16 Ekim 1940 Tarihli Vatan Gazetesi Sayfa 3

16 Ekim 1940 tarihli Vatan Gazetesi Sayfa 3
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

$ CİHANGİR AZ AAA AA A L C Tarihin En Büyük Aşk Romanı Yazan: NİLLÂ KUK Meğer Mihrünnisa Peri Kızı Değilmiş ! e DS BalA Baba, üvey anarile bue| kep ak üzere Ağra yoluna gider- | :Ğ“:—i Kutbüddini de be- aldı. Sülime Sultan debdebeden hiç Kaltümıyan bir kadında. derdi Çüzgç tanlar ihtiyaç duyarlar. G antabei kiymetleri sayesin- ti Pödilerini saydıramıyacakla- lez. nüR Döbdebeye ancak / zayıf R zaman | ü alay falan tertibine :'—b:l ükkerdi. Kandisine X Yna Ş t Üzerine atlayıp tek ba- | ;%k».., Gitmeyi tercih ederdi. bu kadarına Akber Şahın ARası yoktu. Halk bile hüküm- Bir karısının bu kadar sade ortalıkta dolaşmasını | i. Bunun için şöyle ime Talama şekil bulundu: Sa- Tüp a gezmiye çıktığı zaman e gçlüten. alayından iki süvari esinin — hadımağanı arka- | e" giderlerdi. — Fille geee Zaman hadımağası filin üs İlde zider, süvarilerden biri &| Ştünde, diğeri arkasında yol | Mlardı, | Şahın - diğer gözdeleri Öilinte Çıkığı zaman alay alay| tden — ve hedimağaların- takım takım süvariler- TLEEE 4f teli ’12' Siliden fazla süvari gider- | ..:_:L € filin her tarafı| Sal lerle bezenirdi. 'ı be gllmenin fikrince bu debde- Yen Pötu, sarayda doğup büyü- | Aği Söyinsiz sasanlara mabatstu. | gç Törk debdebenin - düşmanı | Babir Şahın evlâdı bu âlâ- 'ld.ı;rııw kaptırırlarsa son- Slacak ? &e İt te ?_J";ndünuım. üzülürdü. Akhinenin kendisi, Bedevi bir D kızı sifatile dağlarda ı..,h""mıü Ruhça tam bir Türk kiüy k Bindiği filin üstünde en Yakı Bit mücevhere tahammülü öaç t Fil, mutlaka harp zama- buh,, Bahsus kıyafetine sokulmuş Mlgaalı idi. Sonra —okunu ve d P daima beraberinde taşır- | İŞyŞENdİ kendini müdafaa için ah adima iltiyacı yoktu. —| Yakiılt Sebin Türk ruhu bazan | b ŞU, gözdesindeki sadelik- | tit ni bazan gö deydi Böyle zamanlarda kadına ki KX Babi a ir Şah gibi büyük cet- â'î':’;_ halis Semerkantlı Türk- İişttim aramda köprü vazi- İayyegören — sensin. Benim asıl e TAM senden gelir. Sen tam | Ürk kızısın. B merdr z "-ı(li?" ihtiyaç yoktu. Her canı İe Çüti Zaman habersizce seyaha- | bi gaşdı. İki Türk süverisi ile İmmalmağası beraberinde bu- sdğe K Tartile istediği tarafa, ie Tüç Faman gidebilirdi. Tam bir | Y , Matile, — bu kadmın şeref | 'd —%Mhne kadar Mh:::' , 'er Şah pek iyi bilir- -ı.,::“ııuı " ve kendisinin na- i ih ederdi. ee İeke sürmekten ise ölme- Sak, MhediMe, Babir Şehin Ağradaki Ülni getine gitmiye karar verdi- Ümeirlediği zaman itiraz etmek Diğer hatırından geçmedi. — | YKST taraftan Şeyh Baba ile Ki nld. de nereye gidecekle- hiçbir zaman hesap süğllerdi. Onların da 'A, S gözlerinin gördüğü .";T--!eıı. kurulu bir an'ane filini görünce heyecandan çıldı. racaktı. Dört nala koşmiya bap ladı. Âdeta uçuyordu. Biraz son- ra filin üstündeki mahfelin per- desi aralanacak, Peri kızının ba- şını görecekti... Fakat file yaklaşınca yalnız üvey anasının başını gördü. Sali- me dedi ki: — Sortma, kiz uçtu, gitti. — Gitti mi? — Evek, iblis işe karıştı. Kızı kaçırdı. — O kızı bulamıyacağını ben zaten biliyordum. Ne diye bana ümit verdin? Sen o masum te- bemlimünle bana teminat verdin, emutlaka bulurum>, dedin. Ben de tebessümüne kandım. Bana niçin bunu ettin? — Anlamıyor musun? Ki kaçırdılar. Saat altıda annesile geldi. Yedide ana da, kız da kay- boldular. Babasını arattım. Önu da Lulduramadım. — Annesi mi, babası mı? Ne demek istiyorsun? — Mihrünnisanın annesi, ba- bası var. Annesinin adı Haşmet- tir. Şeyh Baba, (Mihrünnisa) adı- ma hatırladı. Kız, bu adı duyüunca ortadan kaybolmuştu. Hayretini göstermekten kendini alamadı: — Demek ki kızın annesi var hal — Elbette... —Annesi benim en sevgili nedimemdir. Şeytan işe karışmasaydı herşey yolunda gidecekti. Gıyas beyi çok arat- tım, bulduramadım. — Gıyas bey mi? — Kizın babası Gıyas beydir. Çok namuslu, doğru bir adam- dır. Şey Baba, hiç korkma, ken- dilerini bulacağız. Yalnız galiba biri bize ihanet etti. Saray tem- bellik ve entrika ile dolu bir yer- dir. Haşmet olmasa ben orada bir dakika rahat nefes alamaz- drm. Mihrünnissya gelince o, ru- humun bir parçasıdır. benim sev- gili kızımdır. - Çölde, yıldızların altında doğdu. Çok şükür ki sa- rayda yetişmiş bir kız değildir. Allahin yardımile hepsini bula- cağız, Giyas bey Türktür. Bun- hardan hepsine birden ne oldu? Buna hiç aklım ermiyor. Ya demek ki Peri llıuı değil- mişl.. h Baba öyle sanmıştı B n knşıqııcıl eli altındaki sayı- «z kızlara benzemediği için, bir Peri kızı olduğu için seviyordu. Peri olmadığını haber alır ::;ı sevgisinin — dağılacağını — sandı. K.lbidıddıdı.HAyu.ıhlbmdı_—- ki acı hiç geçmemişti. İster perl, ister insan olsun, kızın kendisini seviyordu. ğ Rüyada imiş gibi kendi kendi- me mıirıldandı: — Çölde hal Demek ki çölde yıldızlar altında doğdu! — Evet, çölde, Kandhar civa- İrandan geliyordu. İ van yıldızlar altında beklerken Mihrünnisa dünyaya gelmiş. Şeyh Baba, bak, sözüme dikkat et: Babir Şahın bıraktığı saray gü- nün birinde başımıza yıkılacak, çünkü saraylarda doğmuş:; büyü- müş, yalancı kızlarla doludur. Mihrünnisa yıldızlar altında, çöl- de doğmuş, hakiki bir Türk kız- dır, Şeyh Baba, sen bu kizi alır- san bütün hanedanı debdebe ve felâkete düşmekten — kurtarırsın. Halka yaklaşmış olursun. — Sana söz veriyorum, Sali- me anne: Kızı alacağım, nerede ise arayıp bulacağım. İ Mişti, SİSİ Babe. ozaktan Salimenin (Arkası var) N * 'en dehakâr Rajisörü M Tikaamn PARA BERABER GİTMEZ Fransızca sözlü fümi. Baş Rollerde: 'İOAN e AR ELSON EDDY FRANK KAPRA'nın — şaheseri THUR - JAMES STEVART - LİONEL BARRYMORE Kulağımıza Çarpanlar ... | Nişan Yüzüğü Neden | Dördüncü Parmağa Takılır ? Hiç ba suali aklınrma — getirdiniz mi; getirdiniz ise cevap — buldumuz mMu? Biz de size bunun cevabını ver ; Tmiye gayrat #deceğiz. Fakat oevahın Göğru olup olmadığı mesuliyetini bir İtalyan mocmumsma terkediyoruz. Bir İtalyan kadını bu mecmuaya Şünu sormuş: | — Neden nişan yüzükleri —dalma| dördüncü parmağa takılır da başka Parmağa takılmaz?.. Mecmaanm cevabi. da- şudüri — | Pek «seki zamanlarda yaşamış ©- lan Arplon adımdaki Rum muharriri- 'e göre bu uml kadim Musırirlardan |Yalma amiş. Cesetlerin mumyalan- Maar için Mmrimtar tarafmdan — yar pilmış olan tetkikmt neticesinde !l'i'—W düncü parmağın damarlarından biri-. min kalbe kadar uzudığı tesbit edil- miş. Bu müşahede üzerine bu par-| mağın kalb ile alâkas olduğuna hükmedilerek nişan yüzükleri o par-| mağa takılmış... Asırlardanberi de-| Yam edegeler âdet de buna derler. İkiz Doğurmayı Adet Edinen İtalyan Kadını Datma Sciz dağurmanın da bir ih- tizas işi olmbileceğine hiç htimal ve- rebilir misiniz? Beki Romalların bir sözü vardır. Derler ki: «Doğur Mün netioesi hakkında bizzat doğu- Tacak kadın tarafından izhar edile- | cek olan arzı Cenabı Hak tarafın- Gan kabul edilir.» Bunun da ne de- Teceye kadar doğru olduğunu bile- meyiz. Fakat bir İtalyan kadınının | ikiz doğurmakta meleke edindiğini | okuduk... İtalyada <Trevize> şehrinde ikamet €den Teresa Baatianini adındaki bu Kadın 20 yaşında evlenmiştir. Tedi sene sonra çocuğu olmadan boşan- mığtır. 32 yaşında tekrar evlenmiş ve o zamandanberi hepel ikiz olmak üzere an dört çocuğu olmuştur. Te- Tesa son defa 47 yaşında iken de yi- 'e ikir doğurmuştur. Kadının bu hali bütün İtalyan ka- Am doktorlarının alâkalarını celbet- miştir. Teresanm zevci 58 yaşında- dir. İtalya hükümeti kendisine aylık bağlamış ve çocuklarır tahsillerini derühde eylemiştir. Günlük Tavsiyelerden : Şemsiye Kurutma Usulü Nerede ise yağmurlar başlıyacak şemsiyeler ortaya çıkacak. Yağmur- dan islanan şemsiyeleri kurutmak i- çin birçoklarımız bunları açar ve öylece bırakırız. Bu usül hiç de şayanı tavniye de- Biüdir; günkü —şemsiyenin — kumaşı Bergin durduğundan süratle çatlar. Şemsiyeleri kurutmak için bunla- Tt ya bir yere aamak yahut ki, oldu- Çü gihi bir kenara bırakmak lâzımı- dır. Böylelikle şemsiyelerin ömrü u. zun olur... Cemü AĞABEY — 33— Şanghayda ancak on beş gün kala- Bilecek idim. Bir seyyah için çok a- Hakalr olan bu şehirde günler çabuk geçtü, ve tekrar yola çıkma zamanı geldi. Bu seterki vapurum Haruna Maru adir ön bin tonluk bir. Japon vapuru idi. Bir gün evvel gittim, ye. yimMi seçtim. Vapur oldukça — caki #akat kamara üçüncü olmasına rağ- zaan epey temizdi. İrtesi gün oşyamla beraber iske- leye tekrar geldiğimde iri yarı bir yabancı yanıma yaklaşarak Tatar giveli bir türkçe ile sordu: — Mehmet Bey sizsiniz? Hiç beklemediğim bir sırada türk- çe kantşulduğunu duymak boni biraz gaşırtir. İri yarı pehltvan yapılı adam göbek adımın Mehmet olduğunu söy- yedım. | — © hakde beraber seyahat ede-| 'Ceğiz dedi. Ben da sizin gibi - Türki yeye gidiyorum. Hem bu vapur ile. Derhal ahbaplığı ilerlettik. Tatarın | bir de karısı var idi. Orta yaşı geç miş olmalarına rağmen bu çift İa- ponyada evlerini yerlerini bırakarak | 'Türkiyeye hicret odiyorlardı. Ben oç- yaları kamaraya yerleştirdikten son- İra güvertede yan yana oturduk. Hem | vapurun yükünü taşıyan Çinli ha- mallarin yeknasak hafif sasla süyle- nen şarkılarmı dinliyor, hem konu- şuyorduk Bizim Boğaz - balıkçıları- VATAN Aile Tehlikededir, Kurtaralım Bize Büyükadadan Mektup Gönderen Bayan Niyal Hüsnü, Böyle Feryat Ediyor «Aile yıkılıyor, aldırmıyor veblikay: gözmüyerem. — Bayan Niyal Hüsnü bir feryat şeklinde bize gönderdiği bir mektupta bu iddiada bulunuyor ve diyor ki; «Cemiyetin temeli ailedir. İç- timal birliği temin eden bütün bağlar buradan çıkar. Millet sev- gisinin aslı aile sevgisidir. Vatan şevgisinin aslı da budur. Cetleri- yaşadığı, ektiği, biçtiği yerlere sevgi ile bağlıyız. metli rolü unutuluyor. Aile ser- best ve himayesizdir. Bunun ne- ticesi olarak aile gittikçe düşü- yor, dağılıyor, cemiyet içinde hasta bir uzuy haline iniyor.» Bayan Niyal, misal diye vasa- tiden aşağı seviyede bir aileyi eline alıyor. Bakınız ne diyor: «Erkek yeni lise mezunudur. Tahsili olmıyan ve mali vaziyeti kendisininkine benziyen bir aile- nin kızı ile sevişerek evleniyor. Aile — kun » fakat erkek (A.. diyelim) Yüksek tahsil gör« mek arzusunu besliyor. —Bir iki sene bu arzusunu yerine getirmi- ye çalışıyor; Üniversiteye devam ediyor. Fakat hem ailesi için ça- lışmıya hem de tahsilini ikmale muvaffak — olamıyor, pek tabil olarak tahaili bırakıyor. — (Zarar bir) Bir memur oluyor. Bu za- mana kadar da karısından bir değil, bir sürü çocuğu doğmuş- tur. Çü sevişiyorlar, Bu su- rütle geçim zorlaşmıştır. A.. nin memuriyetten aldığı az para ile geçinmek imkânsızdır. Yeni bir iş bulmak lâzam. Memuriyetten çıkarak yeni bir iş, meselâ kâtip- lik buluyor. Bu da kifayet etmi- yor. Karısının da çalışması lâ- zaım. O da bir mücssesede dak- tilo oluyor. Fakat evdeki çocuk- Jardan bir kısmı kılmıya ihtiyaçları vardır, bu ol- muyor (Zarar iki), Zaten bunlar | zarvret içinde büyümüşlerdir. İlk | hrsatta vereme — yakalanıyorlar. V£Zarar üç): Terbiyeleri ciheti ile Ce mk meşgul — olunmamıştır. Tahsile karşı alâkaları kesiliyor. Sırası gelince birer ipsiz serseri olayoruz. (Zarar dört). Üstelik belki de esrarkeş, kokainman oluyorlar. (Zarar beş) Kadının - vaziyeti de nihayet şa üç şekilden birini alıyor: | | — Kocası ile sevişerek ya- şamakta devam eder. 2 — Kocasına lâkayt kalır, da- ha iyisini bulamadığı için onunla yaşımakta devam eder. 3 — Kocasını başkası ile al- datır, kaçar. MİHRİ'NİN DEVRİÂLEMİ Yazan: MİHRİ BELLİ Hayır Suların Yükselmesini Bekliyoruz nn «Haydi yallah, hey yallah> hava- Jarını hatırtadım. Birkaç sena kaklık. Sonra da Japon- yaya geçtik. 'Tam on yedi sene Ja- Ponyada kaldım. Bu Çin harbi işimizi bozdu. Şitmdi Türkiyeye hicret ediyo- ruz. Yeni ahbabımım adı İndal Veli idi. Japonsayı ana Hisanr gibi bildiği ve Japonyadanberi hep bu vapurda ge- yahat ettiği için tantmadığı gemici, selâmlaşmadığı kamarot yoktu. Za- ten kendisi hoş sobbet ve alayer idi. Elli yaşında olmasına rağmen el gakası bile yapıyor idi. Diğer yolcuların çoğu Hong-Konga veya Singapura giden Japonlar idi. 'Bir de gönç bir Letonyalı vardı. Me- rak içinde bir adam balile o gün ba- 7a yaklaşıp — Sakın bu harp zamanı İngiliz Imanlarından geçerken beni tevkif etmesinler? Diye sordu. — Neden? Bir şey mi yaptınız? — Ben Mançuriyadan geliyorum. Orada «Hitler gençliği> adındaki teş- Kilâta mensup idim. — Pasaportum- daki resme dikkatle bakarsanız ya- kama iliştirümiş Svostikalı bir re- vet görürsünüz. Eğiltim, dikkatle baktım pek bel- küçüktür. Ba-|, Birinci vaziyet nadir, ikinci ve üçüncü ise bol bol görülür. Bu zararlara irsi hastalıkları, — erke- ğin çalıştığı mücsseseden zimme- tine para geçirmesi gibi vaziyet- leri ilâve edersek vaziyet cidden endişeli bir hal alır, Verdiğimiz bu misale her yer- de, herkes tarafından rastlanır. Şu halde bunun önüne geçmek Tâzım. aksi takdirde cemiyet bun- dan dehşetli zarar görecek ve istikbali kararacak, zira yukarda verdiğimiz misalden de anlaşıldı- Bi gibi ahlâki seviyesi sukut ede- cek, vetan, millet sevgisi gibi mukaddes sevgiler rencide ola- cak, milli tesanüt kaybolacak. Diğer taraftan umumi sıhhat da aleyhte — inkişaflar gösterecek. Vatan; verem, frengi gibi hasta- hıkların yatağı olacak ve bu su- retle bol nüfus siyaseti bizim aleyhimizde neltice verecek. Hal- buki nüfusta kemiyet değil, key- Fiyete dikkat etmeli, Bol nüfus diye bir propaganda yapmak » Lâzım olan temiz nü- fustur, ahlâkça ve iktisaden yük- sek nüfustur.» Görüyorsunuz ya, Bayan Ni- yal, bir içtimai işle uğraşmayı dert edinmiş, içi yı bir vatan- daş hissile derdi ortaya koyuyor. Fakat çare?.. Niyal, iz- divaç işini hükümetin umumi menfsat namına himaye ve mu- rakabe altına —almasını — istiyor. Fikrince aile kurmakta sevgi ve menfaat gibi düşünceler — vardır. Bunlar arasında iyi bir muvazene | kurulmalıdır. Hükümet erkekte görmelidir. Bayan Niyal evvelâ kalite diye şöylece mrar ediyor: «Çocuk geçindiremiyecek olan- lar çocuk yapmamalıdır. Vatan bir sanatoryom haline gelmeme- lidir. Çocuk doğurmayı mali im- kâna uydurmak lâzımdır. — Aile- | lerinde irsf hastalık olanlar ço- cuk sahibi olamamahdır. mektepten iyilik de, Fenalık da alır. Her içtimai — seviyeye göre bir mektep olmalıdır. Saviyeden maksat sek seviyode olanların ahlâkı öl- duğu gibi muhafaza » alçak seviyeyi yükseltmiye çalışılır. Ço. cuk büyüklerine karşı hürmetle beraber sevgisini kaybediyor. Bu hürmeti yeniden uyandırmak |â- zım... timat dertler — gittikçe kötüleşiyor. — Uyanalım, — tedbir lum.> 'eryat haklıdır. Harpten sön- Ta hemen hemen her memleket- te yükselen — Feryatların aynıdır. Fakat Bayan Niyal derde göre iş midir? Buna emin teşkilâtın bugünkü vevllerile aile kurulmasına mü- dahale etmesini, erkek ve kadın da vasıflar aramasını, irsi has talık tehlikesinin olup olmadığını tetkik etmesini hele bir tasavvur ediniz. Az zaman sonra medet Allah diye bağırırsınız. Bir aile- yi kurmıya müsaade almak için Aaylarca, senelerce evrak takip et- mek icap eder. -Bazıları bunu |yapadursun, diğerleri de mevcut müşkülât karşısında nikâh memu- Tuna uğramadan yuva kurmiya ve kadında bir takım şarilar ara- |malhı ve ancak bunlara kim ma- | İlikse kendilerini bir aile kurmak | salâhiyet — ve mesuliyetine İüyık | olan Tayvan adası idi. İndal Veli bu mdayı biliyordu, oraya birkeç kere manifatura almıya gitmişti. — Orada dağtarda, ormanlarda vahşi insanlar vardır, dedi. Bunlar tıpkı maymunlar gibi yaşarlar. Tam Yangtse'den çıktığımız sırada vapur yavaştadı, durdu. — Nedir pilot mu bırakıyoruz? Di- ya aardum. — Hayır suların yükselmesini bek- liyoruz. On iki aat bekledikten sonra su- lar tekrar yükseldi. Vapur yoluna de- vam etti. Şark Çin denizinin aıları dupduru. Bularımızda Çin toprağı gö- rünüyördu. Ara sıra dürt köşe yek- kenli Çin kayıklarına — rastiryorduk.. Tayvan adasına. varmamız üç — gün #ürdü. AZami sürat on üç mille giden Haruna Maru, galiba kumpanyanın meylederler. Dert — vardır, fakat — derindir. Tedbirlerin bütün bir içümai ve iktısadi gidişle alâkası vardır. Doktor Diyor ki: Lüzumsuz Telâşlar Basit bir Arızayı korkunç bir has- talık sanacak derecede sinirli olma- .| maalıdır. Doktorlukta her derdin ça- yesi, her hastalığın ilher vardır. Rahat ve mesul — yaşamek istiyon İmsanlara, hayat ve sıhhat hAdiseleri öalinde, dalma — metin, — soğukkanlı ve mütedil olmak yakı- Dr. Nuri Brgene | SİNEMASINDA Bugün — matinelerden — itibaren Benenin en meşhur 2 filmi bit Üç Bahriyeliler ! Çocuk | ara seğil, ahlâktır. Yük- | | & Büyük bir eser görmek... İnkmlâbın zevkini tatmak... Hakkın Zaferini alkışlamak istiyenleri ),;Akfal,îlv LALE Sinemasına iz harikanı EMiL ZOLA Büyük Yıldız PAUL MUNİ'nin Kudretil, Tarihin altın sayfasından koparak ölmiyen bir eser.. — Yüksslan bir zafer oldu. Numaralı biletleri bugünden aldırınız. Telefon: 43505 İftara, İftarlığa Dair Yazan: B. FELEK İç oruç tuttunuz mu? Tutmadınızaa habar ve- âm: Dil tutmaktan çok daha ki söz tutmaktan çok daha faydalı ve ev tutmaktan elbetta daha ucuzdur. Hele dünyanın bugünkü haline göre oruç, bi- çilmiş kaftandır efendim. Ye- memek. Ne rahat şey değil mi? İnsanların ömrü vefa etse, aç- hğa alışıp rahat edecek amma Hoca merhumun — eşeğinde ya- Pılan — tecrübeden — sonra artık açlığa alşmak kabil olamadığı bedahet derecesine vardığın- dan gönül rızasile buna yana- şan yok. Amma bazı yerlerde bu bir mevi hizmeti — vataniye oluyor- muş. Allah © çeşit hizmete bir vatanı müuhtaç — etmiyegörsün. Gelelim andede; Oruç kışın kolay tutulur bir seydir. Yazın susuzluk adamın yaka- ana yapıştığı için pek kolay tutulmaz. Orucun da kendine göre bir keyfi vardır. Topa beş dakika kala herkes elinde saat, sofra başında bek- ler. Ortada her ailenin vaktine ve haline göre içinde teçel peynir, zeytin, sucuk, pastırma, simit, pide bulunan bir tepsi iftarlık, adama işaret eder du- rur. Keyifli şeydir. Bu iftarlık, tütün tiryakileri- nin icadı imiş derler. Ben inan- mam. Bu şimdi alafranga tabir- le ordövr dediğimiz çerezlerdir ki; boş mideye ağır yemekler inmeden evvel yenir bir nevi kahvaltıdır. Eskiden — iftarlıklara en az dört beş türlü reçel konurdu. (Vişne, çilek, hünnap, mürdüm eriği, portakal kabuğu, ayva, incir gibi) ... İki türkü zey Yeşil ve «i yah. İki türlü peynir: Beyaz, ka: şar. Pastırma, sucuk. Susamlı ve yağlı simitler. Pideler. Bunları hafif hafif göçerttik- 'tan sonra ortaya çorba gelirdi. Çorbanın arkasından bir yu- murta (ekseri pestirmalı veya kıymalı) daha sonra bir et vat —(ramazanda — zeytiny: yenmez) daha sanra - börek. Evin kudretine, aşçının meha- Tetine göre, puf Dböreği, ince börek. midye böreği, lokma böreği, fincan böreği, —sigara böreği, su böreği (su böreği ekseri sahurda yenirdi) — daha sonra baklava, dilber dudağı, kadın göbeği, vezir parmağı, revani gibi bir hamur tatlımı ve- ya sütlü bir güllüç. Arkadan mutlaka pilâv. İşte eski ramazanlarda orta halli bir ailenin iftar sofrasında bunlar bulunurdu.

Bu sayıdan diğer sayfalar: