8 Şubat 1939 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 2

8 Şubat 1939 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 2
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Hergün İktisadi işlerimizde umumi emen her yerde, hatâ en Hbe- ral memleketlerde olduğu gibi bizde de, bugünkü devlet, dünkü devlet - ten çok farklıdır. Dünkü devletin iktısa- d1 faaliyeti hemen hemen hiç yok gibiys 'di. Evvelden, devletin iktisadi faaliyeti, ancak fevkalâde hallerde, memleketin büyük eksiklerini tamamlamıya münha- sır kalırdı. Meselâ, buğday kıtlığı olur- $a buğday bulup getirir, harb zamanında geker ve petrol teda eder veyahud bunlara benzer şeyler yapardı. Bugünkü devlet öyle değildir. Milletin bütün ik - tısadi faaliyetine gittixçe artan bir dozda müstemiren mü le ve hattâ iştirak ediyor. Bugünkü devlet çiltç bugünkü düvlet fabrikatör, tacir ve müteşebbis olmuştur. Bilhassa, iktisadi fa etleri i iktısad bünyeleri içinde hemen umumiyetle if » lâsa uğramış olan liberalizm, devletçilik Bamını verdiğimiz yeni bir iktisadi anlayı ga hemen her tarafla yerini terkedip ge- riye çekiliyor. Türkiyede de böyle oldu. Bugünkü Türk devleti, artık yalnız bir milli mü - dafaa sistemi, 'bir âsayiş bekçisi veya Dir adalet tevzicisi değildir. Çiftçidir, #abrikatördür, tüccardır, müteşebbistir. Bu işlerle uğraşmıya başladığı zaman - danberi de hayli vakit geçmiş bulunu - yor. Artik, yapılan işlerin ne gib: neti - eceler verdiğini tetkik etmek, bu netice - İere göre tutumumuzda değiştirilecek geyler bulunup bulunmadığını görüp ona göre kararlar almak zamanı gelmiştir. * Filhakika, mademki devlet çifiçidir, fabrikatördür, tüccar vesairedir, şu hal de, iktisadi işlerde hâkim olan kanunlara kendisi de boynunu eğmeğe mecburdur. İktisadi teşebbüslerde hâkim olan bir çok kanunlardan biri de şudur: Her han- gi bir iktisadi faaliyet müteşebbisi arada bir durup, defterlerini gözün önüne ko - yarak işlerini derin bir mürakabeden ge- girmeğe mecburdur. Bazı müesseseler vardır ki vaziyetlerini sık sık tetkik eder-| ler. Meselâ, bankalar gibi. Bunların her on beş günde bir nevi bilânço yapanları pek çoktur. Üç ayda bir defa her banka mutlaka bir bilânço çıkarıp vaziyeti göz- den geçirir. İyi idare edilen bir ticaret - hanede üç ayda bir değilse bile, mutlaka altı ayda bir bir bilânço yapmayı kaide| olarak kabul eder. Senede bir defa bi « Minço yapmak ise İstisnasız bir zaruret 0- Yarak teli Bu mürakabe, bu umumi muhâsebe tek bir gayeyi güder: Acaba işlerimiz iyi gi- diyor mu, gitmiyor mu? Gidiyorsa bun- ları daha yi hale gi malıyız? Gitmiyorsa y 612? Eğer her hangi bir ii teşebbüs kendisine sik sik bü sunlleri sormazsa, Karanlıkta gidiyor, demektir ve karan- ikta yürümenin neticesi neler olabile - ceğini izaha lüzum bile olamaz. Türkiye devleti de, bir iktısadi müte - şebbis gibi, bu kendi kendini mürakabe Mmecburiyetinden vareste kalamaz, Böyle olduğu halde, devlet prensibini koy- duğumuz ve tatbika! riştiğimiz ta « rihtenberi umumi bir bilânço yapmak tar- gında hiç bir umumi mürakabe yapılmış değildir. * Böyle bir muhasebeyi yipmak kolay olmadığını biliriz. Bilhassa devletin il tısadt faaliyet teşkilâtınm çalışma sis - temi; böyle bir umumi görüşü vazıh bir surette tesbit edebilecek unsurları hiç 3ü. şünmemiştir. Bununla beraber. böyle u- mumi bir mürakabeye şiddetle ihtiyaç Vardır; bu mürakabeyi elde mevcud va- İsiyaseti ,ibir taraftan da bir koordinasyon hareke- SON POSTA Kutub civarında münzevf yaşıyan bir Eskimoya, Üstüva hattında yanan bir zenciye, dağ başında koyunuarile yal nız kalan bir çobana hayatlarından memnun olup olma - dıklarını sorunuz. Sıhhatleri yerinde, sırtları pek ve ka- rınları dolu ise size müsbet cevab verirler. Çünkü yalnız. dırlar, kendilerinden daha iyi vaziyette olanı görmemişler. dir, mükâyese yapmak imkânından mahrumdur! & Herşey bir nisbet meselesidir. İnsan için iyilik ve tenalık olduğu gibi saadet ve bed - bahtlık ta bir nisbet meselesidir. Ancak komşunun iyilik veya fenalığı, saadet, yahuğ bedbahılığı ile ölçülerek kıymeti anlaşılır, İnsen yalnız şahsi vaziyetine bakarsa, azla kanaat ederse kendisini mes'ud sayabilir. Fakat bu takdirde bulunduğu noktada kalmıya mahkümdur, muhitinize bakı- nız, işlerinden daha iyi netice alanlara yetişmiye çalışmız, hased fena, fakat yarış yükselme âmilidir. SÖZ ARASINDA Parisin enmükemmel Ev kadını A Hergün bir fıkra İştihası kesilen Bir yavru Hayalimde canlandırıyorum rum, yapmışsınızdır. E Resmini gördüğünüz bayan, 3 gün sü- e ren bir müsabaka sonunda Parisin en mükemmel ev kadını olarak seçilmiştir. Matmazel Süzan, Cümhurreisi Lebrun tarafından kabul edilmiş, kendisine bi- rincilik kupası verilmiştir. mız büyüktür. Bu noksanları telâfi etmek Üzere hususi bir teşekkül vücude getir - meği ben çok faydalı buluyorum: Devle-! tin muhtelif iktisadi faaliyeti ve iktisadi için bir taraftan mürakabeye ve Erkekler de gali- | ba kadınlardan ör» nek alıyorlar, Av. rupa ve Amerika- da kravat modala- rının süratle de- Biştiği, bundan böyle delikan! rın, türlü türlü hayvan resimieri bulunan İdüz zeminli kra- vatlar takmaya İbaşladıkları görül. mektedir. Bazı mevhum ftikadlara tine ihtiyaç vardır. Şu halde, bu işlerle ayrı ayrı meşgul olmak üzere bir koor - dinasyon ve mürakabe ofisi tesis edip bu- nun başına bu işlerde çok mütehassıs bir kaç Avrupalı koyacak olursak, işlerimi - ze ilmi bir insicam vermeği muvaffakl « yetle temin edebiliriz. Vâklâ geçen sene «Âli mürakabe he - yeti» namı altında böyle bir teşekkü! vü- cude getirilmişti. Ancak, bu teşekkül kâ. fi değildir. Yalnız mürakabe, maksadı te- Erkek hravatlarında yeni değişiklikler Genç bir ressam atölyesinde çalışı- yordu, yaşlı bir tanıdığı atölyeye gir- di. Ressama çalışır görünce sordu: — Ne resmi yapıyordunuz? — Bir köpek balığı resmi yepiyo » — Köpek balığı resmi mi?.. Siz hiç köpek balığı gördünüz mü? — Hayır görmedim, fakat hayalim- de carlarıdinip. Teşim “yapıyorum. tekim siz de hiç melek görmedi » İ ğiniz halde bir çok melek resimleri 4 Bu cici bebek üç buçuk yaşındadır. Müthiş surette iştihasız oluşu, annesini, babasını telâşa düşürmüş ve yavrularını hastaneye yatırarak rejim altına aldır. mışlardır. Şirin İngiliz çocuğu bir ay kal- dığı bu hastanede, yalnız süt ve İkişer saat fasıla ile günde 6 muz ile beslenmiş, iştihası düzelmiş, Üstelik te ağırlığı iki kilo artmıştı Küçük yazı rökorn... Bahsedeceğimiz rökor küçük yazı rö - korudur. Bu rökor bu sefer bir Alman meraklısı tarafından kırılmıştır. Homberg adındaki bu Alman beynel- milel #federasyonum nezareti altında bir kartpostalın yalnız bir tarafına 29,423 ke- lime yazmağa muvaffak olmuştur. Sa - tırların adedi 284 dür, Bundan evvelki rökor bir İngilize ald inananlar ise, ekseriya, uğurludur, diye | sulunmakla idi. Bu İngiliz 26,000 kelime rek içinde fil desenleri bulunan böyun- yazmağa muvaffak olmuştu. bağları kullanmaktadırlar. Almanın ustalığı şayanı kayıd görül - İmektedir. Bu incecik yazıları pertavsız - sıtalarla ve imkânın yetişehildiği bir sıh- hat ve vuzüh ile yapmıya mecburuz, Böy- Je bir mürakabe gösterecektir ki bir çok sahalarda muvaffak olduksa bir çok İş - Jerde de muvaffakiyetsizliğe uğradık. E- Ber yaptığımız işlerde yüzde altmıştan fazla isabet ettikse, sevinebiliriz. Fakat, | bu, isabet nisbetini yükseltecek garele:| »i arama zaruretinden bizi vareste btta -| kamaz. | Bence yeni hükümet yeni işlere gi - rişmezden evvel bu muhasebeyi Adır. Bunu yapmak için elimizd falar yok olmamakla beraber noksanları- muz, bilhassa ilim ve ihtisas noksanları- min etmez, koordinasyon işi ile de meş - gul olmak lâzımdır, Bundan başka, bu iş- leri tam muvaffakiyete görebilmek için kendi unsurumuzun ibtisaz kuvveli ve çalışma metodu kâfi değildir. Avrupalı mütehassıslara muhtacız. Devlet. teşkilâtımız arasında, gayri si- yasi olan ve günlük siyaset İşlerinden müteessir bulunmıyan böyle bir mücsse- seye çok ihtiyaç vardır, Bu müessesenin başına Avrupalı bir kaç mütehassıs ta koyduğumuz taktirde ondan çok iyi ne-| gız, gözlüksüz yazmağı muvaffak olmüş- ticeler alabiliriz. Devletin iktisadi faali-| tur, Alman, çocukluğundanberi bu yazı yetinin randıman kuvvetini arttırmak! merakını beslemekte imiş.. Kendisine fe- an fevkalâde büyük kıymeti 0- dernasyon tarafından münasib bir hediye bir müessese için ne kadar) ve madalya verilmiştir. masraf yapsak yerindedir. Avrupalı usul | ——— lerile çalışmak bahsinde çek titiz olan Asama yanardağı doktor Saydamın bu bahsi ele alması ne-| Japonyada, Tokyorlan 100 mil mesa - ticenin çok hayırlı olmasını temine kâfi | ede bulunan Asama yanardağı indifa geleceğine töimamen kanilm. İve Tokyo şehrine de küller yağmıya baş- Muhittin Birgen İlamığtır. a a A a e amm m a ram a İSTER liyetinden bahsetti ve: -- Ediznekapı caddesini açmak için .(300,00 dık. İstimlâk neticesinde elimize göçen er: suzlarını satmak suretile kısa bir zaman içinde bu pa İSTER İNAN, Belediye Meclisinde şehrin imarı için icab eden patanm bereden bulunabileceği mevzuu etrafında azadan Avni Yağız çok mühim bir noktayı dokunarak İs- tanbulun kendisine sarfedilen parayı geri verebilme kabi- İNANMA! 280.890 Urasını geri aldık, şimdi kâr olarık elimizde (80,000) “iralık arsa le muhteşem bir şehrah vardır. dedi. Avni Yağızın temas ettiği nokta, meselâ Em'nönü mey- danının istim'&ki esnasında bir çok defalar bu sütunlarda müdafaa etmiş olduğumuz bir fikirdir. O halde bu fikrin daha evvel bulunmuş, tatbik edilmiş, semeresi alınmış olmasına rağmen © zamandanbezi bir ke- nara atılmış, bir imar, bir gelir kaynağı haline getirilmek- ten çekinilmiş olmasına; > O İSTER İSTER konuşulurken Jira harca“ dan Tüzum- İNAN, INANMA Sözün kısası Rüşvet E, Talu A rada sırada, gazete sütunların « da şöyle bir haber okuyoruz! Galatada Mişon belediye nizamlarına ay» kırı iş görürken suç üzerinde yakalanmış ve karakola götürüldüğü esnada memur» lara rüşvet teklif ettiğinden adliyeye tev- di olunmuştur. VWeyahud: su şirketi direktörü Mösyö Tapan, ya « zihaneşinde kaçak eşya bulundurduğun « dan ansızın baskın yapan memurlara! «Beni bırakın, sizi memnun ederim.» de- diğinden, hâkkında bu cihellen de ayrıca takibât yapılacaktır. Dikkat edin.. bu edebsizliğe içtisar e denlerin yüzde doksan dokuz buçuğu gayri 'Türk unsurlardır. Bu, bizim iç büyük bir teselli olmakla beraber, bugün, cümhuriyetin on altıncı yılın İ böyle kafa taşıyan heriflerin aramızdâ bulunması, teneffüs eylediğimiz havaya iştirek eylemesi adanun fena halde gü » cüne gidiyor. 1923 denberi şu mübarek yurdda vuku bulan âzim değişikliği anlamamakta israr edenlerin milli hududlarımız dahilinde yerleri olmalı mıdır? Türkiye cümhuriyeti memurlarından her hangi birinin para ile satın alınabilir olduğunu akıl ve hayale getirebilmek da- “bi, Türk varlığına hakaret etmektir. Bu bakımdan, kanunun, rüşvet tekli. finde bulunanlar için tayin eylediği ce- zayı az görüyoruz. B'lhassa bu fiili irt kâb eden, yabancı bir şahıs ise, hapiste yattıktan sonra, bir daha gelmemek kay» dile, milli hüududlarımızın dışına çikârıl- malıdır. Mösyö Tapon'a ve onun gibilere, mes murlarımızın hâysiyeti ile oynamak hak» kını tanıyamayız. Bu memlekette iş, an « cak dürüst davranmakla görülebilir. Ka- nunlarımıza riayet, memurlarımıza hür- met edenler başımızın tacıdır, Başka tür- lü davrananları aramızda görmek mili izzeti nefsimize ağır gelir. Fedakâr ve namuslu Türk memuru, kendisinin, her hangi bir menfaat muka- bilinde vazifesini sulistimale müstaid o labileceğinin akla gelmesine dahi taham- mül edemez. Mösyö Tapon ve emsali bunu idrak et- memişler ise, vah onlaradır! O zaman, bu temiz yurdun hiç bir kapısından içeriye giremez, hiç bir ferdile iş yapamazlar. Bin defa haykırdık; bir defa dahs hay- kıralım.. duyan, duymıyana tekrar etsin? Bizi tanımıyan, inkılâbımızdan haberder olmıyan, bize, bizim milli şiarımıza hi met etmesini bilmiyen, Türk varlığını ha kir gören Mösyö, Herr, Sinyor, Gospodin, Pan vesair yabancı, Bay mukabillerinin burada yerleri yoktur.. İstemezük!, EE gm Meşhur sinema yıldızı cayır cayır yanacaktı Emil Zolanın hayatı filminde parlamış ölân yıldızlardan Erin O'Brien Moore, bit lokantada yemek yerken kaza ile elbisesi tutuşmuş, yüzünden, el ve bacakların dan yaralanarak hastaneye kaldırılmıştı?

Bu sayıdan diğer sayfalar: