22 Ekim 1937 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi Sayfa 7

22 Ekim 1937 tarihli Cumhuriyet Gazetesi Sayfa 7
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

22 BMncHejrin 193T CÜMHURTTET j İ 1 |merakh şeylerj Kurbağalar çiftliğî Afrikanın korkunç ormanlarında, [Ceçen defalar çıkmtj kısımlartn hulâsası: Mehmed Ali annesi Fransız babası Türk bir delikanlıdtr. Fransada bir firketin hizmetine girerek Afrikada « f ildifi» sahil'mdt çaltfmağa bajlıyor. Orada gerek âmrlerinin gerekse yerlilerin teveccüh Ve takdirlcrim kazamyor. Mekteb açıyor, mektebde Nanan ismnde yerli bir çocuk nazan dikkaum celbediyor. Babası Niagbo ile ahbab oluyor. Bir iatil zamanmdan istifade ederek Afrikanm içerilerinde seyahale çıkıyorlar. Birçok mü$külât çek tikten sonra Beniye Kamye ismindeki zenci hralınm memlekeiine vâsıl oluyorlar. Orada bir sihirbazm duşmanlığıti. Sıçrıyor, zıplıyor ve şarkı soylüyor na maruz kahyorlar. Güçhalle yakayı du. < kurianyorlar.] Niagbo, tndeniye krallığmda da bir Evet Niagbo manevrayı güzel idare çok dostları olduğunu söylemekle sade etmişti. Kral Beni Kamye kendılerine caka satmak ıstememiş, büyük bir hakiizin vermekte tereddüd etmemiş ve der kati olduğu gibi ortaya koymuştu. Çünkü hal yola çıkmışlardı. Maamafih bu vazi îndeniye halkı onu ve bilhassa Mehmed yet hiçbirisinin cesaretini kırmamışh. O Aliyi görünce çok sevindıler. Bılmedık nnn için bir konuşma esnasmda Niagbo leri birçok yemekleri ikram ettiler, onlara daha ilerideki îndeniye krallığından bah rahat rahat yatacak yerler temin ettiler. sederken Mehmed Ali: ^, Artık tatil zamanının bitmesi yaklaştığı için dönmek vakti gelmiş , sayılırdı. Haydi oraya da gidelim! Yola jgıktıklan JbfiOien hemen bjrayı geçDedi ve sonra ilâve ettü ,, Zannıma kalırsa orasıTıem çok miştf. On beş. yirmi günde ancafdönebizengin, altın madenlerile meşhur bir yer lirlerdi. Lâkin avdette ayni yoldan git mek istemiyen Mehmed Ali geçirdiği dir. Niagbo da ona şu suretle mukabele et sıtma nöbetleri ve hissettigi yorgunluğa rağmen Niagbo'yu Abka nehrinden gitti: mek için kandırdı. Oradan geldıkleri çok Tabiî... Diğer taraftan kauçuğu da iyi oldu. Çünkü bir çok yeni arazi ve inboldur. Son zamanlarda herkes çıkarılsanlar gördüler. ması güç altından vazgeçti. Kauçuk ticaBu seyahatin tadı Mehmed Alinin reti yapıyor.. damağında kalmış olduğu için ertesi sene Yolu hiç şüphesiz biliyorsun! Yolu bilmesine biliyorum amma, tatilde gene böyle bir gezintiye çıkmak şimdiye kadar çektiğimiz sıkıntıdan da tan geri kabnadı. Hem bu sefer insanî ha müşkül vaziyetlere düşmemiz ihtimali bir vazife daha deruhde etmişti. Kongoya vardır. Çünkü tekrar korkunc ormanlar gitmek ve kendisinden çoktanberi haber geçmekle beraber diğer taraftan bazı de almamıyan kâşif Binger'i bulmak, eğer reler aşmak mecburiyetinde de kalaca müşkülât içinde ise ona yardım etmek... Mehmed Ali, tabiî, işi ilk olarak Niğız. agbo'ya açh. O da hemen seyahat hazır Peki.. Bu teçhizat ve bu adamlarla oraya kadar gitmemiz miimkün değil lıklanna başladı. 1888 senesinde ekserisi ilk seyahate iştirak etmiş uğ gibi zenmidir? însan neyi ister de yapamaz, elbet cilerden müteşekkü olmak üzere bir hamal ve yol açma grupu seçtiler. Tabiî de mümkündür. O halde.. Marş ileri!.. Hava da Nanan'ı da birlikte götürmekten geri kalmadılar. Evvelâ Kral Bonduku'nun hiç fena değil.. Talihimiz gibi açık!.. Kafile, Mehmed Alinin arzusu ve Ni memleketinden geçtiler. Binger'in nerede agbo'nun teşvik ve tasvibile îndeniye bulunduğu hakkındaki ilk malumatı orada almak istedıler. Niagbo her tarafa akrallığına doğru yola düzüldü. Yolculuğun ilk kısmı, Niagbo'nun damlar gönderdi. Fakat kâşifin yeri bir tahmin etmiş olduğu veçhile hakikaten türlü keşfedilemedı. Mehmed Ali: pek müşkülâtlı geçti. Dereler ve batak îmkânı yok, diyordu, bana veril lıklar son fırtına ve yağmur neticesi bü yümüş, genişlemişri. Yol açan zenciler miş olan vazifeyi tamamile ifa etmeden bazan omuzlarına kadar su içine gömii geri dönemem. Ölümden başka hiç birşey lüyorlar, Nanan çok defa onlardan biri beni Kong'a kadar gitmekten menede nin başınm üstüne oturup su birikintile mez. Halbuki bu ikinci seyahat delikanlıyı rinden o suretle geçmek mecburiyetinde kahyordu. Kafilenin yansı da Afrika büsbütün yormuştu. Annesine yazdığı sıtmasına tutulmuştu. Bir taraftan hasta bir mektubda: «Bilmem ki bu rahatsızlıktan kurtulalık nöbeu", diğer taraftan yorgunluk dolayısile büsbütün bitkin bir hale geliyor bilecek miyim? diyordu, fakat ölsem de insaniyete, ilme hizmet ederekten hayalardı. Neyse güçbelâ bataklıklar ve dereler nma nihayet verdiğim için memnun ola geçildi. Fakat bu sefer de yeniden or cağım.» Mehmed Ali bir aralık o hale geldi ki manla mücadele başgösterdi. Bu orma nın içine doğru şöyle uzaktan bakmak yürümek şöyle dursun, olduğu yerde kıdahi insanm kalbine korku, ruhuna heye mıldıyamıyordu bile.. Onun için kendicanlar veriyordu. Her taraf yere uzan sini hamakla uakletmek mecburiyeti hamış dallarla kapanmıstı. Geçidler, telör sıl oluyordu. Beyaz misafirin bu halini gören yerli kabileler ona yardım için gülü bir istihkâmı andınyorlardı. Bereket versin Niagbo bu hususta kafileye kendi adamlanndan kaüyorlarsayısız tecrübeler görmüş olduğu için dı. Bu suretle yapılan elbirliği sayesinde zencilere yeni yeni usuller öğretiyor ve kafile nihayet Kong'a vâsıl oldu. Nihayet Binger'in izi bulunmuştu. bu sayede ilerilemek imkânı hasıl oluyorBir hafta sonra bizzat kendisi de Kong'a du. Daldan örülmüş duvarlar muayyen yerlerinden vurulan bıçaklarla kesilince geldi. Büyük kâşifle Mehmed Ali ara birer tiyatro dekoru gibi geniş bir duvar smda büyük bir dostluk teessüs etti ve bu sefer ikisi beraber yola çıktılar. Lâkin, halinde yere yıkıhveriyorlardı. Nihayet orman müşkülâtı da bertaraf Binger de hastalandı, hem de o derecede edildi. Yürüyüş kısmen normal bir şekil ki, Mehmed Ali hamağını ona vermeğe aldı. Zenciler yorulmadan günde sekiz mecbur oldu. Bu vaziyet Niagbo'yu da müteessir etdokuz saat yürümeğe muvaffak oluyorlardı. Nanan'm da ne«e<:i verîn'» gelmis mı\ onun da hali gittikce fenalaşmağa Amerıkada birçok kurbağa çiftlik lerı vardır. Buralarda iyi yeyip içen ve iyi ihtimam gören kurbağalar kısa bir zamanda hayret edılecek derecede çoğaldılar. MEMLCKETLCRK ÇOCUKLAR. ( Vahşi hayvanlar ) Kaplan Kaplanın en fazla hâkim olduğu mıntaka Asyada Sıberyadan Hindistana kadar olan geniş mmtakadır. Sunda, Sumatra, Cava adalarını da bu hesaba katmak lâzımdır. Kaplanın akrabalanndan Panter ve Leopard cinsleri ise, bilhassa Afrikada bulunur. Asyadaki kaplanlar ıki cinse ayrılabilir: Siberya kaplanı, Bingale kapîam. îsminden de anlaşılacağı veçhile Siberya kaplanı, Siberya nın şimali şarkisinde yaşar. Boyu gayet uzundur. 3,75 kadar vardır. Tüyleri ve derisi oranın kışmm fazla soğuğuna tahammül edebilecek şekilde kalın ve sıktır. Bingale kaplanı ise, daha boldur ve adeta büyük bir kediye benzer. Tüyle * rınin bir kısmı siyah yollu, karnı beyazdır. Gözleri esmer renktedır. Fakat hiddetlendiği z'aman fosfor saçan yeşıle döner. Asyadakiler daha çevıktir. Afrikadakilerin pek güçlükle çıktıkları ağaca gayet kolaybkla tırmanırlar. Her iki cins kaplanın kuvvetleri bil hassa dişlerinde ve dn ayaklarile pençelerindedır Dişleri insan parmakları cesametindedir. Dili o kadar çalâktır ki kemikle eti derhal birbirinden ayırır. Bingale kaplanı Hind ormanlannın sıcak ve bataklık yerlerinde yaşar. Bütün gözlerden saklamr, yabani domuz Ingıltere ve Amerıkanm bellibaşlı lo kantalarında kurbağa yemekleri deh şetli rağbet kazanmıya başladı. Bu kurbağa çiftliklerinde her gün binlerce kurbağa konservesi yapıhp dünyanın muhtelü taraflarına sevko lunmaktadır. Gerek kurbağa çiftlikle rinde, gerekse konserve fabrikalarında Amerika zencıleri çahşmaktadırlar. Ayrıca birçok mütehassıs da kurbağa efendilerimizin sıhhatleri bozulmasın, ke yiflerine halel gelmesin diye onlarla sabahtan akşama kadar meşgul oluyorlar. Diğer taraftan çiftlik sahibleri kazanc için bir başka yol daha tutmuşlardır. O da, meraklılara çiftlikleri gezdirmek.. Yarım dolar duhuliye alıyorlar. Söylendığine göre, duhuliyelerden hasıl olan miktar çiftliklerln bütün masraflannı koruyor, satılan konservelerin rraları da yanlarına kâr kalıyormuş. başlamış, her zamanki neşesinden estfr kalmamıştı. Yol açıcı ve hamal zenciler de gitgide metanetlerini kaybediyorlardı. Niagbo, oğlu Nanan'm da hastalanmasından korkuyordu. Fakat çok şükür zenci çocuğu şarkı söylemekten, sıçrayıp oynamaktan geri kalmıyor, adeta bütün heyeti olduk lan yerde kalmak tehlikesinden o kurtanyordu. Fakat ayni zamanda herkes onun nasıl olup da bu şekılde kaldığına hayret ediyordu. Nihayet bir gün babası onu bir köşeye çekip ağzını arayınca çocuk, kuşağının arasmdan Hindistan cevizine benzer birşey çıkarıp: Işte, dedi, bunun sayesinde t Niagbo cevizleri muayene etti, fakat o zamana kadar görmediği bir meyva olduğu için hiçbir mütalea dermeyan edemedi. O zaman Nanan izahatma şöyle devam etti: Kong'da iki yerli konuşuyorlardı. Onlann sözlerini tesadüfen dinledim. O yerliler şimdi Binger'in adamlan arasın dadırlar. Bu cevizlerden birini gizlice aralannda taksim ederek yiyorlar, bütün kuvvet ve kudretlerini ona medyun olduklannı itiraf ediyorlardı. Peki amma, sen bu cevizleri nasıl ele geçirdin? Satın aldım. Geçen seyahatten kalma yanımda altın tozlan vardı. Onlan verdim. Pekâlâ, öyle ise yann sabah yola çıkmazdan evvel bir tanesini de ben yiyeyim.. Bakalım netice ne olacak? Niagbo, dediğini yaptı ve o günkü seyahat her zamankinden daha müşkülâtlı olmasına rağmen kat'iyyen yorgunluk duymadı. O vakit Nanan: Acaba, dedi, bizim beyaz amcalara da bundan versek iyi olurlar mı? Zannederim. Hemen o akşam dinlenirlerken Niagbo meseleyi Binger'le Mehmed Aliye anlattı. Mehmed Ali: Evet, dedi, bunlann adı Kongo cevizidir. Kahve, çay gibi insanı uyuşukluktan kurtanr. Fakat benim böyle şey lerle dirileceğimi zannetmem. Onun için Binger'e ve zencilere veriniz! İngiltere ilkmekteblerinin birinde çocuklara sokakta yürüme dersi veriliyor. Tavrulardan bir kısmı otomobil idare ederken, ötekiler çivili yollardan geçiyorlar. Vaktile birçokları onlar gibi bu işi mekteblerde öğrenmi^ olsaydılar köprüden geçerken şaşınp ceza vermezlerdi. Bilmeceyi çözenler Bılmeceyi doğru çözenlerden bıze fotoğraf gönderenlerin resimlerini basmıya devam edıyoruz. Fakat burada resmi çıkmak mutlaka hediye kazanmış ol maklığa delâlet etmez. Mükâfat kaza nanların isimleri her aym ilk haftasmda neşrolunan büyük listeye yazılır. Soldan sağa sıra ile: 1 Urla Tahaffuzhane muhafızı ö mer oğlu Hıkmet. 2 Samsunda orta okul 30 Bahrlye. 3 Afyon Kadın Ana ilk okulu Güzin. 4 Kütahya lisesi 835 Şerif îbrahim. 5 Rusçuk Avcıoğlu Ali Mustafa. 6 Mersin Adriyatık acentası Şakir oğlu Şevket. 7 Kasımpaşa Mutfakkapı caddesi 2 numarada Alâeddin. 8 Adana îsmet înönü okulu 62 Muzaffer. YAZI8IZ HİKÂYE 9 Samsun Bozkurt ilk okul 128 Said. 10 Sultanahmed Bayramfırun 59 numarada Ziya Çakmak. 11 Adana Belediye tabibi Tahir oğlu Yavuz. 12 Devell ük okul Servet. 13 Konya Bey sokağı Üçüncüçeşme 46 numara Muammer Çokuslu. 14 Adana îstiklâl ilk okul Fatma Sever. 15 Konya Ereğli Istasyon caddesi 71 numarada Talât. 16 Ankara Defterdarlığı Kızılbey maliye memur muavini kızı Türkân Ertan. Hediye! 17 Beyoğlu îstiklâl caddesi 50 nuAnnesi Yuvrumuza cCumhurlyei marada Vahe Cezveci. bayramı> İçin ne hediye alacaksın? 18 Nevşehiı Ahzı asker şubesi reisi Babası Pek mükemmel bir şey. oğlu Şinasi. Annesi Meselâ.. Babası Keşfedemedin mi? Ben da senl zeki bir kadm zannederdim. Bir «Iş Kumbarası!» lar, yerde sürünen hayvanlar, yabani ördeklerle geçinir. Hımalâya dağlarınm etekleruıdeki ormanlık mıntakada geyik avbyarak yaşar. Her sene Asyanın muhtelif memle • ketlerinde binlerce kişi kaplanların kurbanı olurlar. Buna rağmen iyi bılmelıdır ki, kaplanlar insanlardan korkarlar. Korkmasalar kurbanlar daha çok olur. Ancak mtiyar kaplanlar, fıl ve manda gibi hayvanlara karşı mücadeleyi göze alamadıklan içindir ki köylere kadar inip oradan insanları kaçırırlar. Kaplanlar muhtelif şekilde avlanır. En emın tarzı fil üstünde yapılanıdır. Tuzaklara düşürüp avlamak tehlikeli, fakat ayni zamanda çok mejaklı ve heyecanlı bir spordur i Çocuk portreleri i * * * Hakikaten Mehmed Ali «Fildişi» sahıline dönüldükten birkaç gün sonra vakitsiz solup giden bir çiçek gibi öldü gitti. Cenazesindeki beyazlar değil, zenciler de hep ağlaşıyorlardı. Hele Binger ile Niagbo kardeşlerini; Nanan da hakikî amcasını kaybetmiş kadar müteessirlerdi. tnsaniyet ve medeniyete hizmet etmiş Türk gencinin temizlenmiş cesedi, memleketine gönderilmek üzere ilk gelen vapura yerleştirildi. Yeninesil okulunda Nuran Sunanm şirin bir pozu ( Birincifeşrin bulmacası ~ 5OAT Baba oğul ve ağaç yîyen hayvanın marifetleri Ben dokuz harfli bir kelimeyim. İlk dört harfım herkese lâzımdır. Beşinci ve altmcı harflerim bir ölçüdür. Seki zinci ve dokuzuncu harflerim ise erkek ve kahraman manasına gelir. Bütün dokuz harfimle ise insanları tabiî felâketlerin birinden koruyan vasıta haline girerim Bılm bakalım, ben nej'im?

Bu sayıdan diğer sayfalar: