11 Haziran 1941 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 7

11 Haziran 1941 tarihli Haber Gazetesi Sayfa 7
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Onun buraya gelip giktiği beş dakika zarfında görülmemiş ol. ması ihtimal dahilinde değildi. Birde ceplerin boş oluşu, fev- kslâde memnun edici bir hava. disti, Ya Cevat ömründe bir tek Mallir harekette bulunup cepleri toşaltmış, yahut da bu sokaktan Beçen bir sörseri a vazifeyi bo, Pisten evvel yapmıştı. AZ numaral: evin önünde dur Ön. Yanılmamak için cebiçden Cevadn verdiği anahtarı ve ad. Tesi çıkararak sokak fenerinin Mığımda okudu, Evet, 42 numa, Pa, tamam, Kapımın tokmağını Yurmadan, nasıl hareket edene ğini tasarladı. Kız, her şeyden baberi olduğunu derhal anlama. İli fakat kendisini sedece yakm bir dost bilmeli, Covadın ağabe. Yisi olduğumu asla hissetmeme” tiyai, Kapıyı vurarak bekledi. İçeri. # ne bir ışık sızıntısı ne de bir Beles vardı, ria kapıyı açıp karan, hk bir avluya girdi. Çevat, sol. oda, demişti. Elyordamiyle Diy bularak st Üste bir kaç “fa vurdu. Hiç cevap çıkmadı. ün anahtarını da kardeşim almıştı. Bu anahtarla kapıyı ize cştı ve siv'h yerdeler #hümiyle inik olduğu için av. daha karanlık bir odaya li. Girer girmez, heyecanlı, nefeş, fakat biraz da mun bir kadın sesi: ağ, Oh, senmiydin, Cevat? de.* Öyle korktum ki, niçin kapıyı am Çevir elektrik düğme- rl gir içeri! tat Ferit, kapının ya! 4 “İva elektrik al boynuna çıplak Malların ğını, ince elbiseli bir bir kadi Kuluna, VUCUĞU ya ” ğin hissetti. Fakat bu, W va, nedi. Marlin birden dök: ie, çekildi. Boğuk br » > Ay, siz kinsitiz? iye fi. 40 Korkmayın, Cevadın arka — in kısa konuşmayı mütcaki, öyle bir süküt oldu ki, ikisi * Yeridin cep saatinin işleyi- Mi Ve elektrik düğmesini ara. an “inin duvarda delasırken Meardığı hafif sesi işittler. gp iğmeyi çevirince, birden © taşı, saptayan kuvvetli ışığın al. “a, yatak oğasmı nazardan Mklayan koyu renk bir bölmeye irak, uzun siyah bir man ila Yarı çıblak vücudunu ört. çalışan çok genç, kocaman ir kızla göz göze geldi. kizm yüzü korku ve heye. © kadar mermerleşmieti * gittiler ve düşman aske- V eser göremediler. Bilhas | Fransızlarla Macarlar bu Hang bir çok erzak vesair 'P İcvazımı Belliydi ki, tehlikeyi terkederek ka.» Nkleden: ILHAN TANAR larmın swlçun gülkurusu rergi, beyaz bir maskenin üzeçine ka ” zaen bulaşmış lekeler gibi göze çarpıyordu. Yüzlinde, ancak ıztı. | rabın yaratabileceği bir derin Tik, samimiyet ve heyecan ifade, si vardı, Sert iradeli avukat Fe rit bile bu manzaranm karşısın, Ek yapmağa gelmedim, bilâkis, Anahtarları göstererek ilâve etti: — Cevat bana itimat etmese, bunları teslim eder miydi? Kız, hâli kımıldamıyordu Ferit, sanki bir hayaletle karşı karşıya İmiş gibi garip bir hisse kapıldı. Gözlerini kızdan ayıra. rak odada dolaştırdı. Her sey temiz ve muntazam, yerli yerin- | avdi. Kadife kaplı divana doğru konuşabilir miyiz? Sizi ürküttüğümden dolayı mü. İ toossifim. Kız, hareketsiz, fusıldadı: — Kimsiniz? Rica ederim, kimsiniz? Birden, nasıl olduğunu kendi de furketmeden, belki kızın he yecanmın ve sefiyetinin tesiriy, le, avukat Ferit o kadar itina ile saklamağa karar verdiği ha. kikati söyleyiverdi: — Çevsdım kardeşiyim. Kız, derin bir nefes aldı ve siyah mantoyu elleriyle vücudu” da sw sıkı sarılı tutarak,di. vanın bir kögesine ilişti. OÖkçeli terliklerin içine büzülen küçük ayakları çıplaktı. Kasa saçı, ko. canısı gözleriyle, uzyn boylu bir gocuk gibiydi, Ferit, bir iskemle çekerek kar alien lala : — Bilyle bir saatte geldiğim. den dolayı beni mayur görün Cevat her şeyi anlattı da. Kız, ellerini biribirine kenetle. mişti, yera bakarak: — Evet. dedi. — Müthiş bir vaziyet, dek” setli güç halledilecek. Kız, aksi sada gibi: — Müthiş bir vaziyet, müthig, dehsetli! Diye tekyarladı. Avukat, çinayetin belki tam kendi olurduğu yerde işlendiği, ni düşünerek susmuştu. Kız o. nun ne düşündüğünü anlamış gibi: — Evet, dedi, tam orada bö ğuştular ve düştü, 'Pam orada, simdi hep onu düşşerken görü, yörum.. Daima yeniden düşüyor, (Devami var) yoksullara dağıttı; binek İm; vanlarını tomar ettirdi, etleri yenen atların, eğetlerini bu hayvanlara geçirdi. Doğan beyin, birkaç gün sonra bu hayvanlara ihtiyaçı olacaktı. - Kale içinde herkes seviniyor lu. ... 'EN BİRİ VAR! Doğan bey o gece yarıma kadar cenup kapısında nöbet. giler bekletti. Kendisi kulede gözcülük yapıyor, gece gündüz etrafı tarassut edi; . San Ahmet hâlâ dönmemişti. Kale içinde herkes sevinç ve meşe içinde, zafer türküleri söyliyerek bağrışmken, Niğbo. » biri van | Yasım: UEKTOR MALO Bir Fransız filozofu korku, dan bahsederken “korkuyu tarif imkânsızdır, diyor. Zira her in- şan başka bir şeyden ve başka. sina benzemiyen sekilde korkar” bir insanın samimi korkusu, büş- ka birisi için gülünç olai zı insanlar parlak yüzlü in bıçakları yörünce korkudan tit- İ perler, bazıları hayvan derilerin. den ürerler, ben ise kertenkele- ye ve kurbağaya varmcaya ka- dar bütün soğuk kanlı hayvai- lardan korkarım; karada geğinir. ken, düz kenarlı bir bataklıkta a- yak sesimden i bir kurbağa. çek suyun içerisine atılıverdi mi, tepeden tırmağa kadar bir elek- . trik cereyanma tutulmuş gibi titrerim. Bunları öğrendikten son Ta size simdi anlatacağım vaka, nm hayatımm en korkunç hat rası olduğuna inanacağınızı sanı, yorum. Kerten Meris'in İsânın gömül İ mesi isimli tablosunu ikinçi defa kopya etmek üzere Anvers'e gel miştim. Şüphe yok ki Rubens'in “Çarmıhtan indiriş” ve “Göke gıkış” tabloları da çok güzel & serlerdir; fukat müzede “İsi'nın görüllüşü” kadar rüzel bir esere Tasiyeliş 2M0EZ. Fakat simdi size yeryüzünün büyük tablolarından değil, kor. kuyadan bahsetmek İstiyorum İ Biz gün müze kapsumçaya kadar çalıştım. Müzeden çıkarken ba. gaklarımın uyuşukluğunu gider- mek için biraz bereket etmeyi faydali buldum ve Esko rihtunı nu takip ederek yürüdüm. Yükse. en sular Otranşatlantikleri ve Holanda yelkenlilerini « sallayıp duruyordu.Dop dolu Hmanda sa. ti dilşünmeded gem'lere bakâ ım, durdum. rdenbire | varında odelime döndüm. Burs. sı eski bir Holanda evinde ma idi, Gittiğim vakit yemek sa. lonunu bomboş buldum. Misafir. er çoktan yemeklerini yiyip çe. kilmişlerdi ... Yemek salonunda tek bira dam, benim gibi geç kalmış bir yölen vardı. İkimizin tabaklarını karşi karşıya koydular, soğumuş ve yağları donmuş ilk (yemeğe şatalmu dokundururken karım da bulunan gerip kıyafetli sd mı bir ressam gözüyle tetkik e. diyordum. Bu adam bir Avrupa: h mıydı, bir bedevi mi, yoksa bir vahşi mi? Çehresi hem ka- ratmış, hem kizarmış, saçları karmakarışık, gözleri iradeli, A- radan beş âşkika gecer geçmez sofra arkadaşım benimle konuş- muya başladı. Bir çeyrek saat sonra da iki eski ahbap gibi sen. Yazan: Çeviren: Muzaffer Esen Vi benli gevezelik göiyorduk. Hin. diştandan geldiğini ve burada Anvers hayvanat bahçesi için sırtlanlar, kaplanlar, keyikler ve yılanlar getirdiğini söyledi. Bu sözleri dilerken ağzımdan derin ganalı bir cümle çiletı: — Hayvanlar da sizinle bera. ber bu otelde mi? Sırtlanlar, kaplanlar ve geyikler ahırda, kafeslerinde, yi- lanlar da odamda. Tabi delikli sandıklar içerisinde ve sıkı siki. ya kilitli. Tepeden tırnağa kadar titre- dim: Geceyi burada mu geçire » ceksiniz? — Tabiit,, — Ya yılanlar kacarsa? — Kaçmazlar. Rahat rahat uyurlar. — Ya uyumazlarsa. — Emin olunuz.. Yılanlar uy- kuyu çek sever. Hem bu hayvan. Jar Avrupalıların zannettiği ka- dar da tehlikeli değüdirler. Hin. distanda bir gözlüklü yılanın, zeng bir kızm yastığı altında bü- tün bir kaldığını bilirim, zel bikâve doğrusu; na. sil olmus bu iş? — Anlaşılan yılan gündüzden genç kızın yastığı altında çörek lenip uyuzuuş olacak. Bütün geçe kız hiç bir şeyin farkında olma. mıg, hattâ sabahleyin yastık al- tında hafif bir hareket hissetme. miş olsaymış o gün de İşin far- kında olamıyacakmıs. Yastığa kaldırınca kocaman bir yılan gör milş, hayvan sarif başını kakdıra- rak geçirdiği güzel geceden do. Yayı teşekirür eder bir (bakışla genç kıza bakmış, sonru süzülüp gitmiş, Bende de bu çinslen çok güzel lar var, Sterseniz, $İ- im — Teşekkür ederim, bu çeşit hayvanlar beni hiç alâkadaf et mez, — Yoksa korkar mısımz op. lardan? — Evet. Hattâ bu hayvanla- rm memleketimize getirilmesini bir cinayet sayayım. — Fakat bu hayvanların te kiki ilmin terakkisi için lâ zimdir, Böer bu hayvanlarla uğraş- mak, âlimler için bu kadar me, raklı iseler yerlerine kadar gidip tetkikst yapabilirler. İstemediğim halde, konuşma bu mevgu Üzerinde devam etti. Yılanların diri diri yuttukları svlarını yemeğe başlamadan ev- vel soğuk dilleriyle bol bol yala- dıslarını de bu ekşam öğrendim. Sofra başından kalkarken soğuk soğuk terliyordum. Odam, koridorun sonundaydı. Basim sofrada dinlediğim hikâ. ye iskender F. SERTELLİ Son günlerde Koca Ahmet Niğbolu kalesinde bircok ya. rarlıklar göstermiş ve bilhas. sa okçular ağaç dallarından ok yapıp yetiştirmek suretile de büyük bir buluş kabiliyeti göstermiştir. Kaça Ahmet elli baş yaşla. rmda, fakat cok dinç, iri boy- hu, heybetli bir erkekti. Kalkık omuzlarile daima o mağrurane bir yürüyüşü vardı. Kale içinde herkes ondan çekinirdi. Koca Ahmet yurdunu da her Türk gibi büyük bir aşkla severdi. Fakat, san günlerde “İçime şeytanm ateşi girdil., diyor, daima dertli görünüyor ve derdini hiç kimseye açmı. yordu. Doğan bey, Keca Ahmetle sık sik konuşurdu. Bir gün Ahmedi kederli gö- rünce sordu: — Sen neden herkes gibi sevinmiyorsun, (o kora dayı? Yoksa Yıldışımın buraya gele. ceğine inanmıyor musun? Ahmet kaşlarını çatarak: — Hayır... inanmıyorum. Diye cevap yermiş, fakat bu itimatsızlığınn sebebini söylememişti. öğr velerie dolu açınon odama çık tıça, Yavaş yavaş soyundum. ya- tağımı yokladım, perdeleri kal, dırdım, dolapları uçtum. — Heriiz yatmadınız galiba. Siz de benim gibi sşkiz günde» beri yatak yüzüne hasret olsay. dırız siyaği çoktan yatınış bulu. nurdunuz. Neyse Allah rahatlıi? versin. Bu, yılanlı sdamın sesiydi. Derhal, tekrar giyinmek ve 0 exbr, beni bu kararından âlçkoy- du. Bu gülünç bir korkuydu; u. Yümuş yılanlar her halde benim. is beraber yalmak için duvarı durdum. Bitişik odada uyuyan yalanlar bir türlü aklımdan çek. muyordu. İki oda bir kapı vandı, Bi kapıyı dikkatle Şire tim, ba kapının altından bir çu. Bu işik benim için bir #eselli oldu. Pakat bir müddet sonra bu ışık da söndü, Sezsiz ve Yaranlık bir gece ; x.. bir uykuyu, Adeta felâket bek- Hyen bir ukku, Ne kadar zaman böyle uyudum. Bunu bilmiyo - fazla, Bir gürültü beni bu dal . gınlıktan uyandırdı. Nerede ol. ÇOĞU biliyordura, Aklımda orkun, z ğ KOL gn enik iL ğim hikâyakır karmakarışık da. laşıyordu. Aklım başımda idi. Fakat kalbim çarpıyordu ve ya- tağa oturdum ve dinledim. « Bu, garip bir gürültüydü. Gay- ri muntazam bir çırpınmaya, bir sürtünmiye benziyordu. Bir sa. hiye kesiliyor, sora tekrar baş. Iryor. bazan Yavaslıyor. bazan daha hazlı oluyor. Kibritimi al. mak üzere koluma masaya uzst- ie Di eşle MYOr : — Acaha Ahmet bir şey bi. İiyor da bana söylemeğe mi çe. kiniyor? Diyerek merak ediyordu. Doğan beyi saran bu merak, günler geçtikçe derinleşiyordu. a le sna bir gözcü koymuştu. Mut laka anun kederinin sebebini anlamak istiyordu. .“* Koca Ahmet bir aksam ka- le icindeki sokaklardan birin. den geçerken; arkasma dön- dü... ve Doğan beyin gözcüsü. nü gördü... — Bana bak, dedi, seni bir kaç gündür, heç gittiğim yerde va — Hiç, koca dayı. Birini a- Koca Ahmedin bu vaziye, syorum. ği vakit yılan, gideçeği i p siyçrdum i ç şıklığı aklıma bir gez sekli. Yılanlar öfyelenmiş veya n yalnız bir gey, uyuşturur ve zararsız bir hal gökür. Bunu düşününce ümitsiz. bir kuvvet sarfiyle , — Aradığın adam daima be. nim gittiğim yerlere mi gid. yor? > — Yok canım. Bu bir tesa. düftür. Benim seninle bir alış verişim yok. Koca Ahmet çok kurnazdı... Kuşkulandı. gen gideceği yere gitme. Geri döndü. dis karkii İç bime seye GöFÜRM * vine gitti... ! Fakat, Doğan beyin gözcü. sü p sokakta görünmiyen Yere saklanmıt. Koza me il Küba ZAĞ kümes inmesi) 8... Bükme dü e İlmi Na mia Mİ,

Bu sayıdan diğer sayfalar: