1 Ekim 1939 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 5

1 Ekim 1939 tarihli Haber Gazetesi Sayfa 5
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

“ — İyi ama,, dedi, bende impara' tor karşısına çıkacak kılık yok ki. Bu halde gidemem. Stenhavser sabırsızlanarak: i — Evet, dedi, bu kılıkta gide , -mezsiniz. Fakat size eşya vermedi” ler mi? Bana verdiklerini söylemiş i lerdi. Çeyms Nobodi güldü: — İmparatorun (karşısına ba- şımda sarıkla Hintli prens kiılr kında çıkmamır istemezsiniz sanr- rr, Kehdisire'verilen bavulu açıp içini göstererek ilâve etti: — Bakınız. » Bavulda lilhakikâ elbise doluy e ama bunlar prens Barahi Sin- | gn Hintli elbiseleriydi. Mihrace nin eşyası arasında Nobodiye his- #e çikartan Alman askerleri yan- ışıkla bu bavulu alıp getirmişler* di. Alman söylendi: — Ne yapmalı şimdi? Nobodi teklif etti: — Yolda ilk şehirde durur ve lü” > zumlu eşyayı alırız. Ne dersiniz? — Paranız var mı? — Üzerimde yok. Fakat benden alman cüzdanında İki yüz sterlin olacak; sanırım ki kâfidir. — Kâfidi: tabit,. Haydi öylese gidelim. Nobodi eşyasını topladı ve bir paket yapıp koltuğunun al 'tma alarak Stenhavserin peşinden merdivenleri indi. Alman casusu, ona parasını ve evrakını jade ct- tirdi. i Kapı önlinde saraya ait olduğu ön taraftaki filâmadan belli büyük Mersedes otomobili o duruyordu. Şoförün yanında sivil bir polis vardı. Arka taraftaki Straponten- de de gene bir sivil polis oturmuş. ta, Nobodi ile Stenhavser arabaya henüz girmişlerdi ki otomobil hare ket etti ve geçtiği yolda, ateş hat- Tarıma giden veya ateş hatlarından Gönen kıtalar tarafından hürmetle selâmlanarak süratle ilerledi. Nobodi dikkat etti: o Cepheden lenler, birkaç gün olsun, İngiliz topçusunun müthiş bomhardıman larımdan kurtuldukları için mem- | sundular, ise kel»rli lardı. Harbin ilk zamanlarındaki lo heyecan neredeydi? © Stenhavsere dönerek: © — Ne dersiniz? dedi, Mecbur İdikleri “gezinti, yi pek hoş bul Mış görünüyorlar. Bunu söylerken, yoldan o geçen erleri işaret ediyordu. ni Alman kızdı ve hiddetle söylen — Onların yerinde siz olsaydr niz görürdük! Nobodi meşe ile mukabele etti: — İki gün evvel onların vaziye deydim ve inanın ki onlar gibi n bir halde değildim. Siperde | bulunmağa başka bir yerde X bulunmağı tercih ederim tabii. eselâ çalışma odamda, bizi bu “harbe sürükliyen İngilizlerin aley- hinde makaleler yazmakla vakit eği siperde tülek atmaktan daha güzsi bulurum. OAncakrne salı? Mecbur o'duktan sonra gülerek gitmek daha iyi de mi? Kurşunlar çüleni de'ağia- yanı da öldürüyof. İnsan hiç o 'mazsa neşeli ölür. © Yeniden Alman a;kerlerine ba | devam etti: ir cenaze merasimine gidi- RU taşırdı haykırdı: — Konuşacak başka lâf bula” “yor musunuz? 'Nobodi, mahzun bir tavırla bö- £ ımı salladı: « Bu vaziyette başka omevzu p bulabilirim? Şu gördüğüm © bepsi sıhhatte ve yaşamaktan başka arzuları olmıyan zavallıla- Nakleden: Fethi KARDEŞ ler merhamet ve kin oluyor. Ölenlere merhamet . ediyorum. Böyle olmasını istiyene de kin bes- liyorum, i Stenhavser atıldı: — Sizce böyle olmasını istiyen kimdir? — Ne bileyim? Siz biliyor musu- nuz? İngiliz hükümet (adamları mesul olarak Kâyzeri gösteriyor- lar, “Alman hükümet adamları ise harbe itlâf devletlerinin sebeb ol- Kime inanmalı? İşin iç yüzünü bilmiyoruz ki! İnsaniyetin başma gelen felâket lerin en büyüğü olan Obu harbir nasıl hazırlandığını öğrenemedik mi? Bu vaziyete muhariplerden biz tarafını iltizam etmek hüsnü ni yet sahibi kimselerin kârı deği. Ben de böyle yapıyor ve hiçbir ta rafı iltizam etmiyorum. Fakat ir tizam ettiğim bir nokta var: Bu müthiş felâketle mücadele etmek ve devam müddetini o kısaltmağa çalışmak. Gaye uğrunda elimdez geen her şeyi yapmak isterim. Stenhavser, hayretle, Nobodir» bakarak sordu: — Ciddi mi söylüyorsunuz? Nobodi cevabı yerleştirdi: — Bende lârle eden bir adam hali var mı? Ve gittikçe | hararetlenerek de vam etti: (Devam var) Ölüm Misir'i Ferit Nilin kızgRümelihi sar idman birliği oumum! kâtibi Sait Nilin kardeşi, Kendir ke ten sanayii o memurlarından Os man Kurtsoyun kuzeni ve emni- yet memurlarından Niyazi Şatı- bın nişanlısı Feride Ferit Nil üç senedir müptelâ olduğu hastalık: tan kurtulamıyarak dön Allahım rahmetine kavuşmuştur. Cenazesi 2.10999 pazartesi günü öğle na. mazında Rumelihisarındaki evin Ateş hattına > gidenler | den kaldırılarak Şehitlikte aile ve meyus BÖLÜNÜYOR | ayistanına defnedilecektir. Ke- derdide ailesine taziyetlerimizi bil- diririz. P Hindistanda dünyanın en eski insanları arasında —10-— Yazan: L. Buseh 35 yılını vahşiler arasında geçirmiş bir Alman seyyahı Boha - Rufi Buhalilerin ırki ka. (Beylerbeyi Ortaköyü 3 - O yendi. Karagüm- biliyetlerinin müthiş bır inkişatile pek üslün bir zekâ sahibiydi Boha - Rutiyi nasıl derin bir hayrete dinlediğim tasavvur edi" lebilir, Bu adam kdinatı bizim bildiği. mizden tamamile başka türlü bili- yordu. Tabiati tamamile (başka türlü tanıyordu. Hareket, zaman, mesafe, mekân, siklet, cazibe, böy le şeylerin varlığından katiyen ha İ deri yoktu. Cazibe (kanunlarını katiyen işitmemişti, Lâplas naza diyesini bilmiyordu. Fakat onun tanıdığı kâinat, bi m için bir harika, bir cennet ve. ya bir imkânsızlık olacak şeylerin cereyan edebildiği bir kâinattı. Ba yım sersem olmuştu. İhtimal ki bu adamın Söylediği ve esrarına nüfuz ettiği asıl geniş tabiat hakikaten onun dediği şey- erin cereyan ettiği bir tabiatti. Filhakika, eğer biz de dimağımır zn bizi aldatan hazır fikirlerinden bazı zeki insanların odimağımıza uygun olarek icat ettikleri naza riyelerden kurtulmuş olsaydık, ih» timalki otamamile başka tür lü, bu Hindi sihirbazm (gördü Bü anladığı gibi tamamile farklı, ve onun dediği şekilde asıl geniş ve hakikl kâinatı görüp anlayabi- lecektik. Boha - Ruti asla bir deli değildi. Bilâkis Buhalilerin ırki kabiliyet” lerinin müthiş bir inkişafile (son derece inkişaf bulmuş, tabit, çok vormal ve bize nazaran pek üstün bir zekâ sahibiydi. O kdinatın içinde, yani | sema boşluğunda bazı girdaplar olduğu- sanlar tabiati bir türlü anlayamı- yorlardı. - Filhakika bu Hintli bu iddiasin da pek haksız da değildi. Zira ha” Xikaten kâinatın ne olduğunu, ne” reden geldiğimizi, nereye gittiği mizi, maddenin ne olduğunu, kuv” vetin ne olduğunu, velhasıl kâina- tın mahiyetine ait hiçbir şeyi asır lardanberi hiçbir insan dimağı kav | rayabilmiş midir? Bu kadar cehtimize rağmen ta oiati anlamanın odimağımız için amkânsız olduğunu kabul etmeye mecbur olmamış mıyızdır? Müthiş Hintli bunu şu basit su- vette izah etmekteydi: Çünkü arz kâinatın bir girdabı içine düşmüştü, Burası asıl büyük âinatın cereyanları (dışındadır. On: için ".vradan hakiki kâinatı anlamak imkânsız oluyor. Ve ©- nun içindir asıl tabiatte cereyan eden hâdiseler arzın üzerinde ga yet yavaş ve müteredli bir halde sereyan etmektedir. Meselâ ruh dediğimiz bir ihtizaz maddeye gayet yavaş, gayet ağır inkılıp ediyor, bu küçük zerre gar yet ağır bir şekilde canlı hüceyre haline geçetiliyor. sonra uzun zö manda insana tahavvül edebiliyor. Halbuki Hintlinin söylediği asıl kâinatta bütün bu (değişiklikler biranda olmaktadır. Onun için bir insan iradesinin arzu ettiği mesafe leri biranda katedebiliyor!! İnsan kâinatın büyük ihtizaz dalçaları- na girdiği zaman biranda tekrar ihtizazlara kalbolabiliyor ve gene biranda cisme inkılâp edebiliyor! Onun için Hintli sihirbaz, tıpkı büyük ve hakiki tabiat (gibi, ci- sim, madde, kuvvet, mesafe, za“ man, mekân gibi mefhumları tanı. mıyordu. Değil kendisi, her insan için, kâ İnâtın arzımıza kadar çarpan dal- ga zamanlarını bilirse ve bu ihti- #azları alabilmek için lâzımgelen riyazetleri yapıp kendisini arz ü?€- rinde edindiğimiz itiyatlardan kur tarmış ise, büyük kâinata karışa* bilir ve bütün kâinatın içinde ge" zebilir, yıldızlara gidebilir! İnsanlara âdeta başka âlemler den, başka hakikatlerden (haber veren bir peygamber gibi görmeye başladığım Hintli sihirbazın son derece sakin, huzur içinde, müte bessim yüzüne hayatımda nadir hissettiğim derin bir hayretle ba kıyordum, (Devamı var) SİS LED, Lik maçları dün başlad Mevsimin ilk resm! karşılaşma, sını dün Şeref sahasında Beyler- beyi ile Ortaköy takımları yaptı- lar, Merhum Fethi Başaran için ih- tiram sükütundan sonra karşı karşıya gelen iki takımın şu o. yunculardan (müteşekkil olduğu görülüyordu: Beylerbeyi: Hüsameddin - Mu- ammer, Garbis - İbrahim, Ah. med, Mazhar - Lefter, Bedri, Ce- mal, Naci, Boris. Ortaköy: Niyazi . Hizmet, Fet hi - Hakkı, İbrahim, Muhlis - Mehmet, Hüseyin, Sadeddin, Ha- san, İbrahim, Yusuf, Oyuna tam saat 15 de hakem Necdet Gezen idaresinde ve Bey, lerbeylilerin hücumile (başlandı. Nisbeten hâkim oynıyan Beyler- beyliler, 20 inci dakikada soldan inkişaf eden bir hücumda Maz - har vasıtasile ilk sayılarını ka - zandılar ve devreyi 0.1 lehlerine bitirdiler. İkinci devrede daha ziyade hâ- kim oynamağa başlıyan Beyler - beyliler 35 İnci dakikada Naci vasrtasile ikinci, 3 dakika sonra de penaltıdan üçüncü gollerini yaparak enerjik fakat henüz bi- ribirlerile anlaşmamış bir takım Hakem'eri davet Beden Terbiyesi İstanbul BöL gesi Hakem Komitesi Başkanlı- ğndan: Bussene lik maçlarında vezife alan kakem arkadaşların 3-10-39 dan itibaren Salı ve Perşembe günleri saat 19 dan yirmi bire kadar maçları * hazırlanmak ve jimnastik yapmak üzere Gelata, #aray klübünün Beyoğlundaki merkez binasmda hazır bulunma- ları tebliğ olunur. ... Beden Terbiyesi İstanbul Böl- gesi Hakem Komitesi Baskanlı- Emdan: Bu sene lik maçlarında hakem, lerin elbiseli olarak çıkmaları lâ- zmdır. Hakemlik yapacakların elbise yaptırmak üzere bölge fut- bol ajanlığna mlracaat etmeleri tebliğ olunur. irü« ile Galatagençler O- O berabere kaldılar olan Ortaköyü 0,3 yenmeğe mu- vaffak oldular, Küragümrük: 0 Galatagençler: 0 Taksim stadyamunda karşıla şan ikinci kümenin Karagümrük ve Galata Gençler takımları ara- #ındaki maç iki tarafın da netiee- yi lehlerine çevirmek için sarfet. tiği büyük gayrete rağmen 00 İ berabere netieslenmiş mevsim ba $t olmasına rağmen kombine © yunları seyireiler tarafından tak- dirle karşılanmıştır. İPHILİPS'ın Kongresi Meşhur PİLLIPS müessesesi ba- yilerinin kongresi evvelki güm To- katliyan otelinde aktedilmiğiir. TURK - PHİLİPS müdürü umu. misi Bay STEIGER bu kongreye ti- yösel ediyordu. Mumnileybin o irat citiği küşat nulkunda; PHİLİPS'in dünya radyo smayiinde işgal ettiği mübim ve müstesna mevkii zikret. miştir. PMİLIPS'in Türküye teşkilâtı de- wairinin şefleri söz almışlar ve ida- relerinin faaliyetleri hakkında be- yanatta bulunmuşlardır. Bu münasebetle otelin salonların» da açılan (yeni tip radyolar, ampli- fikasyonlar, ampuller ve heri ziya izhar edilen mahalde baziruna bir yemek ziyafeti verilmiştir Öğleden sonr sinema projeksi- yon makinelerinin tecrübeleri yâ- pılmış ve PHİLİPS'in teknisyenleri tarafından bu makineler üzerindeki en son tekemmülât hakkında izahat ta bulunmuşlardır. PHILIPS'in bütön Oo müdiran ve şeflerinin akşam yemeğinden sonra da Bay-STEİGER meslek o hakkın. da yeniden beyanatta bulunmuş ve Bay Dr. ANTON PMILIPS şerefine teatii etlah edilmiştir. Yeni Neşriyat Çocuk Bakımı Çocuk sahtalıkları mütehassı- sı Doktor Ali Şükrü Şavlı tara- fından yazılan bu kitap bugün den itibaren satışa çıkmıştır. Bir günlükten on dört ya kadar çacukların sehh? büyütül. me ve bakılmasma ait olan bu €seri tavsiye ederiz. 372 JOZEF BALSAMO JOZEF BALSAMO mıdır?, I ü cümle, Almanın tahammüiü- irin yarın birer seset haline gelecek) İerini düşündükçe duyduğum. his” hati yaptınız ?. Mumunuz da bit- miş?, — Geç vakte kadar oturdum? — Niçin oturdun?. — Okudum... Jak gencin ne okuduğunu an lamak üzere etrafına bakımdı... Jilber dedi ki: , — Tesadüfen gözüme İlişen bu kâğıt merakımı çekti de hep- sini okumak istedim. Fakat her şeyi bilen siz bunların hangi ki- taptan okluğunu bittabi bilirsi * niz. Jak alâkasız ve kayrtsız bir hal d: kese kâğıtlarına bakarak: — Bilmiyorum, dedi. — Şüphesiz bu bir roman par- çaları olmak. Fakat güzel bir ro. man., — Bir roman mt? Öyle mi zannediyorsun ?, — Öyle zannederim, çünkü © ra”a romanlarda olduğu gibi aşk- tan bahsediliyor. Ancak bundaki bahis daha mükemmel. — Halbuki bu kâğıdın alt ta- rafında “itirafım,, kelimesini gör düğümden zannediyorum ki.. — Ne zannediyorsunuz?. — Zannediyorum ki bu hakiki bir vak'adır. , — O! hayır, hayır, böyle söy- lenen adam mümkün değil, ken- « dinden bahsetmiyor. İtirafatta o kadar serbestlik, muhakemede o kadar bitaraflık var ki. — Yanılyorsunuz dostum ... Çünkü müellif dünyaya bu mi sali vermek, insan oğluna kendi- sini olduğu gibi göstermek iste- miştir. |, — Müellifi biliyor musunuz? — Bunun müellifi Jan Jak Rusedur. — Ruso mu?. — Evet, burada onun en son yazdığı kitaptan bazı sayfalar vardır, — Demek ki bu genç adam, fakir, meçhul, yurdumuzun geç” tiği yollarda ekseriya dilenen genç Ruso, yani bir gün (Emil) 4 (Kontrasosyal) * yazacak olan adam imiş?. — Evet o idi, daha doğru o de. gildi.. Hayır o değildi. Çünkü (Kontrasosyal) : (Emil) i yazan dünyadan bıkmış, hayattan, şan ve şöhretinden, belki her şeyden ikrah etmiş bir adamdı. Diğer Ruso ise Madam Varn'ın aşıkı © lan Ruso yani şefkatin dünyaya girdiği kapıdan dünyaya giren bir çocuk; sevinçleri, ümitleri ile meşgul olan bu gençti. İki Ruso. arasında öyle derin bir ucurum yardır ki biribiriyle mümkün de gil birleşemezler; Otur senelik felâket girdabı! . . Yhtiyar başmı sallayıp mağ - zerimi: yetarak pek güzel rahat eder ve uyurum. Buna emin olu. nuz. — Fuıt, Fakat orada devriye Xolu sizi bir serseri gibi derhal tevkif eder, Sofrâyı toplamakla meşgul o- lan Terez kendi kendine söylen. di: — Zaten bir serseri?.. Jak devam etti: — Gel evlâd gel, yukarıda ha” tırma geldiğine göre bir ot min, der vardır, bu dalma bir (tahta kânapeden iyidir. Mademki tah- ta üzerinde yatmağa razı oluyur- sunuz, bu minderde daha ziyade rahat edersiniz. — O! Mösyö, ben dalma ot minder üzerinde yattım.. Jilber, bunu çok tabii olarak doğru söylemişti. Sonra gene de- devam etti? — Çünkü yün yatak beni çok Mıtrvor da rabatsız ediyor. Jax gülerek: — Hakikaten sarman ve kuru ot , Serinlik verir. Masanın üzerindeki şamdını al da arkam sira gel, dedi. Terez artık kocasına bakmadı. Mağlüp olduğu için kederli ke derli işiyle meşgul oldu. Jilber, ihtiyarın peşisira giderken sofada » bir musluk gördü. Sordu: — Hayır dostum, fakat pahalt olsa da su ile ekmek öyle iki şey- dir ki onulsteyen kimselere ver- mekten çekinmeğe insanım hakkı yoktur. — Taverneyde suyun hiç kıy» meti yoktu, Malâm ya fıkara- mın süsü temizliktir. İhtiyar parmağiyle iri bir ibri- ği göstererek: — Al dostum, işte size istedi- ğiniz kadar su, dedi. Jak, bu yaşta bir çocukta frka- ralıkla beraber kibarlık âleminin hissiyatını birleşmiş görmekten hayrette kalmıştı. Gi e —45— Sokak kapısından girdikleri zaman Jilberin karanlıkta aya « Çınan ilişti wee Üile dar se dik olan merdiven üçüncü kattan sonra gittikçe daha dik ve dar oluyordu. Binaenaleyh Jak #le Jilber bir takım müşkülât ile ta- van arasına çıktılar. Burası hakkında Terezin sözü pek doğru idi. Çünkü bulunduk” ları yer dört kısma taksim eğil. miş bir tavan arasınllan başka bir şey olmayıp hakikaten otur mağa elverişli değildi. Çatı, orta yerden itibaren çok dik olarak kenarlar (o doğru — Mösyö Pariste su pahalı iniyordu ve bunun nihayetinde ia ği

Bu sayıdan diğer sayfalar: