3 Ekim 1942 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi Sayfa 2

3 Ekim 1942 tarihli Cumhuriyet Gazetesi Sayfa 2
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

CUMHURfYFT 3 Birinciteşrin 1942 \Feîsefe üzerinde düşünceler Terimlerin kaynağı M. Namuk Çankt Bizzat ilim gıbi felsefe ve her ikisinin mücerred bir ifadesi olan ıstılahlar bir cemiyet meselesidir. Muayyen şartlarm mahsulü ve muayyen bir seviyenin eseridir. Onunla muvazi gitmek zorundadır. Yeni tıb ve bunun türkçe teorisatı cemiyeti tıbbiyeye biri 1290 (1875), ötekisi 1310 (1894) te olmak üzere fransızcadan türkçeye iki lugat kitabı yazdırtmıştır. Nasıl ki yeni siyasî hayatta Tanzimattan Bonra, bir Avusturya baştercümanma mecmua ıstılahatı resmiyeyi (1870) vücude getirtmiştir. Ancak kuvvetli fikirler asırlarm hududunu aştığı gibi kenHisini doğuran cemiyetin devamile muvazi olarak yaşamakla iktifa etmiyerek te j sirleri altına aldıklan, dil ve medeniyet bakıraından iştirak üzere bulunduklan başka milletlere ds onları aşılamış olurlar. Meselâ Yunanlılar bir çok kelimeleri mağlub olduklan Lâtinlere ve bunlar vasıtasile Garb âlemine yaymışlardır. İslâmiyetin insanî ve âlemşümul mahiyeti, Arab kelimelerini bütün Samî kavimlerden başka, Ariler arasında, Irani]er ve kısmen Hindliler ve nihayet son Arab imparatorluğunun, Abbasiliğin mağlubu olduğu Türkler arasında yaşatmıştır. Ancak teceddüd devrir.den başhyan aksülâmel Fransızlara nispetle İngilizlerde, bilhassa Almanlarda içümaî bir müessese olan protestanLğm tesirile kendini daha kuvvetle hissettirmiş, büyük inkılâbın doğurduğu millî hakimiyet mefkuresi bu gidişe ve yürüyüşe daha büyk bir hız vermiştir. Türkçenin arabcadan olduğu gibi, son Ankara felsefe Jçtimalarnda ekseriyetle görüldüğü üzere, garb kelimelerinden uzaklaşmak istemesi de, bu geniş cereyamn milletlerarası bir tezahürüdür, bir tabiî göriinüşüdür. Bunun delillerini bizzat vakıalardan, îelsefe ısnlahlannın millî dil üzerine konuluşlanndan alıp göstermek istiyoruz. Delilsiz dava, tabiidir ki, halkın huzurunda da dinlenmez. Bunun için zihnin en mücerred kalıplannı, binaenaleyh en çetin ve en sarp bir mevzuu aiıyoruz. Bunlara felsefe dilinde makule, hoşunuza gitmiyorsa, frenkçesini söyliyeyim: Kategori diyorlar. İslâm ve Türk filozoflannm «beldei hükema» dedikleri Atinanın vatandaşıdır. Babası Aristo, kendisini orada ceridei nüfusuna kaydetmiştir. Şahidleri Likeon da kendisinden ders alan talebesidir. Bunun masdarı kategoreo a) bir kimsenin aleyhine söz söylemek, b) aleyhte beyanatta bulımmak, ithnr» ebnek, Birinr'.sinde ahlâkî, îkincisinae ^ukukî bir mana vdrâır. \J) Eflatun'da iyi veya götü söylemek. Ç) Afrodisli İskenderde bir şeyin nev'ini tayin ve tahsis etmek, d) Plutarkta işaret koymak ve delâlet etmektir. Mantık manasına gelince Aristo'da ve sonradan bu vadide mantıkta kendisine uyanlar da 1) Evvelâ bir kaziyenin mahmulüdür, 2) Sonra mahmullerin bir sınıfıdır. Meselâ türkçe agki mantık ve hikmet kitablarında kemiyet makulesi, keyfiyet makulesi dedikleri budur. 3) Nihayet bu suretle külliyet ifade eden mahmuUerin mecmuu oluyor. Aristo'nun makuleleri, Kant'ın makuleleri bu manaya göredir. Böylece kelime müşahhas ve halka mahsus manadan müoerred ve nihayet mantıkî manaya geçiyor. Bu tabiri yunanca telâffuzla lâtincede buluyoruz. Fakat bütün öteki manalar BUiniyor, yalnız manükî delâlette kulîamlıyor. Ciceron, evvelki makalelerden birinde de işaret ettiğimiz gibi, bir karçakk icabından: Praedicamentum kelimesini ortaya sürmekten geri kalmıyor. Bu yalnızca ifade ve beyan manasınadır fcminde, a) umumun huzurunda bağırma, neşir ve ilân etme, b) yukarıdan «öyleme, c) başkasını veya kendini methetme, ç) nihayet vaız ve nasihatte bulunmadır. Arablar ve bunlara uyan Türk filozofu İbni Sina makule diyor. (Tis'a resaili filhikmetüttabiiyat, İstanbul, cevaibi tab'ı s. 79) kavli, gök kelime, «kelâm manasınadır. İnsanın mutlaka tekellüm ettiği sözden ibarettir. Gerek tam, gerek nakıs olsun.» «Bazılar dedi ki kavl hayrr olan sözdürKil, kal ve kale şer olana mahsustur.» »Kılü kal ki isimlerdir. Fuzuli kelimatta istimal olunur. Fariside güftegu, türküde söz sav tabir olunur.» (Kasıus tercümesi) Böylece biri Garb ve öfekisi Şark iki ana lisanda iki mantıkî ısülah halkın dilinden gelmiştir. Kelime Aristo'nun kayıd ve işaret ettiği üzere, Filozof ve âlim tarafından dilin bünyesi ve imkânlan dahilinde işlenmiştir. Lâtincesi olarak İki kelimeden birisi kendi şivesine uydurarak yunancasını tekrardır. Bizde ise dedelerimizin ötedenberi kullandığı ve halkımızm da az çok bildiği felsefe kelimesi bırakılarak fransız şivesile filozofi denilmek suretile son senelerde züppelik gösterilmiştir. Öteki lâtince karşılık prae ve dicamentum cüzlerile bir yeni terkibdir. Burada her iki cüz de yaşıyan dilden ahnmıştır. Fakat şekil ve teriib yenidir. Makuleler, tasavvurlarımiz arasında fcurulabileeek nispetleri ifade edebilen en şümullü mefhumlardır. İçine bütün eşyannı almdığı üstün cinslerdir. BunIardan biri ötekine döndürülemezler. Bir keyfiyeti, daha şümullü tabirile, bir arazı bir mevzua yükleyişin, varlığa zihnin tasarlayıp bağladığı muhtelif tarzlann ifadeleridir. Kendisinde bizim için icab ve tasdikı mümkün bulunabilecek bütün halleri gösterirler. Bunlar yunancada, [oöoıa, jtofföv, ıtoı'ov, noo; T£, JIOC, JTOTE, Yazan: ne vakit yedincisi yatmış, uzanmış sekiziBcisi malik olmak dokuzuncusu yapmak onuncusu bir teslr altma uğramak, hissetmek, mustarib olmaktır. Görülüyor ki, Büyük Iskenderin hocası, eşyayı ve bunlara zihin tarafmdan yüklenmiş bütün keyfiyetieri, daha doğru ve manükî tabirile, arazlan ifade için bizzat halkın diline başvurulmuştur. Lâtinlerde sırasile substantia, qualis, quantim, relatia, ubi, quando, sdtum, habitus, actio, passio, diyorlar. Birincisi mürekkeb kelimedir. İlk ek üst alt manasınadır mukabildir. ikincisi ayakta durmaktır. Arazlara nisbetle onların altında duran, onlan kendi üstünde tutandır. İkincisi ve üçüncüsü, beşinci ve altıncısı yunancası gibi teşkil olunmuştur. Örnek Atinalı, fakat kelime madde ve suret itibarile Romahdır. Dördüncüsü isnaâ, şükran, müzakere, nakil ve rivayet manalanna gelir. Bu kelimenin kuruluşu evvelkilerine benzemez. Lâtince burada mukallidlikten aynlmış, kendi y&ratıcılığını göstermistir. Yedincisi vaz, nizam, bünye, mahal ve mıntaka, metruk toprak, Jhtiyarlık, hareketsizlik, sükun ve inzivadrr. Yunancasına bakılınca manası daha geniştir. İlk delâletlerinde daha mahduddur. Sekizincisi bedenin haüdir. Bünyesi, varlık eseridir. Mahiyet ve istidaddır. Haricî hal ve tavırdır. Giyinme ve giyimdir. Yunancasına uygun gehnez. Fakat itibarî bulunur. Dokuzuncusu füi ve hareket kuvveti, bizzat fiil ve amel, vakıa, umumî iş, dava, münevver, usulü mehakimde nutuk, müdafaadır. Yunancasına nispetie pek yaygındır. Sonuncusu asien Atinadan gelir: Orada gördüğü manalan muhafaza eder. dsşmda ektnek bulıram Belediye sınırı erı SOHBET YAZI DH.I. Eskiden ben de, kıvnla kıvnla uzıyan cümlelerle yazmak isterdim. Uzun, akıcı cümle bir düşünceyi, bir duyguyu çevresinden ayırmaz, o çevre ile birlikte kavrar, yankılar uyandırarak o düşünceyi, duyguyu daha bir zenginleştirir, sanki bir sonsuzluk verir. Doğrusu kalb derinliğe de elverişliddr, kısaca söylenince boşluklan açığa vuracak sözleri, iyi bakmasmı bilr.ıiyenlere, güzel diye, olgun diye gösterir. Ne yapahm? aldanmasınlar. Kısa cümle gölge vurulmamış bir resim gibidir, ileriyi, geriyi belirtemez, dümdüzdür. Ama uzun cümlelerle yazmak elimden gelmedi, baktım ki hem akıcı olmuyor, hem de her yanı karanlık içinde kalıyor. Bıraktım... Üzüldüm, ama beceremiyeceğim bir işi sürdürüp gitmek doğru olur muydu? O sırada bir yszı okumuştum: Kekemelerin uzun cümlelerle yazamıyacağını anlatıyordu, konuşurken nasıl sözü çabuk biürmek zorunda iseler yazarken de öyle imiş. Boynumu eğdim, kekemeyim, ben de bütün kekemeler gibi kısa knsa yazarım. Ûsküdar Halkevi 6 iîkteşrinde ( Istanbui kurtuluş bayrak y a n ş ı ) tertib ediyor Nuruttah Ataç Vali, Ofis tarafından buralara un temini için emir verdi İstanbulun Belediye hududlan dışındaki yerlerde karne usulü kaldırılarak ekmek satışı serbest bırakılmıştı. Mahallî belediyeler kâfi miktarda un tedarik edemedikleri için İki gündenberi fınnlarda ekmek çıkarılamamakta ve halk ekmeğini karne ile almak üzere sehrimiz fırınlanna müracaat etmekter. Bilhassa Kartal, Pendik, Çekmece ve Küçükköyde oturanlar ekmek tedarik edememişür. Eskişehir ve diğer buğday istihsal böîgelerine mubayaat için giden mutemedler, fiatların gittikçe yükselmesinden dolayı buğday alamamışlardır. Evvelce Ofis tarafından verilen cüz'î miktardaki undan ekmek yapılmış ise de ihtiyac karşıianamamıstır. Serbest sabş yapılan bölgelerdeki halkın şehre kadar gelerek karne ile ekmek alması hem halk için güç ve pahalı olmakta, hem de şehirde ekmek sıkıntısı tevlid etmektedir. Bölgelerde oturanlar dün Vali ve Belediye Reisi Lutfi Kırdan ziyaret ederek bu hale bir çare bulunmasını istemişlerdir. Dr. Lutfi Kırdar, lâzımgelen tedbir alınmcıya kadar muvakkaten bu havaliye Ofis tarafından un dağıtılması için alâkadarlara emir vermiştir. Diğer taraftan, meselenin esasından halli İçin keyfiyet dün Ankaraya bildirümi§tir. Kendimi avutmak için: «Oyle ise konuştuğum gibi yazmağa çalışırım, belki onu başanrua» dedim. Konuştuğumuz gibi yazmak, olacak iş midir? Yazıda hani bizim konuşmamızın ateşi?^. Sesimizi de kâğıd üzerinde gösterebilir miyiz?^. Yazı, konuşmanın üpkısı olamaz; olmak isteyince bir çok şeyleri, konuşurken karşımızdakine başımızın, ellerimizin oynamasile, sesimizin türlü yükselmeler, alçalmalarile anlatabildiğimiz şeyleri anlatamaz, duyuramaz. Bunu da pek iyi biliyorum. Kendime bir sınır çizdim; daha doğrusu ben çizmedim, yaradıhşımdan çizilmiş, onun içinden çıkamam. Düşündüğüm, duyduğum birçok şeyleri Binaenaleyh kendilerinden ilim ve söyliyemiyeceğim, söylemiye söylemiye ihracahmız arttı felsefe iübarile yüksek olanlarm tesirinde elbette bir gün onlan düsünmez, de kalan Lâtinlerin felsefe ıstılahlarını Son aylar zarfında harici ticaretimiz duymaz olacağım. koyuşlannda: 1) «Aynen tercüme et de görülen inkişaf fevkalâde bir hal al*** mek» 2) kelimenin kendi dillerinde mıştır. İhracatunızın şimdiye kadar göVE «Ve» edatını ötedenberi pek mevcud müteaddid manalardan birini rülmemiş bir dereceye vâsıl olması biltahsis etmek, 3) son tabirde olduğu gibi, hassa nazarı dikkati celbetmektedir. sevmem, eski yazılarımda ds azdır. Geyunanca aslı hafifçe tadil etmek suretile Toplanan rakamlara gBre eylul ayında çenlerde bir yerde gördüm de bundan üç yoldan yürüdükleri müşahede olunur. ya'.nız İstanbuldan yapılan ihracat ye yedi sekiz yıl önce yazdığım bir yazıyı Bundan başkalan halkın dilinden gehne kunu 18,700,000 liraya vâsıl olmuştur. Bu okudum, onda da bir tek «ve» yoktu. kelimelerdir. Sonuncusu da onun şive rakam şimdiye kadar görülmemis bir Ama büsbütün kaçmazdım. Şimdi taşkasine uydurulmuştur. larırun yazılarında da gördükçe ürperirökor teşkil etmektedir. yorum, sinirime dokunuyor.» Abdülhak Müspet olaylara dayanmak arzusüe, Otohüs çarpan çocuk öldü Şinasi Hisar'ın <Fahim Bey ve Biz» ini makalemizi bitiremedik. Önünüzdeki yaOtobüs çarpmasile yaralanan, Kara okuduktan sonra böyle oldum. Abdülhak zıda bunun Alman, İngiliz, Fransız ve mürselde oturan Velinln oğlu 7 yaşında Şinasiyi severim, romanmuı da çok yernihayet Arab dillerinde gelişmelerini hastanesinde ölmüştür. leri hoşuma gitti: Fahim Beyin hayalingöreceğiz Okuyuculardan özür dileriz. j G a l i b d ü n de kurduğu ticaret şirketine gene hayaEvdeki hesab çarşıya uymad.. Bacan, j Sînemada gördükleri haydud linde bir takrm işler gördürerek defter "ecrvVnyi çeşıdlendİı^"«jUdir diyor. **' luğu taklıde kalkışan yumurrutması, ıtenoı ^yalanına kendmm de de onu yapryoruz. py inanması ne güzel bir hikâye! Böyle caklar mahkemede Mustafa Namık ÇANKI zevkle hatırlanan başka sayıfalar da Mehmed ve Hulusi adlannda 2 çocuk var. Ama o ne kadar «ve»! Şimdi kitab Müsaadesini abnadığımdan ismini veremiyeceğim saygılı bir meb'ustan bîr Su.ıanahmed civarında oturan Safdere yanımda değil, misal gösteremiyeceğim; mektub aldnn. Bunun ban fıkralan ilmî fcir teiıdid mektubu göndererek 500 lira ama iyice hatırlıyorum, her saUrda iki j istenıişlerdlr. bir tarzda münakaşa olunacaktır. üç tene var. Charles Maurras, Henri de M. N. C. Yakalanıp Adliyeye teslim edüen ço Regnier'nin şiiri için der ki: «Dante, z cuklar sinemada gördülerini taklid etGalatasaray kürekçileri bu mek lstedlklerini söylemişlerdir. Çocuk harfi kaliarsa Napoli italyancasmın kalmıyacağını söylermiş, et edatını kaldıralar mahkemeye sevkedilmişlerdir. günİzmite gidiyor cak olursanız, M. de Regnier'nin şurinin yarısı gider» «Ve» edatını kaldırırsanız İzmitte yapüacak kürek yanşlanna Memurlara dağıtılacak eşya «Fahim Bey ve Biz» dörtte üçüne iner. iştirak edecek Galatasaray. Fenerbahçe Yüzde elllsi Hcaret Ofisi emrinde tu Abdülhak Şinasi «ve» edatını cümle orekiperi bugün İzmıte gideceklerdiı^ tulan mensucatm e^Telce yazdığımız gitasuıda kullanmakla kalrsuyor, cümlenin j bi Yerli Mallar Pazarlan, İ2mlr taclrbaşma da getiriyor: «Ve Fahim Bey...» 1 leri, manlfatura şirketi ve manifatura Hep fransızca düşünüyor da onun için. ithalâtçılan şirketi arasında taksimi yaBir gün kendisine bir kitab tercüme etpümaga başlanmış ve İlk parti olarak mesini söylemiştim: «Ben tercüme ile 200,000 liralık mal verilmiştir. Bunlarm uğraşamam» dedi. Kendi eserini tercüme bsmı azamı Japonmalıdır. ediyor ya!.^ Bütün bu mensucat devair ve müesTürkçeden «ve» büsbütün kalkabilir sesat memurlarile müstahdemlerine tevzi 3 bİrincUesTİn 942 cumariesi güdemiyorum, bir kaç yerde başka türiü olunacaktır. nünden Hibaren kış mevsimi İçin söylenemiyor. Meselâ: «İlk ve son defa açlllşlnda sayln müşterilerini Eminönü Halkevînin çok olarak». Gerçi basraa kalıp bir sözdür memnun etmek maksadile yaptığı ama basma kahp sözleri de kullanmak büyük değişiklikleri bildirmekle hayırlı bir kararı zorunda kalırız. İnsan: Ben ilk ve son şeref duyar. Eminönü Halkevinden: defa sözünü biç kullanmıyacağım» diye1 Memleketimizin eşsiz Metrdoteli Sosjal yardım şubemiz, Cumhuriyet bilirdi. «Falancayı ilk ve son görüşüm Bayramında on yoksul ve kimsesiz ba on yıl öncedir» demek gerekirse, başka yanm evlenme töreninl Evımiz salonun nasıl söyliyebilirsiniz? Bazı kurul adlaidareslnde Türk ve ecnebi aççllarla da yapmagı kararlaştırmıştır. Bunlann nndan da kaldırılamaz: «Kasablar ve seçkin ve temiz bir servisgelin elbisesl, ayakkabJsı ve bilumum celebler birliği.», «Kasablarla celebler düğün masrafı Sosyal yaıdım şubemiz birliği» denemez ya! Daha böyle üç beş LOKANTA KISMnVDA : tarafından yapılacaktır. Seviır.îi kemancl yer var, işte o kadar. Başka yerlerden Talib olan bayanlann yoksulluk ve a hem katkabiliyor, hem de kalkması daha kidlerine aid vesaîkle Evimiz bürosuna güzel oluyor. Yerine «ile» getiriyorsunuz, müracaatleri rica olunur. «hem... hem», «de» getiriyorsunuz, saidaresinde büyük konser" orkestrası İle meşhur Saksolon ve KJarnetİst dece bir virgül koyuyorsunuz, oluyor. Ramazan 22 Cumartesi daha türkçeleşiyor. Eski şiirimizde, İrankların söyleyişine göre «ü, u, vü» okunH 1 duğu için sözün arasmda kaynar, kulağa ldaresindeki harikulâde n ı .M batmaz. Ama es3ti şiirimizde bile her va<5 CAZ ORKESTRASI , kit güzel değildir. Baki'nin: PAVİYONDA: ^Vasatî 1 J3 16 J0 18 49 20 £1 5 2d Bir cayi hatar olmasa âlemde nedendir Memleketimizin en meşhur 6 14 9 30 Vi oo l 150 !0 30 Ebrin bu gözü yaş\ vü berkin hafakanı Ezanî caz kemancısı beytinde insanı ne kadar rahatsjz edi TAKSIN Belediye Gazinosa UcirüJar Haîkevi İstanbulun 20 nci k'irUihj yVladnüınüaü parlak bir torenama doğru söylüyor» i le kutian ağ,j karar vermiştir. 20 yü önce diyorsunuz. Üç gün I 6 iJkteşin günü İstanbula giren Türk sonra bir gazetede ı ^rdusu Göztepede konaklamış, sonra bakıyorsunuz o fa B sdad eaddesini takiben Kurbağalıder» : lancanın eseri bir ve Se!irr ye kışlası yolile Üsküdar iskeövülmüş, bir övül lesme Inmişti. Kalkevi de o gün bu yolr yor. ... Halkın dilinde hiç yoktur. şıir.ne müş.. Altında da sizin zevk sahibi za.m iar üzerinde (Istanbul kurtuluş bayrak de girmemişür. Şimdi halk şiirlrri çeşi imzası. Şaşıyorsunuz Anlatıyor: O falan mukavemet koşusu) namüe bir müdinde yazdıklarını sanıp «ve» li mısra canm essrini sevmezmiş ama aralarında sabaka tertib etmiştir. Gencler Göz. söyliyen şürcilerinki (şair demiyorum, arkadaşlık varmış, hatırını saymalıymış, tepeden hareket ve şsnlı ordumuzun şiirci demek yeter), ne yaptıklarını bil belki bir iyilik de bekliyormuş... Bunu 20 sene evvel geçtiği yolları takib edememektir. yainız tenkidc: diye tanmmış yazarlan rek üzerinde «20 yıl» yazan kurtuluş «Ve» edatınm türkçeye kötülüğü âe ıruz için söylenüycrum, bütün şairleri bayrağını Üsküdcr İskelesinde ^ekliyen heyete teslim edeceklerdir. Burada vadokunmuştur. Onun yüzünrW *de« eda miz, yazarlanmız bu günahı işîiyor. Umızı iyice işliyememişiz. Bizim «de» e«Onlarm söyk^ıÜRr'ne bakma. Onlar tanm ve İstanbulun kurtarıhsı etrafmda datanız fransızcanın «et» edatının kar tenkidci değil. isteiirnis de öyle bir şey büyük tören yapıldıktan sonra toplu bir şılığıdır, öyle sanıyorum ki manaca onun yazmışlar. Asıl tenkidci doği'u>u söyle hslde Halkevıne gidilerek bayrak Halkadar da zengindir. Frenkler konuşur, meli» demeyin. Her san'at adamuım bir kevi kürübhane salonuna merasimle konulacakhr. yazarlarken ikide bir o «et» edatını kultankidci ohnası gerektir. Beğenmediği elanırlar, birçok manalan vardır. Biz de serîerin kusurlarını göstermeli, onlann <tde» yi çok soyleriz, yerine göre de madeğersizliğini bildirmelidir. Bir san'at nası değişir. Konuşmamızda sık geçen adamının üzerine düşen iki iş vardır: o edat, «ve» yüzünden yazı dilimizde aKendi eserini yaratmak bir, kendi sanzalmıştır. Hele: atınm gerçekten anlaşılması için gereken Nedendir de fcö;nür gözlüm nedendir havayı hazırlamak iki. Ikinci işten kamısramda olduğu gibi ^özü tumtıraklaşçman san'at adamı, birinci işini de yanm tıran «de» yazı diümizde hemen hiç yoktur. «Tumürak, «emphase» her zaman bırakıyor demektir. Şairsiniz, ressamsınız, eoorini gerçekten beğenmediğiniz, kaçınılacak, kötü bir şey değildir.) çirkin bulduğunuz bir kimse ile birhk (Başmakalcdcn devam) Bizde «ve» nin kullanılması, yazarlarıoluyor, dergi çıkarıyor, sergi açıyorsu zaman yenemiyeceklerdir. Yapılan harb, mızuı türkçeyi beğenmeyip fransızca düşünmeğe başlamalarile çoğalmıştır. nuz. Böylece: «Onu da beğenin, o da iyi RChver devletleri hesabma bir müdafaa Yalnız «ve» değil, «fakat, lâkin» edatlan dir» demiş olmuyor . musumız? Artık: harbidir. için de öyle. Geçen gün bir romanı ka «Benim işim tenkid değil» diyemezsiniz. Demokrasilere sorarsanız: nştırıyordum, sevmiyeceğimi bildiğim Birh'kte çalışmakla, isteseniz de, isteme Hâlâ mı anlamadmız? diyecekleriçin öyle şeyleri okumam, sadece kanş seniz de, onu da öne sürmüş olursunuz. dir. O halde siz tarafsız değilsiniz. BelH Sizin san'atmızın da ancak onunki gibi de beşinci koldansmız. Üç senedenbcri tınyordum; şöyle bir cümle gördüm: anlaşılmasını önliyemezsinizbütün Avrupayı işgal eden, dort bir ta Lâkin bu pilâv nefls! Bizde tenkid elbette yok. Tenkidi, ten rafa saldıran Mihveri görüyorsonuz da Böyle türkçe mi olur? «Keman oynamak» ne kadar çirkin, gülüncse bu da kid ahlâkmı san'at adamlarmın kendileri harbin karaktcrine dair nasıl hâlâ o kadar çirkin, o kadar gülünc. Ama ço kurar. Onlar, san'atla ilişiği olmıyan duy bir fikir edinemiyorsunnz? Taarruza nğğumuz böyle şejdere göz yumuyoruz. Bir gularla. düşüncelerle birbirlerini övdük rıj'an şüphesiz biziz İnsanlığı, hnrriyeti de kalkıp dilimizi sevdiğimizden, koru çe, san'atlarını her şeyden de, kendi ken ve mukaddes hakları kurtarmak uğrunda mak istediğimizden dem vururuz. Asıl dilerinden de daha üstün tutup yalandan dövüşüjoruz. Yaphğımız harb, şimdiye öyle yazarlara «Vatandaş, türkçe konuş» kaçmmadıkça bizde tenkid olmıyacaktır. kadar yapılan bütün müdafaa harblerinin San'at adammda olmıyan bir ahlâkı ten tn asilidir. diye bağırmah. Gidip iki tarafla da, ayn ayrı konn« kidciden nasıl bekliyebiliriz? şursanız sizc böyle söyliyeceklerdir. Hat^ NURULLAH ATAÇ TENKİD. Bizde tenkid olmadığuıı ta gitmenize lüzım bile yok. Gazetelerile, Lise öğretmenlerivden söylerler. Doğrudur: gerçekten san'at radyolarile, rnıtnk ve deıceçlerile Desevgisi yok ki tenkid olsun. Yermelerin, mokrasiler ve Mihverciler ynkanya hnGöklerin kuvvetli bir milleti haline hele övmelerin çoğu, san'atla ilişiği ollâsasını çıkardığımız iddialan her giin gelebilmek yolundaki çalışmalarımız. mıyan duygularla, düşüncelerle yazıiılekrarlavıp durmuyorlar mı? da büyüK gayeye doğru iyi yol alayor. Zevkine inandığınız birini görüyorFakat ne de olsa objektif düşünen in. bilmek için önümüze çıkan fırsatı kasunuz, falanca için çok ağır hükümler sanlar, bn harbde kimin mutaarnz, kiçırmıyahm, ve fitrelerimizi Hava veriyor, onun eserinin bütün kusurlarımin miidafi mevkiinde oldugunn kendi Kurumuna verelim. nı bîr bir gösteriyor. «A^ır söylüyor, kendilerine sormaktan bir türlu feurtu. lamıyor. Tarafların iddialan aykın kaçtığina göre objektif diişünenlerin teMaarif Vekilliği Millî Talim ve Terbiye Heyetinin kararile Liselerin reddüdüne hak vermemek de insafsuhk son slnlflarlnda ylllardanberi okutulmakta olan olur. İSMAİL HABİB'in Bn yazı. harbe sebeb olan mflletl bnInp çıkarınak fddiasile yazıhnış degrildir. Maksadımız, harbe dair umumî karakterin, hiç de|ilse büyük bir çoklıık nai. n rannda, hâlâ bir bilmece olarak kaldıEDEBrFAT ANTOLOJISI EDEBIYAT TARIHİ jîinı açığa \Tirmaktır. Buş^ine kadar «• Kitabların son baskllarl çıktı tarafsız insanlar. harbi, filen Mihverin, REMZİ KİTABEVİ hnkukan da Demokrasilerin açtıjjını söylediler. Birbifini yok ederek sıfıra müncer olan bn muhakemenin ifade ettifi kıymet de müphem ve muammalıdır. Ancak, sfbebleri çok kanşık ve çeşidH 2 büyük ve dehakâr sinema yıldlzı bir takım sosyal, ekonomik ve tarihî köklere dayanan bu harbde, her iki tarafm başlıca iddialannr hatırlarsak, 1939 harbinin karakterine dair belU en büyük muvaffaklyetleri olan doğruya yakın bir fikir edinmiş ola'jiliriz. Bn iddialan, Mihver hesabma: Hayat sahası istivonım! Demokrasiler hesabma da: Mevsimta eu şen ve en cerbeıeli filmini eörünüz Vermiyonım! Bu^ün saat 1 de tenzilâtll matine. Formüllerile ifade etmek mümkünBflr. Bahsin üst tarafım başka bir yanya bırakalım. Yazan Kim taarruz, kim müda^aa Jıarbiyapı^or? TANZİMATTANBERİ Bugün S U M E R Sinemasmda Loretta YOUNG ve Ray MİLLAND'ın KADIN İSTERSE Bu Hafta T A K S I N Sinemasmda Seyredenleri sürekli helecan ve heyccana garkedecek büyük bir film ELMAMRÂ B U G Ü N TARZA1\ DİYARII\DA TÜRKÇE SÖZLÜ TÜRKÇE ŞARKILI Baîta KLmemiş ormanlarda korkunç sergüzeştler... Korku ve esrarengiz maceralarla dolu bir mevzu.. Kızlar Türkçe Sözlü .VORMAN FOSTER EVALYN KNAPP ESTHER RALSTON Fevkalâde hevecsnlı zevkli film. İUvcten: F^RARLI HİNTDİSTAN Bay KARABET LİLİ SZEKELY Dikkat! Prof. ZATI SUNGUR'un SUAD PARK temsiüeri bu epceden itibaren BB E Ş İ K T A Ş devam edilaeeğini sayın halklmlza bildirir ve bu hünerler araslnda tamamen veni tecrübelerle BİR BAYAN KOCAMAN BİR DESTERE İLE KESİLİP PARÇALANACAKTIR. CUMHURİYET Nüshası 5 Abone seraiii Senelik Alb ı avlık Üc avlık Bir avlık Yatsı i tklndl CKARLY KOTVA â ! • D 1 k k at kuruştut. Türkiye Harle için icba 1400 Kr 2700 Kr, 750 . 1450 > 800 » 400 > Yoktnr, 150 • ETIENHE PETO idaresinde Batöri Sandu'nun da bulundu^u T. B. G CAZI BUNLARA İLÂVETEN: Zengin varyete İle cumartesi, pazar ve bayram günlerinde saat 17 de M A T İ NE M ü d n r i y et Gazetemize eönderfleu evrak ve vacılar ncsredilşin edilmesin iade edilraeı T« zivaından mes'ulivrt kabul slunmaz. kı ateşe koşan çılgın. penşan pervaneler gibi.. Kadmlar. onlar başka bir âlemdi. Eger kaybetmlşlerse kanapelere çöker gîbi oturuyor, sinirlerini dostian hakkmda söyledikleri en çirkin dedikodular. hiddetli alaylarla teskin ediyorlardı. Kazandıkları zamansa oturduklan yerde gizlice fişlerini sayıyor ve yaptırmakta olduklan elbiselerden, al^caklan knmaşlardan bahsediyordular. SARAY «LA Sinemaslnda KONGA» nuı güzel yıldızı r\ostum: «Bu gece sizi davet ediyorum» dcdiği zaman reddetmek için kolay bir tıhane bulamamanın sıkıntısı içinde bir an ne söyliyeceğimi şaşırdım. O ısrarla: «MuhakJsak geleceksiniz, diyordu. Hem güzel kadınlar da var. Biraz da oyun oynar, eğlenirsiniz.» Bahsettiği yer adi bir kumarhane değüdi. Herkesin tanıdığı, meşhur bir zatm eviydi. Arada sırada gizli oyun oyna»idığmı ve o büyük, muhteşem salonlarda meşhur, zemgin kimse^erin toplandığım, yeşil çuhah masalarda bazan servet denecek paralsrın döndüğünü ise bir çok kimseler biliyorau. Dostumun ısran karşısında yumuşadım. Eğleneceğim hakkmda öyle hararetle temiri'at veriyordu ki, bir kadeh rakı, iyi bir yemek, güzel, zarif kadınlar. hatta oyun masalan, fişler beni cezbeder gibi oldu. Otomobiümiz, Modada denize bakan muhteşem bir köşkün önünde durdu. Kapıdan, içeri girerken dostum kulağuna doğru eğilip fısıldadı: Size iş çıkh. İstediğiniz kadar mevzu bulacaksınız. Burası bir âlemdiı. Gazetelere aradasırada verdiğim röportajlan ima ediyordu. Dostumun hakkı varmış. Bütün bir gece neler gördüm neleı ı « = KUçUk hikâye Kadın ve kumar... konuşuyorlardı. Biraz sonra oyun salonuna geçtiğimiz zaman orasının kalabalığını görerek şaşırdım. Kadınlı erkekli oyun ır.asasının etrafım çevinniş'crdi. Geride kalanlarsa masayâ yaklaşabilmek için gerilmiş, bir çoklan da masada oturanların üzerine doğru iğilmişlerdi. Dostum da biraz sonra onlarm arasına karıştı. Y a ^ z kalınca masayı iyice görebileceğim bir köşeye çekildim ve sigaramı ysktını. Allahım ne heyecan, ne ihtiras! Krupye, «faites vos jeux» diyince herkes heyecanla bağırmağa başlıyor, «vale dö pikin üzerine» hayu, rica ederim skaro ase», benim için lutfen «dam dö köre» diye, bağıran sesler uğultu haünde salonu dolduruyordu. Sonra birdenbire bütün nefesler durmuş gibi derin bir sükut ortahğı kaplıyordu. Kazananlan haber veren krupyenin sesi yükseUnce uğultu tekrar başlıyor, kazananların neşeli kahkahalarma, kaybedenıerin derin soluklan, kederli iç çekişleri kansıyordu. Krupyenin «On lira?», «Doksan JUDY GARLAND'ın cidden şayanı temaşa ve GEORGES MURPHY ve I CHARLES WİNXİNGER | Hfi beraber yaratllan jcsîtjöaı £?X£lvı noıeîv, Jtdajfsıv] Birincisi varlık, varlık vasıtası, servet, maldır. İkincisi nekadar üçüncüsü onun gibi, bunun gibi, bu veya o kabilinden dördüncüsü yanmda, tarafında, «isbetinde besinçiai nerede alfanaa KÜÇÜK NELLİE fibnindeld zaferinî gidip pörünüz. Bueün saat 1 de tenzüâtlı matine duydum ve neler hissettim? Bfftün bunlan buraya yazmıya imkân mı var? Ya!nız bir tanesini anlatacağım: Rakıîarımızı içer ve ağır ağır yemeğimizi yerken bir arahk masadan kaybolan dostum biraz sonra neşeli bir yüzle dönerek o gece bakaraya benzer yeni bir kâğıd oyununun oynanacağını haber verdi ve bana hararetle bu oyunu izalı etmeğe başladı. Onu dinler görünüyor, etrafı tetkik ediyordum. Yemek masası o kadar kalabalık değildi. Erkeklerin ekserisi yaşh, bezgin tavırlı kimselerdi. Bazılan, sahte gülüşler, mubaiâğalı el hareketlerile uzaktan uzağa birbirlerine söz atıyor, belki ancak aralarında bir manası olan acayib, kaba nükteler yapıyorlardı. Kadınlann arasında dostumun iddiasına rağmen güzel olanlar pek azdı. Daha doğrusu hepsi ağır elbiselerinden laşan etleri, bol boyalı yüzlerile geçmiş bir zamanı ve geçmiş bir güzelliği hatırlatıyorlardı. İçlerinde biraz (aze, güzel olanlarsa sık sık dudaklannı büküp burunlarmı kmrarak sgğuk yapnıacıklarla Peritie Celâl • lira?», «Kırk lira?» suailerine «benim». •benim», «benim» diye, heyccaniı bağırışlar cevab veriyordu. Arcdasırada ayakta durmaktan yoruİan oyuncular yanundaki koltukîara düşer gibi oturuyor, bana yabancı bir baVakit geceyarısma yaklaşıyordu. Bir kış fırlattıktan sonra bulanmış bakışlar. .nüddet ayakta oyunu seyretmiş, bir iki buruşmuş alınlar, heyecsndan kısı)mış tanıdıkla konusmuş, nihayet biraz başımı seslerle konuşmağa başlıyorlardı. Erkek dinlemek için denize bakan salonlardan ler daima kaybettıklerini söylüyorîardı. birine çekilmiştim. Salonun ortasında Karşısmdakini' şaşırtmak ister gibi eseski sarav isi birbirine vaoşık büvük rarlı fısıltı halinde bir sesin: «Bu akşam ıpek yüzlü bir kanape vardı. Kanapenin yedi yüz azizim!» diye, mınldandığım cienize bakar tarafında oturuvordum. duyuyordum. Öbürü içıni çekiyor: Dışarıda mehtab j/ardı. Moda koyu^ «Benden de dört yüz gitti» diye, cevab veriyor, bir başkası «Vallahi bu ay için ışıklar içinde yıkamyordu. Güzel bir ilkde beş bini buldu, bu pis kâğıdı elime bahar gecesi.. Bu sıgara yaktnıya hazıralmamağa bir yemin edeceğım ama!.» di lanarak elimi cebime götürmüştüm ki ye, yarı gurur, yan teessüfle mırıJdanı birdenbire yakîaşan ayak sesleri duyarak yordu. Sonra etraflanna bakınıyor, ma hareketsiz bekledim. İnce, ahenkli bir sadakilerin kayıblannı, kazanclarını he kadın sesi: sab ediyor. krupyeye doğru eğilen bir Oh, bıkhm, vallahi bıktıtn diye, kadrnm açılan bacak oyluklarım gülümsöyleniyordu. Daima krybediyor. sonra siyerek birbirlerine gösteriyor ve kalkıp benim Isazancıma ^aöz diki ••crsun.. tekrar oraya, masaya dönüyorlardı. Tıp , (Souiu yannjj

Bu sayıdan diğer sayfalar: