14 Mart 1936 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 13

14 Mart 1936 tarihli Haber Gazetesi Sayfa 13
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

u MART — — 1916 amk İLANER — — Akşam postas, postası 13 ” HASAN PUDRALARI — Talk Pudrası Bilkimya saf olup mükemmel ambelâj edilmiş kutular oderunum | da bulunur ve kokuludur. HASAN DEPOSU Istanbul - Ankara - Beyoğlu ve sıhhi bir pudradır, yaly yy Pek yakında Türk matbuatının şimdiye kadar görmediği bir tarzda l.aziırlarımış bir gazete ile karşılaşacaktır “Tam Bir Hafta, inci ticaret mahkemesin( Kazmirci Kanetti biraderler girizeti tara fından Samsunda Çarşıyolunda elbise töc carı Çelik Cemil aleyhine (açılan alar! cak davada müddcialeyhe gönderilen dava arzühalinde gösterilen ikamet gâht terkettiği tebliğ ilmühabere veri” len şerbten anlaşılmakia o mahkemece kendisine bir ay müddetle ilânen tebii gat İcrasma karar verilmiş ve tahkikat günü olan 14 — 4 —936 saatl4de bırakılmakla mezkür günde hazır bulun lar için daim! ve zaruribir Oiber ması veya bir vekil ( bulundurulmasını yaştır. Cilde katiyyen zararı dokum rine geçmek Üzere ilân mâz. Tuvalet Pudrası Vücude gençlik ve güzellik, cilde in Çiçeklerden ve en nefis kokulardan yı olup ihtiyar kadınları © genç genç ve (güzellere İnsanı çıldırtan bir renk ve incelik verir. OKadım Traş Pudrası 'Tıraş pudrası cildi Çocuk Pudrası Vücutta, koltuk altlarında, kasıklar da, ayaklarda vukua bilâkis en iyi ateşini ve bozmaz Kokulu Tıraşın celik ve letafet verir traş pudrasıdır. gelen ter w hararetini keser, gayet ucuz, güzel fena kokularda pişiklik ve sivilcelerdı ve bilhassa yeni doğan ve küçük çe cuklarda vaki pişikliklerde ve sivilce Tüzumu tebliğ olünür. uyg yg yy yy yy e yy i : ; 2 ULU Herkesin gazetesi olacak, Türk matbuatının şimdiye kadar görmediği bir şekilde diyoruz ş çünkü ; 1 — Kıtası37 X 55 dir; 2 — Yarısı yalnız resimdir ve bu resimlerin yeküanu nüshada vasati 17 bin santimetre murabbaı tutmaktadır. 3 —4bütün sayfası baştan başa 4 renkli resimdir 4 — içinde iki büyük roman, röportajlar, seyyahat ve.casusların kendi ağızlarından din- leyeceğiniz hatıraları, yalnız resimlerden ibaret macera ve heyecan sinemaromanları, bil- iş saatlerinin yorucu ağırlığile bunalan kafaları dinlendirecektir. hassa kadınları yakından alâkadar eden bahisler, onlar için sayfalar; seçilmiş tarihi vak'a- lar, en güzel hikâyeler, okuduğunuz zaman hayret edeceğiniz ve yalnız okumanızla iktifa etmeyerek başkalarıns da okutacağınız veya anlatmaktan kendinizi alamıyacağınız dün- ya hâdiseleri, haftanın en mühim vak'atları, lunacağı gibi gene bir haftanın belli başlı yerli ve yabancı toğraflarla da tesbit etmiş olacaktır. Tam Bir Hafta have la ayyy yy yg yy Gm a 36 FAUSTA —Dinsizler kahrolsun... — Muhafızları suya atın! Kriy- yonu Sen nehrine... Diye bağırışı- yorlardı. Giz sapsarı kesilmişti. Etrafma durmadan emirler yağdırıyordu. Birçok subaylar dolu dizgin Gizin kıtalarının dağılmış bulunduğu noktalara koşuyorlardı. Arsenale, Bastile, Tample, Luvra, Paleye, Şatöleye... i Kriyyon kılıcını çekti. İşte bu anda Pardayan ile Şarl Dangulem tüfek ve mızraklarla donanmış yekpare bir granit kütlesi gibi da- ğıtılması imkânsız bir hal almış olan muhafızlarla İsviçrelilerin etrafındaki gürültücü halkın ilk sıralarına varmışlardı. Giz, Parisin çılgınca sevdiği mağrur Giz, gene bir hareketle halkı susturdu. Onu dinlemek, o - nu takdir etmek için ahali nefes - lerini tutmuştu. İşte bu anda İsviç- relilerin kumandanı olan Albay, şimdiye kadar Kriyyonun arkasın. da dururken birdenbire Düke doğ- ru ilerledi, Ve yüksek sesle: İ — Ne ben, ne de benim kuman-! damda bulunan İsviçreliler... Pa -| risten çıkmıyacağız, dedi. Kriyyon: — Albay, yerine! Diye haykır- dı. Yoksa yemin ederim ki, ikimiz- den birimiz ölü düşene kadar dö- Züsürüz. ' Albay Kriyyona cevap vermi - yerek: — Monsenyör... Ben Sen Lige teslim oluyorum. İsviçreliler, ay « rılınız! Dedi. Bu onda, genç, dik ve titrek bir ses duyuldu. Herkes şaşırıp kalmıştı. Gizin Albaya doğru uzanmak üzere bu- lunan eli birdenbire durdu. Alba- yın üzerine atılmağa hazırlanan Kriyyon bunu yapamadı. Vazife « lerini terketmek üzere bulunan İs- viçreliler oldukları yerde mıhla - nıp kaldılar. Alkışlamağa hazır « lanan halk ürperti içinde yeni bir facianın geçeceğini (o hissederek beklemeğe başladı. Çünkü bu ses bütün kuvvetiyle şöyle haykırmıştı; — Alçak! Bir alçağa teslim o- luyorsun, öyle mi? Albay müthiş bir küfür savur- du. Giz hiddetinden mosmor ke « silmiş, ağır kılıcını yarıya kadar çekmiş, kendisini alçak diye tah - kir edeni gözleriyle arayordu. O zaman Dük, bir delikanlınm dairenin boş olan orta yerine at « İ ladığını ve sert bir hareketle Al - bayı bir tarafa iterek kendi önüne dikildiğini ve kollarmı kavuştura- rak durduğunu gördü. Hasıl olan sessizlik içinde bu delikanlının dik sesi hâlâ duyul - maktaydı: — Hanridö Loren, Dük dö Giz! Babamın katili! İki kere ha- in ve asi! Fransa kralı Dokuzuncu Şarlın oğlu olan ben, Şarl Dangu- hâdiselerini müsabakalar, eğlenceler, haftanın tenkidi bu- vazıh ve güzeli fOo- Türk matbuatının görmediği bir mecmua olabilmek için aylardanberi hazırlanıyordu. Ni- yet bugün Türk matbuatında böyle bir mecmuanın çıkarılabilmesine “wÜüimüş ve neşredilmesinin çok yakın olduğumu bildirmek fırsatına erilmiştr. imkân olduğu gö- FAUSTA 33 — Bu akşam saat dokuzda! Sitedeki evde... Geleceğiz Mon - senyör Giz, emin olunuz ki, gele- ceğiz! Cümlelerini tekrarlıyordu. PARDAYAN Prens Farnez ile Belgoder ara- sında geçen şu kısa ve uğursu: konuşma ile Viyolettanın âkıbeti kararlaştırılırken, Dük Dangulem Gize doğru yürümekteydi. Dokuzuncu Şarl'ın oğlu,'müt- hiş bir hiddetin bütün benliğini! kaplamakta olduğunu hissediyor. du. O bir az evvel arabada, Viyo - lettanın yanmda bir bakıma acı ve bir bakıma tatlı olarak geçen sa-| niyeleri unutmuş bulunuyordu. O şimdi, yalnız Balafre ismiyle anılan dinin mukaddes evlâdmı Gizi, şüphe götürmez bir maksat. la Viyolettaya doğru eğilmiş gö- rüyordu. Giz ona alçak sesle birkaç söz söylediği zaman Dük Dangulem ka'binde şimdiye kadar yabancısı olduğu bir duygunun uyandığını! hissetti: Kıskançlık! İnsanlarda ki kin ve düşmanlığın en amansı ZI... Genç dük, yumrukları şıkılmıs gözleri dönmüş, yüzü içinde ko - pan fırtınayı anlatarak, kahra manları, reisleri olan Dük dö Gi - zin hareketlerini gözleriyle takıp eden ve onun bir işaretine hazır bulunan halkın içine atıldı. Birdenbire birisinin kolunu ya- kaladığım hissetti, Şiddetle dön- dü. — Şövalye dö Pardayan... Tam vaktinde yetiştiniz dostum. Pardayan cevap verdi. — Evet, sizi delice bir hare « ketten alakoymak için tam vak « tinde yetiştim. Böyle nereye ko - şuyordunuz? Monsenyör Le Dükü, şu zavallı avanakların dediği gibi “Davudun oğlu,, nu tahkir etme- ğe mi? Aman ya.abbi, ne kadar da sabırsızsınız Monsenyör? Yir. mi dört saattenberi adam öldür - mek için terter tepinen ve henüz buna doymamış böyle on bin ki. şilik bir kalabalığa karşı koyacak dünyada yalnız bir kişi vardı o da şimdi öldü. Bu adam, babamdı Monsenvör. Pardayan Sarlm düşüncesini bu sözlerle oyalayarak onu kala « balığın dışarısına doğru çekiyor « . du. Dangulem, büyük bir inat'a: — Pardayan, şu herifle mutlas İ ka konuşmak istiyorum, dedi. — Doğrusunu söylemek lâzım- gelirse ben henüz ölmek istemi « yorum dostum. Hele burada ken » dimi budalaca boğdurmak hiç de işime gelmez, Bir de ölmeden ev. vel Morövere mutlaka birkaç söz yy yy m yy gl

Bu sayıdan diğer sayfalar: