanlığına bağlı olarak teşkil edilen divanıharblerin reıs ve azaları tamamen şehrimize gelmişler ve dun örfî idare komutanı Korgeneral Ali Rıza Artınkalı ziyaret etmışlerdir. Adliye Vekâleti de sivil azayı tayin etmiştir. Mahkeme reis ve azalarmdan burada çalışacak olanlar yakında faaliyete geçecekler, diğerleri de Çoılu ve Çanakkaleye giderek işe başlayacaklardır. Divanıharblerin önümüzdeki haita zarfında kendilerine tevdi edilecek işlere bakmağa başlayacakları anlaşılmaktadır. Do£?u değil ffli? MÜTEFERRIK Kızılay balosu Dün, Vilâyette bir toplantı yapılarak Kurban bayramının üçüncü günü veıilecek Kızılay balosu hazırlıkları etrnfında görüşülmüştür. Taksim Bele dıye kazinosunda verilecek olan bu baloyu Dahiliye Vekili Faik Öztrak himayesins almıştır. Ticaret müdürlüğüne bir ihbar yapıldı Makara işinde vaziyet yarın tetkik olunacak İngiltereden yeni gelen bir parti makaranın satısa çıkarılması birçok hâdiselere sebebiyet vermiştir. Dün ithalâtı yapan firmaya büyük tchaciim olduğundan tertibat alınınağa mecbur olunmuştur. Fakat dün tatil zamanı makaracılardan bir heyct Mın taka Ticaret Müdürlüğüne gelerek makara satışlarında ihtikâr yapıldığını ihbar etmiş ve tatil başlanuş olmasına rağmen zabıtlar tutulmuştur. Yarın Fiat Murakabe Komisyonu bu işi tetkik edecektir. Devlet sanayii Satışların yalnız Yerli Mallar Pazarîarında yapılmasına başlanıyor Ankarada bulunan Sümer Bank Yerli Mallar Pazarları müdürü şehrimize donmüştür. Ankarada devlet sanayi müesseselerinin toptan ve perakende satışlarınm yelnız Yerli Mallar Pazarlarına hasri takarrür etmiş ve bu işin fiüyatına geçilmiştir. Taksim kazinosunun vaziyeti Belediyenin Taksimdeki kazinosunu iş leten Rumen tebaasından M. Yorgolsku Bükreşe gitmistir. Mumaileyh Rumanyadaki son vaziyet üzerine işsiz kalan Rumen artistlerini şehrimize getirmak ktemektedir. Maamafih müstecirin vaziyeti iyi değildir. Varidat, masrafı karşılamadığmdan kazinoya aid bütün takım ve malzeme kira bedeli mukabi linde Belediyeye terhin edilmiştir. Bu itibarla müstecirin avdetten sarfı nazar etmesi ihtimali de vardır. ŞEHİR 1ŞLER1 Köpekler ve kediler Belediyenin bir köpek kuyruğuna on kuruş vermekte olduğu hakkındaki haberler doğru değildir. Evvelce mevcud bu usul, bilâhare kaldırılmışıır. Etlediye şimdi kendi adamları vasıtafile sokaklarda başı boş dolaşan kö pekleri öldürmektedir. On beş gün zarfında şehir hududları dahilinde 331 köpek ve 169 kedi itlâf edilmiştir. j İKTISAD Otomobil lâstiği satışı Mıntaka Ticaret müdürlüğü otomobil lâstiği tevziatını acentalara bırakmıştı. Fakat yapılan ihbarlardan acentaların bu işte istenildiği gibi hareket etmedikleri anlaşılmıştır. Acentaların otomobil lâstiklerinden taşra acentalarına hiç göndermeyip bu acentalara verılmesi lâzım gelen yüzde 15 kârı da kendilerine hasrettikleri öğrenilmiştir. Bu şekilde memleket otomobil lâstiği ihtiyacı, istenilen zamanda temin edılmemiştir. Bunun için acentalardan izahat ve tevziat ilstelerinin istenilmesme karar verilmiştir. Sakir Hazım ERGÖKMEN Işık maskeleme içinde ihmalkâr davrananlar Son günlerde yapılan teftişler neti cesinde ışık maskeleme işinde ihmal ler' görülen 300 kadar bina sahibi hakkında zabıt varakası tutularak kaza idare heyetlerine verilmişlerdir. Bunların ihmallerinin derecesine göre asgarisi beş liradan başlamak üzere nakdi para cezası yazılmıştır. Yapılan teftişler neticesinde Çapa Kız Muallim mektebinin de iyi maskelen mediği görülerek icab eden ihtaratta bulunulmustur. Alınan malumata nazaran, beş, on gün sonra sokak lâmbalarmdan bir kısnunın maskesiz olarak yanmasına müsaade edilecektir. Binaların maskesi d^vam edecektir. Beyğolunda ay mehtabı Pansiyon hastalığı özenmek mi, üzenmek mi? Beyoğlunda ay mehtabı Muharrirler, edebi yatçılar, türkçe hocaları şimdi bu (ay mehtabı) sözünü gö rünce benim cehaletime inanacaklardır. Hiç olmazsa bir şeyime inanmış olma larından dolayı pek memnun olurum. Gerçi bu ay mehtabı lâfı biraz galattır ama neyleyelim ki halk dilinde şakır şakır söylenir. Onun için ben de bir munis galah, vahşi bir sahiha tercih ederim. Geçen gece eve gidiyordum. Beyoğlu caddesi yarısı boyalı lâmbakrm, yarısı bu sene kışın semamızı ziyaret eden zilkade ayının ışığile mavi bir alacakaranlık içinde, hoş bir çeşni Bİmıştı. İnsan karşıdan gelen, ya önünden giden leri ancak çarpmıyacak kadar seçilebiliyor ama erkek mi, kadın mı, hele genc mi yaşlı mı ve bilhassa güzel mi çirkin mi doğrusu pek farkedemiyordu. Herhangi bir hayal kırgmlığı ih*imaline mebni zaten bunu da aramağa bir lüzum gormüyordu. Bir müddet yürüdükten sonra arkamda gevrek bir kadın sesi duydum: Ah ruhum. Canımın içi. Gözbebeğim. Ve arkasından (şap) diye bir öpücük. Yanımda giden bir adam: Hoppala! Yahu! Karanlık diye bu kadarı da olur mu? diye seslendi. Ben karışmadım. Çünkü bu öpücük işi Avrupada güpegündüz yapılır bir ağız muhabbetidir. Bir kadınla bir erkek birlikte yollarma giderlerken her biri çalıştığı yere giden yollara ayrılacağı sırada araîarmdaki münasebet, muhbbet veya karabete gore yanağmdan veya dudaklarından öpüşürler. Onun için ben müdahaleyi lüzumsuz gördüm. İyi ki susmuşum. Yanımda seslenen adamın sözüne karşı gene o kadın: Sus! Pinpon herif! Utanmaz! Ben çocuğumu öpuyorum dedi. Hekikaten kucağmda küçük bir bebek. Şapır şupur onu öpüyormuş. Ben ise Beyoğlunda ay mehtabında bir sevda teması vehmetmiştim. Yurüdük.. birisi bana doğru geliyor. Bizde karşı karşıya gelenler bazan birbirlerine yol vermek için bir iki defa aynı cihete çekilirler ve nihayet bu yüzden göğüs göğuse carpışırlar. Bu gelen zat da haldır haldır üstüme yürüyor. Çekildim. O da benim tarafıma geldi ve nihayet ictinab edilemiyen musademe oldu. Benim de aç karnıma midem biraz hassastır. Göğsüme çarpıhnca: Hınk! diye ses çıkardım. Duur! Kaçma! Tut hele şunu! dedi. ve elime bir küçuk paket verdi. Her ne kadar yakınsak da doğrusu çehresini seçemedim. Cebimden feneri çıkarıp yakmak üzere iken paketi elime sununca gavriihtiyarî olarak aldım. O da baŞırdı: Lâdes! Yavrum lâdes! Haydi al bakalım sinema biletlerini! Cebimden feneri çıkardım. Kendi suratıma tuttum. O beni görünce: Eyvah! Rezil olduk. Affedersiniz beyefendi! Ben sizi bizim kavinbiradsr vardır da o, sanmıştım. Aranıızda biç bahis vardı da... Ve hemen karanhğa daldı... Paketini arkasından yetiştiremedim. Ufak da bir şey idi. Evde açtık. Bey merhumun lugatini bu iddiasına delil olarak gösteriyor ama bir türkçe f kelimenin İstanbul şivesile nasıl söyleneceği bahsinde lugat kitabları ihtiyaca medar olamaz. Çünkü onlar o kenmenin sigara paketi (boş) iki de havuç yaprağı bunda olduğu gibi bazan galat şekli Yüz dirhem kestane kabuğu, bir Tiryaki telâffuzunu da yazabilirler. Eğer İstanbul şivesi esasını elden bı(köksüz)... rakırsak, söylemek yerine süylemek, yePansiyon hastalığı.. mek yerine yimek, etmek yerine itmek İyi adamdır, hos diyenlerin telâffuzunu doğru olarak kaadamdır. Lâkin bir bul etmemiz icab eder. Hem işin fenaaz bilgisizdir. sı, bu kelimelerin eski imlâları da yimek Dün gelmiş.. Otuve itmektir. Değil mi? rur durur. Ne söyYani diyecek şudur: lesem tek heceli ceBu telâffuz bahsi hocalık, talebeük vablar veriyor: bahsi değil, İstanbul şivesi bahsidir. O Nasılsın! nu da okur yazarlardan ziyade mahal Şükür... lelerdeki kadın, çocuk ve ihtivarlar t i İşler nasıl? Dört bin parça kalay İstanbul gümrükerinde 4000 kslay bulunduğu Fiat Murakabe misyonuna haber verilmiştir. Bu laylarm kime aid olduğu tahkik maktadır. parça ko ka olun Yerli Mallar Pazarları toptan satış teşkilâtı şimdilik yalnız yünlü mensucat, pamuklu mensucatla pamuk ipliği satışlannı bir elden yapacaktır. Siparişler doğrudan doğruya ve hiç bir mutavassıta lüzum kalmaksızm siparişi verene isal olunacaktır. Sümer Bank Yerli Mallar Pazarla rından bir tane de Trabzonda açılmaktadır. Bir haftaya kadar açılacak olan Süngü, silâhlann en merdi ve merdle* bu pazardan sonra Diyarbakır ve rin silâhıdır. Kullanmasını bilenin e» Somsun şubeleri açılacaktır. linde, muharebenin son faslını o, bitirir. VİLÂYETTE O, zaferi kanla yazan kalemdir. Kimbilir, bclki de çok geçmeden, bir gün gelecek süngülerin Dr. Lutfi Kırdar Ankaraya • zafer tayyarelerin ucuna takılıdır» sözü «zafer kanadlarına takılıdır. şeklini alacaktır. Fakat bugün, hcgidiyor iıiız, kat'iyetle bunu söyliyemiyoruz; Vali ve Belediye reisi Lutfi Kırdar tünkii işte, ilkbaharda, Fransız ovalaımyarın akşamki trenle Ankaraya gide da, kanadlara takılmış olan zafer, son» cektir. Vali, Ankarada vilâyete aid iş baharda Arnavudluk dağlannda süngüleler etrafında temasta bulunacak, bu rin ucunda sallanıyor. Hükmediyoruz ki meyanda pasif korunma işi ve bilhassa Fransızlar süngü kullanabilecek kadar İstanbuldaki taksi buhranı, piyasada dayansalardı, tayyarelerle tanklar, onu birer gün münavebe ile işliyen çift ve silip süpürmeğe kâfi gelmezdi. Fransıztek numarah taksiler arasında müsavat lar süngüye davranacak kadar dayanatesisi hakkında şoförlerin müracaatleri madıklan için yenilmişlerdi, İtalyanlar işini takib edecektir. da süngüye dayanamadıklan için yeniiiyorlar. HALKEVLER1NDE Yazan: BÜRHAN FELEK Dünkü ihracat Dün, İstanbuldan 157,000 liralık ihracat yapılmıştır. Bu meyanda İtalyaya külliyetli miktarda deri ve İsviçreye büyük bir parti pamuk sevkolunmu§tur. Bu gün, Ziya Gökalpm ölüm yıldönümü Zıya Gökalpın ölümünün on altuıcı yıldönümü münasebetile bugün Halkevlerimizde ihtifarller yapılacak, büyük Türk içtimaiyatçısının hayatı ve eserlerinin kıymeti hakkında konferanslar verilecektir. Gene tartısı noksan ekmekler Belediye tarafından şehrin muhtelif semtlerindeki fırınlarda anî teftişler yapılmakta. noksan tartılı ekmek sattıkları tespit edilen fırınlar cezalandırılmaktadır. Dün de Taksim ve civarmdaki fırm!ar teftiş edilmiş, Halâskâr Gazi caddesinde Osman Keçeleğin fırınmda 105 kilo noksan tartılı ekmek bulunmus tur. Ekmekler musadere edümiş ve urıncı hakkında cezaî muameleye te vessül olunmuştur. i^Körler orkestrasının konseri Süngü kahramanlar silâhıdır. Tayyare, tank, top, makinelitüfek, tüfek gibi bütün ateşli silâhlann tesiri altında, eri>en, bir avuc kalan; fakat imanuu asla kaybetmiyen, ydmıyan piyade, süngüsünü takarak toprak yığmlarmın altmdan fırlar; eğer o Türkse .Allah Alah!» naralarile düşmana saldırır; işte o an* dan itibaren öteki silâblar susar, süngıi ve kahramanlık konuşmağa başlar. Göğüs göğüse, boğaı boğaza bir sungü muharebesini kabul edebilmek için hücum edenin de, hücumu karşılayanın da kahraman olması lâzımdır. Bir tarafın yüreği zayıfsa, süngü muharebesi olmaz. Çünkü jüreksiz, parıldıyan keskin süngünün daha karşıdan çatır çatır gbğsüne, kaburgalarına saplandığuıı duyar gibi olur, korkar ve kaçar. Onun için süngü barbarlann silâhı değil; kahramanların silâhıdır. Muhterem bir emekli generalimiz, geçen gün «Süngünün fazileti. diye bir yazı yazmıştu Süngünün fazileti, çelik iradesile muha* rrbelerin kat'î neticesini tayin ctmesinöe ve kahramanların silâhı olmasındadır. Süngüye barbar silâhı diyenlere, Milletler Cemiyeüne bir istida verip onun yerine topluiğne kullanılmasmı rica etraelerini tavsiye ederim! Şöyle böyle! Valdeden haber? Geliyor. Birader ne vapıyor?. Urfada... Gene Aksarayda mısınız? Evet! E.. böyle damlalıkla cevab veren adamda her halde bir şey vardır.. değil mi ya! Israr ettim. Yahu! Sende bir sey var. Ağzmı zorla açıyorsun! Bir şeye canın mı sıluldı? Yooo! E nedir öyle ise? Senin anlayacağın hastayım. Yaü! Geçmiş olsun.. nedir hastalığın?.. Kardeşim, işitilmiş şey değil! Ne gibi?.. Bende pansiyon hastalığı varmış... O ne demek öyel?. Ne bileyim ben. Başım dönüyordu. Doktora gittim. Muayene etti... «Sen dr pansiyon var.» dedi. O kadar ısrar ile reddettim. «Hâşâ beyim, benim pansiyonum yoktur» dedim. cNe demek ben mi bileceğim, sen mi?» diye bir de öfkelendi. Elime de bir reçete verdi. Üç de lira aldı. Çıktım geldim. Anlayamadım... Haü Hay Allah cezanı versinü Ayol o pansiyon değil, tansiyon.. Damar hastalığı damar. Vayy!. Doktora kepaze olduk desene' Zararı yok! Hem böyle kederîenmeğe luzum yok! İlâcını alır, perhizini yaparsın. İş düzelir... Hay Allah razı olsun! Beni meraktan kurtardm. lir. B. FELEK Yıkılan dam altında öldü ADL1YEDE Bursa (Hususî) Orhaneli merkeBir hırsız mahkum oldu zine tâbi Kadıköyünde Çoban Ahmed gecelediği harab bir mandıramn damı Bir müddet evvel Beyoğlunda Anııa çokerek altında kalıp ölmüştür. Damın iiimli bir kadınuı evinden gümüş keçökmesins sebeb, şiddetli bir yağmur mer, zeberced taş ve sair mücevherat dur. aşırdığı iddia edilen Ahmed isimli birınin muhakemesi bitmiştir. İstanbul Kardeş katili 22 seneye ikinci asliye ceza mahkemesi, maznıımahkum oldu nun üç sene hapsine karar vermiştir. İzmir (Hususî) Bucada Kayadibi Baro içtimaı kaldı mahallesinde Ibrahim namında bir genc, bir eğlencede, şarkı söylemesini isteİstanbul Barosu umumî heyetinin diği halde buna muvafakat etmiyen dün yapılması mukarrer içtimaı, eksekardesi Mithatı öldürmüştü. Kard°ş riyet olmadığından kalmıştır. İçtima, katili 22 sene ağır hapse mahkum edil gelecek cumartesi günü saat 14 te mevrnistir. cud ekseriyetle yapılacaktır. Kalemi elınden buaktı. Başmı avuçlarının arasına aldı; dirseklerini masaya dayayarak bir müddet öylece kaldı. Çok yoruluyordu. İki aydanberi geceli gündüzlü çalışarak, nahif vücudünden umulmıyan bir gayret ve faalivet sarfederek işle boğuşuyordu. ÇahşmGktan bıkmıyor, bezmiyordu. Bilâkis, iş, onda zevkli bir spor tesiri yapıyor; çalışmak, sonu olmıvan ve bütün hayat müd detince devam eden bir yanş heyecanı veriyordu. Onun için, durmadan çahşıyordu. Buna rağmen, halefinin bıraktığı işlerin tasnifine henüz muvaffak olamamıştı. Daha, ortada muamelesi tamamlanacak dosyalar, işlenecek defterler, tetkiki icab eden raporlar ve hazırlanacak bir bilânço vardı. Eski muhasebecinin, bütün bu işleri yüzsütü bırakıp ne ile meşgul olduğuna bir tüılü akıl erdiremiyordu. Hayatınm uzun bir zamanı işsiz geçtiği için boş ve gavesiz yaşamanm, maddî acılardan daha beter olan boğucu ıstırabım çok yakından biîiyordu. Bu sebeble, işe girdiği gün, yeni bir hayata doğmuş gibi sevindi, vazifesine dört elle sarlıdı. Hakikî saadetin. hayatı yorularak kazanmaktan ibaret ol duğu hakkında idealist kafasmda yeretmiş olan düşünceyi şahsmda maddüeştir mek fırsatı doğmuş bulunuyordu. Hele güler yüzlü, tatlı dilli yeni patronunun kendisine karşı adeta bir baba yakmlığı ve teveccühü göstermesi, şevkini, azmini, enerjisini kat kat arttırıyordu. Hem patron, hem müdür olan Sermed Sevencan, ekser iş sahibleri gibi müteazzım, haşin bir adam değildi. Bilâkis, mütevazı, iyiliği seven bir tabiate sahibdi. Bütün gününü bürosunda geçirir, ışinden artan saatlerini de on yedi yaşında annesiz kalan biricik kızma hasrederdi. Muvaffak olmuş bir is adauu, Türkiye Sağır, Dilsiz ve Körler Tesanüd Cemiyetinin vücude getirdiği •Körler orkestrası. ilk konserini dün saat 14 te Eminönü Halkevi salonunda vermiştir. Konser çok kalabalık olmuş. kör san'atkârların çaldıklan güzel parçalar dinleyiciler tarafından hararetle alkışlanmıştır. Resmimiz san'atkârları dünkü konser esnasında gösteriyor. dan zevk duyduğunu saklamağa luzum görmüyordu. Güzel bir Viyana valsının büyüleyici nağmeleri arasında dönerlerken genc kız gülerek ve kulağına yaklaşarak: Cemal Bey, dedi. Babam sizi çok takdir ediyor. Bana, meziyetlerinizden bahsedip duruyor. Bu meziyetlerimze ben de bir tane ilâve edeceğim: Çok güzel dansediyorsunuz. Ve cevabını beklemeden durdu: Burası ne kadar sıcak! Biraz bahçeye çıkalım mı? Kapısı bahceye acılan hole doğru yürüdüler. Neclâ, Cemalin kolundan çıkarak: Siz beni bahçede bekleyiniz. Ben üzerime bir örtü alıp gelevim. dedi ve koşa koşa merdivenlerde kavboldu. Cemal, bahçeye çıktı. On dört günlük ay etrafı bir nur çağlayanma boğmuştu. Büjük bir koru ile nihayet bulan bahce, yasemin kokularile dolu idi. Gecenin çiçek kokan ıhk ve aydınhk havasını içer gibi derin derin nefes aldı. Oracıktaki bir kanapeye oturdu. Kendisini bambaşka bir âlemde, bir saadet dünvasında hissediyordu. Hayat ne güzel! diye söylendi ve mehtabın esrarh ışıklarma dalarak tâ aşağıdaki korudan gelen ağustos böceklerinin seslerini dinlemeğe koyuldu. *** Fakat, omzunda hissettiği bir temas, onu bu dalgmlığından uyandırıverdi. Titreyerek doğruldu. Önünde, yayılmış duran gazetedeki (Bir muhasebeci aranıyor) ilânma takılı kalmış olan gözleri bulandı. Sessizce yerinden kalktı ve kah venin yarı inik kepenklerinin altmdan geçerek zifirî karanhğa daldı. İnsan ARİF MAAR1FTE Asker çocuklarınm pansiyon ücretleri Serbest meslek sahiblerile müteka idlerden yedek subay olarak askere alınnuş 'Oİanların çocuklarının pansiyon taksitleri hakkmda, Maarif Vekâletila Maliye Vekâleti arasmdaki temaslar neticesinde verilen karar dün alâka darlara tebliğ edilmiştir. Bu suretle askerlik hizmetini ifa edenlerin çocuk larından alınan pansiyon ücretlerinde yüzde 10 tonzilât yapılacaktır. = hüçük hikâye Hayat ne güzel! Yazan: Ihsan Arif = namuslu bir aile babası idi. Sermed Sevencan, yeni muhasebeci* Cemal Kökselden pek memnundu. Zamane liobstillerine benzemiyen ağırbaşlı, çalışkan, meziyetli bir gencdi. Cemal de yeni patronuna pek ısmmıştı. Gün geçtikçe, ona daha fazla bağlandığını hissediyor, onu, yüzünü görmediği babasmm yerine koymak istiyordu. Davet zili üzerine kapıyı vurup müdiriyet odasına girdiği zaman, patronunu ayakta dolaşır bir vaziyette buldu. Sermed Sevencan, muhasebecisine dönerek neş'eli bir sesle: Oğlum; dedi. Bugün, kızım Neclânm doğduğu gündür. Kızımı sevindirmek için böyle vesileleri kaçırmak istemem. Bu akşam bir aile toplantımız var. Seni de soframızda dostlarımız arasmda görmek istiyoruz. Hem seni kendime bu dostlardan daha yakın görmek istiyorum. Onun için akşam erkenden köşke gelmeni rica ediyorum. Cemal, bir şaşkınlık lâhzası içinde teşekkür ederek odadan çıktı. Günlük işlerini sür'atle bitirerek evine gitti. Pansi yoncu kadına elbiselerini ütületti. Tıraş oldu. Koyu renkli bir kıravat bağladı. Ök defa bu nevide bir toplantıya iştirak ediyordu. Neclâyı şirkette, babasına uğradığı zaman iki defa görmüştü. On sekiz yaşında bir genc kızın iyi bakılmış, spor yapmış, serpilmiş, tenasüblü ve güzel vücudüne inzımamen parlak bal renkli gözleri, dalgalı açık kestane rengi saçlarile gördüğü gündenberi muhayyılesinde yaşayan bu güzel kızın şerefine verilen bir ziyafette hazır bulunmak, onu kalbindeki gizli bir kavnaktan vücudüne yayılan tatlı bir ürperti içinde bırakıyordu. Ziyafet sofrasında da bu heyecanı muhafaza ediyordu. Salon, bol bir ışık içinde pırıl pınl yanıyordu. San'atkârane bir zevkle tanzim edilmiş olan sofrada kadmlı erkekli yirmi beş kadar davetli vardı. Cemal, eski Avrupa şaraba!nnı, nadide yemekleri takib eden çeşid çeşid likörlerle nihayet bulan ziyafet müddetince, solunda oturduğu Neclâ ile meş gul oldu. Genc kız, samimiyetle, sun'ilikten tamamen uzak hareketlerile, makul ve çok defa cazib fikirlerile daha çok hoşuna gitmeğe başlamıştı. Mükrim ve nazik evsahibi de bu akşam kendisile bilhassa meşgul oluyor, her vesile ile iltifat ediyordu. O, bu samimiyet tezahürlerine muhatab oldukça, saşkın ve minnettar, patronunun gündüz, büroda kendisine söylediği sözleri hatırlıyordu: Seni kendime bu dostlardan daha yakın görmek istiyorum. Ve o zaman genc adamın kafasında kendisine heyecan veren bir istifham beliriyordu. Huzursuz geçen Hayatının sayılı mes'ud gecelerinden birini yaşıyordu. Neclâ, davetliler arasmda yegâne ve oldukça yakışıklı bir genc olan kendisile durup dirüenmeden dans ediyor ve bun Bir atlas menolundu Leipzig'de «H. Vagner et E. Debes» neşriyat müessesesi tarafından basıl mış bulunan «Mitterer Schulatlas» m memlekete sokulması Vekiller Heyeti kararile menedildiğinden, bu atlasm muallim ve talebenin elinde bulundu rulmaması için Maarif Vekâleti alâkadarlara bir tamim göndermiştir. özenmek mi, Üzenmek mi? Bir gazete ile bir türkçe muallimi aıasında bugünlerde Özenmek mi dğoru Üzenmek mi? bah.inden doğmuş bir münakaşa var. Bu doğru, eğri meselesini de Akşam gazetesinde açılan (De meli Dememeli) sütununun muharriri çıkardı. Neye gerekti efendim! Herkes doğru söyler, eğri söler. Elverir ki fikirde isabet ola! Şimdi bahis açıhnca ben de karısmadan kendimi alamadım. Haddim olmıyarak beyana cesaret ederirtı ki: Bunun doğrusu şüphesiz Özen mektir. Artık bunu Üzenmek diye okuroava özenmemeli. Gerçi bu kelimenin iki türlü de söylenebileceğini iddia eden türkçe muallimi Şemseddin Sami CUNHURİYET Nüshası 5 kuruştur. Türkiye Haric için için 1400 Kr. 2700 Kr. 750 > 1450 > 400 » 800 > 150 » Yoktur. flbone seraîîi} Senelik Alü aylık Üç aylık Bir aylık Dikkat Gazetemize gönderilen evrak ve yazılar neşredilsin edilmesin iade edilmez ve ziyaından mes'uliyet kabul olunmaz.

Bu sayıdan diğer sayfalar: