25 Mart 1935 Tarihli Milliyet Gazetesi Sayfa 4

25 Mart 1935 tarihli Milliyet Gazetesi Sayfa 4
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

| KKONIK Ayasofya müzesi Ayasofyanın Bizans o müzesi haline çevrilmesi yalnız bizim tarihimizde değil, bütün insanlık: tarihinde soysal bakım- dan pek mühim bir hâdisedir. Bir ibadet aşka bir işe tahsis edilmesinin tarihte, vakiâ, başka misalleri de vardır. Fakat o misallerin hepsi — hatırlayabil- diğimize göre — milletler arasında mm- harebelerden, yahut bir milletin kendi a- rasında çıkan gürültülü ihtilâflardan son ra olanuşter. Halbuki Ayasofyanın tem sakinlik i- çinde, hemen bir günde gibi, bir ibadet yerinden bir ilim müzesi haline geçti. Bu kadar mühim bir hâdisenin bu suretle yük olması insanların fikren ne kadar çak ilerlemiş olduklarını gösterir. Biz, büyük inkılâbımızın fikirlerimiz- de pek derin değişme husule getirmiş ol- duğunu bildiğimiz için, Ayasofyanın bir ilim müzesi olmasını pek tabii bulmakla beraber, Avrupadaki ilim adamlarının bu hâdiseye dikkat edeceklerini, hâdisenin bütün insanlığın fikir tarihinde bir dö- müm noktası olduğunu, lâyık olduğu &- hemmiyetle, tefsir edeceklerini sanıyor» duk. Şimdiye kadar o Avrupada hiçbir mecmuanın veya hiçbir gazetenin Aya- #ofyada bir Bizans müzesi kurulduğunu — bakımından tefsir ettiğini duyma- aka, ilim işlerinde acele etmek pek te âdet değildir. Fakat o Ayasofyanın müze olduğunu haber veren telgrafların leşi gittiğindenberi, biç olmazsa Bizans bil; iti mütehassıslarının bir mec- ua makalesi yazabilecekleri kadar va- kit geçmiş olduğundan bu süküt ilkin bir az garip geliyor. Bununla beraber, ilim © adamlarının duyguları: termek için âdet edin- dikleri us ince o sükütu, Ayasof- yanın müze olmasını pek beğendikleri mânâsında almak lâzrmgelir. Çünkü ilim adamlarının toplanma yeli — sz dermilerde alkış sesleri amc: günlerinde işitilir, İlmi bir biz 6 yapalı ğı vakit yalnız o tebliği tenkit edecekler 80 çıkarırlar. Akademilerde herkesin #us- ması tebliğin beğolinie, takdir edilmiş olduğuna delâlet eder Akademilerde bu usule alışmış olan in adamları takdir ettikleri eserler hakkında duygularını hu- susi konuşmaları arasında da meydana vurmazlar. Onun için Avrupadaki Bizans bilgisi mütehassıslarınm bu hâdise hak- kında bir şey yazmamış olmalarını hâdi- seyi takdir ettikleri mânâsında alabiliriz. Zaten her hangi bir ilim adamınm Ayasofyada bir müze kurulmasını tak- dir etmemesine imkân yoktur. Ayasofya vaktile bir ibadet yeri olarak (yapılmış olmakla beraber, o büyük yapıya takıl mış olan isim onu (Mukaddes bilkmet) e tahsis etmişti. Bu zamanda insanlar İ- çin mukaddes tamılabilecek tek bir hik- met te ancak ilimde bulunur. Şu hal - de, Ayasofya bin dört yüz üç yıldanbe, ri beklediği hakiki işini ancak şimdi bul muş demektir. as Iki yil kadar oluyor, yeni İstanbul üniver;tesi kurulduğu vakit orada bir olmamasının. üni Ayasofya müze olur olmaz, yer al- nda araştırmalara başlandığını yöre, dünyanın hiç bir yerinde eşi olmıyan bu güzel müzemiz, burada elbette Bi- zans bilgisini kurduracak ve şimdiye kadar o medeniyetin eserlerini tetkik #mekteki © ihmalimizi şüphesiz telâfi et- tireceketir. Bir tarihte, Times gazetesinin ünlü muhabiri De Elovitz'in yazmış olduğu gibi, eski İstanbulun eski güzel yapı - yılımıyarak kendimize i- Me amala serlerini hör görmek bizde bir âdet gi- bi olmuştu. Galiba bu topraklarda bizden önce yaşamış olanları istihfaf etmek âdeti bi ze, kendilerile harbetti; düşman - iğimiz. lara hakaret eden ve (altı yüz kişilik bir aşiretten koca bir millet çıkardık) Konya treninin kalkmasına on dakika vardı. Köprüden gelen va- pur OHaydarpaşaya (o yanaşın- ca koşarak (o çikan o yoku- lar o arasımla (o başı bereli, sırtı cübbeli ve mestli bir adam, i- tileyip kakıyordu. Pek acele bir işi olacaktı herhalde bu adamın! Solunda soluk benizli, mavi göz- lü, gri elbiseli ve beyaz kirpikli tu- haf bir genç vardı. O da galiba e- pey aceleci idi ki İâtalıyı durma- dan dirsekliyor, ve ara sıra ona ba- kıp suratını ekşitiyordu. Acaba lâ- talı adam sarmısak yemişti de bu şık delikanlının midesini mi bulan- dırmıştı? ri zaman; Parmaklığı geçtikleri z — OHEL OPEL — diye söylen. Paraya Pula dair Züğürt bir günümdü. Paranın sihirli kudretini kendi kendime düşünüyordum. o Bütün kapıların önünde açıldığı, nice mil yonlarca başın, karşısında eğildi - gi bu müthiş varlığa, acaba, niçin para adını vermişlerdi? O sırada arkadaşlardan biri, ya- nıma geldi. Yeleğinin sağ cebini, boşaltarak, içinden (11) kuruş yir- mi para ayırdı: — İşte bugünkü cigara param... Asmağa götürseler başka yok! Güldüm: — Böyle parasız, pulsuz adam da görmedim. — Görmedinse gör.. Para bahsı, bir kere açılırsa, ko- laylıkla kapanmaz. Ben dedi — Peki ama, şu “para, sözü de nereden gelmiş? Niçin ona başka ad #akmamışız da para demişiz? Başını salladı: — Milyonlarca insan, uğrunda, paralanmağı gözealdığı için!.. — Bazı Türk illerinde, paraya pul da derler, Pul niçin Mei acaba? Cevap verdi: — Hangi mektubün o üstüne ışlırsan, adres yazmadan sahi- in eline varır da onun için! Kulakmisafiri ——— diyen eski Osmanlı tarihçilerinden kal muş. Bir kiç yıldanberi Anadoluda yapı- lan ve İstanbulda da başlayan yer altın. da araştırmalar, o çocukça fikirlerin u- nutulduğuna ve bu topraklar üzerinde- ki eski medeniyetleri tetkik etmek ken- di taril tetkik demek olduğunun anlaşıldığına delâlet eder. Bu da büyük inkilâbımızın ne kadar temelli tesir yap- mış olduğunu bir defa daha gösterir. Bizans medeniyetimi istihfaf etmek, onun yalnız çirkin taraflarını görmek Avrupada da — Katolik hiristiyanlığın tesirile — hemen yakın zamanlara ge - res kadar yerleşmiş gibi bir fikir - Bizanslı tabiri orada da, sade dedi - koduyu sever, müzevirlik eder bir adam gibi bir mânaya alınırdı. Halbuki, her medeniyetin hem cici olan, bem de ci- ci olmıyan tarafları vardır. Bizans me- deniyeti de elbette bu kaideden dışarı çıkamazdı. İnsan gözlerini hangi tara - fa çevirirse ancak o tarafı görür. Avrupalılar Bizans medeniyeti hak - kında ne Fikirde olsalar, bizim Bizans, tarihine karşı nlâkasızlık göste. nr: bu toprakların üzerine geldiğimiz va - kit bizden önce orada © yaşıyanlardan biç bir insan bırakmamış — olduğumuz” mânâsına gelir. Altı yüz kişilik bir aşi- retten bir millet çıkamıyacağı (o gibi, Türklerin girdikleri yerlerde bulunan halkı yok ettiklerine dair hiç bir habe- rimiz yoktur. Bunun aksi bir haber o'a- rak Osmanlı © imparatorluğunda kırk sekiz sadrazamdan otuz altısmın Bizans imparatorluğu zamanında bu topraklar üzerinde yaşıyan kavimlerden olduğunu tarih kitapları yazarlar. Osmanlı imparatorluğunun, İstanbu- hun alınmasından sonraki teşkilâtını da tarihçiler eski Bizans teşkilâtsı kadar benzetirler ki, Rumeli ve Anado- ta Beylerbeylerinin Bizans zamanında- ki eyalet beylerine benzemeleri bir coğ- rafya zarureti sayılsa bile, Araplardan selen şeriati tatbik edecek olan Anadolu ve Rumeli kazaskerlerinin bile aynini hi- ristiyan Bizansta bulur! Zaten tarihçilerin şahitliklerine pek te lüzum yoktur: Şimdiki bir İstanbullu ski Bizansın yalnız — haritasına bakın ca hemen hemen bütüm sokakları şim - diki yerlerinde görür. Şimdiki dükaüikel, eski kadar benzer ki, caki İstanbul tarihini Müellifi > Nazmi Ş h di — ne pis koku! Bu sırada kahve renkli kruvaze bir kostüm giymiş, parmakları yü- > bir başka genç lâtalıya yak. NE — Efendi! — dedi — kalabalı- ğa karışacak insan üstüne başına bakar... — Ne varmış benim üstümde ba- şımda? — Senin burnun kokuda mı al- mıyor.. Bak omuzun ıslak, pis bir yere sürünmüş olacaksın... Öbür yolcular bu muhavereye ku lak asmamışlardı. o Hepsi dımlarla ve koşar gibi bir yürü gara girmişlerdi. Bu sefer gri e. lâtalıya döndü: — Azizim da, se- vabımıza ei llmibe — Hay Allah sizden razı olsun.. ne bileyim abeyler “ ben. bir yere Bürünmüş min İşte... İstanbula o | İL Öz dilimizle ji İlkyazın içindeyiz! Dün bir badem ağacı gözüme i- lişti. Kurumuş göğdesi içinden na- sıl bir kaynağın suyu geçmiş ol mal: idi ki, dallarının arası böyle. gelin başlığı gibi ak çiçeklerle be- zensin? Bu ölü ağaca, birebirden; can veren nedir? Havada, bu ılıklık, e sen yelde bu tatlılık nereden ge- liyor? Düne kadar tepesinde kargalar ötüşen, at kestaneleri hangi varlığa erdiler ki, tomurcuklanıp filiz vermeğe başladılar? Portakalların o eski ağız doldu. ractı saluluğu niçin kalmadı? Lâ. hanalar, gene yaprak yaprak açı- lıyor, prasalar, kol kol uzayorlar Fakat neden, hiçbirinde kış ortası lerinin kendi tadı yok? inden geçerken, 'Bo- ğaziçine doğru baktım. Deniz, bir ay önceki, donduru. cu deniz. Hava, bir ay önceki ür- pertici hava değil. Esen meltem, iliklerimin içine kadar, imbikten çekilmiş tatlı bir surup gibi damla damla yayıldıkça hiç içine girme- diğim bambaşka bir ve san. dım. Sisle örtülü kıyılar göz kamaştı- rıct bir parlaklık içinde — idiler. Mavi ile yeşil arası bir renk bağla. yan deniz; kışı belli ki, ağır ve ha- lan bir kabuk gibi sırtındari atmış, bize kendi olgunluğu, kendi çip- lak olgunluğu ile görünüyordu. Artık inanıyorum, günek (tak. vim) ler söylemese de inanıyo- — İlk yan içindeyiz! Salâhaddin GÜNGÖR İRTIHAL Müleknit askeri hesap memuru ve İs- tanbul kauçuk ve kablo fabrikası müba- yan memuru o Bay Kemal Gür kısa bir hastalığı müteakip dün vefat etmiş ve kendisini sevenleri teessüre garkelmiş- tir. Cenazesi bugün saat 11 de Gureba hastahanesinden kaldırılarak Topkapı - daki aile kabristanına defnolunacaktır. Tanrı rahmet eyliye, 934 Yedi gün hediyesi Beşinci Ekonomi ve tutum yedi günü dalayısile ulusal Ekonomi ve arttırma ka rumu tarafmdan Lsrtip edilen prbpa“s ganda çalışma programı mucibince E- renköy kız lisesinde yapılan münamdre: de yedi günün istihdaf ettiği geyeler'et- rafmda kıymetli konferane veron mez - kür lise talebelerinden 330 Ferhunde ve 242 Perihan Tahirin küçük kıtada birer kıta Atatürk büstü ile mükâfatiandırıl. masını kurum Istanbul Şubesi kararlaş- rmış ve kıymeti maneviyesine baha bi- | silemiyecek bu hediyeleri sahiplerine berayi tevdi Lite müdürlüğüde gönder- miştir. Yurt yavrularının böyle büyük hediyelerle mükâfatlandırılması. cidden memnuniyetle karşılanır. Asrın umdesi “MİLLİYE T” tir. ABONE ÜCRETLERİ : Türkiye içi» Haris işin K LK 3 aylığı ES B55 7150 w— M— 28 — Sakallı hem lâtasinı tıkanıyor; bem de söyleniyordu. Kahve renk- li elbiseli ipek mendilini “sucuda ıslatarak lâtanın ötesine <berisine sürtüştürdü. Bu iş nihayet iki dakika, sürmüş- tü, Sonra lâtasını sakalının omu- zuna atarak; , — Haydi. — dedi uğurlar olsun! Lâtalı,herhalde Konya trenine yetişmeğe gelmişti. Koşarak gara li Fakat aradan beş ( dakika geçti geçmedi zavallı adam, — Yândım Allaaaah! Diye o bağırarak merdivenleri dörder dörder atlayarak “iskeleye döndü; memurun yakasına sarıldı: — Nerede o hergeleler?. O her- geleler nerede? Bunu bilsen bilsen sen bilecen... Yürü bakalım kara- kola... Ve memur silkinmek isteyince suratının ortasına bir tokat indi- rip bağırdı: — Ben dalavere yutman... Tam iki bin yedi yüz elli kâğıdımı aşır- dınız... Haydi karakola.. O herge- leleri bul bana... Kafanı patlatırım yoksa!.. Hergeleler... Bu herhalde sevabına elbise te- mizliyen kibar beylere verdiği ad | İacaktı. Sahi nereye gitmişti bu hers| MİLLİYET PAZARTESİ 25 MART 1935 İ beher metre mikâbı Terkos mu haklı, Hal MILLIYET:Bu halkının dilek tercüma Bugün de Bay Abd Ik mel sorgusu ile şehir beraberliğine n oluyor urrahman Münip'in cevaplarını neşrediyoruz .. Bugün de, halktan mukaveleye aykırı olarak haksız ve vakitsiz para alan ve vermiyenin suyunu kesen terkos idaresi | hakkında, reyine müracaat ettiğimiz kıymet- li ve maraf o hukukçularımızdan avukat Bay Abdürrahman Müni- bin cevaplarını neşrediyoruz: , Suallerimiz ne,di? I Eye Terkos Şirketi kurulurken yani 1889 tarihinde yapılıp bu şir- ketin İstanbul belediyesine intikali üzerine aynen onuri Üzerine geç - miş olan “abonelerle idare arasın- daki mukavele,,nin #üncü mad- desinde: (Şayet sarfolunan su abone se - nedinde müayyen miktarı yevmis bilhesap, bir seneye isabet eden mecmu miktarı (o tecavüz.ederse fazlasının derhal ödemeğe abone mecbur tu- İ tulacaktır) deniliyor. Bu sarahate nazatan terkos idaresi henüz s6- nelik asgari su miktarını bitirme- miş bir aboneden senelik asgari miktara değil de üç aylık taksitler ile birlikte fazla su bedeli alabilir mi? kavele harici olarak istediği üç ay- lk fazla su bedelini vermeyen bir abonenin suyunu kesmesi halinde idareye ne gibi mes'uliyetişr dü- şer? Na cevap aldık ? I — Birinci sualdeki, mukavele- nin dördüncü (O maddesinden iki mânâ çıkıyor. Eğer abone bir se- ne zarfında sarfedeceği su mikta- rını sene içinde tamamen istihlâk etmişse, bunu müteakip fazla sar- fiyat bedelini terkos idaresinin, se- ne nihayetini beklemeksizin, abo- neden istemeğe hakkı vardır. Su idaresi bu sarfiyat için sene sonu- İ nu beklemeğe mecbur tutulamaz. Fakat bir sene zarfında istih - lâk etmeğe hakkı olan su mikta - rını bu müddet içinde sarfetmi - yen aboneden su idaresi vakitsiz bir şey istiyemez. Müddet dolma- dan parayı almağa hakkı yoktur. yet terkos idaresi hak- kı olmadığı halde suyu kesecek olursa abone mahkemeye müra - caat ederek zararını ister ve bu takdirde'mezkür idare hakkındari- cap eden kanuni muamele yapı - 11 — Terkos Idaresinin bu mu- Oz Türkçe ile Bilmecemiz Ormanlar karşılıklarını yazdığımız kelime lee öz türkçe mukabillerini yazarak sekli. Yeni bilmecemiz 1224567891011 SAR UNAUNA SOLDAN “SAGA 1 — Adet 4, Bir rakam 4, 2 — Beygir 2, Radyo 6 3 — Bir meyva 3, 4 — Büyük 3, 8 — Dem 3, Jetifham 2, 6 — Hücum 1, Bir vapurun 7 — Nota 2, Çok değil 2, Çift dı 8 — Asi 9 — Valide 3, 10 — Sersem 4. Mantar edatı 3, Yama 2, mzset 3, Beyaz perdenin GRETA nun ölmez romanı ÇALINM Metro - GolAwy gele ler? Fatih minarelerinde öğle ezarda- rı okunuyordu. Ak sakallı bir der süam efendi yenlerini kıvırdı, ve gömleğinin düğmelerini çözerek kollarını sıvadı. o Lâtasını beline hörgüçleyip henüz musluk başına çömelmişti ki, yalnayak sümükleri burnundan sarkan kirli şalvarlı, on , beş on altı yaşında bir çocuk yanı- ad Hocam., saatine bakar mi- sın? — Bakayımevlâdım... Dersiam efendi, şal yeleğinin cebinden büyük Bir piryol saat çıka rıp yayına bastı. Kapak açıldı a- ma, saatte Dersiam efendinin €- linden çocuğun eline geçti. Ve ço- cuk on adım gerilerek; — Uçtu da uçtu u tu! Diye şarkı söyler bağırarak göbek atmağa başladı. Dersiam efendi hazretleri Fatih camii avlusunda mübarek ezanlar okunurken cinlerin perilerin dola- şamıyacaklarını bilen âlimlerden- di. Bağırmak, serseriyi tutturmak istedi. Fakat hemen o anda yanın- daki muslukta abdest - almağa ha- zırlanan kırklık bir adam; — Asan hocam... — dedi — sa- Önümüzüeki çarşamba aksamı MELEK de tarafından emsalsiz bir surtte yaratılan meşhur muharrir PİRANDELLO Fransızca sözlü İni; TEPEBAŞINDA ŞEHİR TIYATROSUNDA Fransız Tiyatrosunda Gece saat 20 de UÇ SAAT 3 perde Yazan : Ekrem Reşit. Besteli- yen: Cemal Reşit. 1784 Istanbul Asliye üçüncü hukuk mah- komesinden: Nivart Arşeles Kuyümciyan tarafın. dan Pangaltıda Çimen sokağında 24 mu- maralı evde oturan Vahem Kuyumciyan aleyhine açılan o boşanma O davasın- dan dolayı tayin olunan 16 - 4 « 935 salı günü saat 14 te mahkemeye gelmesi ve- 'ya bir vekil göndermesi aksi takdirde-gi- yabında muhakemeye devam olunacağı tebliğ yerine kaim olmak üzere ilâm olu- nur, (9692) 11 — Bir rakam 3, Köpek 2, YUKARDAN AŞAGI illiyetin yeni adı 3, Baş 4, Bir kümes hayvanı 3, İsimleri odak 2, içki 4, Ar scak d, 2, Bayat değil, genç 4, 8 — Başına bir harf koyunca iyileşir 2, | 9 — Tazyik görmüş 4, Beyar 2, İstifham 2, Felç 4, Lâr kayığı 4, en büyük yıldızı GARBO IŞ ASK Mayer filmi kın bağırayım deme, saati kırar. Meczubun biridir 0... Sen bir lira çıkar cebinden... Hem ona verme, uzaktan göster, koşa koşa gelir, saati verir. — Hay yaşayasın evlât... Allah ; dualarını kabul etsin.. iyiki söyle» mişlerdi Zavallı Dersiam efendi; — Bre aman.. bre koşum! yeti- gin! Diye bağırdı ama.. koşanlar, an- cak heyecanından gani tutan ihtiyar hocanm imdadına yetişebil- diler. Yoksa serserileri ne gören ol- muştu, ne de arkalarmdan koşan.. Arslanlı semaver kaynıyordu. Ocak gene o eski ocaktı. Ve du- varda Zaloğlu Rüstemin devlerle Alinin kendi ce- Bugünkü program ISTANBU Haberler er - Çikusaltalım Son haberler, - Ba tras, 22: Radyo cat ve tnngo orkeatralaf” 178 Kb. MOSKOVA, 174. 17,30; Parti yayımı, 18,305 '. İZ: Almanca yayım, 23081 2405; Macarca yayım. 23005: İngili 832 Khz, MOSK O V A, (Stalin) 3öl 22,08: Dans musikisi, 24: Monkovadan mr VARŞOVA 62 li duyumları. 21: Musil Vayneri Runça ders. 20,50: Puçininin “MANON T., adlı opera temliri, 23: San duy! ik. 230: Almanca yayım çak Kaner, eserlerinden yumlar. 2316: Hafif musiki ve dns, 1 Gece musikisi. BRESLA YMM. adi 1950: Akedalite. 20: Pik, ş Gümü kısa duyumları, 248, . 23: Duyamlır. Pile 24: Dena To Kür MUNİ Mi Dans ve hfif musiki, TGART, (Mühleker) Sİ Yarınki program ISTANBUL: 19,30» Haberler. 19,40: Sal e Bakanlığı namına konfera: Damircaz. 2120: Son 2130: Suldye orkestra. Gürser « Radyo ATINAYA 10 GÜNLÜK SEYAHAT ANKARA vapuru ile 9 ve 23 Nisan hareket Fiyatla Ekonomik Güverte hususi teri Vapur gidiş dönüş, pasaj ve Yunan vizaları, oti meki ikamet. Arzu edildiği takdirde yaldız #” diş dönüş vapur biletleri dahi © rilir, Müracaatı NAK Turist set” tası, Galata Rıbtım caddesi No- Telefon 43126 o 9160 Elektrik mühendisi B. Refik'i Ameli ve mufassal Elektrik" Makina kitapları. Deposu: Po" tane arkasında Basiret han" kahvecisi Doktor Muhip Nurettin Babıali caddesinde Türkiye ecran* karşısında yordu. Yalnız Çaycı Tibrizli Ali. nargilesi görünürde yokta ik Pis önlüklü bir çırak tükürük” yip dudağıma yapıştırdığı sise kapıdan giren gri Abiceli bi bir if Sie aldı ve eteklerine e ağabeyim yukarda... keyfi yerine geldi. Ve teklifsiz bir-tavırla si88” nı gelenin ağzına dayadı : —Çekbir nefes! H doğramm. Fakmt İhsan sakli kahve rengi elbise ne li Gri elbiseli harikulâde şıktı gr renmedi, itiraz etmedi, esri, ir garadan derin bir nefes ei ve ocağının yanındaki bir vende kayboldu. — Ulan Ali! — Ne var? Ak bize agir Si de mi ağzın varmıyor ulan?» — Emret ağabey. — Getir şu ri — Buyur aj yi Ötesine berisine deniz kızl?” şahmaranlar. işlenmiş | Ka mermer bir masaya y N i yi doi emeli)

Bu sayıdan diğer sayfalar: