8 Haziran 1937 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 9

8 Haziran 1937 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 9
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

«Vindsor» düşesi (eski madam Semp- son) birçok kadınlar tarafından — taklit edildiği için (kuvafür) ünü değiştirmeye karar vermişlir. Bu kuvafür, ortadan âay- Tılmış bir <yiv> in yanlarındakt hafif birer dalga ile arkadaka ufak bir erulor- dan ibaretti. Düşese yen! saç tarzını Maagagnini a- dında genç bir İtalyan hazırlamıştır. Bu yeni kuvafür yanlarda daha dalgalı, da- ha ziyade arkaya doğru taranıp yüzü meydana çıkarmaktadır. Ensedeki ufak erulo> nun yerine de birkaç ufak bukle yapılmıştır. | ' Resimde «düşes> in yeni «kuvafür» önü azlık tuvaletlerimizi çiçeklerle süsliyelim _î*ındı (solda) ipekli bluz. Önü bir «band> m ale İ l_ınıış, Arkası ortadan düğmeli, Yakasına, Kleny Üstüne, göğsündeki «bandı a kır çiçekleri lş. Tna , — Piker tayyör. Ceketin ve eteğin kenarla- _'—vl"»ıhcı renkte bir «biye» geçirilmiş, geniş €r> Terinden yalnız sağdakinin üzeri ne bir demet kır 'de de ayni çiçeklerden var. N '&da — Koten truvakâr mar:to. Kolları reglân biçiminde. Arkasında sivri bir a Var. Ceplerinin üzerine ve yakasının önüne ayti bukot işlenmiştir. ğida — *band, Te &nu;:ıjîlın veya kelenden «bolero», Kol ağızlarile kil> Ürk Ünç siçeği işlenmiştir. «Sen- saç tuvaleti sorun . ' fg&'&x üç cepheden görüyorsunuz. Alttaki eski resimlerinden biridir. SeSAAAMAAİAAARA ee SAREDAASARKEnAAAEERAANEAAEN SASLASAADERDADER. Örgüsü — Ön eyüz»> ilikte bir ters ilik örülmüş. Üstüste gelen ters ilikler çizgi Ribi görünüyor. Rubası tamamile düz ö- rülmüş üstüne koyu renk yünden «te- yel» geçirilmiştir. Yakası «eşarp» şeklin- dedir. Yalnız bir ucu işlenmiştir. Düğmeleri — «Teyel> yapılan yünün rengindedir, Eşarp yaka üstüste dikilen iki düğme ile göğse merbuttur. Eteğinde on santim genişliğinde (bir ters - bir yüz) lâstik örgü var, I Yemek bahsi Soğanlı enginar Enginarların saplarını - üzerinde bir kaç santim kalmak üzere - kesz kabuklarını koparınız. Körpe işe iç ka - buklarından birazını bırakab:lirsiniz. Fa- kat uçlarını kKesmek şartile, T körpe değilse bütün kabukları koporıp ortası- nı çanak şeklinde meydana çıkarmak lâzımdır. İçinin tüylerini bir kaşıkla alı- nız. Üstünde kalan saplarını da soyunuz. Hemen içine iki lmön sıkılnuş tuzlu suya atınız. Arpacık soğanlarından kırk elli tanesini soyup ayni suya koyunuz. Son- ra enginarları tencereye haş aşağı dizi - | niz. Soğanları da aralarına doldurunuz, biraz tuz serpiniz. Üstüne iki limon &ı - kınız. Enginarlarla bir hizaya gelecek ka- dar alelâde su koyunuz. İçine bu suyun üçte biri kadar zeytinyağı ilâve edip ağ- zını kapatınız. Ateşe koyunuz. Hiç ağzını açmadan kaynatınız. Su çekilince engi - narlar pişmiş olacaktır. © zaman kapağını açıp, steşten indi - rirsiniz. Suyun çekilip çekilmediğini ten- cereyi sallıyarak anlıyabilirsiniz. Sesin- den de anlaşılabilir. Su azalınca tencere de hafif bir cızırtı başlar. Enginarları tabağa dizdikten sonra so- ganları muntazam bir şekilde — etrafına koyarsınız. Tencerenin dibinde kalan su- yunu da üzerine dökersiniz, Enginar eğer limonlu suya atılmaz, üs- tüne de limon sıkılmazsa kararır, çirkin bir renk alır. Tencerenin kapağını aç - mak ta ayni neticeyi verir. Bunun için li- mon sıkmayı pişinciye kadar tencerenin önündeki | kapağını hiç açmamayı unutmamalısı - İYAT —| Tanımak. istemediğimiz -bir hak: Telif hakkı Elimde *Paravan, kitabmini hakla telif ımı bestelediler, plâklara geçirip sattılar, beş para alamadım. “Baykuş,, diye iyi kötü bir eserim var, yirmi yıldır İstanbulda ve Anado- luda oynanmadık şehir, kasaba kalmadı. Hiçbir yerden telif hakkı diye birşey talep etmedim, edemedim. Yazan: Halit Fahri Ozansoy Eser sahibi iseniz hiç hakkı telif senedi| gün ailemle Sirkecide bir gramafoncu çıkardınız mı? ğüne müracaat edeceksiniz. Ayni zaman- da, eski ve henüz taı dilmemiş olan hakkı telif kanununa göre kitabın üç nüshasını - üstüne bilmem kaç kuruşluk pul yapıştırarak - Direktörlük kalemine bırakacaksınız. Fakat size dokuz tane da- ha getireceğinizi ve bunların ayrıca bazı kütüphanelere dağıtılacağını söyliyen de olur. Maamafih bu dokuz kitap, hakkı te- Hf kanununda ayrıca mukayyet olmadığı için, bazan affedilebilir. Esasen tâbie ait olan kitapları tâbiim teslim etmesi lâ- zımdır diyerek sonunda haklı da çıkar- sınız, Het ne ise bu kitap teslimi meselesi bittikten sonra elinize verilen bir kâğıtla | Defterdarlığa gidersiniz. İşte asıl macera | da orada başlar, Kanunda, harç olarak, bir çeyrek altın tediye edileceği yazılı- dır. Altın para zamanında değiliz amma | bugün gene ayni kanunla ayni parayı ö- demek lâzımdır. Ancak bu para, pek ta- bif olarak, bugün yirmi beş kuruştur. Eh, bundan ucuzu da çan sağlığıdır. Yalnız | ne var ki bu yirmi beş kuruşu öyle ko- lay kolay vezneye teslim edip makbuzu elinize alamazsınız. Çünkü bütün gün sa- bahtan akşama kadar Defterdarlığın her dükkânina birkaç alaturka plâk almağa Birmiştik. Dükkâncı plâklarını ortaya döktü ve bize bi arkasına muhtelif makamlardan şarkılarını çalmağa bâşla- dı. Nihayet, ayırdığımız bir iki plâğı alıp tam dükkândan çıkacağımız sırada adam- cağız «Hele şunu da dinleyin!» diye gra- mafona Polidar markalı bir plâk daha koymaz mı? Bir ut tıngırtısından sonra ne duysam iyi: «Hicrana Dönerken> isimli şürimin davudi bir ses ve ağlıyan, ağır bir beste ile terennümünü... Artık hayretime son yoktu. Çünkü o âne kadar, vaktile yazdığım eski usulda iki şarkıdan maada, bir tek şilrimin ne bestelendiğini, ne de böyle plâklara alın dığını bilmiyordum. Gaıyabımda bana bahşedilen bu şerefi çaresiz şükranla karşıladım ve hemen bu plâğı da salın aldım. Vakığ plâğın üstünde, mısraları yazan garip, yetim şaiçin ismi voktu ve bu unutkanlık bir dereceye kadatr içime hüzün vermişti. Ancak bestekârın izmi unutulmamıştı. Bestekâr da, hanende de ayni sanatkâr, bay Fahriydi. Neyse, dedim, bestekârın ismi benim yarısı... Bu tesadüf te bir teselli bilir! Aradan günler, haltalar geçti. bir avukatla konuşuyordum. Ona, sö rasında, bu meseleden bahsettim. Hemen odasına, her kalemine, her gişesine uğra- 'mık. her memurun karşısında boynunu- zu tevekkülle büküp sıra beklemek ve |icabında muavin, müdür ve satre bütün Defterdarlık yüksek memurlarının oda- | larında meşgul olmadıkları zamanı kol- Tamak ve bu zamanı ele geçirmek mec- | buriyetindesiniz. Bazan, hele ür son | imzayı elde ettim, artık vezneye gidebi- lirim derken bir de bakarsınız ki zırr di- ye bir telefon çalıyor. Büyük memur he- men imza için eline aldığı kalemi bırakır, telefona sarılır, arkazından salondaki bir kâtibe işaret eder, yahut seslerir, Sonra iş bununla da bitmez, sizi bırakır, imzayı bırakır, kalem bölmeleri arasında dolaş- mağa çıkar. Kim bilir ne zamandır hal- ledilememiş mali bir mesele etrafında sor- gulara başlar, Derken diğer mühim bir işi zuhur ederek koridora çıkar. O zaman bir merdivene tırmanıyor, yahut yemek | vakti geldiğinden yemeğe gidiyor. Hâsılı bir tek imza için işiniz yarıda kâlıyor! Ne hazin değil mi? iz. Dış/| Maamafih üzülmeyin. Öğleden sonra | onun | gene ssaatlerce £ |devairin daği İdeki k i | v ebilir ve nihayet nına yakın eli 1 imzalarını, şerhlerini, | umlatarak gişeye koşar panmasına beş dakika ka M"Sw rmi beş kuruş haret teslim ede- bilirsiniz. İşte bu gi ten ve sıkıntıdan | dolayıdır Bi kuşün mğölütlerimizin yüz- | de doksan dokuzu eserleri için hakkı telif senedi almamışlardır, yahut sadece bir iki eseri için bu fedakârlığa katlanmış- lardır. Nitekim benim de yalnız ikj ese- rimin hakkı telif senedi vardır: İlk Şa- nefese telâşla arkasından koşup bakarsınız ki | hiçbir para verilmemesinden İsile alışverişi alâka gösterdi — Hiç durmadan Polidar fabrikasının İstanbuldaki mümessiline hbir protesto çekelim!» dedi, Ertesi gün, Rozental ismindeki ma bir protesto çektik ve bu gibi vaziyetlerde ekseriyetle vaki olduğu üzere protcsto muza cevap alamadık! İş, şimdi mahkemeye müracaat etme- ğe kalmıştı. Günlerce ihmal sonunda nihayet karar verdim. Mahkemeye müracaat edecek- tim. Fakat tam bu kararı verdiğim gün tiyatro müellifi Musahipzade Celâl'e rast. ladım. Üstad tecssürle başından — geçen bir bakkı telif davasının neticesini an- Tattı. Dava, Müsahipzade'nin meşhur «Atlı Asas» öperetine ait bazı parçaların gene Polidor fabrikasınca plâğa slınma- sından ve kendisine hakkı telif olarak çıkmıştı. Mahkemede isbatı vücut eden fabrikanın avukatı da, bu plâkların - garip tesadüf! - bay Fahri tarafından okunup çalındığ; nı, fakat güftesinin kime ait olduğı ü lâzım geldiğini söy emiş ve sözüne şunu ilâve etmiş: «Bi zende ve hanende ile iş nız bestekâr, Müzahipzadeye bin li minst itasına mahküm edilmiş, davayı kazanan müliterem müellif te bu tazmi- natı almaktan vazgeçmiş, mesele de böy- lece kapanmış. Ben bunu işitince, ayni fab ederek ayni bestekârı, için aldığı paranın ihtimal yirmi misli bir ziyana sokmağı doğru bulmadım ve sadece Po- lidor fabrikasına içimden atıp tutarak, ikayı dava * ir'le Paravar''ın... Sayısı bugün bir hay- | bu işten kendi hesabıma da vazgeçtim Tice çoğalmış olan diğerleri için uğraş- | Zira memleketimizdeki sanatkârları dü- Mağı, eğer sağ kalırsam, ileride resmi va- | şününce, şarkıyı plâğa okuyanla okutan zifelerimden teksütlüğüm zamanına bı- | arasındaki mali vaziyeti kim olsa kesti- 4 rakmışımdır, rebilirdi. O halde berim için meseleyi hoş görüp geçmekten başka çare kalmı- yor demekti, ? * a) Şimdi diğer hâdiseyi nakledeyim: Şimdi gelelim bu kadar güç elde edilen hakkı telif senedi ile eserlerimizin huku- kunu ne dereceye kadar koruyabildiği- mize.., Gene seneler oluyor. Ankarada Ed: Bu, ayrı bir meseledir ve teyit kudreti | yat Muallimleri Kongresi'ne iştirak eden- olmıyan eldeki hakkı telif kanunu bu|ler arasında bulunuyordum. Bir akşam, 4 yüzden pek hazin vaziyetler dnğurıhil—ımuulhrn ve romancı Esat Mahmut'la be- mektedir. Bunun için de uzun tahlil ve raber dolaşırken, yolumuz, Cumhuriyet tenkitlere girişmeden sadece iki hatıramı | bahçesi yanındaki salaş tiyatronun önü- anlatacağım. İki hâdise ki ikisi de, sanat |ne çıkmıştı. Bir de ne görelim! Tiyatro- eserleri Üzerindeki telif hakkının tama-| nun kapısında benim çok eski manzum mile gözetilebilmesi için eldeki kanuna | piyesimin, Baykuş'un boya ile yazılımış bir bazı kuvvetli maddeler ilâvesi lüzumunu | ilâm... Etrafında diğer küçük ilânlar da 4 sarahatle ortaya koyabilecek küçük birer | var; Bilhassa gözüme ilişen, «Yarın ak- p misal teşkil edebilirler. şam Reşat Nuri Beyin Taş Parçası» ilâ- 4 nı.., Adamın biri elinde çıngırak, bir yan- ; (Devamı 10 uncu 20 nuda) XA e İ * Bundan sekiz dokuz sene evvel... Bir

Bu sayıdan diğer sayfalar: