24 Şubat 1931 Tarihli Vakit Gazetesi Sayfa 4

24 Şubat 1931 tarihli Vakit Gazetesi Sayfa 4
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Arasında ktım. Dödemi görmüyordu. tarfta sıra ile büyük amcayı, | enişteyi ve daha sonra babamı gördüm; hep sandalyelerin üzerinde, ayakları biraz içerde, edibane, gözleri | dizlerinde, susuyorlardı. İsimleri söy| PIN dj Bazı kimselere tesadüf olunur ki Pili EE EY ber Manevi ihtiyaçlar lenen iki misafir öte tarafta erkin)|her hanki bir diş çürüğü karşısında di minderinin üzerinde olacaklardı. Bâ-|şin behemehal sinirini çıkartmak lâzım bamın öyle melül, öyle perişan bir ha-| geldiğine kani bulunurlar ve şayet mü n «Vakit» ın bir köşesine lik seferin iki mütebariz siması — Bir tekdir sahnesi D' sıkışmış Amerika haberi" — Çakan bir şimşek — Papağanın hücumu — Çubuk mu tokat mı ? — Bir ay doğdu. —iğ a. Yazan : Halit Ziya İlk çocukluğumun idrak kabiliyeti|ken, ne kadar ne kadar iğri büğrü na- olmıyan senelerine ait İzmir seyahal-/zarlara ne kadar ne kadar çarpık çut- leri hesaba katılmıyacak olursa bu Iz-)puk hislere müsadif oldum. Etrafta mir seferi birinci addedilmek lâzımze-| böyle bulanık bir hava hâsıl olurken o lirdi, fakat istihracatına (o haddinden|nun içinden saf ve berrak, yalnız Sü- fazla bir şümul ve vüs'at veren tazeli-'leyman Beyin muhabbeti sıyrılır çıkar ğe kaynar bir teferrüs melekesinin bir)dı. Muhabbet!.. Öyle bir muhabbet ki den bire önüne serilen tamamen yenilonu keşfetmek lâzıdm.0 arada İki bir muhit hemen tamamen yeni eşya) yaştan ibaret olan büyüklük farkının ve aşhas hakkında, büsbütün yabancı/noksanını fazla bir ciddiyetle, muhab- bir âlem içinde müzdehim intibalarını|betinin ifşaatına müsaade etmek iste; da tahlil etmek kolay değildir. Onunliin bir azametin ketumiyetile telâfi İçin bu birinci İzmir ziyaretinde pek telesbabı adardı. Halit. diye bir sert hi- vakkuf etmiyeceğim. Zaten burada te-|tabı vardı ve itaate müheyya duran ye- yakkuf edecek kadar bir zaman kal-İğenine en küçük şeyleri birer kat'i e- madık. Görüşülecek şeyler, yapılacak|mir şeklinde söylerdi. Tenhih ve tus. işler bitince tekrar babamla ben İstan)hih takdirlerinde taşkınlıklarımı sanki bula avdet ettik. bir keskin darbe ile kamçılıyan müsteh Burada bu ilk İzmir misafiretindeİzi bir kahkahası olurdu ki beni derhal bana en yakın gelen dost Süleyman)susmağa ve tismağa davet ederdi. Beydi, bu muhakkak. En munis gelen)bu İstihzayı, kıvırcık ve dolaşik kaşlari ve bende en derin tesir u dıran dalle kirpikleri gibi, dedemden almıştı. dedemdi. Onun için bütün diğerlerini) (Bir gece, akşam yemeğinden sonra, sonraya bırakarak burada yalnız bulSüleyman Beyle ben haremden salâm- ikisine temas edeceğim. lığa çıktık, Dedemle evin büyük erkek Dedemin geniş hir rövdesile omuzlalleri, hemen daima bulunan bir kaç mi- Yı, uzün bir boyu vardı ki elifi şalvari- rle, selâmlıkta yerlerdi. Onlar da unda ince bir sw arılı fesile,henüz yemekten kalkmışlar, dedemin çınari mintanınm üstünde geniş ceke-lodasına çekilmişlerdi, Onun, selâmlı- tile yahut bol paltosu ile onu mühipiğın üst katımda yazlık ve kışlık, ayni bir hal verirdi. Hemen daima düsünce|cesamette ayni tertipte iki odası vardı li ve öfkeli zannolunan simasının mana/ki ortada bir büyük sofa ie ayrılırdı. Ol savuşmuş... - sina dolgun, karışık ve kıvırcık kaşla-! rile kirpiklerinin biribirine karışan gölgeleri altinda parlak siyah bir kö- mür parçası gibi ışıldar gözlerinden öyle keskin bir nüfuz, ve onun altında! etrafma karşı kendi tefevvukundan €- min öyle bir saklı istihza akardı ki bu suretle teşekkül eden mecmuasının te siri altında bulunmamak mümkün de- gildi, Onunla temas edenlerin kâffesin de, valisinden başlıyarak bütün eşrafa kadar kendisine karşı, yalnız servet ve sin ile izah edilemiyen bir hürmet ve tavant hissolunurdu. Hele hu kala- salik evin, onun gölgesile derhal sükü nâ mübdel olan bir hali vardı ki o ev de olunca güya bütün şahsiyetler sil nirdi. Fakat kimse ile görüşmez değil) di, bilâkis gerek hariçtekilerle gerek da hildekilerle görüşen, kendisinden zi- yade onları söyleten, hatta şakalşan, gülen ve güldüren yine o idi; şu kadar ki en lâubali, en biteklif takdirlerde bi- le arada aşılamıyacak bir mesafe kalır, ve o mülâtafa dakikası geçiverince yine; herkes eski mevkilerine avdet etmiş| bulunurdu. İ Ben ilk defa gördüğüm dedemin he- men ilk dakikada tesiri altında kaldım bu tesir son dakikaya kadar devam et- ti; lâkin o da ilk dakikadan itibaren benim şen ve şuh çocukluğumun, geve- ze ve galiba hoş masum talâkatımın te siri altında kaldı, o da son dakikaya kadar... Bana derhal anlaşılan o hali me mutabık bir taap verdi: Papağan Halit!... dedi, son dakikasma Okadar papağan Halide mümtaz ve müstesna bir mevki verdi. Bunun için kendisine minnettarım. Hayatımın en büyük mefharet ve mü-! bahat imtiyazlarından biri bu oldu. Yalnız etraf için böyle olmadı. Aile Bu sofada vemek yenirdi. Biz oraya çıktığımızda uşaklar sofrayı toplamak la meşgul ediler, bir az gecikerek.. Bir az gülümsiyerek.. . Bir tuhaf halleri vardı, içerde de dedemin bir az yüksek bir sesi vardı. anlaşılan sofrada başlıyan bir müba- wızdr ve çubuğunu içiyordu, ta erkin|misafirler işittiler. Babamın haysiye hase devam ediyordu, bir az hiddetle.! minderinin köşesinde, mağazaya gitme) ti... Dedemin böyle kendisini zaptedemiyen hiddetleri vardı. Bizi, daha doğrusu Süleyman Beyi, görünce uşaklar istical ettiler; Onun on üç on dört yaşına rağmen uşakları yıl dıran keskin bir hali vardı ki onu du babasından almıştı. Sert sesile sordu: — İçerde kim var? — Amcanız, enişteniz, biraderiniz ve iki misafir ismi söylediler, Süleyman Bey bana döndü, şehadet parmağile işaret ederek; — Gel! de- mek istedi ve sofanın serbest kalma- sına intizaren beni dedemin kışlık oda sına götürdü. Burada, ayakta, hemen kapının arkasında, havagazı lâmbas nın anahtarını açtıktan sonra dedi ki — Halit, biliyor musun, içerde ne ol yor? Baham biraderi haşlıyor. Birader dediği babamdı. Dondum! Kalbimde babama merhe- metten burkulan bir şeyle: — Neden? koskocaman adam haşlanır mı?. de- dim. Yine o ufak müstehzi kahkahasile, fakat derhal zaptederek, güldü: — Bu dala! dedi. Haberin yok mu? Birader büyük bir para kaybetmiş. Hele ağabe yine açılan mağaza için kıyametler kopuyor. Sofaya çıktık, Dedemin yüksekti, bellidi ki babama bir tekdir sağanağı yağıyordu. Kolumdan tuta rak beni tevkife çalışan Süleyman Re! ye itaat etmiyerek kapıya kadar git- reisinin bu istisnai iltifatını kazanır. Bican Efendi ve: rütekası : — Bendeniz Maruf... tim ve kapı perdesini aralıyarak kena Maruf B. — Neoldü bizm Bican Elendiye bir iki gündür Mmiyoruz. — Efendim hasta yatıyor, isterseniz bir görün! sesi daha' li vardı ki, torunlar yetiştirmiş olan bu adama kabahat üstünde yakalanmış bir çocuk mazlumiyeti veriyordu. Bu dakikada hayatımın en büyük acılarından birini duydum, bir acı ki İbirinci defa olarak öğrendiğim o fena İhaberle karışarak, ciğerlerimi bir pen-i çe içinde sıkıyordu. Döndüm, Süleyman Beye baktım, beni buradan göl demek istiyen bir istirham manasile,.. “gel!,, dedi, mu İtat hilâfında hareme girdik, önün © dasma iltica ettik ve orada kesik kes ik bildiklerini anlattı, — Bir Erkül varmış, dedi; birader onu büyük büyük partilerle Lendraya, Marsilyaya, Hamburga göndetmiş. — Evet! dedim, Erkül, tanıyorum, çiçekbozuğu bir ermeni... — İşte o, dedi; binlerce binlerce li- ralık hslrlari sâtmış ve paraları alınca |. Birden zihnimde şimşek çaktı ve bir den âylardanberi etrafımda anlıyama- dan gördüğüm telâşların, düşüncelerin Zarmaerle hesapların, başı ağrıyan an nemle gizli istişarelerin manasını vazı han anladım. .».. O geceyi kâbuslar içinde geçirdim. Sabahleyin kalktığım vakit almmış bir karar vardı. Doğru selâmlığa çıktın: — Papağan Halit kendisini Hacı Ali Efendiye gösterecek, diyordum. Ben ki atih gskeri rüğtiyesinde © binbaşı Benli İzzet Beye bile serbest serbest söylerdim, Hacı Ali ndinin ne çu- buğundan ne de nargilesinden elbette! korkacak değildim, Doğru onun odasına girdim. Yapyal| den evvel sabah faslı yapıyordu, . Kemali edeple ilerledim, elini öp- İtüm ve çekilerek mutat yerime, ta ka- İpıya yakın sündalyelerden birine otur. dum. Bu büyük odada Mrhmiartizğen İbir mesafe vardı. “Kaçmak: kolay'ola- İcakt.,, diye düşünmekten hali değil İdim. — Ne o papağan Halit? diye sordu. Yutkunarak hazırlanmış ilk cümleyi savurdum: — İzin verirseniz bir şey İsöyliyeceğim, dedim. İ Çubuğunu çektikten sonra: — Söy le! dedi, p — Efendim... diye başladım ve bir ikere başladıktan sonra bir çırpıda nut umu irat ettim. — Babamın, dedim; işleri bozul- maş, Birçok paralar kaybetmiş, İstan- bul mağazaları pek fena hale düşmüş. Ren söylerken yavaşça çubuğunu in kendi kendime “Çubuk hazırlar nıyor!..,, diyordum. Fakat devam et tim: — Babamı tekdir ediyorsunuz, hakkınız var, elbette tekdir edersiniz, ben de kabahat yapmca o da beni tekdir eder, hatla bir kere karanfil! değneklerile bahçede beni “bir güzeli dir. imde hicran olan bir hatıra i- di, bu sırada çubuğa bakarak onu ta- hattur ediyordum, Dedemde öne doğru bir hareket oldu, gözlerinde mütehay-| ir bir nazar beni burgular gibi | Yine devam etim, artık tevakkuf müm» Mâruf Bey — Nasılsiniz, ne haldesin birader? Bican Ef. — Horer, horerl.. Hastalık! tahassıs bunu çıkartmak istemezse çi- kartılmasında israr ederler, Halbuki malüm olduğu üzere diş çürüğü muhtelif dereceler arzeder. ya- ni dişin muhtelif tabakaları vardır. ve mikroplar bu tabakaları istilâ ve tah- rip ederler. Dişin'sinirleri dişin en iç tabakasını teşkil eden öz dediğimiz kıs mında temiz ve pis kan damarlarile bir likte bulunur. Binaenaleyh dişin sinir. lerini çıkartmak demek dişin bu (özü) mü çırtmak demektir. Halbuki bu öz dişi besliyen bir kısmıdır. Hiç bir mecburiyet fenniye yokken bü özü çıkarıp atmak katiyen doğru de &ildir. Mikropların hücumu bu öze de vaki olmuşsa, yani bu kısım da iltihap lanmışsa o zâman zaruri olarak bu kı- sım çıkartılır. Bundan evvelki derece lerde yani iltihabın bu tabakaya sira- yet etmemiş olduğu zaman bu tabaka- yı, bu lekeyi çıkatmak hem Tüzumsuz- hem de günah olur. Onun içindir ki dişin sinirini behemehal çıkartmakta israr etmeyip bunu mutahassısa bırak malıdır. Paris: Diş tabibi Suat İsmail Ş MERASİMİ Merhüm binbaşı Hasan B. kerimesi İhsan Hanımla genç tayyare mülâzinv-| lerimizde Nadir B. in nişan merasimle- ri Ortaköydeki hanelerinde birçok da vetliler huzurunda icra edilmiştir. Ta: rafeyne saadetler temenni ederiz. kün deği! — ..Yalnız, bunu ev yalnızken yap- sanız daha iyi olur demek istiyordum da... Dün gece dışarda uşaklar, içerde Dedemin ta minder kenarına kadar indiğini gördüm, çubuk geliyor muy- du? hayır onu elinden bırakmıştı. Süzümü keserek: — Buraya gel. Adi. Tamda da 1 ilime te kat gelecek. İşte bu hoşuma gitmiyor. dü, Ayağa kalktım, fakat ayaklarmıda hep geri geri gitmek istiyen bir hare- “yapılmıştı. ket vardı. O hep başını sallıyarak fasıla ile —| Gel!.. diyordu, sanki yeni yörümeğe başlıyan bir çocuğu (alıştırmak ister gibi... Ben de hep öyle yeni yürümeğe| başlıyan çocuk halile yavaş yavaş, iler- ledim. Tam elinin bana ulaşabileceği bir yere gelince elini uzattı, ve kolum-, dan tutarak beni çekti, yanağımı ağ”) zına götürdü ve öplü. — Aferin, papağan Halit! dedi, ber hürdar ol, işte bunu pek beğendim. Ço-! cuklar babalarını böyle müdafaa etme lidir... Bu fevkelmemul netice beni şaşırttı,! kaçmak istedim, Belki tokat olsaydı) kaçmıyacaktım. O: — dur!.. dedi, eli- ni ceketinin iç cebine soktu, kesesini! çıkarark kordonunu çözdü ve elini içi ne sokarak araştırdı. İki parmağınm arasında bir sarı lira çıkardı. Bir dakika sonra ben haremde hâlâ| uyuyan Süleyman Beyin yatağına $1Ç- rıyarak: lerini aç ta bak... Ay doğmuş Allah, Amentü billâh... Halit Ziya: Uşşaki zade ) — Allah şifalar versin, bugün Bican EK. ile görüşmek rihbm *eti müdürü ile mülakat vapmak kadar müşkül, bir kaç gün sonra tekrar gelirim. ni okuyunca, uzun uzun düşüm düm. Belki o çeyrek sütunluk | yan, bir çoklarına pet tabil bir şey görünecek, belki okuyanlar arasında benim gibi düşünenler de bulunacak. Beni bu meselede en çok kendine çeken şey, bir fertle bir cemiyet arasında, €f ruhların yaşadığını, hatta hâkim olduğunu göstermesidir. Kalabalığın, tek başına yaşi yan insandan pek başka bir var” hık olduğu, onun ayrı ruhi ka nunları bulunduğu, bugün artik bir mütearifedir.. Bu ayrılıkls beraber, fertle cemiyet arasında bazan ne derin yakınlıklar, 5€ ayrılmaz benzeyişler hissolunu” yor. Bahsettiğim haber, işte bu ef noktalardan, biridir. Son haftalarda Amerikalı hey* keltiraş «Vayman», Mısırın me$* bur ehramlar bekçisi “Ebülhevil, in eşini Nevyorkta meydanâ getirmiş. Belediyede bu eski timsali şekrin en ibtişamlı ma” bedi önüne dikmiş. Hadise eğer sade bundan iba" ret olsaydı, ran hareketi debir çok emsali gibi Amerikan “zıpır” lığına verir ve gülümser geçer” | dik. Halbuki eski eserlerin, dün yaca meşhur âbidelerin eşlerini yapmak, basit bir heves değil, yeni bir yeni dünya çığırıdır. Epiy zaman evvel, gene Ame rikada eski Yunan eserlerinin tavzirine başlanmış ve «Akre pol» un namlı «Partetiöne'nu Dün Tünan, mügun, Mısır medeniyetlerinin eserlerini memleketlerinde yükseltenler , yarın Asurun asma bahçelerini , öbürgün de Acem bisarlarınm tak ve kasırlarını yaratmıya ça lışacaklardır. Taşkın altın ırmaklarının refa* ha boğduğu bu ölkede, zevk, sefahat, kazancı saadete can vermeğe kâfi gelmiyor. * Yeni topraklar üstünde kadim mede niyetlerin izierini toplamak için harıl harıl didinen bu. gayret niçin? Birbirini kovalıyan keşiflerile âtiye en yakın bir memleket olan: Amerikada bu antikacı ru” bunun hikmeti nedir? Amerika” nın bu emeği, ihtiyarlığa özenen bir delikanlının yüzünü büruştür” masına benzemiyor mu? Evet benziyor, fakat mazurdür. Bütün bu antikecilık, Amerikan kalbini için için (sızlatan bif elemin mahsulüdür.. | Ameriks maziye özeniyor, çünkü Ameri” kalıların tarihi yoktur. Cibas coğrafyasının bu. son çocuğundi bir yeni zengin hali seziliyor Kapıları altın tokmaklı 'şatola” rında ecdatsizlığın, asaletsizliği! azabini duyan : yeni * zenginlef gibi oda taribsizliğin ıstırabı ile kıvranıyor. Ve gene ecdat gale" rilerini yabancı resimlerle dona” tan yeni zenginler gibi o da top” raklarını sahte “Partenon, laf yalancı “Ebülhevl, lerle donatr yor. Neçare fertler gibi kals” balıklarında manevi ihtiyaçlar! var. “Şerefin yerini para, ; her biri bir fikir, (san'at zaf€ rine kurulan abidelerin yerini banka binaları tutar mı? Seyyah

Bu sayıdan diğer sayfalar: