19 Şubat 1929 Tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 6

19 Şubat 1929 tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

— ğini görünce içimde tal — sıra hiçkiran bir çocugun amadedir! 19 Şufoat 1929 | ( Maarif Beyin i: Bir gün evel yağan karların doldurduğu uzün yollardan geçerek gelen mahkememiz müfereze- “siyle « Çerkeş » önlerinde k kağmlarla cephane taşı- yan bir kadın kafilesine rasgelmiştik, beyaz bir geceyi andıran bir gönül- lü güneş bulutlara girmiş tabiat kefenlenmişti. Mücessem bir hüzün ha- linde kalplere damlıyan “umümi sükütu ihlâl eden hiç bir ses yoktu; ancak kağnıların ruhları ürper- ten ve sükütu besteliyen gicırtıları derinden derine etrafı geziniyordu ., Bu seslerde öyle bir esrar saklı ki, sanki bütün mu- — ztarıp ruhlar tekmil inil- tisini bu sese vermişler “ve sanki bütün mütevek- kil fikirler azme kalbolan “tevekkülünü bu ağır re- vişe terketmişler. — Bu kafileye yaklaştıkça bazen bu uzun sükütu yırtan bir kadın sesi, ya- hut bir çocuk - feryadı yükseliyordü. — Kafileye yaklaştık ve selâmlaştık. Biz soğuktan yamçılar altında bile titrerken tek yorganını da arabaya ör- ten bir ninenin çıplak a- yaklarla karları çiğnedi dirle karışık bir merha met sızladı; arkasına sa 1 peştemalı içinde ara- Mıllet mekteplerı kıraat Milli mücadelede Anadolu neden galip gelmiştir? sütu vekili Merhum Mustafa Necati lâl mücadelesi hatıralarından) üzerine bile örtmeden yorganını niçin arabaya serdiğini sormak fikrini duydüm: İşümez misin sen, nine 12... Bak çocuk do- nacak, yorganı örtsenel Diye arabanın üstür işaret ettim, bu sözü ga- rip bir tarzda karşıladı, sormağa değer bir şey ad- detmiyordu !.. Benim ca- vap beklediğimi anlayın- ca mubkaddes bir şeye | teveccüh eder gibi kağ- nıya doğru koştu : | — Kar serpiyor, Millet | malıdır, nem kapmasın evlâdım ! Dedi ve yorganın uçla- rını iyice serdi. Kar ser- pelemeğe başlamıştı, o zaman anladım ki, cep- haneleri ıslatmamak içi bu fedakârlığı yapıyor O vakit deminki mer metimden utandım bil, Aman Yarabbi! fedal lığını bildirmek bile iste- miyor ... Onun bu âli- cenaplığı karşısında secde etmemek kabil olur mu? Tarihte böyle bait bir çerçeve içine güç sığa- bilen bu emsalsiz ve adsız fedakârliğın bir eşini meşhür. ve vatanperver « Kartaca » kadınları bile yaratamadılar. Onlar saç- İarından orduya halatlar örmüşlerdi, bunlar hayat- larından cephane v lardı... nu ( Eiraz da gülelim! || Ağanın arzusu Vaktiyle harem ağala- | rından biri beyazlanmak hevesine düşmüş, çaresini soruşturmuş; muzıplerden biris — Canım ağa hazretleri Bundan kolay ne var? - demiş - fincancılar yoku- şunda ermeni bir terzi vardır; O meşhur tornis- tancıdır. sizin siyah deri- nizin içini dışına çeviri olur biter! Harem ağası - sağlığı alınca “hemen - terzinin dükkânına damlar — ve derdini anlatır. Terzi birde — Aman a; böyle şey olur mu? Bunu zatınıza söyleyen yanlış- lık etmiştir! der Lâkin ağa deriş nistan ettirmeği zihnine koymuş.. bu sözler kula- ğına girer mi? Bahusus, Terziye çıkışmağa baş- lar: Ulan kâfir! Bunu yapmayacak olursan ka- Tanı kestiririm! 'Terzi bakar ki kurtuluş yok.. Bir yalan uydur- mak için: - Peki, der, amma ba- na bir gün müsade vere- ceksiniz. Ertesi gün harem ağası yine damlar. Yirmi dört saatten beri düşünen ter- zi bu “sefer şaşırmaz, ağaya yer gösterdikten sonra, kemali ciddiyetle şu cevabı vei — Ağa |h | Her akşam bir hikâye Ahmet Sayyat beyle " Ayşe | Sayyade hanım, bir sonbahar gü- nü, karşı karşıya geçip uzun uzun esnediler, Sayyade hanım: — Oooof, ofl Canım sıkıliyor!- dedi. Sayyat bey de, keza: — Oooof, ofl Canım sikiliyor!- mukabelesinde bulundu. Sayyade hanım; bir daha esne- di. Sayyat beyi de bir daha esnetti. Esasen, deminden beri, kocasına esnemeyi ve can sıkıntısını telkin eden oydu. Yerinden kalktı. — Haydi, balık tutmıya gide- lim! - dedi. istiyorsun galiba? Oltayı denize sal; balık gelecek diye işin yoksa | saatlerce bekle, dür 1... Buna sabır. taşı bile olsa dayanmaz; ikiye şakkolur, bil Balığa gideceksen kendin gitl Sayyade hanım, zaten, kocas nın balıktan sinirlendiğini ken, sine aşağı yukarı bu nevi bir cevap vereceğini biliyordu. Teklifi yarım ağızla yapmıştı. “Balığa gideceksen kendin gitl, müsadesi üzerine, oltasını, takımını, takla- vatını aldı; yola düzeldi. Evde yalnız kaldıktan sonra, Sayyat beyin canı büsbütün kılmağa başladı. Bir az eylene- yim diye Hayat mecmuasını oku- mağa kalkıştı. Ne gezer? Sıkintı, dinecek yerde büsbütün arttı. Sayyat bey, kalktı; ellerini arka- sında - bağlıyarak, içinde, aşağı yukarı dolaştı. İşte, tam o esnadaydı ki, gö- yüne, duvarda asılı duran av .- Yarabbi şükür! Kendine bulmuştu - hele... Av çoktandır. — çıkarttığı imdiyedek, ne demeye, 'ava gitmeyi akletmemişti?.. Hazır, Boğaziçinde oturuyorları Köşklerinin bir az ötesinde âlâ koruluk vardı... Alelâcele, avcı esvaplarını giy- di fişekliğini beline doladı. Çif- tesinin bir tarafına ince saçma, Amma bir fenalık var, deriniz altı üstüne gelince burnunuz tabanınızın al- tına düşüyor.. razı mısınız? Tornistanın bu — şekli anın hoşuna gitmez ve burnu yere sürtülmek- tense, siyah kalmayı teı a Sayyutla Sayyade TRRAT A öbür tarafına da kalın saçmta dob- durdu... — Çıktı koruluğa, Şöyle bir sağı solu kolaçan etti; Vay gözüne yandığıml... Kuşlar Sayyadın — kokusunu muü - aldılar nedir? Hepsi prrl... Hiç bir, meydanda yok... Fakat, avcının cesareti zerreca kırılmadı; habire aradı... “Arayan mevlasını da bulurmuş. belâsını da! , derler O da buldu.. Amma mevlâsını mifa Hayırl.. Belâsını!.. Anlatayım da bakı KaT Sayyat bey, tam korunun orta> sındaki top çalılıkta çıı:în tırrr,,, bir şey işitti. .. Tavşan olacaktı bul tate Hemen çifteye — davre i saçmalı tarafın teti Grrravi! Aman brel Ne oluyor? Ne var?. 'Çalılığın ardından, biri ince, blri kalın iki adam sayhası yükseldi. Seyyat beyin, ödü koptu.. Ne?... Demek ki, tavşan sandığı adammış ba?... Çalılığa doğrü seyirtti... Seyirtirken de, aklındağ, şu fikirler seri bir tarzda geçtli Acaba yaralandı mı? Acaba ölecek mi? Ya ölürse ben ne yaparım? Gidip teslim oluyum mı? Yoksa kaçığım mı? Nereye kaçacağım? Hem, kar çarken yakulanırsam halim bak battır. Müşeddei ceza görürüm. İyisi mi, testim olmalı. Fakat. mahkümiyet?... İki seneden aşağı vermezlerleş. Mahvoldum... — Bütün — işlerim yüz Üstü kalacak... Bir. daha belimi doğrultamıyacağım. Eyukhi! Eyvah! Çalılığın yanına varmıştı. İlk mazarına çarpan, eteklerini düzelten zevcesi oldu . İkinci d komşuları şair Macit Sami bi © da ötesini berisini ilikliyordu. Sayyade banım soğuk kanlılılda dedi ki: — Balığa çıkmıştım da hanlı. Şey et ü taraflara / doğru gidelir bir şeyler buluruz! - dedi. Çalı dibinde balık meydandaydı. Fakat, Sayyat beyin kalbine su serpilmişti... Obl Yarabbi şükürl Korktuğu başma gelnemişti yı irmiyecekti ya.. Oh, Fakat, karısı şairle beraber çalı dibinden çık- mışmış... Varsın çıksınl.. Bu, öte- kine nispetle, Sayyat bey içim ehvenüşerdi .. Gelmiş — gelecek kaza belâ bununla savulsun! Tetrika numerosu: 7 | çok garip ve gülünç kıyafetli bir Mustafa Necati —| tüm, biçtim. cih eder. Nükili : ( Hikâyeci ) — — <n | çıkti. Mülâzım Korbey, ayni ko- | oldu. Aksi şeytan! levcee ridorun — nihayetinde — 218 inci | — Benzim bombasına attığım siğara ayım bilmem ki.? c ASUS MEKTE Bı G e oe SA a O 5 Nora koridorda kimseye ras . düşmüş ve erüdüki küntları | tolzimtali! Sdeneaiy li (Üzüklan gelmemişti. tutuşturmuş... Gemide lüzumsuz | gelen bir ayak' sesi üzerine kori- Mis NORA DAVİS in sergüzeştleri | ” Kamaraların — kapısı — üstüne | yere telâş ve heyecan tevlit ettim. | dordan ileriye doğru yürüdü. Dedi ve kamarasına girerek ka- | hava cereyanı için vazedimiş olan | Fakat o hiç korkmadı ve kimse- Nora Daviş kamarasına avdet afdam duruyordu. Beyaz zemin üze- rine ince siyah çubuklu bir kece- lik pantaloniyle, eşyası kolunda ve ayağı çorapsız gezen bu adam — eğer Noraya: — Mülazım Korbey emrinize Diye seslenmeseydi, genç kadın, onun Fransız zabiti olduğunu güç- lükle anlayabilecekti. Zavallı mü- lâzım, yanğın haberini almakta geciktiği 'halde, Mis Noraya yar- | dim etmeğe gelmeği unutmamıştı. Nera sadece: — Teşkkür ederim, ateş basıl- dı.. muavenetinize ihtiyaç kalmadı! pisini kapadı. Nora Davisin ilk tecessüsü.. Nora kamarasına girdiği zaman at kadar kitapları ve vapurun içinde çıkan “Luzitanya,, okumakla meşgul oldu. Okuduğu şeyler kafasına girmi- yordu. Nora, kendisinde garip bir ihtiyaç duyuyordu: Fransız zabi- tini tecessüs etmek ihtiyacı! Bu Aarzusunu yenememişti. — Ne olursa olsun, bu garip ve mütahavvil ruhlu adamı taras- sut edeceğim! Diyerek, tekrar kamarasından delikli tellerden, kamaraların da- hili çok güzel görünüyordu. Nora, zaten uzun boylu bir kadın oldu- ğgundan zahmetsizce buradan içe- risini görebilmişti. Mülazim Korbey, yatagının ke- narına oturmuş, elinde bulunan ufak bir cep defterine henüz yazmış oldugu şu cümleleri kendine — mahsus — bir ahenkle okuyordu. Nora, kamara kapısının önunde heyecan içinde, metanetini muha- fazaya çalışarak - Mülâzımın def- terinde ki notları dinliyordu: bütün ümitlerim altüst den de muavenet talebine | görmedi. Ne cesur itidal sahibi bir kadın! tamam benim zevce olarak p edeceğim kadın- lardaki evsafı Hele o sehhar, o yürek yakıcı gözleril. Fakat bu güzelliğine ragmen, kaç gündür beraber yiyoruz, beraber oluruyoruz, — beraber / geziyoruz.. böyle olduğu balde kendisine kar şı bir az olsun lâubali davrar ma fırsat ve cesaret vermedi Ah ya rabbi ! ne yapayım, miyorum? Onu bu kadar seve- bileceğimi evelce keşfetseyi onunla biç dost olmazdım.. ettiği zaman hiddetinden asabı tir tir tilriyordu. — Demek ki - diyordu - bütüm bir vapur — halkının — hayatını, kendi keyif ve arzasunun - husulü için ölüme mahküm edecekti..?! Ertesi sabah salonda çay içiyor- lardı. zım Korbey, daima sevgi- lisinin iltifalma mazhar olmak emeliyle bin türlü Vösileler bulma- ga çalışıyordu. Sofrada bermutat | Noranın yanına oturmuşta. (mabadi var)

Bu sayıdan diğer sayfalar: