28 Ekim 1936 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 8

28 Ekim 1936 tarihli Haber Gazetesi Sayfa 8
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Hatalarını anlatan: Alman korsan gemisi “Deniz “kartalı” nın süvarisi Kont Feliks fon Lulmer li Hesapları diğer zabitlerden yarım saat sonra bitirebiliyor, muhakkak elli mil kadar kata yapıyordum Tayfa sandığı yerine güzel bir ba - vul, yeni elbiseler satmaldım, haya- tımda ilk defa olarak kolalı yakâ kul Jandımı. Kolalı yaka bana çok zahmet veriyordu ama yavaş yavağ alıştım. — Ellerimi bir zabit eline benzetmek İ- çin epey uğraştım. Ama buna lâyıkile “muvaffak olamadım. Seneler süren tay © falığım esnasında ellerimde hâsıl o- Jan nasırları silmek mümin değildi. Üç hafta sorira hareket ettik ve gü- verte zabtiliği vazifesine başladım. Süvari elinden geldiği kadar bana yar- dım ediyordu. Koca vapurda benim İ- çin yeni ve bana yabancı gelen birçok şeyler vardı. Fakat sabır ve azim İle her şeyi yavaş yavaş öğreniyordum. Vapur Elbe nehrinden aşağı iner- ken kılavuzun yâanmda bulundum. Kolluklarım arasıra bileğimden kayı- yor ve acemitiğim her halimden belli oluyordu. Ama hüsnüniyetim her şeye galebe ediyordu. Yavaş yavaş mesaha| | almıya başladım. Lâkin hesapları di- ğer zabitlerden yarım ant sonra biti- rebiliyor, muhakkak elli mil kadar ha- ta yapıyordum. Çok şükür netice sor- o madıkları için mahcup olmadım. İlk defa vardiya aldığım zaman sanki dün yalar benim olmuş kadar sevindiydim. Gemide en zevkli dakikalarım kap- tan köprüsünde yalnız başıma bulu - nüp da eski hatıraları yadettiğim 2a- manlarâr. Petropolis vapurunda dokuz ay hiz- olduGönüllü yazıldım ve Kiyele git- tim. Kışlada ilk günler epey sıkmtılı geç © O. Hele yürüyüş talımleri, sakat baca» l | Nakleden: Hatice Süreyya min dü ğrm yüzünden, bana pek zahmet veri— yordu. Maamafih yavaş yavaş kışla hayatma da alıştım. Gönümü müddetim (bittikten sonra Mars zırhlısmda topçuluk talimi gör. düm. Ve nihayet uzun talimleri, ders İeri, imtihanları müteakip zabit nam- zeği, zabit vekili ve ihtiyat zabiti ol - dum. Sevncimi imkânı yok anlatamam. Dünyalar berim olmuştu. Hemen üni. forma, epolet, meç ısmarladım, Kart vardığım zaman otele indim, eşyaalrr. mi biraktım. Üniformamı giyip kendi. me çekidüzen verdikten sonra evin yo- Turu tuttum. Hizmetçiye kartımı vermiştim. İçer- i en babamın desini — Bahriye zabiti Kont Feliks Fon Lükner mi? Böyle bir adam tanımı. yorum, Maamafih söyle gelslu, Derhal içeri daldım; — Merhaba baba, sözümde durdum değil mi? İşte zabit üniformasını şe- refle taşıyorum. Zavallı babam öyle şaşındı ki, bayı- lacak igbi oldu ve boğuk bir sesle an- nemi çağırdı. Annem telâşla ve koşarak geldi. Be- nl görlince düşüp bayıldı. Babamla bir! olarak ayılttıktan sonra kadmcağız boynuma sarıldı, heyecan ve sevinç - ten ağlamıya başladı, Babamm gurur ve sevincine ölçü yoktu, boyuna öğünerek: — Gördünliz mü, diyordu, benim oğlum işte böyle ailesine şeref veriyor. Zaten ben ötedenberi böyle söyleme - miş miydim? Serseri hayatıma böylece hateme çektikten sonra artık ailem arasında yaşamıya başlamıştım. Bahriye ihtiyat zabiti olmakla be- raber, henüz zabit olmamış ve kaptan şehadetnnmesi de almamıştım. İki s6- ne Hamburg - Amerika hattmda çalış- tıktan sonra yeniden bir imtihân geçir parçasından herbirini ismiyle öğren- mek lâzımgeliyordu. Neyse bu imtiha- nı da muvaffakıyetle atlattım. ne staj devresini geçirince fili hizmete! artık resmen dahil oldum. Bana deniz Üzerinde ilk vazifemi bu lan Hamburglu ihtiyar kayıkçı Peğde- ri bahriye zabiti tüniformasiyle ziyaret etmem mukadder değilmiş. Zavallıyı aradığım zaman öldüğünü öğrendim: Kulübesinde ihtiyar bir kadın vardr. Pedderi sorunca: — Üç sene evvel öldü, dedi. KADINLAR EEE YAR AE AE / Onun uzanan dudaklarmdan ağzımı) kaçırmadı. İki vücut birleşti. Yumu - gak ve sık otların üstüne yattılar... Ve aşklarmm ilk maddileşişi ice bu . gekilde oldu... © Başını çevirdi. Oğlu!... © Sakat elddi, * Bunları düşünen İsmet, şimdi de birdenbire belinin sarıldığmı hissetti. We başmı, göğ süne dayâmiğ... Anne oğlu öylece, baş başa kaldılar... — Ne düşünüyorsun, anneciğim... — Hiç... Şimdi artık oğlunun sıhhatine ka - vuştuğuna emin, gene aklı Murada - meşgul oluyordu. Doğrusu bu oğlan, çok dürüst dav- ranmıştı. Beş ay zarfında hiçbir aşkın ık, taşkınlık yapmamış, muntazam uslu akıllı mektuplar göndermişti. Doktorun söylediğine bakılırsa, çokl, Hissi Roman geçmeden gehre İneçekler.. Oradaki buluşmaları nası) olacektı?7... Ertesi sabah, Enis bahçede dolaşı- yor, annesi balkona dayanmış, onun yaramazlıklarını seyrediyor. Bugün delikanlının bir fevkalâde bali var. Se- vinç içinde... Keçi yavrusu gibi sıçra- yıp duruyor. Dallara asılıyor. Kendi. ni barfikste gibi çekiyor. — Yapma, oğlum... Şimdi büyük an- nen burada olsaydı, kimbilir seni ne- kadar paylardı. Doktor da, hiç şüphe- siz böyle şeylere müsade etmez... — Anneciğim! Hayat, içimden fış- kırıyor... Yakında İstanbula dönece- Fiz, değil mi7... Artık, ben de herkes gibi oldum... Kimsenin yardımma ih- tiyaç olmadan #okaklarda dölaşabile- ceğim... Tramvaya bineceğim!... Trâm vay... Düşün! Yalnız başıma tramva- ya binmek... Enlellicensferyi İ > Bir UK Hatıraları anlatan : EFDAS TALAT —241— Yazan: IHSAN Halk, Kumkapıdaki Fransız hapishanesile Krokere hücum Bunun için çare! — Kaçırmak! Hayır! Buna lüzum bile yoktu. Böy- lelikle tehlikeli bir maceraya atılmadar işi daha pratik bir şekilde bitirmek is- tiyordum. Bunun için hangi vasıtadan istifade edebilirdim? Bunu düşünürken sanki birisi kulağıma fısıldadı: — Yalandan! Evet bir yalanla işi halletmek. Meş- ru ve mukaddes bir yalan! Bir müddet için istirahat kararı ver- dikten sonra ortâdan bililtizam'kaybol- dum. Bir saat sonra meydana çıkarak, asık ve mahzun bir suratla miralay Bal larm yanına girdim. oHalimdeki gayri tabiiliği farketti, İş Üzerinde konuşur- ken sordu: — Ne o senin bugün bir durgunlu - ğun var? — Bir şeye canım (sıkıldı. Size de anlatacaktım zaten! — Anlat bakalım, — Bilirsiniz ki hakkımda gösterdi » ğiniz teveccüh ve alâkaya © mukabele edebilmek için her fedakârlığa katlar- mağa hazırım. — Ondan şüphemiz yok. — Evet; bu hisle daima etrafla alâ- kadar oluyor, olanı biteni öğrenmek is- tiyorum, — Bir şey mi düydun? — Evet! Şehirde dolaşırken eski ar- kadaşlardan bir kaçına testgeldim. A- ralarında bir şey konuşuyorlardı. Beni görünce sustuları Maldm ye, ben oniz- rınnazarında lekeli bir adamım. Onla- rın süsmalarına rağmen birkaç #öz düy- inuştum, İşi tahkik ettim, öğrendim ki halk, önümüzdeki gecelerden © birinde bir toplantı yaparak Kumkapıdaki Fran sız hapishanesile Krokere hücum cde- ceklermiş, — Niçin? — Bu iki yerdeki mahpusları kur- tarmak için. Ballar düşlinmeğe vardı, Bir dakika sonra sordu; — Acaba bu haber doğru mu? — Doğru olup olmadığını tahkik et- tikten sonra size arzediyorum. — O balde buna karşı bi: tedbir dü. şünelim, — Tedbirimiz ne olabilir? — Onu düşünelim. — Halka karşı bu iki yeri müselle- han müdafaa mı edeceğiz. — İcap ederse tabii! — Miralayım! Bu vahim bir âkibet doğurabilir. ö Şimdi damayalayı birakmız, xp xp sıçrıyordu. Anne, evlâdının böyle kuv- vetlenmesinden memnun, onun şıma - rıklıklarını seyrediyor. — Enis... « — Ne var anneciğim? — Seninle gezmeye çıkalım mı?.. — Yok yok... Ben şimdi senin yanı. na geliyorum... Başka plânım var.. Beyaz elbiseleri içinde sıçrıyarak yü rüyor, merdivenleri ikişer İkişer çıka- rak eve giriyor. Şimdi bahçede o yok... Onun için, bütün manzaralar, İsmetin nazarında manasını kaybetti, Kadıncağız arkasına dönüp bak yor. Nerede ya? Oğlu hilâ gelmedi. Kulak kabarttı. Aşağıda hizmetçiyle konuşuyor... — Anladım küçük bey, anladımi.. İşte, söylediğin gibi bişireceğim... İsmet memnun gülüyor: — Maşallah, maşallah, aklı (o fikri bep yemekte (tahtaya parmağı ile vu- ruyor). Halbuki neydi o eski hali... Bir lokma zorla yuttururdum.., Aşağıda, gene, ahçı: — Anladım, kicik bey diyorum... Merak etmeyin! « diye sabırsızlanıyor. İşte, Enis, hoplayıp siçramâlarında edecekmiş — Bu zamanda her Şeyi sessiz sada sizça halletmek münasip olmaz mı? — Arkadaşlarımla kontşayım. — Konuşunuz! Yalnız isterseniz, şim diye kadar dürüsüüğünü çok tecrübe etmiş olduğumuz Eset beye telefon € derek işi bir kere de ondan soralım. Bir konuşurken odaya yüzbaşı Def- reytas da girmişti, Her iki zabit, bu ha beri aldıktan sonra hayağı telâşa düş- tüler. İkisinin de yüzleri sarardı. Göz- lerinde endişe bulutları toplandı. Biri- birlerine manalı manalı bakınmağa baş ladılar, Kolonel Ballar düşüncesini açığa vur du: — Ben zaten işin bu neticeye varaca- ğını pekâlâ tahmin etmiştir. Defreytas da şu mütaleada bulundu: — Yapcağımız şey böyle bir hâdise- nin vukuuna meydan (vermemektir. Yoksa halk toplanıp kapılara dayandık tan sonra ne yapsak nafile., Evvelâ nü- fuz ve itibarımızı kurtarmalıyız. Ballar, bana dönerek: — Rica ederim, Odanızdaki şehir te- Jefonile işi Esat beye sorunuz. Ben odama geçerek (telefonla Esat beyi aradım, Bu sırada Ballarla Defrey- tas yanımıza gelmişler, omuz başımdan beni dinliyorlrdı, iki zabitin (o türkçe bilmedikleri halde bizi can kulağile din lemeye savaşmaları işe verdikleri € * hemmiyete en güzel bir delildi. Esat bey telefonda karşıma çıkınca ona doğrudan doğruya şu suali sordum : —“nwtin Krökere Mucum — edeceği hakkında bir şayla. vardır. Bu doğru mu? Esat bey şu cevabı verdi: — Böyle bir hareket şehrin asayişile alâkadardır, Ben asayişin teminini İn- gilizlere karşı tekeffül etmiş bulunuyo- tum. Binaenaleyh müsterih olsunlar. Hiç bir şeyin olacağı yoktur. Esat bey, işin iç yüzünü bilmediği için bâna böyle cevap vermekte çok hak : idi, Fakat bittabi onun bu cevab: be- nim işime gelmezdi. Bilâkis ondan fens bir haber almışım gibi kaşımı gözümü oynatarak, yüzümü buruşturarak, hat- tâ önlmdeki masaya O lüzumsur yerde yumruklar atarak telefonda bağırıp ça- ğırmağa başladım. O dakikada Esat beyin benim çıldır. mış olduğuma hükmetmesi pek muh » temeldir. Çünkü saçma sapan söylenir duruyordum. Nihayet sonunda kısaca: — Pekâlâ! Ben sizi gelip (o görürü. İşin içyüzünü ânlatırım, diyerek telefo- gıktı, annesinin yanma geldi, — Yok, oğlum, maşallah iyisin a- ma, bu kadarı'da olmaz.' Terliyecek- sin, merliyeceksin, sonra, büyük annen le doktordan çekeceğimiz var... Haydi, gel, yanıma otur bakalım... Hattâ is. tersen başını dizlerime koy da uzan.. — Amma da yaptın ha... Benim si- yest öğleden sonradır... Şimdi, prog- ram mucibince, dolaşmak hakkımdır! Fakat, gene de, birdenbire, annesi- nin kucağına yativeriyor. Beline satı- Trak? — Ah, anbeciğim! Benim güzel anneciğim! Sen benim annem ölma - malıydın da gösterirdim ben gana... Bu yaramazlıklar, şımarıklıklar, ka- dının pek boşuna gidi — Neymiş gösteren — Ben de herkes gibi sana âşık ö- Turdumu. — “Herkes gibi,, mi?.. Mersi!... Kim! herkes y; Burada doklordan baş- kasını gi müz yok... — Canm'mı sıkılıyor, anne.. Vallahi seni böyle ihtiyari bir mahpusa koy- duğum için çok memnunun... kedder bir vaziyette Ballara ©©” — Maalesef! Benim istihbara' A ta çıktı. — Hücum edecekler mi imişi — Evet Esat bey de teyit edi” — Peki o ne yapacakmış? — O da bizim gibi telâş re atiyor, — Türk polisi bu işe mani © — Bendenizce de işin doğrusl Fakat. — Fakatı da ne oluyor pe — Esat beyin konuşma tar! settiğime göre o, bu iş kari çekniiyor. Boynumu bükerek sustum. Odaya uzun bir süküt hâkim Uydurduğum yalan dalbudak heriflerde rahat huzur (o bıra Ben için için memnun neti yordum. Sükütu yüzbaşı Defreltas b9 — Bence doğrusunu söylemek gelirse bu belâları başımıza af“ hiçbir zaman aklım ermedi, — Hangi belâları. — Aşağidaki mahpusları, Bi£ gardiyanlık için değil başka gelmiştik. — Şimdiki vaziyete çare Olan olmuştur. — Noktal nararmda musrefğj de sonunda bize üzüntü ve gat” maktan başka bir şeye dertleri biran evvel başımızda yek Buat ta ETOKETE Bor hi a gibi tehditlerden korkarak b keri boşaltırsak o zaman şehirdi kadar nüfuz ve itibarımız naenaleyh, bü işi münasip bir hallederek işin içinden iyi çaredir. Yüzbaşı Defreytasın bu ların üzerinde müsbet bir dırmıştı. O da mahpusların kılmasına taraftardı. Fakat bö gilizlik gururuna dokun yordu. Diyordu ki: — Nasıl olsa bir gün serb*ff lacak olan bu adamları şimdidt” liye etmekte hiç bir mahzuf Fakat bu işi, bu şayialar üzeri”, sak herkes korktuğumuza b! tir. O zaman yaverin dediği giti” nüfuz ve İtibarımız kalmaz. Ben suretihaktan görünere$ — Bunun kolayı var. İkisi birden sordu; — Nedir? "4 sf ves » (Devari İsmet, oğlunun ağzmı kapal” lârmı çatarak: — Bir daha böyle şeyler sil işitmiyeyim. Anlıyor musun nim yegâne zevkim, hays' ni ten senden başka hiçbir tur ve olamaz... — Öz 'Tariki dünya giti yorsun... — Öyle ya... Bu yaştan sonr deki cazbandların hasretini değilim ya... — Gene mi ihtiyarlıkta yarladığını da iddim et d9 sun... — Biliyorum: Senin di ile 20 arasındayım. > anne... Söyledim ya... Ne nemsin?.. Vallahi sana öYİ Böyle,. delidolu konuşmas” bugünkü sevincini e mek, oğlan annesiyle baş bo yorsun, anne. Haydi yö Kadın, güldü: — O kadar değil, Faks” de otuzundün fazla y olurdum ki... ya tegneymiş... © eve

Bu sayıdan diğer sayfalar: