7 Ocak 1938 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 6

7 Ocak 1938 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

6 Sayfa I Hâdiseler Karşısında I GÜLMELİ Mİ B ir kadın gösterdiler. başındaki şapka dört renk parçadan yapıl- mıştı. Bostan patlıcanile, mevlevi külâhı arası bir biçimi vardı: — Gülünecek şey! Dedim. — Bu şapka için kadının eli lira maaş- h kocası tam on dört lira verdi! Dediler.. — Ağlanacak şey! Dedim. Bir apartıman gösterdiler; kapısı pen- gereye, penceresi kapıya, heyeti umu - miyesi bir apartımandan başka her şeye benziverdu: — Şehirde böyle binalar yapılmasına he dersin? Dediler. Ağlanacak şey! Dedim. Vapurda gece yarısından sonra iki ya- Baina yalpa yapa yapa y p bir kana- peye çöken ve orada sızan sarhoşu gös - terdiler: — Gülünecek şeyi Dedim. — Evinde onu bekliyen bir karısı, üç de çocuğu var. Dediler. D Baunları biliyor mu idiniz? —| Köpeklerin yüzde 9 u vereme mübtelâdır Dünyada mev - cud köpeklerin yüzde (4) ilâ (9) nişbetinde vere « me müptelâb ol - dukları tahakkuk etmiştir. Bunların büyük bir kısmı da evlerde besle - men köpeklerdir. Bu itibarla evlerde bes- lJenen köpeklere çok dikkat etmek — ve mikrob saçmalarına meydan vermemek lâzımdır. SANUZA, * Pusula gibi, dört ciheti gösteren garib bir nebat " Son zamanda, şi- — mali Amerikanın | de geçmiştir. garb — ovalarında garib bir nebat e- Bu hebat, bir pusula gibi dört ciheti göstermek — hassa- sanı maliktir. Lâtince adı «Silphium lacınatum» dur. * Parmak izi almak usulü terk olunuyor Adliye ve zabıtanın, mücrimleri teşhis etmekte işlerine yarıyan parmak izi al - — mak usulü bir çok medeni memleketler- de terkedilmiye başlamıştır. Çünkü sa - ğ telkin edebilir. Fakat mademki an 9OHO GÖNÜLİSLER Okuyucularıma — Cevablarım... Bebekde Bayan eHi. K.» a: Sevebilir, sadık olabilir, itimad Tattığımız derecede hasisdir, üzerin de hiç durmayınız, yarın nefret e dersiniz. Fakat hasisliğini değiştir mek imkânını bulursanız, bu kudre- — ti kendinizde hissederseniz bu tec - Tübeyi yapmaktan sizi menedemem. F * Ayaspaşada Bayan «M, N» a: Yanılıyorsunuz derim. Bana ko - €am mutadının hilâfında sinirli bir sesle hitab etse derhal beni sevme - — Mmeye başladığı ihtimali hatırıma gel /— Mez, güneşin arkasından ayı arama- — yya kalkışmam. Sinirlidir, derim ve bebini söylemesini de kendisine lli 4 — Ağlanacak şey! Dedim. Dükkânının önünde ayak ayak üstüne atmış, nargilesini tokurdatan kömürcüyü | gösterdiler: * — Kibirinden yanına varılmıyor, Dediler. — Gülünecek şey! Deditm. Fakat kibirlenmesine de sebeb var. Çünkü havanın soğuduğunu görür gör - mez, kömürün kilosunu bir misli arttırdı. | Dediler, Ağlanacak şey! | Dedim. İri yarı birini gösterdiler: — Bu adam ya sapasağlamdır, yahud | da bir kaç gün sonra ölecek bir hastadır. SON POSTA KADIMN| Kravat nasıl seçilir? Erkek eşyasının kadın sütununda ne yeri var demeyiniz. Kadınların çoğu ko- Dediler. | — Gülünecek şey! Dedim. calarının, babalarınm, kardeşlerinin kra- | — Bir doktora gitmiş, doktor, «sen çok | TİS h di astasın, bir kaç güne kalmaz ölürsün> Başka bir doktora gi |daha yüz sene yaşıyabili: vermiş... Dediler., — Ağlanacak şey! Dedim. İsmet Hulüsi Milâddan 1200 sene evvel bile sun'i diş biliniyordu Milâddan — 1200 sene evvel dahi| sun'? diş yaptırıl- dığı tahakkuk - et- mektedir. Son za- manda, Berlin ci- varında, Aşaffen - burgda — yapılan hafriyatta, bundan (3000) sene evvel yapılmış sun'i dişler | bulunmuştur. | * Ayaklarına ışık naşreden bücek'er takan vahşiler Cenubi —Ameri- Z2 kanın bir. kum kırmızı derili vahşileri, — çıplak ayakla — gezerken yılan sokmaması için, — ayaklarının bileklerine kükü- jo denilen ve ışık neşreden bir bö - cek iliştirmekte . dirler, bıkalı kimseler, parmak izlerini bozmak için ellerine ameliyat yaptırmaktadırlar. | Bu usulün yerine göz vasıtasile teşhis u- sulü kaim olmıya başlamıştır. Çünkü, | her Insanın gözünde, birbirine benzemi- | yen lekeler mevcud bulunmakta imiş. AA | Aksarayda Bay Hazım'a; Ezberlenen cümle lüzumu oldu - ğu zaman unutulur, unutülmasa yanlış söylenir, gülünç olursunuz. O dakikada hissinizin ve kalbinizin il- ham edeceği mukaddeme ile iktifa ediniz. Samimiyetten doğan en be - ceriksizce bir cümle hazırlanmış bir Şiir sayfasına her zaman müreccah- tır. * Ankarada Bayan (B. D.) e: Kadın hayatında birkaç erkeği se- vebilir. En son sevdiğine candan bağlı olabilir. Fakat ilkini unuta - maz, hattâ ondan nefret etse dahi. * Ankarada Bay (H. Naci): Heykeltraşlara sorarsanız size er- kek vücudünün kadın vücudünden güzel olduğunu söylerler. Erkekler ise ayrı fikirdedirler, Bana gelince: Bu bahisde fikrim olmıyacak, h mübtelif şeyleri ikte giyüecek kos- nsini, şeklini Umümiyetle elbise ile bir renkte (fa- kat açıklı koyulu) kravatlar ince bir zevkle seçilmiş sayılırlar. Kravat, elbise yerine gömlekle bir renkte de olabilir. * Düz renk kostümle göze çarpar desen- lerde kravat kullanılmalıdır. Çizgili veya herhangi şekilde desenli elbiselerle ya düz yahud ufak desenli kravat takma- Plıdır. * Siyah elbiseye açıklı koyulu, örnekleri ufak gri kravat iyi gider. Zıd bir renkte, büyük deşenliler de güzel olur. Meselâ Nar kırmızısı renginde. * Gri kostüm üÜzerinden üstü koyu kır- mızı, mavi, İâectverd çizgi veya desenli Bti kravat çok hoş görünür. Düz lâciverd, nar rengi, (ne açık ne koyu) mavi de fe- na olmaz. * Mavi elbise ile takılan kravat ne renk- te olursa olsun içinde en çok mavi renk bulunmalıdır, Zıd ve düz renkliler de ya- raşır. Bilhassa benekli kravatlar pek şık görünür. * Bej veya kahve rengi koslümlerle çiz- tlar kullanmalıdır. Çizgilefin çoğu kostümün renginde olmalıdır. Düz kravatlar bu kostümlere uymaz. * Spor elbiselerle ekase kravatlar iyi gi- der. Bilhassa çizgileri mavi, kırmızı gibi göz alcı renklerde olanlar. Renk seçmekte tereddüde düştüğünüz zaman, göze çarpan renklere kapılmama- ya çalışmalıdır. * Kravatlın cinsine gelince; Şübhe yok nır. Bunun için şöyle böyle iki kravat yerine iyisinden bir kravat almak daha doğru olur. Şekli lüzumuna göre değişecektir tabil. Umumiyetle: Kelebek kravatlar yüzü yu- varlak gösterir, uzun kravatlar uzuünlaş- tırır. * Kravatın bağlanışı sahibinin tabatine darir bazı şeyler ifade eder: İp gibi ince bağlamak şairliğe, geniş, kabarık bağla- mak artistik istidadlara delâle' eder, Gev- şek kravat, sahibinin spora olan meylini gösterir. Kravatı kusursuz bağlanmış olanın yüksek meziyetlere sahib olduğu düşünülebilir. 'Tabil bu, işin fantezi ve eğlence tarafı. | tahsilde bulunan Türk talebeleri ve on -'diyeceğim... Paris talebe mahallesi Seyahat arkadaşları içinde kadın bu - lunursa, Paristen kolay kolay ayrılmak kabil olamıyor. Onlar bir türlü, bu mo - daların anası olan şehre doyamıyorlar.. İştahlarını şehrin güzelliğine, tiyatro ve |barların eğlencelerine zannetmeyin. Bun- lar ikinci derecede kalıyor. Kadınları Pa- rise, en ziyade bağlıyan bağ: Vitrinlerin cazibesi, mağazaların moda - salonlarıdır. Bu süs ve tuvalet meşherlerinde üâdeta kendilerinden geçerler.. İkaz etmeseniz, yemeden, içmeden, ipekler, kürkler, ko- kular, boyalar arasında mest olup kala - caklar. Mademki yolculuğa beraber çıktık. O hâlde anca beraber, kanca beraber. O mağaza senin, bu vitrin benim. Koca Pa- riste bir köşe kapmacadır gider. O günkü mübayaat ucuzca şeylerse: Koşmaca oy- nar gibi sür'atli; pahalıysa eyağ satarım, |bal satarım» oyunu gibi ağır ağır, düşüne taşına oradan bur#ya, buradam şuraya mekik doökunur. Seyahâtte yanında ka - din olan bir erkek müzeden ziyade büyük |mağazaları, tiyatrolardan — evvel ıtriyat dükkânlarını dolaşmağa ve bellemeğe ) mecburdur. Pariste iken, alış verişimiz noksan kal- mış olacak ki: «Londra dönüşü, buradan geçerkon öteberi alırız!» diye şuraya bu- raya giyim, kuşama ald nesneler ısmay - le» den kendi otamobilimize atlayıp ge- ne Paris yolunu tuttuk. Şimali takib e - derek «266> kilametrelik bir mezafe al - dıktan sonra ışık ve eğlence şehrine gel- dik... Oteller, br mızdan daha ka- labalık olmuş.. güç halle Sen Mişelde kü- çük bir otele girebilmek bahtiyarlığına eriştik. laten denilen talebe mahalle- p bir yer... Nuhun gemisi gibi bit şey. Her cin , her çeşidden insan- larla dolu.. Dünyanın dört tarafından bir sürü insan akın edip Parisin bu mahal - lesinde toplanmışlar. Sokakta giderken, gazinoda otururken, Jlokantada yemek yerken, binbir lisanla konuşan garib ga- rib adamların sesleri kulaklarının dol - duruyor. Çinceden Habeşçeye, oradan da tâ bizimkine kadar, binbir ahenkten, bin- bir nağme çınlıyor... Türkiyeli Ermeni şoförler sanki bu ma- hallenin ötomobil işletme imtiyazını al- mışlar... Sorbon meydanında — bekliyen taksı şoförlerine hiç tereddüd etmeden türkçe hitab etmek mümkün.. Rum ve Ermeni lokantaları, yahudi mağazaları; Bacaksızın maskaralıkları : lanmıştı. Haddin varsa dönüşte tekrar | Parise uğrama bakalım.. Çarnaçar, «Ka -| Kartiye Laten denilen bu mahalle, Nuhun gemsi gibi birl yer.. her ırktan ve her lisanla konuşan insanlarla dolü ların civil civil sokaklarda — koni geçmeleri, insanı, bir en için olsun Beyaf lunun bir sürü lisan konuşulan muhil de imiş gibi aldatıyor. & ' Bilmem alışmadığımız için mi ııc(“ı bu Fransızların birbirlerile siyasi mü * cadelesine ayıplıyarak şaşıyorum... B kes, birbirinin gözünü oymak için bahi' ne arıyor... Ayni yerde çalışan, fakat rı ayrı fırkalara mensub olan garsonlâfi işçi kızları, banka siyasi naatlerincen dolayı k: bıçaklı!.. Hele benim orada bulunduğum 28 * manlar, bu fırkaların en faal olduğu güvt lerdi. «Sol» a yakın olan kabine düş ? müş; onun yerine biraz «sağ» a meyyl) olanı bir hükümet teşkil etmişti. Sokalt larda nümayişler oluyor, atlı, atsız po * lisler oradan oraya koşuşuyorlardı. Ta * | bur halinde geçen silâhlı kuvvetler |şe başlarını göz hapsine almışlar, Pariff âdeta bir ihtilâl havası sinmiş gibiydir. Bunları gördükçe halimize şükrettilik Moşrutiyettenberi İstanbul sokaklarındA ihtilâller, suikasdlar, harb ilânları, ’“'”x mücadeleleri ve nihayet darağaçlarıff hevenk hevenk asılmış insan yığınlı hatırladıkça hâlâ erim ürperir, Şilif di memleketimde bütün bu kötü vak'a * ları unutmuş, sakin ve müsterih yaşar * ken, bunları hatırlamak için mi tâ Pa * rise kadar gelâim? Mücadele yalnız meb'usanda, fırka bE nalarında, yahud sokaklarda değil, bul” numun dibinde de cereyan ediyor. Yatif kalktığım otelin İki garsonu var ki: Bi «milliyet» çi, öteki «komünist» miş. BİM birlerine fenalık etmek için bahane afi” yorlar. Odam toplanmamış mı? Hemtfi Öteki atılıyor: «Tabif, kârata komünl Rahatını bozar da çalışır mı?», sotelin kâ* pısı geç açılıyor!» diye şikâyet etsem, bül sefer beriki sesleniyor: «Tabil ekselân milliyetçi! Çalışmanın ne demek oldu * ğunu bilir mi?> Bu sefer Parisin tadına varamadım. Bif an evvel bu karışık fikirli insanların & * rasından kurtulmağa bakıyorum. Gece * leri bir iki tiyatro, gündüzleri bir Kaf müze salonu gördükten sonra yola dü * zülmekten başka bir şey düşündüğüm yok. Akıbetleri ne olacağı belli olmıyaf bir milletin içinde, yabancı da olsa, in * sana bir hüzün çöküyor. Vâkıl gülüyor * lar, eğleniyorlar ama, şair Ekremin mı” raları gibi ben de: «Seyret anı, görmedinse şayed> «Mahzunluk içinde şad bir yer.> Vasfi R. Zobu Gürültü

Bu sayıdan diğer sayfalar: