7 Ocak 1937 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 9

7 Ocak 1937 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 9
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Abdülhamidin Hayatını Anlatıyor -1 Cambazbaşısı SON POSTA Deniz ve denizcilik : Deniz tazıları: Torpidolar Jimnastik yapmak bir|Saatte 40 mil giden 2600 tonilâtolu fermanla yasak edilmi Mekteplerdeki jimnastikhaneler kilitli tatuluyordu. Ben güneş doğmadan kalkar, gizli gizli idman yapardım. Nihayet bir sabs * yakalandım Yokuşu çıkınca Abbasağa camii gö- ründü. Yaklaştım. Tam soracak bir.ni ararken bir kapı açıldı: Bir polis me - müuru, — Burada canbazbaşı oturuyornuş, diye sordum, evini biliyor musunuz? — İşte kendisi gidiyor. Parmağile yokuşu yarılamış kahve rengi paltolu, orta boylu bir ihtiyarı gösterdi, Paltonun sol kölu cebine so - kulmuş. Canbazbaşının s0l kolu omuz başından kesik. Yaklaştım. Kulağı çok ağır işitiyor. Beraberce döndük. Yokuşu benim a - dımlarıma uyarak çÇıkabiliyor. Ağzın- da diş kalmamış, bıyıkları bembeyaz olmuş amma hâlâ dinç. Abbasağa camiinir tam karşısında kapısı açık eski, tahta bir eve girdik. Yukarı kata çıktık. Bir oda, Duvar- da Bay Rızanın gençlik resimleri. Or- tada bir masa var, Üstü albümlerle do- lu. İçinde meşhur cihan pehlivanları - nın, namlı canbazların resimleri. Ke - narda bir keman, bir ut, Karşı karşıya oturduk. İlk su « ali sordum: Canbazlı * Ba, kaç yaşında başladınız? — Bu mesleğe nasıl he- ves ettiniz? — Hiç hatırla- miyorum. Zaten hatırlamama da imkân yok. Çün- — Bay Rıza kü ben canbazlığa kendi arzumla baş- lamadım. Aklım başıma gelince ken - dimi aşağı yukarı istikbali parlak, gö- zü pek bir canbaz çırağı olarak bul » dum.» Abdülhamidin meşhur canbazbaşısı, merakımı sezdi. Bugün yetmiş yaşın - da olmasına rağmen hem fevkalâde çalâk bir zekâsı var, hem de çok düz - gün konuşuyor. Devam etti: ediyorsunuz — değil mi? öylüyorum. Benim rahmetli bir süt ninem vardı. Ben daha bir kaç aylık çocukken kundağımı çözer, kol- larıma ve ayaklarıma bazı hareketler yaptırırmış, Hattâ bir gün annem gör- müş: — Ne oluyor? diye sormuş, çocuğun kollarını, bacaklarını neden öyle bü - küyorsun? — Erkek kısmına sade sağlam yürek değil, sağlam kollar da lâzımdır. Böyle yaparsam evlâdımız büyüyünce kuvs vetli bir delikanlı olur, İşte bu şartlar içinde büyümüşüm, koşmağa, oynmamağa başlayınca, gene bana adeleleri kuvvetlendirecek, vü - cüdü çevikleştirecek oyunlar oynat » mışlar. Oyuncaklarım, üç tekerlekli bi- siklet, paten, atlayıp sıçramaktan iba- retmiş. Sandalyelerden sıçrar, masala- ra tırmanır, bahçedeki ağaçların te - pesinden inmezmişim. Babam hali vakti yerinde Kafkaslı bir tüccardı. Beşiktaşta şimdiki tram - vay deposunun karşısındaki konağımız düzünelerle halayık, sürü sürü uşak dolu idi. Caddeden denize kadar uzanan bü- yük bahçemiz, her türlü spor yapmağa müsait olduğundan ben daha mahalle mektebine giderken jimnastik âletle - rini bahçeye sıralamış bulunuyordum. Umumi jimnastik yasağı O tarihlerde gerek askeri, gerek mülki mekteplerin hepsinde hem iyi jimnastik hocaları, hem de bütün tec- hizatı mükemmel jimnastik - salonları vardı. Fakat jimnastik bir senedenberi hünkârın bir fermanile tamamen ya -i sak edilmiş bulunuyordu. — Sebep? z İ ven z Rİ Bay Rızanın Abdülhamit Wı satılan kartpostallarından biri — Sebebi o zamana göre çok basit, şimdi ise çok saçma sayılacak kadar küçüktü. : Mabeyne mensup zevattan birisinin nazik mahdumu bir gün mektepte ipe mi, demire mi bir yere tırmanmış, İn- urîlk bilekleri o sikleti çekememiş, te- pesi üstü yuvarlanmış. Beyzadenin ba- cağı incilmiş. Adamcağız, akşam Üzeri vak'ayı öğ> renince, hemen kâğıt kalemi ele almış, ebirer ilmü irfan ocağı olması lâzım gelen mekâtibi hümayun derununda evlâdlarımıza türlü hünerler göşter » mek gafletile canbazlık icra ettirip ka- zaya uğramalarına” sebep olunuyor.» mealinde yanık bir jurnal donatmış. “Padişah zaten vehimli. K «Gayti jimnastik yapılmasın» diye fermanı basmış, Bütün askeri ve mül- ki mekteplerden jimnastiği kaldır - mışlar. Benim jimnastikhane baba — evinin bahçesinde olduğundan bu halin far - kında bile değilim. Gel zaman, git zaman, bir yaz üzeri Emirgâna taşındık. Mısır valisinin E - mirgânda yaptırdığı rüştiyeye kaydor lundum. Mektebin tam techizatlı bir jimnastikhanesi, hattâ Avrupadan g€e tirtilmiş bir de jimmastik hocası var - dı. Fakat jimnastikhanenin kapısı dai- ma kilitli bulunuyordu. Nihayet - bir gün dayanamadım. — Bu mükemmel jimnastikhane ne- den hep kapalı durur diye sordum. Va işte o zaman anladım ki memlekelte jimnastik bir fermanla silinip süpü - rülmüş, hattâ —Abdülüzizin meşhür canbazbaşısı Yaver Bey de senelerden- beri sürgünde bulunuyormuş. Bu sür- günün, jimnastik yasağile alâkası yok amma, hünkârın jimnastiğe hiç ehem- miyet vermediğini göstermesi bakı - mından tesbiti faydalı. Gizli jimnastik talimleri Bu sırada babam beni Kuleli askeri mektep idadisine yazdırdı. Leyli mek- tep beni fena halde sıktı. İçimde jim- nastiğe karşı duyduğum his, o sıralar- da âdeta önüne geçemediğim bir ihti- ras halini almıştı. Kuleli mektebinde de jimnastik â - letleri kaldırılmış, bahçede sade bir baffiks, bir de diğer âletlerin vaktile üzerine asıldığı dört direk kalmıştı. Ben içimdeki arzuyu bir türlü yene- mediğim için her sabah hamam boru - sundan lââkal bir saat evvel uyanır, kimseye görünmeden bahçeye fırlar, barfikste, on beş, yirmi dakika çalı - şır, sonra gizlice yatakhaneye ve ya - hut müzakere sınıfına girerdim. “ O zamanlar henüz elektrik mevcut olmadığı gibi havagazı da yöktu. Bi - naenaleyh ben gün ağarmadan bah - çeye çıkar, bahçenin ortasında bir di - (Devamı 9 uuru sayfada) şti | bir tekne, ne muhriptir, ne kruvazör Ona sadece Allahın belâsı diyebili Amerika dahilt harbi — sıralarında ; 1864 senesi şubatı- nın 17 inci günü, şi mal hükümetlerine ait ( Housatonic ) kürveti — (Çarlston) Hmani — açıklarında demir üzerinde yatı yordu, Akşamın saat do- kuzuna doğru kut -« vetin nöbetçi zabiti hava içinde bir cis- min, yüzen kalasa benziyen bir şeyin, gemiye doğru yak - laştığını gördü. Za- bit derhal demmir zin cirlerini fora ederek makineyi tam yolla tornistana çalıştır - dıysa da o cisim ge minin bordasına çarptı, patladı ve ko ca korvet iskeleye devrilerek batıp git ti. İlk torpidobot ilk torpido ile bir harp gemisini ilk defa ol- mak üzere işte bu suretle batırmıştı. (1864) senesinde korkunç bir vüâhid harbi olarak kendir ni göstermiş olan Fransız donanmasının torpidol, torpidobot © tarihten bugüne kadar letin kullanmakta oldukları bu sınıf geçmiş olan (72) sene içinde çok te -| gemiler hacim, sür'at ve silâh cihetile kâmül etti. Sayısız tahavvüller geçir- | diğer devletler bahriyelerini geride bı di ve nihayet günün mütekâmil ve öl- dürücü silâhı haline geldi. İstihale ve tekâmül Tıpkı Zirhli ve kruvazörlerde ol- duğu — gibi — torpidobot — hususun - dada — muhtelif devlet bahriyeleri arasındaki rekaboet bunların gittikçe büyümesi ve kuvvetlenmesi bakımın- dan kuvvetli bir manivelâ vazifesi gör müştür, İngilterenin en büyük ve dünyanın €en mütehassıs torpidobot ve distroyer | inşa tezgâhı olan Tornikroft fabrikası tarafından 1875 senesinde denize indi- rilen ilk botlarla bugünün muhripleri arasında fare ile kaplan arasındaki fark göze çarpar. Cihan harbinin ilânına kadar (İngil- tere . Almanya » Amerika « Japonya - Rusya « Fransa - İtalya - Avusturya - Macaristan) bahriyeleri arasında de- vam eden torpkdobot rekabeti harbin Sona ermösinden sonrâ da devam etti. Harpten evvel torpidobotlar büyü - yüp sür'atleri arttıkça bunlara karşı koymak için daha büyük, daha sür'atli ve daha ağır toplu torpidolardan başka birşey olmıyan (torpidobot muhribi), ingilizce tabiri ile (Distroyer) ler icat edildi. Bu da kâfi gelmedi ve bugün İtalyan ve İngiliz bahriyelerinde oldu ğu gibi bazı bahriyelerde distroyerlerin büyükleri yapıldı ve bunlara (filotillâ rehber gemisi) ismi verildi. Fransız bahriyesi gibi bazı donanma larda ise isim değiştirilmedi ama öyle muhripler denize indirildi kl bunlara (küçük kruvazör) demek daha müna- sip olur. Evvelce küçüklerine (torpidobot) bir az kabacalarına da (açık deniz torpido botu) ismi verilen bu deniz silâhı bu- gün artık, tanesi yüz binlerce liraya mal olan ve bir kruvazördekilerine yakın orta çaplı top taşıyan vah'di harpler olmuştur. Meselâ Yugoslavya bahriyesinde hiz met gören Dubrovnik'in büyük bir muhrip mi, yoksa küçük bir kruyazör mü olduğunu kat'iyetle kestirmek he- men hemen mümkün değildir. Bugün torpidobot muhribi bakımın- dan en ileride bulunan bahriye Fransız ve İtalyan bahriyeleridir ve bu iki dev- rakmışlardır. ları Bugünün torpidobotl Meselâ son günlerde denize indiril- miş olan (Aigle - Kartal) sınıfı bir Fransız muhribini yakından seyrede - cek olursak küçük doğmuş ve gittikçe büyümüş olan bu sınıf gemilerin ne yaman vahidi harpler olduğu anlaşı - lr: Hacmi istiabi 2610 ton yani «Meci- diye» kruvazörüne çok yakın bir çey. Boy uzunluğu (130) metre. Yani <Ha midiye» mizden tamam 18 metre daha uzun. Genişlik: 1! metre. Yani Hamidiye- den 3 metre kadar noksan. Makine kuvveti 74,000 beygir. «Ya- vuzunkinden» fazla, Sür'at: Saatte 40 mil, Esleha: 5 tane 13 santimetrelik top. Mecidiyeye faik bir top kuvveti ve ay- rica tayyarelere karşı seri ateşli dört top. Torpido kovanı: 500 milimetrelik do- kuz kovan, Mürettebat: 10 zabit, 210 gedikli ve nefer. Saatte 40 mil, yani toparlak hesap 75 kilometre gibi başdöndürücü bir sür'atle uçan bu gemi, insaf ile düşünü lecek olursa, daha yirmi sene evvel muhrip dediğimiz beş altı yüz tonilâto luk teknelerle artık nisbeti kalmamiış bir fen ve teknik harikasıdır. Son sis- tem muhriplerin manevra kabiliyetleri de fevkalâdedir. Bu gemiler en sert hâ- valarda bile denizde kalabildikleri gibi en kalabalık limanlarda bile pek kolay lıkla manevra yâpabilmektedirler. Meselâ yükarıda evsafından bahsti- tiğimiz Fransız muhribi tam yolla sey rederken 500 metreden az bir devir kütru dahilinde dönebilmektedir. Ve gene tam yolla giderken makineler tor nistana çalıştırılımca geminin üç defa u zunluğu, yani 390 metre dahilinde mıh lanmış gibi durmakta imiş. Fransız bahriyesi böyle kruvazöre yakın glenecek derecede büyük muhrip ler yaptırmakla elde çok sür'atli ve kul lanışlı akın tekneleri bulundurmak is terken meselâ İngiliz bahriyesinin muhrip hacmi istiabisi olarak 1500 to- nilâtoyu geçmemesi calibi dikkattir. larından bir kaçı manevralarda Deniz ğ her hangi © let — bahri geri kalı kendileri İ€ yaşamak, meselesi gören muhrip ve rehber meselesinde yen bir hacitf? tiabiyi teca' miyorlar; mi kruvazör bir mesafe yorlar. Deniz işlel yaman ve bir enerji sali millet — oldi yakından miz Japonlâ# distroyel rini 1700 büyük inşa dikleri göz bulundu. lursa, her deniz - siy: binaenaleyh ti ayrı ayri ğunu kabul © le beraber, ? riplerin böyle yıtsız ve DUĞE büyümelerini! görünüşte kadar, ameli ve hemen taklid? bir şey olmadığı anlaşılıyor. Son sistem muhriplerden bazif” ni zamanda mayin dökücü retinde teçhiz edilmişlerdir. Ve iesbı halinde tam yolla ya bir GÜŞ limanının ağzına mayin hut ta birkaç saat içinde kendi larını mayinle geçilmez bir bal€i mek için kullanılabiliyorlar. Birleşik Amerikanın Farrağ distroyerlerinin hacmi istiabil 1500 tonilâtodur, Muhriplerden bahsederken b sebe şurasını da ilâüve edeyim Kİ Ye Cumhuriyetinin genç bahri) elinde bulunan Kocatepe sınıfı İf riple Tınaztepe ve Zafer muüll sür'at bakımından yalnız A değil belki dünyanın en seri dendir. Fransız ve İngiliz deniz s: ne göre (Kocatepe) ve (Adatep€i te 38 mil sür'at üzerinde diza! mişlerken 41 mili geçmişler. ile Zafer de 41 mili bulmuşlar& kadar sür'atli ve ayni zâamandâ ten fazla mikdarda orta çaplı yan muhiiplerin herhangi bir © kuunda, büyük zırhlıların sal' rasında biribirine saldırarak 4! da boğuşmaları muhayyeleyi bil tep korkunç bir manzara teşkil tir. Bundan evvelki bir müsahab€ tikbalin deniz harbi için (kol! ü bi bir şey olacaktır) sebebi bu izahatımdan sonra anlaşıldı değil mi? Gelecek hafta okuyucularımA telif tayyare gemileri seyrettil A, Cemalettin Sat Ticaret Odası ve zahire bütçeleri Ticaret Odası meclisi dün miştir, Meclis riyasetine en kıdt za Murad Furtan geçtikten son! heyeti rapru okunmuştur. Bun ra Sadeddin Selim, Bedri Nedt! rad Furtan, Şerafeddin Ticartt idare heyetine seçilmiştir. 1937 senesi Ticaret ve sasının bütcesi 81,634 lira, TiOİğ dası bütcesi de 201,146 lira o4 bul edilmiştir. |

Bu sayıdan diğer sayfalar: