12 Ekim 1940 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 5

12 Ekim 1940 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 5
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Ke ER mii NEMA Zarah Leander İyatroya ve sinemaya girişi, ususi hayatına aid malüma VEM altüst etti, bir çok va der takdim edecek de- Salça Sinema meraklıları Niş 2 seslle söylediği şarkı - $ © Muvaffakiyetler kazan - Diy buçuk iki sene kadar Sinema © münekkidleri MdA Şu hükmü vermiş - eş der muhakkak ki yen! “a bo olacaktır... Şimdi. z diyebiliriz. eyi düve (oeylememiz den ve mükemmel su. bir «Greta Gar - İt, İimimyenlerinm £ iddisları #ayiinek üzeredir. Gün geç daba fazla olgunla. Zara da Üy, Köander de (hemşerisi eni Bibi esrara bürünmek - Maümi Garbo> a İS taviz samlimileşme - Saki Umar EDİ 0 da husus ha eke rokuları tama - ir, & ca der, İsveçte Vörmland taş Ars kar, Ailesi ad adındaki şehirde a erkek kar- aş ZE ter şi başlı bir adamdı, v Watklrın bugünkü ağır e geyik wifedenler vardır. Sitiy OE Tual bir kadındı. Çift. ik ini gören, idare eden, ia, ai tai, Symi Zarah en fazla n hoşlanırdı. Mem. a gscelerini bep bü. Ky, yanında geçirirdi... tün, Mmlnenin «teşi kar - hı DA Vörmland'ın halk Me İLİ ve Dans aşkı din Vardığı sirada Zarah Ying, olbhağa başladı, “in aşi babüsinim seni İt, Kra,, ninde Chopin'in bi p Bir muvaffa MN Müsiki aşkı git - Yordu... Bunu nakrai Das kiliselerdeki ta - ei İştirak eylemesine Sili Cephesi bildire Zara; uda ede kimse bulun taz | <ÜSÜk arkadaşlarından üsünüyordu. Zarah bi İyi musiki ve resimi köra, <2 olacaktı, kısmc. mek düşecekti, onunla a'ud. olacaktı. içinde bir «fa -|* Yaş tad gelirine bir İk ti MN aba Panyası uğradı. ve Gynte temsili ve- ei an meyi İİ Dek büyük bir e Klknig, Çorukluğunda, nine, Müsalların bu eser- e Pali rinde ba Brie; nida” basına ve) 1 Tiyatro sân- bir kenara) 4, uzandı. Oradan da aldığı bir m hızlı gi şekeri çocuğun önüne koydu.) taha'lini |» ANASININ bir aktör ile yetlendi, pek LA kadın da inde meşhur ve! hareketlerinden fevkallde bir suret. te hoşlandı, bu da Zarah'da eski bül. yaları tazeledi, bu sefer daha ciddi bir kamle yapmağa hazırlandı. Zarah Leander'in saçlarının rolü Bir gün İsveşin meşhur san'atkâr İrmet Rolf temsiller vermek Üzere! jkumpanyasile Riga'ya (geldi, Zarahi kendisini san'atkâra takdim ettirmek Için vasıtalar aramağa başladı. Emst Rolf ise ziyarete! kabul et miyen bir san'aikâr olarak şöhret ka- zanımiştır. Bardaktan boşanırcasına oyağınur yağdığı günlerden birinde Zarah Le- ander san'atkirın kapısı dibinde sa- üeree bekledi, san'atkâr evinden çi- kıp da onun fevkalâde güzel gözleri le ve altın sarisi saçlarile karşılaşın.! İsa yanına yaklaşmaktan kendini me- İnedemedi. Ve birdenbire genç kadına şu suali sordu: — Bu, saçlarınızın tebii rengi m:?. Esasen saçlarının (o güzelliğinden fevkalâde mağrur bulunan Zarah Lo- ânder bu-suale müsbet cevab verdi Ve kisaca maksadını anlattı, san'at. İkârdan bir randevu almağa muvaf - fak oldu. Ertesi gün #an'atkârn kar. şında bir şark: söyledi, beğenildi. Derhal avans ularak 50 kfon aldı ve Rolf tiyatro okumpanyasna angaje edildi. İşte o günden itibaren oZarah'nın yıldızı birdenbire parlamağa başla - ! Ni Bir gece Stokholm şehrinde tiyat - ro «Şen dul» öpertini temsil ediyor - du, baş rolü yapacak olan kadın san- atkâr birdenbire hastalanmıştı. Derhal Zarah Leander onun yerine geçirildi, o gece tiyatro görülmemiş şekilde emsalsiz sandı Tum bir sene her gece Zarah La - Ta sinema hayatına atıldı, ik tecrd- müjdelerim. Zarsh Lesnder kat halk onu çılgınca elkışlamaklan Dızmadı. Zarah'nın dolgun sesine uyması i- çin bestekâr Franz lehar «Şen Gulsun bazı notalarını tadil eti. Günlerce, haftalarca, aylarca Stok holm gazeteleri, mecmuaları bep on- dan bahsettiler, «lânet olsun Leander'e! » Btokholm'ün Oomeşhüur bir gazetesi vardı; «Dagbind, bir gün bu gazete muharrirlerinden birini mülüka yap mak üzere Zarah Leander'e gönder - di. Muharrir Fred OoForseli gittiği zaman fena bir murmele gör- di, bu vaziyet karşısında biddeti son haddini bulan Fred Forseli dayana - mıyarak: — Linet olsun Leander'o!... diye bağırdı. Bunu duyan Zerah hiç de kizma- dı, bilâkis genç muharriri derhal ka- bal etti, İkinci «Yıldırım aşkı! Genç muharrirle san'aikâr bir sa- at kadar görüştükten sonra birbirle. rine hemen âşık o oluverdiler, Fred derbal genç kadına izdivaç teklifinde bulundu. İkisi de bir anda her şeyi, yani gazeteciliği, mubarrirliği, tiyat. İroyn, akırisliği unuttular. Bir gün evvel, hailâ bir saat (oevvel: «Lânet «kün Leander'e> diye bağıran Fred bir saat gonra onun O©n aadık,en candan Aşıkı oluverdi. Bundan a İZarak Leander'in yıldı daha farla parladı, 1938 senesinde Viyanada biz angajman imza et$i, bir operet tem- Yazan: Ercümeni kkrem Talu Raftaki nöbet şekeri kavanozuna e Bunu da tıkın. O vakte kadar aksam olur. tam zamanıdır.. dedi. İsmail, bir ayak evvel işini bitirip te, kendi gibi mahalle çocuklarm- dan mürekkeb kendi idaresindeki haşerat takımına ik'hak etmek istö-) yordu. Lükin bakkal onu koyüver- rdu, i — Olmaz! Acık daha., sular ka- rârsn! diyordu. Nihayet, muvahk gördüğü . saat hulül etti. İsmaili dükkündan cıke- np, kendi de kepenkleri indirdi. Sabırmz bir at gibi durduğu noktada rü, Ben de arkandan geliyorum. Çok i te beni kaybetme, sak! Küçücük haydud. filizinin, bu isözler, izzetinefsine dokundu. Bak- kalın yüzüne gücenik bir nazar fır- lattı, — Bana inanmıyor musun, dede amca? Namuslu ndamız, biz! — Ondan değil, Benim de bir bildiğim var, elbet, Beş, on adım fasıla ile, dik yuka- n yokuşa sarıldılar. Dükkânlerdan, kahvelerden, ötekinin berikinin sö2- lerine muhatab olup ta vakit kaybet- memek için yolun ortasından gidi- adında| genç bir adamdı Fakat mülükata dü, Zarah onu kabul etmek isteme.) SPOR Yarınki Galatasaray - Beşiktaş maçı üzerinde tahminler İstanbul İig maçlarının üçüncü haftam oyunları yarın Fenerbahçe ye Şeref stadlarında (yapılacaktır. İk devre maçlarının henüz başında bulunduğumuz şu sırada yapılacak Galatasaray, Beşiktaş karşılaşma - sile bu devrenin en mühim oyunu sona ermiş olacaktır, B. nerbahçeye galebesi, Galatasarayın ise Fenerbahçe ile 1-1 berabere kal- masile daha büyük bir ehemmiyet kesbeden Galatasaray, Beşiktaş ma- çi ilk devrenin galibini tayin ede - cektir diyebiliriz. Bu mevsim, kadrosunda büyük tadilât yapan Beşiktaşın en çetin bir maçta, Fenerbahçeyi mağlöb et - mesi, bütün tahminler hilâfına Be - şiktaşın kendini iyiden iyiye topla - miş olduğunun parlak bir delilidir. İki takım arasındaki farkı bu hafta yapılarak Omaçda ölçmek mümküs olacaktır. İstanbulsporla, o Kasımpaşa kımları da Şeref sahasında karşıla- şacaklardır. Vefa ile, Beyoğluspor takımları da ayni sahada karşılaşacaklardır. Milli kümede kendin« multaka yer ayırmak gayretile oynyacak olen Beyoğluspor için en çetin maç Vefa oyunudur. Süleymaniye ile Topkapı, Fener- bahce stadında karşılaşacaklardır Topkapı, oyunları iyi başlamış bir haldedir. Süleymaniyenin gidişi ömüd verici bir şekilde değildir. Bu sahada son maçı Fenerbahçe, Beykozla yapacaktır. Her zaman bütün hesabları altüst eden oyunlar yapan Beykoz kar - sanda, Fenerbahçenin Fikret ve Melih ile takvive edilecek | takımı büyük bir zorluk çekse bile, isin içinden eğe lı akla en uygun gelen bir fikirdir. Ankara, İstanbul boks maçı Bir müddet evvel İstanbul takı - mınm Ankarada galibiyetile biten boka maçlarının revanşı bu akşam Beyoğlu Halkevi salonunda yapı - ander eğen dul, operetini oynadı. Fa-| lacak caktır. Boks maçlarının spor mevzuw içinde sik sık © tekrarlanması, bu #porun yavaş yavaş eski günlerdeki canlılığı göstermeğe başladığına bir delil sayılabi Maçlara akşam 20,30 da başlanacaktır. beler muvaffakiyetle neticelendi... Biraz sonra filmlerini Berlinde çe « virmeğe başladı. Lu Habunera, Paramatta, Mavi ti. ki filmlerinde daha fada, daha bü - İyük muvffakiyetler kazandı. Zarah Leander'in hususi hayatı | Hususi hayatında güzel Zarah Le - İander sinemada gördüğümüzden bam ibaşkadır. Filrlerde gördüğümüz, şarkı söyl. yen, neşeli, hoppa genç kadın bazı filmlerinin bazı kısımlarında görün. düğü gibi çok mağınum, çok içli bir kadındır, 'Tam mönasile bir hayatiyete malik bulunan bu güzel kadın çiçeklerle meşgul olmaktan zevk alır, günde iki anat piyano çalar, kondi kendine şar- kılar söyler... Gâzetecilikten tarihşinmlığa geçen Fred ile çok iyi bir yuva kurmuş bu. Yunmakladır. İ Yaşına rağmen Zarah hâlâ Vörm - Jand'ın hayalperest kızıdır. Stokholm civarında küçük bir ada Satın almıştır. Orada küçük ve ipti - dai Bir kulübe inşa (ettirmiştir. Bu kulübede elektrik ve konfor namına bir şey yoktur... Ara sıra Berlinden, Stokholmden Adacığına gelir ve deniz kenarına 0- tururak rüzgârın ve denizin seslerini dinler, bir muvaffakiyet ke.|silinde emsalsiz suretle muvaffak Ol.| Bu sene bu güzel san'atkârın bir jd Bu defaki muvaffakiyetinden gon; kaç filmini zevkle (seyredeceğimisi 0. Tuğrul necek kadar tenha idi. Salt arada sırada, sunsıkı kapalı, şemsiyeli bir çift kadın, şehir dışındaki mandıra- #na, bahçesine gün kavuşmadan u- aşmak telâşını gösteren atlı, mer- kebli; küfeli, güğümlü, bir iki zer zevatçı, sütçü makulesi, kulaklarına geçmiş feslerinin ibiği nazar takım- li, arsiz ve yüzsüz sübyan mektebi talebesi, cüz keseleri hamailvari bo- yunlarında asılı olarak şeçiyorlardı, İsmail bunlardan bir iki tanesile aşian çikti. — Nereye, İsmail ağabey? diye İ seslendiler. O bir göz işaretile, ar | kasından gelmekte olan bakkalı gös- tererek: — İşim var! cevabını verdi, Raşıppaşa kütübhanesinin önüm- den geçtiler. Kütühhaneye | bitişik basçınm dükkân önünde bir alay aç sokak köpeği kırıntı, kemik fa- lan bekliyorlardı... İsmail O buşları ekini belli etmeden kışkırttı. birden o havlamağa başladılar ve nzklarma mâni olunmak İsteniyor zehabı ile salacak adam aradılar, İs- Hâdiseler Karşısında LİSANA DAİR Son Postadan: «Dil bilgisinden mahrum bir ta- kum Üniversite profesörleri türkçe- yi tahrib ediyorlar.» Postacı geldi, bir Mi... Bu mektub eski bir dosttandı: «Bu tarafta bulunanlar, o taraf- ta bulunanlara ferade ferade selâmı masbyus ederler.» — Dostum, ben bilmiyeli Üni- verüteye devam etmiş ve oradan bin diploma almış, Diya düşündüm. Sokakta yürüyordum. Bir dük- kânın camekânindaki yazıyı oku dumi dolayısından — «Yazlık sonu fevkalâde ucuzluk.» — Bu dükkânın sahibi herhalde bir Üniverite profesörüdür, Diye düşündüm. Kulağıma sesler geldi: — Fetiş (Fethiyenin muhaffefi olsa gerek), Arbiye - Fati (fransız- cada olduğu gibi -H-ler okunmu - yor), tramı geliyor, alalım. — Bunlar da herhalde Üniversi- tede okumuş olsalar gerek. Diye düşündüm. Kepenkleri kapalı mağazanın, ta oynıyan çocuklardan müştü. Biraz ötede duran Gülhane bahçesine li e üzerinden izlen kuş, havuzun konarına indi, il di mektub getir-| bağırda, Ül — Dadı, kuş buvaya bum.. Çocuğun yanına sokuldum! — Affedersiniz kimle müşerref mektebli... Cevab verdim: — Çocuğum, baban yerindeki a» damı aldatma... — Ben mi elzi aldatiyonum. — Sen aldatmak istiyorsun yapa Nesin diye sorduğum zaman, meği tebliyim, dedin. — Mektebliyim.. İnanmam... Üniversitede ta» İebesindir... Yahud da., — Yahud da? — Yehud da profesör... — Ben mi Üniversite talebesk jyim. ben mi profesörüm? — Aldatma diyorum, Konu ğun türkçe Ünivemite profesörl. nin türkçesine çok benzer. Ha; haydi doğruyu söyle... Üniversiter kenar ve civarına bir kâğıd yapıştı- rılmış,.. Okudum: 4— Cumartesi yunlari kapalu- yuz.» — Bunu da Üniversite profesör- lerinden ders alanlar yazmışlar. Diye düşündüm. de talebe misin, yoksa profosğf mü Bunlar hiç süphesiz şaka”. Fa » kat bu şakalara vesile vermek Im kânı ortadan kalksa daha iyi olmaz 7m? İsmet Hulüsl Eğ TE Bunları biliyor mu idiniz ? 7 Mareşal Peten'in hususiyeti Mareşal Peten kendi şahsı için ya. püan gösterişlerden bi Buna misel olarak şu vak'ayı anla - tırlar: 1920 senesinde, Dinlenmek i - çin izin alıp gittiği sayfiyede tanım - mamak için sivi) giyinmişi, Bir gün kendiâini muayene eden doktor sih. halinin mükemmeliyetine şaşıp mös- leğini sorar: — Şey, askerim! — Ha aakersiniz, demek! Ve dökter hastamnın omusuna vurup gülerken Düve eder: — Pek sahmet çekmişe benzemi - yorsünüz. Mareşal gülümsiyerek cevab yerine kartını verip dışarı çıkarken dokör mahcybiyeten ne diyeceğini şaşırıf, a GÖNÜLİSLER pe i Bir şüphe Bay el ye: Rica etmek Jüzumsuzdu, mektu- bunuzu okur okumaz, senelerden beri elime geçem her mektubu aldu- ğu gibi derhal yırttım. Ve işte şimdi, muhteviyatına &- zaktan yakından temas etmeksizin, cevabını vermeye çalışacağım. Bilir misiniz, bu dakikada hatırr| ma ne geldi? Anlatayım? Üç beş sene evvel bir İ kanı kocanın ziyaretini o kabul ei.) miştim. Kadın aleyhinde iftiralarla; dolu imzasız bir mektub almışlardı, derd yanmaya gelmişlerdi. İmzasız mektuba ehemmiyet verinemek lâ- zım geldiğini bilen insanlardı. Bu- nunla beraber, hiç değilse kimin İ göndermiş olduğunu tahmin etmek yolunda yürür görünerek, gene üzü- üvorlardı. Bir derece müsterih dön- İdüler. Fakat birkaç hafta sonra, bu defa yalnız erkeğin ziyaretini kabul ettim, döne dolasa bahsi gene im- znsız mektuba getirdi. Anladım ki, içinde bir kurd vardır, tahrib daire- sni hergün biraz daha genişleterek kıvranmaktadır ve sinir de başla- rnıstır. Sonraları bu mesele azdı, er- kek kafasmda şüphe sebekleri bul- du. Hüdiseler kesfetti. Kadın asa- ca kavukhu, torba sakallı, o yabani suratlı bakkalı buldular. Adamcağız güç kurtuldu. Böylece aktarın, müteakıben de arpacı ve nalbandın hizasına geldi- ler, İsmail, dönüp arkasına baktı. Bakkal: «Haydi, tamaml» işaretini verdi, Çocuk ileriye doğru seğirtti; sokağa saptı. Tam o esnada, başın» da kalbsız bir fes, yüzünde bir par- mak uzamış tras, göğüs bağır açık, elinde bir çıkın, bir redif zabitinin İkibesmi bozuk kaldırımların üzerinde İ ukırdata şıkırdata kendine doğru geldiğini gördü. Önce biraz duralar gece, bir gibi oldu, sonra iletiye gidip zabiti! geçmeyi daha muvafık buldu. Bakkal uzaktan onun her hare- ketini dikkatle tarasrıd ve takib e diyordu. Bu akılhca manevrayı tak- dir etti: — Zeki ve beceriklidir köpoğlu! diye söylendi. Büyürse, Allah kul- arını onun şerrinden muhafaza bu- yarsunl, Zabit caddeye ( çıkinen, İsmail tekrar geriye döndü. Dededen aldı- hı talimatı harfi harfine tatbik ede- etrafında... bileşti ve nihayet bir çocukları ok ma rağmen yuva yıkıldı, ele et, menfi hiçbir delilin geçme- miş olmasına rağmen... Faki bir Yunan feylesofu şüphe yi bir zeytinyağı İekesine benzetir, Düştüğü noktada kalması mümküz ii erine inecek, hem de en ziyade dedikodudan korkarım. Bu, bazan bir tek sivri dilin saçtığı zehirdir, fakat o da şüphesiz ki zey» tinyağı İekesine benzer. Dilin saçtı ğını dil kapar ve hemen en vakm komşusuna nakleder, artık önüne geçmek mümkün değildir. Anlattığınız hikâyede bu mikrolk ların ikisi de mevcuddur, Şüphe doğru mu, dedikodu esas- kımı, değil mi? Bilecek vaziyete des ilim. Hatırma gelen en makul ted- bir şu: Anlattığınız hikâyede bir hakiknt hissesi mevcud ise karşı taraftan da bir hareket gelecek demektir. Gön nül vazosunu kırmadan mukabil ta- rafı teşebbüsünü beklemek doğru olur. Unutmayınız ki, aradaki vabi- ta bir nikâh kâğıdından ibaret de- TEYZE gildir. maklara bir ayağını dayayarak, pa- çalarını düzeltiyor gibi yaptı ve he- men doğrulup, koştu, bakkala mü lâki oldu. — Oldu, bitti, dede amca! Hak- kın helâl et! . — Âlerin, oğlum! Veled, bakkalı baştan aşağı bir süzdü., -- Bu marifet kuru bir âferinle olur mu? Bana şuracıktan bir topag al, barim.. dedi. Bakkal içerliyordu amma, ters bir cevab verecek olsa, külhanbeyi namzedinin oracıkta bir hâdise çi karmasından çekiniyordu. İster iste- mez katlandı. Otuz para verip, kın nabı ile beraber ona bir topaç ald — Sağ ol, dede amca! Ben, şim- dik Cerrahpasaya cami av! diyorum. Sen hoşça kal, emi? — Uğurlar olsun! Cehenneme kadar yolun vari İsmail uzaklaşırken O söyleniyor. — Cehennemin yolunü ben bil mem ki, sen gel de göster, krvokla morak!

Bu sayıdan diğer sayfalar: