29 Nisan 1934 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 6

29 Nisan 1934 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

I Dünya Hüâdiseleri ı— Altın Aramaya Gidenler Kaldılar Son zamanda sergüzeştcü ruhlu Koko Adası| bazı kimseler ge rip Yeni Bir atılmışlardır. Bun- Halk Buldu| yay küçük küçük gemilere — binerek Bahrimuhitin ortasında, şimdiye kadar insanla- rın hiç yerleşmedikleri ( Koko ) adasına müteveccihen hareket elmişlerdir. Maksatları bu ada da hazine aramak ve birdenbire zengin olmaktır. Bu adamların fikrince bir vakitler bu ada büyük | korsanların gelip geçtiği, bilhassa hazinelerini muhafaza ettikleri bir yerdir. Onun için toprakları elenir, adanın hıyısı bucağı delik deşik edilirse muhakkak birçok define- lere tesadüf etmek mümkün olur. Vaktile Son Postada yine bahset- miş olduğumuz bu hazine işi için merkezi — Londra olmak üzere muhtelif şirketler tecssüs etmiş ve sahilden millerce uzakta bulu- nan Koko — adasının muhayyel cennetine doğru gemiler hareket etlirilmiştir. 17 inci asrın — korsanlarının bıraktığı tahmin edilen defineler. den hiçbiri şimdiye kadar bulun- imuş değildir. Ancak adanın hava- manın güzelliği ağaçlarının çokluğu #uyunun” bolluğu birçok kimseleri teshir etmiş birçok kimselere de burada yerleşmek kararını verdir- miştir. - Adanın şimdiye kadar boş olması bittabi burada medent ve mülki bir teşkilâtın kurulmasına imkân vermemişti Fakat hazine peşinde koşan bu açıkgözlerin burayı ziyaretinden sonra iş de- ğişmiştir. Arama esnasında ayr- lan nüfuz mıntakaları, imtiyazlar, Mmülkiyet haklar yirminci asırda Robenson hayatı süren altır. ara- yıcıları. arasında bazı teşkilât kurmak ihtiyacını uyandırmıştır. Her şeyden evvel doktor, avukat, hâkim, papas gibi sıhhi bukuk? ve dini ihtiyaçlara cevap veren kimseler — getirtilmiş, pey- derpey mühendis, dülger, duvarcı gibi san'atkârlar celbedilmiştir. Birkaç ay evvel inin cinin top oynadığı adada şimdi göze çar- pan bir hareket görüldüğü ve pek yakında çarşılar, - pazarlar kurulacağı ümit edildiği söylen- mektedir. Ada halkı kendisine bir de ticaret yolu bulmuştur. Burada ekseriyetle yetişen Hin- distan cevizinin ihracatı bura- dakilere oldukça kâr bırakacaktır. Amerikamın keşfi zamanlarını andıran bu hareket ve mühaceret bizi hiç te hayrete * düşürmeme- lidir. Çünkü — insanın doğduğu yer değil doyduğu yer dediklerini çok İıereler duymuquıdur -— TAKVİM — Gün PAZAR Kanm 173 30 29 NİSAN 924 Rumi 16 * Nisan> 1350 Arabi M Mubarrem — 1353 —a Eı.ıı Vasati) Vaklı Ezanl yösat 10 00 bm_ıhwn z — |w0 5 00 ı:ııı Yatsı Dt az |a00i .. ı 20613 08 Vak t Güveş Üğle Tlchadi B SON POSTA Yelkenciler Hanında Tarihin Büyük Zanaatı Yelkencilik Te Can Çekişiyor!.. “Kotralar Çıktı Diye Bir Ara Sevinmiştik. Fakat O Da Boşmuş.. Gençler Heves Ediyor Amma Hep Kadın, Kız Dalgası... ,, Osmanlı tarihinde “Yelkencilik,, son asırlara kadar büyük bir mevki tutuyordu. Boy boy yelken- liler © zamana göre, Şayka, Zer- bina, Karamürsel, Çekelove, Mün- kesile isimlerile dolaşır, Karade- nizden Septe Boğazma kadar bütün o koskocaman iki deniz arasında kâh korşanlık edilir, kâh devletin namusu korunurdu. İşte Osmanh — saltanatında büyük bir heybetle hüküm süren gemicilik ve yelkencilik, bugün Yelkenciler hanından Mî sahne : Yelkenler Yapılırken artık yavaş yavaş ölüp sönmek- tedir. Bir zamanlar devlet donan- masını baştan aşağı donatan bu san'atkârların, şimdi, Kalafatçı- larda; tarihin bıraktığı “Yelkenci han, ında ancak Üç beş kişi kalmıştır. Evliya Çelebi meşhur Seyahat- namesinde Dördüncü Murat dev- rinin yelkencilerini şöyle anlatır: — Neferat 300 ve dükkân 90, gemilere — günagün — çen- ber, alburata trenkete, Çeklove biçimi yelkenler biçip gemileri donatırlar. Pirleri bez dokumakta Hazreti Şiyt (aleyhisselâm) dır. Bunlar da büyük resmigeçitlerde araba üzere küçük gemilere yel- ken yapar şekilde pür silâh bez arşınlıyarak ııbur ederler.,, Yelkenci Iııımdııı içeri girer girmez, tâ karşı taş odalardan bir ses geldi: — Ösmaaan Efendi, Osm: Efendiiül.. Dar dehlizde taşlar - üzerinde bir iki işçi çalışıyor. Beyaz ve yeşil keten yelkenleri, kalın kın- naplarla biribirine bağlıyor, elle- rindeki çuvaldızları - sür'atle ve maharetle batırıp çıkarıyorlardı. Nihayet cedbecet — yelkenci olan Mehmet Selim Efeni, mak« sadımı anlayınca bana «buyur!» etti ve az ilerdeki bir taş odanın kapısı önüne oturdak: Kısa — arkalıksız. sandalyeye ilişince, Mehmet Selim Efendi gür gür gürliyen bir sesle bağırdı: — Abbas Efendil.. Şekeri çokça bir misafir kahvesil.. Sonra bana döndü: — Hele bizi arayıp soran, dinliyen de varmış!.. Acap ne oluyoruz?. İşler nasıl, ne âlemde?, Bir defa kapımızı bir çalan ol- madı!. — Mutlaka sizi arayıp ta bul- mak mm İlâzımi. Biraz kendinizi ortaya versenizel. Hani - tarihler olmasa yelkencileri arayıp bulan hiç olmazdı yal.. — Bey, sen güneşte kaldım. Şöyle sandalyeni içeri çekl. Ye- rimiz olsaydı, sana bir gölgelik koyardık yal — Eyvallah Selim efendi.. Hele şimdi bir konuşalım! Ne var ne yok, ne alemdesiniz?. Mehmet Selim efendi omuzla- rını kaldırıp birakti: — Ne olacağız? Güya çalışı- yoruz. Şurada kala kala birkaç kişi kaldık. Hani yüreğime de- kunmasa çekilip gideceğim.! Fa- kat bu çocuklar sokaklarda yüz fstü kalacak! — İşler fena mı gidiyor? — Gittiği yok ki, fena gitsin a beyim. Yerinde sayıyor. Artık Yelkencilerin alâmetifarikası: Küçük bBir yelken yelken yaptıran kalmadı. Kotralar çıktı diye bir aralık sevinmiştik. Fakat o da boşa gitti. Gençler heves ediyor amma, hep kadın, kız dalgası. Babalar metelik sız- dırmıyor. Şöyle nazı geçecek bir delikanlı çıksın da, babasına bir kotra aldırsın! İşte ancak o za- man şu çocuklara birkaç lokma ekmek çıksın! Mehmet Selim Efendi anla- ı_uiıeı_ı. tağ odayı gözden geçirdim. COD GÖĞ SAĞ ÜGG Z e B ĞÜ 45 0 e ee G D A L Döşemeler eski ve çürümüş tahta raflarda küçük yelkenli modelleri, kum torbâaları, yelken bezleri kü- çük, büyük halatlar, duvarlarda renkli, aczip yelkenli resimler ve tâ üstünde sülüs yazı ile yazılmış bir levha: Her seherde besamele ile açılır. dük- küânımız, Hazreti Haccaçtır pirimiz Üstadımız Ya Ali Murtazaya hatır ol Sana haktan ber me gelse ran ol Sakin kat'ı peyda etme, senin rızkın gelir haktan Düşün, kendini ey gafil, seni var eden yoktan! — Nerede eski günler a be- yiml. Zaman olur ki hayali cihan değer.. Eski camlar bardak oldu. Var koyver sarhoş gibi kendini.. Şurada kala kala üç beş kişi kaldık. Halbuki bir zamanlar bu- ralarda hep yelkenciler doluydu. Tâ Besralardan, İskenderiyelerden, Kırımlardan boy boy, çeşit çeşit gemiler gelir, onları biz. buralar« da donatırdık.. gemi donandık- tan sonra, Arabı, Tatarı, bize gemide ziyafetler çeker, kuzular doldurulurdu. Dedim ya, her ge- çen şey bir cihandı.. Lüklüs lâm- ba ile arasak, artık bulamayız.. Söz arasında Mehmet Selim Ef.: — Dur dedi, sana bizim Os- man Efendiyi çağırayım.. onun çenesi böyle şeyleri yaratır ve küf kokan rutubetli han duvarla- rına doğru, “palamarı çöğöööz!,, gibilerden, bütün sesile bağırırdı: — Osman — Efendüiü, heyyy Osman Efendil. Yok mu be oralarda?. Çağırın şunu banal.. Biraz sonra Osman Ef., yana doğru kaçmış kasketi, zayıf sarı ynıllylc geldi. Bizi “Selâmünaley- küml ,, ledi, geçti bir sandalye ye ohırdıı Maksadı - ziyaretimizi anlayınca, elini dizine vura vura dert yandı: — Bu bizim san'at ne mek- tepte Ööğretilir,ne de başka yerdel.. Hani eskiden “evlâdım zanaat öğ- rensin!, Diye çocuk getirirler, parasız buralarda çalıştırırlardı. Şimdi o da yok. Üstelik para versen bulamazsın.. — geçti artık. Biz mezara, bizim zanaatta me- zaral.. Artık mahşere kadar böyle beraberce yaşarız.. Sonra parmağile Mehmet Selim Efendiyi gösterdi: — Bunu gördün mü beyefen- di, bu adamın geliri var. Çalış- masa da olur, Fakat vicdanı insani var.. liyor; burasını açıyor. Sırf iıg kadarcıktan yamında çalışan, ba- basmın, — dedesinin — zamanından Resminizi Blu Gönderiniz Size Tn!ı!nlmııı Söyliyelim Resminizi kupoa İle gönderinli. kunoıı diğer — sayfamızdadır. 29. Ankara: Sadi Bey: Mahcup ve çekin: gen tavurludur. Çabuk kızabilirse de iğbiran kinsiz ve devamsızdır. İzzetinefin — bahsında kıskanç davranır. Zahr metli işlere güçlükle tahammül gösterir. Ra- hatini sevdiği kadar da iyi yemesini ve ya- Şamasını iater. - 26. Istanbu: Ali Nezihi Bey: Bu çocuğun — simasında, durğanluk, neşesizlik ve yorgunluk ifadesi vardır. Çocuklara mahe Sus hınkellur, çevi likler pek yoktur. Ken- disine sahip sevimli ve yaramaz çocukların hallerine benzemiyen bu yavaşlığın ve çekin- genliğin izalesi lâzun- dır. Çocuk, ya tazyikı andıran kuvvetli bir disiplinin veyâ marazi bir neşesiz- lğin tahtı tesirindedir. Alâkadarların bu — hususta — müdahaleleri temenni olunur. - 31 İstanbuli Cafer Sadık Beyr Zekidir. Çetin işlerle Uğraşmaz, — gelu — bir tavrı vardır. Bu hali- ne aldığı terbiyenin de tesiri olabilir. İyi geyleri taklide müte- mayildir. Hislidir. Tek- dirden uk llelie sine — karşı tokgözlü davrabır. -Tehlikelere oesaretini — istimal etmez. bu etmek karşı, hususta Tâzımdır. iradesini takviye - ZI. Ankara: Meh. met Bey: Manalı ve karışık işler yapan bir insan vaziyetinde de- gildir. Sadeliği tercih eder. Tehlikeli vazi- yetlerden çekinir baş- hlın için zararlara 30 Yunusistasyonu: Nevzat Vecihi Beyt Sakin ve boş durumaz, kendisine mutlaka bir Yaaliyet g o mevsuu — bulür. Bu © hareketini etrafım da iştirak ettirmek ieter. Gösterişi sever, takdir ve teveccühlere maz- har olmaktan hazzee | der. İşlerinde aceleyi # ihtişar eder. Elbise Kİ ve eşyayı iyi kullamır ve intizamı sever, .- 32 Bakırköy: H. D. Hanım: | ” (ÇResminin dercini istemiyor ) Gençliğine rağmen her şeye vâki, tecrübeli ve olgun bir kadın rubunu taşımıktadır. Tavur ve hareketleri, gülüşleri, zarif ve kibardır. Ilk nazar. da terbiyeli ve görgülü bir hamım kars şısında olduğunuzu — hissedi pti mııı:: kışlarındaki zekâlı ve K ve imâlar, raatgelene gönlünü kaptıra« _yu—ığııı ifade etmektedir. saç nlııl ağartmış ıdımlınnı aç bırakmamak, — sokaklarda — sefil; perişan süründürmemek için Us- telik te cebinden veriyor. Biz de öyle.. göyle şurada kala kala ne kaldık ki? Beş seneye varmaz hepimiz bir kenarda ya ölür, ya çürürüzl.. — Peki sebep mne? zanaati- nizin ölümüne sebep ne?.. Osman Efendi göğsünü bağ- rını döküyordu: — O motor yok mu, o, me- tor?.. Ah o motorlar bizi batırdı!. d TÜ

Bu sayıdan diğer sayfalar: