6 Aralık 1931 Tarihli Vakit Gazetesi Sayfa 5

6 Aralık 1931 tarihli Vakit Gazetesi Sayfa 5
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Mücllifi ; Nizamettin Nezif haşin tuhafı yataklarından çı” diğer üç dük da pala br- ü b mümle elbirliği etmişler, bir. bir tanesi, boyunun halime bakmıyor, hepsinden Gl, pa açıyordu ağzını... Ona şöy- | Oi eni Yatakta oturduğu pe burnuna yaklaşı» “Lâhavle,, der gibi başını lâhza, küfredenlere # el da halin harap öyle! daha gözümü kırp * — Daha fazla üzerime varır »' gene uyurum... Hani değil biye? top palasanız kulağımın — Viz mı geliş ,. Bre ben daha| çe kırpmadım diyorum sa - Bana ne? Müftünün evine az hayrına gitmedin oya. bal Sabaha kadar çene çal, yemediğin ben bırakma.. Sonra da gel, “Bre gözümü kırpmadını!,, diye avaz bağır... Kırpmadıysan ,, Evin mi yok, yatağın » Hem ben sana bir şey söyli- mi Aptülhalim.. Siz de şn- Olun çocuklar. Eğer sen bir daha benden izinsiz bu ev- çıkarsan ve eğer yarın sabahi beni tatlı uykumdan edersen! çini artık, ben yokum bu işin a ri “ iii o vim Ni rt h,öylemişti ki n kü - birdenbire kesildi. ae gözleri pala bıyıklı gence di- Man Aptülhalim, galiba bu- İsmiydi ki, bu tehdide de ge- lg AR Evet dev adam: bunun heybeti görülmüş işi-' şey değildi) dehşetli bir hkaha savurdu. Sonra o da ar-| Slişlarının az evvel yaptıkları! Yorganı atir, yatağından fars) Boyu, bir buçuk adam boyu 1. Başı açık olduğu halde, değmemek için kafasını) niye mecbur oluyordu. Etleri... bey dedik. Hayır, yanlış.. Bun-| Pençe demek lâzımdır. We bular nah böyle böyleydi. Y: el ein kadar kocaman nasırlı eller da duran kisa boylu ar- Ne yakalayıp kucağına aldı: Bir baha mini mini yavrusunun çe gin nasıl gıdıklarsa, onu nasil ok- tepkz öyle okşayıp gıdıklıyarak: ii » di e $ ş 2 'g s e 5 # : N z x m Demek, bundan Uyku bize haram.. sedi: arslan gece demiyecek, gün- , gezecek. . Sonra sabah Sün doğar doğmaz, hep beraber çullanacaksınız. (o Uyanmaz. vir vır, başımm etini yiyecek- vr Tu bu nevi iltifatiara her alışkın bulunuyordu ki, bu; hiç şikâyet etmiyor, srkıl-| Bir kolunu onun boynuna öbür eliyle dev adamm dudak sarkıp, uçları göğsüne deyen ye çekiyordu. hi hi. —diye güldü— Ne bi- . Ben bir şey bilmem.. Ap- ne derse onu yaparım. ona, şöyle bir, “vay as J S der ÜN dere? m. e 7 - gibi baktı tülhalim, çek bıçağın, kes Acuzenin Definesi > beş arkadaş çok meşhurdu / “ « Hani 3,000 kişinin beceremediği işi bunların "bölüğü derhal başarırdı !. ,, —26— İ arkadaş gülüştüler. Veysel kısa boylu | rt bakarak: İ mz ermez... Ressamı : Münif Fehim Kısa boylu, çenesini kaşıyarak ge s : — O zaman, o zaman., —diye söy- lendi— O zaman.. ! — Heey.. Ne yaparsın o zaman? Kı ur kıtır keser misin beni? Öbürleri dinliyorlardı. Yesari bir saniye kadar suslu, Sonra başını yi karı aşağı sallıyarak: — Yoo! —diye haylardı— Sana kw yamam dayı! — Hay yaşıyasın Yesari amca. Aptülkalimin arkasında duran Iki arkadaşmı kucağından İndirdi: — Görüyorsun ya.. —dedi— Teh- ditlerin bana vız gelir.. Veysel gözü: nün önünde söyledi. Her emrini yeri. ne getiriyor ama, beni pek öldürmek niyetinde değil.. Gene gölüştüler, Yesar; de gülüyor du; hem nasıl kasıklarını tutarak, ke-! Glasıya. , Fakat yalnız Aptülhalimin yüzü gülmüyordu, O, bilâkis kızıyordu. Sap sarı kesilmişti, Çatık kaşlarında içi yıldırımla dolu bir boranın başlangı-| cı şimşek çakıyordu. Onun bu hali dört arkadaşım neşesini, birden bire ve kökünden baltalamıştı. Sustular. Yesari, Veysel'in bacağını dürterek başiyle Aptülhalimi gösterdi. Yani “şu nun derdi neyse öğren de, bir taresi ne bakıverelim,, demek istedi. Fakat Aptülhalim, sorguya, suale mâhal bı. rakmadı. — Dostlarım... —dedi— Sonra, bir hata edip etmediğini ans Tamak ister gibi, dördüne de ayri ay- — Siz benim dostlarımsınız, değil mi?radiye sordağmıris sie « Dördü birden cevap verdiieri — Elbette... — Evet.. — Evet.. — Sormıya ne hacet! Yeni mi öğre- neceksin. . — AN.. Öyleyse dinleyiniz beni.. —diye devam etti genç— Ve biliniz ki su anda kat'i bir karar vermekliğimiz. lâzım.. Evvelâ öğrenmek. İstiyorum, İcap ederse benim öleceğim yerde ö- lür müsünüz ? ç Yesari korkulu bir rüya görüyor- muş gibi gözlerni yumdu. Veysel: — Öna ne şüphe.. —diye bağırdı— Hem yanlış söyledin.. Dikkat et, Ars kadaşlığımızı ispat için ölmek lâzım gelirse, bil ki göğsümüzü sana siper eder, senden evvel biz ölürüz. O ze mana kadar yapacağın işi yaptın ne âlâ! Yapmadın.. Ondan ötesine aki — Üyleyse oturun. , şalım, , Beşi birden yere çöktüler, yvatakla- rın üstünde bir halka çevirdiler, Genç palahıyıklarmı burarak bir ki dakika kadar düşündükten sonra: — Artık,, —dedi— Bu işe ben ta hammül edemiyeceğim. O da dayana. mıyor. Bu gene iyici konuştuk. anlaş- tık.. Kız kaçacak! — Mükemmel! —diye homurdandı Veysel— Altılaşacağız desene. . — Hem iyi ki evrelden haber ver. din.. —diye ilâve etti Yesari— ya ge çen seneki gibi, gece yarısı kızcağızı çalyakr edip getirseydin ne olurdu be nim halim,. Muhakkak kabak benim yatağın başma patlardı.. Hiç unut mâm, tulumdan sıçan çıkarır gibi beni yatağımdan çekmiş senin yatağına sokmuştu. . Hatırlar msm Veysel? — Hatırlamaz olur muyum yiği- tim.. Koynuma tekir kedi girmiş san. mıştım da. — Ya. Bir tekmede beni odanın tan öbür tarafına fırlatmıştım.. Muhaverenin içinde canlanan sah- ne o kadar gülünçtü ki, bütün o me- yus ciddiyetine rağmen Aptülhalim dayanamamıştı; bastı kahkahayr.. Ve; beşi birden bastılar kahkahayı, Başbaşa konu- Bu beş arkadaş payitahtta pek meş hurdu. Beraber yerler, içerler bera» ber > mii evde di Bu güzel | Sırt 100,000 dolara sigorta edildi Şimdiye kadar sigorta şirketleri - nin büyük san'atkârların, sinema ar- tistlerinin gözlerini, ellerini ve ayak» larını büyük meblâğlarla sigorta et» tiklerini haber alıyorduk. Şimdiye kadar duyulmıyan © bir şey, bir kadm sırtının sigorta edil- digiydi. Bunu, Holivut san'atkârlar. rından Til Dagöver yaptı. Holivuda Almanyadan o gelen bu kıymetli ve güzel artist bir kaç gün evvel sırtını Sigorta ettirmiş, ve bu garip işi YÜZ bin dolar mükabilinde! yaptırmıya muvaffak olmustur. Lil Dagover, sesli filimlerin çık-i masından sonra şöhret kazanmış bir; artisttir Şarlo Mahküm! Eski kâtibesine yüz lira verecek Birkaç gün evvelki tel graflar mis May Şeperpel na- mındaki bir İngiliz kızının meş- hür sinema yıldızı Şarlo aleyhinde dava açtığını ve ondan yüz Ster- lin istediğini haber veriyordu. Son posta ile gelen Londra ga- zeteleri Şarlonun mahkeme ta- rafından vuku bulan davete ica- bet ederek sorulan sunllere ce- vap verdiğini anlatıyor, Şarlo ifadesinde şu sözleri söy miştir: “Mis May benim Londradaki yazıhanemden istihkakını almış- tır. Fakat onun istihkakını almış olmasına rağmen, istediği para- yı da tediye edeceğim, Çünkü Mis May iddiasında bir çok isim- lerden bahsetmiş bulunuyor, Ben bu isimlerin tekrar mevzuu bah- solmasını istemiyorum, Hakim bu sözleri nazarı dik- “kate alarak Mis May tarafından istenilen tazminatın ve mahke- me masarifinin Şarlodan tahsi- line karar vermiştir. Mis Mayın mevzuu bahsettiği isimler, başvekil Mister Makdo- nald, İngiltere kralınn amcası Dok Dokunuttur. Şarlo bu gibi büyük isimlerin mahkemede tekrar (o edilmesile onların haysiyetlerini ihlâl ede- cek bir sözün sarfedilmesinden endişe etmiş ve binaenaleyh pa- rayı vererek matmazeli sustur- mayı tercih etmiştir. “ne gelmez, gelirse hepsine birden ça, tardı. Bunlara beşler denirdi. Biri bir! yere gitti mi, diğer dördü de muhak- kak orada bulunurdu, Ezkaza 'çlerin- den birini bir yere davet etmesinler, diğerleri mutlaka pa dam» larlardı. n z ; Wi N —25— Gece yaıısından sonra bir adamı evime kabul etmenin manasını bir türlü anlıyamıyordum Moris Löblandanı fa. — Hakkınız var... İstemiyerek böyle bir teklifi kabul etmiş ol- dum. Herkes, bunun manasırın ne demek Fakat ben hiç bunu düşünmemiş» tim. Gece yarısından sonra bir a» damı evime kabul etmenin mana.) sını bir türlü anlıyamıyordum. Bu Du öğrenince İş işten geçmişti. Bu nunla beraber soğuk kanlı olma yı, gelecek olan adama bütün bun ları anlatmayı kararlaşıınrmıştım. Fakat içeriye siz girince, İvan Ba ratof'un sizden başka birisi olma dığını anlayınca aklım başımdan Nelliroz sustu. OJerar gene onu dinlemiyordu, gene, genç kı- zı şaşırtan süküti bir tavır almış- tı. Acaba ne düşünüyordu? Nihayet gözlerini kalurlırdı, genç kıza baktı ve — Benden melek ediyorsunuz, değil mi? Dedi. — Hayır. Sizden nefret etmi» yorum. Fakat bilmezsiniz. Ted- birsiz bir ye lm — Şimdi ye tan nd mi? Deka Ser bii tekrar etmek lâzım gelse, vadinizi tut- ıyacak mıydmız? Nelliroz düşündü, sonra kat'i bir tavırla: — Hayır, dedi, mademki çek alınmıştır, vadimi tutardım. Buna borçlu gelin gâyet iyi biliyo- rum, Hattâ, bu vadimi tuta-! cağımı bilenler o Angen'e ka- çırmışlardı. Buna rağmen pence- reden kaçıp bir sandala bindim, yolda bir sarhoşun taarruzuna ma| ruz kaldım ve buraya geldim. Bü- tün bunları da yadimi yerine ge- tirmek için yaptım. — Sizi kaçırdılar dı demek.. O haldı e bu akşam buraya gelece" ğimi biliyorlardı ? — Evet, annem bana gönderdi- ğiniz mektubu okumuştu. Kendi». sile beraber gelmemi istedi, red- dettim, beni kaçırdı. Fakat ben de ondan Jerar bu. öedârelii kıza fevkalâ- de hayran olmuştu: — Matmazel, dedi, sizden bir kere daha af dilerim. Çok fena ha reket ettiğimi anlıyorum. Jerar bunları söylerken düşü- nüyordu. O Nelliroz (o Kaçmıştı. Kendisini kaçıranlar bunun far- kma varmamışlar mıydı? Nerde ise gelmiyecekler miydi? Diğer ta raftan Nelliroz, onu (dehşetli surette tahrik ediyordu. Bu ak- sam elindeydi ve istese ona ma lik İlk olacaktı, Herşeyi de hazırla» mıştı. Jerar gözlerini Nelliro- za dikmişti. Genç kız bu bakışla” rın altımda sıkılıyordu. Matmazel, dedi, biraz görüşe- lim. Birbirimizi tanımıyoruz. Da- ha doğrusu siz beni tanımıyoruu- nuz. Beni, siz Asyadan gelen ka- ba, müstehzi barbar bir insan, pa- rasına mukabil en nadide, en gü- zel şeyi istiyen birisi gibi telâkki edebilirsiniz. Evet, evet.. Böyle İ A. iyi ki aklıma geldi. düşüneblirsiniz. Fakat ben hiç te öyle de değilim. 'Trpkı benim, ilk ön-! dı celeri sizi başka türlü telâkki etti”) ğim gibi. Ne yapayım, siz insanı şaşırtıyorsunuz. o Hi eriniz pek cesurane. Bütün kayıtlardan kurtulmuş bir kadın gibi hareket ediyorsunuz. Bununla beraber al dandığımı görüyorum. Tek-ar be- ni affetmenizi rica ederim. Ve hiç bir seyden korkmayınız.. Söyle- yiniz bakayım. . Bir şeyden kork- muyorum diyiniz. Nelliroz müphem bir bhare- ket yaptı. Jerar onun el'an çekin- diğini hisseti v ve e hazırladığı oyu — Ne o, dedi, hâlâ çekiniyor- sunuz? Doğru değil. Sizi sakin bir halde görmeyi çok isterdim. Size u.i itimat telkin etmek için ne yapa- bilirim. . Durunuz, yım. - Hah. . Buldum.. Demin demişti- niz ki, sizi korkutan şey böylece dört duvar arasında bir erkekle yalniz bulunmanızdır. İster misi- niz sizinle dışarı çıkalım. Nelliroz ona hayretle bak“ tı: — Evet. . Sizinle beraber biraz daha bulunmak şerefini zan- netmem ki esirgiyesiniz. Belki si- i görmiyeceğim. Sis zinle bulunmak benim için bunun, böyle bir odada başbaşa olmasının lüzumu yok.. Geliniz, sizinle iki arkadaş gibi yahut, birbirini tanrmıyan fakat bir tesa- düfle bulunmuş ve retesi günü ars tık hiç görüşmiyecek iki yabanrt gibi dolaşalım. Jerar bu sözleri saf, samimi bi- raz da Melânkolik bir! tavırla söy- — İatiğorum ne demek, rica €- derim. — Peki, nereye gideceğiz? — Jerar bir dakika tereddüt eder gibi durdu: — Şey.., dedi, aşağıda otomo- bilim bekliyor. İster misiniz sizl dans etmiye götüreyim? Bu ak - şap bir baloya gidecektiniz zaten. Nereden biliyorsunuz? , — Basit! Öğleden sonraki çay ziyafetinizde Don Kişot'a benzi - yen fakat fazla olaark monokl ta- kan sıska birisine söylerken duy- muştum. Valne'yi böyle tarif edişi Nelli- roz'u güldürmüştü. Devam o'ti: — Şimdi anladınım mı? Sizi bir dans salonuna götüreyim mi? Monmart veya Monparnas'da ? Daha iyi- | sini buldum. Hem de sizi tanrmaz- lar.. Otöyde bu akşam bir Rus balosu var. Bilmem hangi senei devriye o münasebetile... Hakiki Ruslar.. Öyle uydurma (değil... hem şarkı (o söyliyecekler, hem dans... Ne güzeldir bilseniz!... İs- terseniz bir saat kadar, gider, ka- Tırız. — Sonra? — Sonra? Sonrası sizi evinize getirir, allaha ısmarladık derim. Bu suretle vadinizi de tutmuş ©- Tursunuz! Nelliroz' Jerar'a baktı. Göz» lerinde memnuniyet, tesir ve min netarlık okuyordu. — Kabul ediyorum, dedi, 1e- şekkür ederim. İyi ki bu teklifte bulundunuz! Bilseniz burada ne kadar korkuyorum. Şimdi size eminim, tamamile eminim.. Hadi gidelim.. CİNAYET Gece yarısından bir az sonra, Angendeki köşkün koridorunda pinekliyen madam Destol gerindi. ve bir şeyler mırıldanarak uyan- Soğuğa rağmen titriye titriye biriç oynamakta devam eden üç silâhşorlarla Valne, gözlerini kal- dırdılar. Pad pedi im armalar mış t henüz aklını top" lamamıştı. Etrafına bakınarak: — Ne 0? dedi, ne oluyoruz? Sonra hatırlıyarak güldü: şüyor mus yaa Bir da- kika bila uyuyamaiın ama her tarafım ağrıyor. in Destol ayağa Kolla: tı,

Bu sayıdan diğer sayfalar: