30 Ağustos 1934 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 4

30 Ağustos 1934 tarihli Haber Gazetesi Sayfa 4
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

ABER — A m Postası Abdulhamıt Gozdelerı Tarihi tefrika: 50 Yıldız sarayında, hiç bir za - man, o günkü kadar birbirini ko - valamamış, o günkü kadar birbi - Tini tuzağa düşürmeğe çalışma - mıştı. (Haft Cemiyetler) i elde et - mek gayesiyle sarfedilen — mesaf tamamiyle hedefini — kaybetmişti. Herkes diğerinin sırtından mevki ve rütbe kazanmağa bakrıyordu.. Gönül işleri de o günlerde Yıl- dız saraymda almış yürümüştü: Sandet, Necdeti seviyor. Necmise- , Ker de Kâzım beyin peşinde koşu- . Yalnız bu kadar mı ya?.... Şimdi de bu heyecanlı sahneye İkbal çıkmıştı. Bu güzel Çerkes Kızı da “Abdülhamidin — ikinci derecede olsa — gözdeleri srrasm- daydi. İkbalin mabeyinci Nuri beyle arasmdan su sızmıyordu. Zaten İkbalin Yıldız sarayıma almması- na Nuri bey sebep olmuştu. Bir gün Tophaneden geçerken, Adapazarmdan yeni gelmiş olan İkbal annesiyle Nuri beyin önünde ’W._ u"yordu. İkbal o vakit on üç, on dört yaşlarında bir çocuktu. Fakat, ne güzel, ne sevimli bir çocuk... Nuri bey kendisinin saraya mensup olduğunu söyliyerek: misin? demişti. — Bu teklife fakir ve kimsesiz bir Kadımm vereceği cevap elbette müspet olacaktı. Nuri bey İkbali annesinden sa- tmn alarak saraya götürmüş ve bir müddet terbiyesiyle meşgul olduk- tan sonra pıdirhı takdim etmiş- Ü. İkbal, Abdülhamidin çok hoşu- na giden gözdelerinden biriydi... Kızıl Sultan İkbalin elinden nar şerbeti içmesini pek severdi. Padişahm kendisine — fazlaca istemiyerek diğer saraylıların kal- bini Kıran İkbal, o gün koridorda Beşir ağa ile karşılaşımca, arabm Kkolundan yakalamış: — Sana kaç defa rica emm Tefnka numarası : 63 Yazan: Ishak Ferdi Dışarıya çıktığın zaman bana (Ni- yetli şeker) al, getir, Parası- nı da verdiğim halde niçin alıp ge- tirmiyorsun? Diye söylenmişti. Beşir ağa İkbal ile daima şaka- laşırdı: — Yarm alm getireceğim, cici kızım ! Fakat, o şekerlerin içinden niyet kâğıtlarını kaldırmışlar. Diyerek İkbali başından sav - mak İstemişti. İkbal şımarık bir çocuk gibi, harem ağasınm boynuna sarıldı: — Ben niyetli şekerden isterim, Onlar eğlenceli oluyor. Talihimi deniyeceğim, Bakalım neler çıka- cak? Halbuki böyle kağıtlı şeylerin hariçten saraya getirilmesi yasak- tı. Harem ağası, İkbale bu yasağı nasıl anlatsm?. — Peki, getireceğim.. Dedi.. Zaten her görüşünde ona bu iki kelimeyi tekrarlamaktan u- sanmıştr.. İkbal, Beşir ağa ile konuşurken, birden, harem ağasımın koynun - dan yere ufak bir kâğıt parçası - nın düştüğünü gördü.. Sesini çı - karmadı.. Kâğrdın üstüne ayağmı bastr. — Haydi, ağacığım! Kusura bakma,. Seni ne kadar çok sevdi- ğimi bilirsin! Canrm o şekerden çok istedi de.. Ben böyle şeyleri Şekeri unutma, & mi?| Beşir ağa gülerekr — Unutmam... Yarm olmazse, öbür gün muhakkak getireceğim. Dedi.... Geniş bir nefes alarak yürüdü.. Ve İkbal, harem ağasmın arka- sından yere eğildi.. Ayağile bastı- Bı kâüğıdı yavaşça aldı.. Avucunun içine sıkıştırdı.. İkbal kendi kendine söyleniyor- dur — Beşirin Hesap pusulalarından biri olmak.. Kâfir arap, — zavallı cariyeleri soyup soğama çeviriyor. Ve kâğıdı açtı.. —O ne.....?! Necmiseherin im- Âşk mı, Semet mi? Nâkili: (Vâ - Şişedeki cilâ yarı yarrya indi.. O bi- tince halim ne olacak bilemem... Yeni içtimai mevkilmi tam manasiyle temsil etmiş olacağım.. “Fikret, maksadım sana - telmihte, sitemde bulunmak değil, faknt böyle ha- şin cümlelerle konuşarak, — seni adetâ sarsmak, daldığın uyuşukluktan uyan - dırmak istiyorum... Nedir bu miskinli- Bin.. Adetâ dayak yemekten korkmuş, yılmış ve sinmiş çocuklara — döndün... Dükkânmın bedeliyle bir miktar borsa oyununa giriştik, bunu kaybettin, sonra Vehbi beyden borç aldın. b da gitti, altı aylık maaşını kırdırdın, keza kay - buldu... Bu, anhaminha, üç dört bin lira- hk bir muameledir. Bu kadarcık bir pa- Buhal yeniden bir teşebbüse girişmek gözünü yıldırır mı? Artık muvaffak slamemış ta, kendini tekzüde — sevket- , bör daha teşebbüs sahasında adım atmamağfa karar vermiş'bir adama ben- ziyorsun.. Nü) Fikret, karısından ilk defa — olarak böyle azar işiliyor, onun — tarafından şiddetle tenkide uğruyordu. No söyli- yeceğini bilemiyerek: — Peki ama, diye kekeledi.. Farzı- mahal yeniden bir teşebbüse girişmek İstesem, para nerde?. Bu sefer, borç a- lacak bir ahbabım kalmadığı gibi, kır- dıracak maaşım da yok.. Her halde be- lâyi ilâhi gibi İstanbul şubesinden ar - kam sıra buraya gönderilen şair Nuri - den istikrazda bulunacağrmı ummazsın. Türkânı — Meramın elniden bir şey kurtul- maz, dedi.. — Canmm, ne meramı? — Trade ile madde bazılarını zannettikleri gibi biri- birine © kadar bağlı değildir. İstediğin kadar azimkâr ol, öyle şerait vardır ki, para yaratamazsın... Yeniden borsa oyu- yununa girmek üzere, kalp akçe basa - İhtiyatlı koca (Merdivenden yuvarla- mrrekn)— Aşağıya düştüğüm zaman ne olacağım bilinmer, — hayat sigortasr poliçem bankada, vasiyetnamem yuka- rıki yazıhanede, doktorun telefon nu « marası da 224467 dir! ZaSI... İkbal gözlerine ipanamıyordu. — Kâüâzmn beye hitaben yazıl- TMiş... Diye mırıldanarak ve bir elini kalbinin üstüne koyarak okudu. Ikbal, Necmiseherin Kâzım be- yi sevdiğini bilmiyor değildi. Da- Ha o günün sabahı, İkbal, Necmi- seherle konuşurken, onun Kâzım beyi ne kadar çok sevdiğini, gös- terdiği alâkadan anlamıştı. — MerFun kadım.. Bu işe de mi burnumu sokmuş. Diyerek düşünmiye başladı. İkbal seviniyordu. Henüz bir şeye karar vermemiş- t Fakat, bu mektup Necmiseheri her zaman yerden yere vurmağa, her saat kendi peşinden Kkoştur- mağa... Hasilr köpek gibi yerlerde süründürmeğe kâfi gelecekti. Necmiseher bu mektubunda yalnız Kâzım beye yardım vadet- mekle kalmıyordu. Kelimelerin arasında bazı manalı — sözler de vardı. İkbal bu sözleri birer pa- rola mahiyetinde telâkki ederek padişaha mübalâğak bir ıö“e anlatabilirdi. Zaten, Abdülkamit, Necmisehe- rin kâzım beyle gizliden gizliye muhabere ettiğini, ona yardım & | | deceğini duyarsa, Kimbilir ne Ka- dar çok hiddetlenecekti, Padişah Kâzrm beyin tamamile tecrit edildiğini zannediyordu. İkbal bunları düşünerek yum - ruklarmı birbirine vurdu: — Oh.. Ne âlâ! Şimdi ikisi de elimde.. VDevamı var) Ömründe ilk defa olarak — sevgilisi tarafından böyle ağır bir tahkire uğru- yordu. Türkânım gözlerinin içine baktı, orada bir lâtife ifadesi aradı... Bir an bekledi... İstedi ki, genç kadın, bir kah- kaha atarak, boynuna sarılsın, şaka söy- ledüı diyerek, sesinin perdesini değiş- Fıht 'Türkn kaşlarını çatmış, başını önüne eğmiş, abuz ve düşünceli duru- yordu. Söylediği sözün, ortaya attığı fikrin doğrukuğuna katiyen imat etmiş bir ifadeyle devam etti: — Elinin altında yüz binlerce lira bulunup ta, bundan kendi nam ve he- sabtna istifade etmesini bilmiyen ada - ma adile sanile aptal derler. — Hangi yüz bin lira...? — Bankanın kasasmdaki... Delikanlı, suratına şidedtli bir tokat yemiş gibi sarsıldı, iskemlesini devire- tek ayağa kalktır — Türkân! Türkân, soğuk kanlılığını asla boz - muyordu. Esasen söylediği sözlerin doğ- ruluğuna da kat'i surette kaildi. Ankaca 80 Agustos 1934 | | Ankara mektupları Ankara Halkevinde bir kaç saat.. Temsil kolu gençleri Izmirli arkadaşlarile tanışmıya gıdıyorlaf Ankara muhabirimiz yazıyor: —“Ayağınız uğurlu geldi, tem- sil kolunuz bir âza daha kazandı! Ve üstünden kibarlık sadelik akan genç krza dönerek: — Bugünden itibaren evimizin çocuğusunuz, numaranızı unutma yınız emi?. 241.. dedi. Önündeki iri kaplı defteri itina ile kapadı. Halkevi müdürü sözünü henüz bitirmişti ki, oturduğumuz - terte- miz odanı kapısında titrek bir e- lin dolaştığını duyduk, bir saniye sonra kapı ağır ağır harekete gel- di, beyaz, bembeyaz bir başın bi- ze doğru uzandığını gördük.. Bu âşina bir çehreydi: Yi Müdür Ali Rrza Beyr —— — Hoşgeldin üstat, diyerek ye- rinden kalktı: — Ne iyi tesadüf size yeni âza- mıizı tanıtırım, çok içli ve ince dü- şünüşlü bir Türk kızı,, dedikten sonra, Genç Hanıma hitaben: — Siz üstat İbnirrefik Ahmet Nuri Beyi, tanırsımız, değil mi?.. diye sordu.. —" Himmetin oğlu,, muharri - rini tanrmaz mıyım efendim? İbnirrefik Ahmet Nuri Bey “Himmetin oğlu,, piyesini 932 se- nesinde yazmış ve bu piyes Cüm - huriyet Halk Fırkası temsil şube- ai tarafından 1934 yılmda basıl - mıştır. Piyes üç perdelik muzikalı Kkomedidir. Mevzuu basittir: Himmet 'Ağa isminde, hali vak- © yerinde bir köylü: oğlu Veliyi hukuk tahsil etmek üzere İstan - Bula gönderir, Veli mekteba de « vam edeceği yerde göz Kamaştı- nıvoyo!pnhııuhîdümk— fen tasdkili senet olduğu halde Himmet 'Ağanmn Köyüne gider. Ve H'deKöyüne dönmüştür. Babası oğlunun tahsilini bitirdiğini —dü- günerek Kalpten bir Bevinç duy- Mmaktadır.. Bu arada Samuel elin- 'de senet çıkagelir. Himmet Ağa, Dedi ki: — Evvelüâ o kadar heyecana kapıl - ma.. Yerine otur bakalım.. Vallahi, fa- cia aktörlerine benziyorsun, — sinirime| gireriz.. — Bu, beni hırsızlığa teşviktir. — Niçin hırsızlık olsun? — Para çal demiyorum ki... — Öyleyse, suiistimal... — Zimmetine geçir de demiyorum.. — Onun gibi bir şey.. — Hayır, tekrar yerine koymak üze- re alacaksın, canım.. — Hakkım yok.. — Oh efendim, oh.. Kör kadı gibi doğru huğa kalkışırsan, bu hayat ortasında a- wıkmvhıdih.ıh.hılı vere » yim! Bu ix S fimd' ıııuııoylîyıyıııı.hk Elime bir avuç para alsam da “tek mi? çift mi?,, diye sorsam, belki bir defa, üç defa, beş defa bilemezsin. Ebediyyen bilmemen kabil midir?. Biz de, borsa oyununa, yüksek bir sermaye ile devam edelim.. Şimdi - ye kadar üç vöbet ziyan ettik.. Büyük talisizlik oldu. — Bankamn kasaları eli- Veliye hiç bir şey ilesinin şerefini tekmil malmı satar, oğlunun ” muele olan borcunu öder, P&" nn bu yüksek kalpliliği kan da Veli, köyden sessizce " seye görünmeden sıvışır. AF nin kendisine gönderdiği 800" ile ticaret hayatına atılır, Â zaman zarfmda, çok dürüst Bf | ket etmek suretile, Kendisini V ret âleminde tanıtır ve bir Kazanır köyüne dönerek nmn sattığı emlâki tekrar sali lır. Yakmlarımdan bir köylü ” evlenerek daha büyüKk işler mak üzere köyden ayrılır.. Ibnirrefik 'Ahmet Nuri bu piyesinde ne dereceye muvaffak olduğunu mevzuumuzun haricindedir, nız Halkevi temsil blıı Tmıılhluıuçlımıîulı çalışması sayesindedir ki Ankara Halkevinde biribiri * sından dört defa temsil edil! * VA l Ankara Halkevi temsil 4” dan otuz kişilik bir heyetin ” kurtuluş bayramma iştirak

Bu sayıdan diğer sayfalar: