14 Haziran 1937 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 10

14 Haziran 1937 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 10
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

, €vvel, Kafkasyaya A ŞTT Y T G İttihat ve Terakkide on sene 15 inci kısım No, 4 Memleket haricinde ittihatçılar Talât, Enver ve Cemal nasıl kaçtılar, nasıl öldüler ? Yazan: Eski Tanin Başmuharriri Muhittin Birgen Azerbaycanda Türkiyenin o tarihte nüfuzu büyük, AzeriTürklerinin bizlere bilhassa İttihat ve Terakkiye karşı teveccühleri hudutsuzdu 'Çarlık zamanında Kafkasyanın idare merkezi olduğu için Gürcüler| Rus dev daha iyi tanımış- ; lar, orduda askerlik etmişler, hükümet işlerini Ğ duklarından Gür - ha kolay canlan - dırmışlardı. Azerilerin gözleri bir ta - Taftan bm.- muıew ecihti. Türk ordula- ları sırasında, A« zerbaycan Türkleri, kendilerin! Erme- ni komitecilerinin satırından kurtaran Bğabeylerin her istediklerini, münakaşa etmeden kabul ediyorlardı. Ancak, it- ihat ve terakki hükümeti, Kalfkas - yada ne istediğini ve ne istemesi mü- nasib olacağını iyi tayin etmiş bulun- madığı gibi, hâkim olan Enver paşa 'nüfuzü altında, en makü) olan şeyi 1s - temeği beceremiyeceği de muhakkak- *te Zaten, bu devir kısa sürmüş, bir müddet sonra, mağlübiyet ve mütare » ke devri gelerek Türkiye Kafkasyayı yeye mecbur olmuştur. Türk ordusu çekil.nca 'Türk ordusu gekilirken, Azerbaycan da kendi kuyvetlerine istinaden milli bir devlet ve hükümet kürmüş bulu - nuyordu. Bü suretle, İ devlet yıkılırken Kafkasyada küçük bir 'Türk devleti kurulmuş - bulunuyordu. Bu devlelin nüfusu az, hududu k olmakla beraber, memieketi zengin, £ tısadi kuv büyük ve nüfuzu da Kaf. 'kasyada kuvvetli idi. İşte, bunun için- dir ki bir tarafta kaybe' davayı ö- bür taraftan müdafaa etmek sevdasına düşmüş olan Enver paşa, İstanbulu terk! edip Kırım sahillerine ayak basınca, en | geçmeği ve orada Azerbaycanı eline almayı düşünmüş ve 'bu maksadla iki defa denize açılarak, iki defasında da muvaffak olamamış - &. Enver Paşanın hesapları esassız de- ğildi. Yukarıda söylediğim gibi, bu memlekette Türkiyenin o tarihteki nü- fuzü büyük, Azeri Türklerinin bizlere e bilhassa İttihat ve Terakkiye karşı te vetcühleri hudutsuzdu. Enver Paşa, Azerbuyeana girdiği taktirde herkesi etrafında toplıyabilirdi. Ondan — sonra ne yapabileceği malüm değil ve kendi mizacına ve çalışma usullerine göre, Çarlığm büsbütün istihdadıma rağmen içinde kuvvetli bir demokrâsi ruhü ta- şıyan bu memleketi idâre edebileceği çok meçhul bulunmakla beraber, En- ver Paşa Azerbaycana gidebilseydi, iş- leri eline alacağı muhakkaktı. Bence, Türkiyeyi Türkiye haricinden kurtar - Mak fikri boş bir hayal idi, Müllt bir kütle için, harp sonu mücadelesi, an - €ak tamamen milli bir hareket şeklin - de olabilirdi. Enver Paşanın tasavvür ettiği şey, yani şahsi nüfuz ve otoriteye istinat e- den ve hedefi yerine göre değişmiş bir| hareket, üihayet avantör mahiyetinde bir bamle olmıya mahküm idi. Bunun” la beraber; Enver Paşa- bu avantörü tecrübede. tereddüt edemezdi. Çünkü, bir şeyler yapmadan duramıyacak o - lan bir insan .için yaptlacak şeyler ara- sıtda en maku! görüneni bu idi. O bunu yapamadı. Fakat, Baküdeki milli devlet hareketi de Türkiyenin müdahalesinden kendisini kurtarama- dı. Azerbaycanın ve umumiyetl. kasyanın tahliy tân Türk kuvv râftan da İra vetleri Bi tleri çekil Hccn, bir ta- dan gelen I;ı liz kuv «| D.ı sı . bâşlı « için de k zengin o]vıı akla 'r.ınıt numu-ı bu memleketi! a edecek bir kuvvet k olmuştu. Bu kuvveti ü için, bunlara an bir kısmı o- aycan teşkilâtında l (Tanaş). Bu suretle, bir takım Türkler Azer- baycanda kalmış oluyorlardı. Bunların içinde bazı generallar da vardı. Bir mü det sonra, İstaybulda, Bekirağa böl günden kaçan Hali) Paşa ile küçük!© Talât ta Anadolu ortasından — geçerek Baküya kadar gitmeğe muvaffak ol - muşlardı. Bakü ile Anadolu arasınra, hiç bir Gürcü veya Ermeni köyüne uğ- rTamaksızın, bütün Türk köylerinde mi- safir olarak seyahat etmeğe müsait bir Kafkas koridoru bulunması, bu nevi seyahatleri gayet kolay ve emin bir iş yapmıştı. Komiteci İttihat ve Terakki unsurlarından Nail de bunlarla bera berdi. Bu suretle Azerbaycanda, siy gayri siyasi insanlardan mürekkep bir hayli Türk toplanmış oluyor ve bun- ların içinde de, tabiati ile, en nüfuzlu unsurlar, iltihatçılardan mürekkep bu- lunuyorlardı. O sıralarda, Azerbaycanda Türkiye- li Türk olmak, ük bır imtiyaz sas hüöbi bulunmak demekti: Azerilerin, bü- yük kudrette ağabeyleri olarak tasav - vur ettikleri bir Türk, orada ancak iz- et ve ikram görürdü, İster zabitlik ve polislik gibi hizmetlerde çalışan insan- lardan ölsün, ister Hali! Paşa ve ki çük Talât gibi muhacir ve mülteci un- surlardan bulunsun, Azeri hükümeti, her Türkü, ya kendisine doğrudan doğ- Tüuya bir yardımcı olarak, yahut iz ikram edilmesi lâzım gelen bü, imtiyazlı bir misafir olmak Üüzere ka - bul ediyordu. Ev veriyor, evine hiz » ve cep harçlığını temin ediyordu. Harbin bütün tahribatına rağmen xzet gin kalan ve pek çok zengin insanı bu- Iunan Bakü, bütün Türkler için, ö za- manki karışık ve dalgalı dünya içinde, en emin ve rahat bir liman — vazifesi görmüştür. Ben, bu zamana ait hâdiseleri bizzat yaşamadım. Bütün bu bahsettiğim şey- ler ve aşağıda nakledeceğim hâdiseler, Kafkasyada iki buçuk sene süren ika- | metim esnasında çok muhtelif muhit - lerde, çok muhtelif fikir ve histe in - sanlar ağzından dinlenmiş olan hikâ yelerin hülâsasıdır. Azerilerin bizlere karşı göstermiş oldukları iz2et ve ikra- mın derecesi hakkında bir fikir ver - mek için, şahsan gördüğüm şeylere ait pek çok hikâyelerden bir tanesini nak- ledeyim: 921 ağustosunda, Moskovaya gitti - ğim sırada bir telgraf çekerek, çoktan- beri görmediğim Memduh Şevket Be- yi görmek üzere istasyonda bulunması arzusunu izhar etmiştim. Trenimiz Ba: küya geldiği zaman kendisini ne istas: yanda bulabildim, ne de, telefon reh « berlerinde Türk sefarethanesi numa -- |rası olarak gösterilen numaradan bir cevap çıktı. Anlaşılan, telgrafı alma - mişti. O zamanlar, bu memleketlerde her şey altüst olmuş bulunduğu için telgraf, posta, telefon âdeta işlemez bir halde idi! (Arkası var) Nöbetçi Eczaneler Bu gece nöbetçi olan eczaneler şunlardır: İstanbul cihetinde! Aksarayda: (Pertev kis), Karagümrükte: (Suat). Şehzade - başında; (Ünirersite). Samatyada: (Rıd- van). Ryüpte; (Hikmet Atlamaz). Emin- önünde: (Salih Necati). Küçükpazarda: Hikmet Cemil). Bakırköyünde: pan). Şehremininde: (Na de; (Hüsameddin). Alemdar Neşet Beyoğtua cihetindekiler: (Tünelbaşında; (Matkoviç). Yüksekkal - dırımda: (Vingop' Galatada: (Mer - kez), Taksimde: (Kemal - Rebul). Şiş - lide: (Portev). Başikta: (Nall Halid). Boğaziçi, Kadıköy ve Adalarda: Üsküdarda: (Ömer Kenan). Sarıyerde: (Nurb), Kadıköyünde: — (Sıhhat), (Ri - fab), Büyükadada: (Halk). — Haybelide: Beyantta: İsti » Fener . (Bşref nin TARİHİ TEFRİKASI —- 10 — Yazna M Rasim Özgen Efrasyap uzaktan bir süvarinin atını .. dolu dizgin koşturarak geldiğini gördü G ineş tutulması geceye k i. Gece, şiddetli rüzgârlar esti; ş derlı yağmurlar yağdı. Sabah olduğu zaman., harb meydanı bomboştu. Efrasyab ta.. Krezüs te ne yapacak! rını şaşırdılar. Zaten harb durduğu, K likyalı «Sinezir ile Babilli «Lâbinte â- raya girerek, onları, muharebeden v geçirmiye gayret ettikleri için barışmı ya mecbur oldular ve müsaliha akde! şid -| ş SA AA |İLÂHİ BİR İŞARETİN DOĞURDUĞU HÂDİSELER Allı sene devam eden harb biteli iki sene olmuştu; fakat Midya devleti, hâ- lâ, bu üzun süren harbin meydana ge- tirdiği dahili intizamsızlıkları bertaraf edememişti. Muharebelerde, yüz binlerce adam ölmüştü. Memleketin geçim, kazanç ve yaşayış düzeni bözulmüştu. Hududlar- da âsâyiş zedelenmişti; hele İran sı larında çapulculuk ve şekavet vak'gları eksik olmuyordu. Memleket içinde de, hükümet kuvve- ti ve nüfuzu sarsıldığı için, bir çok hay- dud çeteleri türemişti. Soygunculuk - lar, cinayetler devam ediyordu. Efrasyab.. bu hallere kar$ı gözleri kulaklarını kapamış.. bütün devlet iş- lerini veziri Harpag'a bırakmış., sara- yında zevk ve sefahate dalmıştı. Hükümdar.. güzel havalarda y bahçesinde.. diğer mevsimlerde mükel- lef, süslü salonlarında şarap ve musiki ziyafetleri veriyor.. gecelerini, Rum, İranlı, Hindli, Türk cariyelerinin nazlı ve sevdakâr kolları arasında geçiriyor- du. Onun, av eğlenceleri de pek debde- beli oluyordu. Efrasyab.. böyle bir av eğlencesin « de, Ekbatanm üç saat mesafesinde bu- lunan bir ormanın kenarındaki hara - beye benziyen bir binayı saran ağaçla- esinde yemek yemiş.. şarap iÇ - miş dinleniyordu. Uzal bir atlı göründü. Süvari, a« tını koşturarak geliyordu. Efrasyab., bu süvarinin, veziri Har- pag tarafından gönderilmiş bir memur olduğuna ve mühim bir haber getirdi- Bine ihtimal verdi; onun gelmesini me- rakla bekledi. Gelen süvari, hükümdarın tahmin et- tiği gibi bir memur değildi; bu, hükü - met merkezinde oluran çok hatırı sa- yılan, sözüne inanılan ve zenginliği ile şöhret bulan bir asilzade idi. İsmi de Artambag idi. Artambağ.. atından inince, hüküm - darın önünde diz çöktü ve onu, dualar maırıldanarak hürmetle selâmladıktan sonra: — Şevketli hükümdarım! Diye söze başladı ve gece gördüğü rü- yayı, şöyle, anlattı: — Ben, kudretli hakanımla beraber bir av eğlencesi yapıyorduk. Av yargun luğunu gidermek, yemek yemek için, şimdi bulunduğumuz yerde istirahate koyulduk . Bu sırada, ormandan üzun boylu, sevimli yüzlü bir adam çıktı; gelip hu- zurunuzda durdu ve siz mehabı kümdarıma “bu. hara! «E ab! Bü binayı gi or Mus: u.ı’ |Bu bir harabe değil, l:ırrun'h'ımnn"ı; bir mâbedtir! Bu mâbed, Lidyalılarla harb başlamadan evwl yapılmı; lam: Cemelleri pild:; çatısı kuruldu. Burad gün bıçkı sesleri gıcırdadı; çekiç gürül- tüleri dalgalandı. Harb başlayınca, pa> yaca, Mmalzemece yardım edenler da - ği İşler durdu. O zamandanberi ge- çen sekiz sene, bu binaya bir harabe manzarâsı verdi. Önün üstünde fışkı « T dex.ı'ıı'mn yabani s Hediniz. Sonra, kalktınız; aşıkları, otları temiz - al et! dedi. mdarım, onu hayretle din- binanın her tarafını gezdiniz. Uzun uzun düşündü- nüz. Nihayet, meçhul adama: Siz kim- niz? dediniz, O da: Ben, ilâhın emrini getiren bir habereciyim. Ben, ormanın |let! Mâbedi «Siz hi .Fortasında, gölün kenarında, «dinsizler harabesi» nin civarında oturuyorum. imse bilmez. Beni kimse tani- verince, siz: Bu, pek büyük bir bina.. ikmal için çok paraya mühtaç.. harb devlet varidatını azalttı. Sarayımın ha- zinesi boşaldı. Halkta vergi verecek hal kalmadı. Bunu, ne ile yapacağız? de - diniz ve bana baktınız. Ben, bakışını - zın manasını anladım. Benden muave- anırken, meçhul adam, uzaklar gelen bir öküz arabasını gösterdi ve: Araba ile altın geliyor. Benim altın, gümüş madenlerim var. Gündüzleri, göl ke « narında, suların sesini dinliyerek dü - şünürüm, Geceleri, altınları, gümüş - leri çıkarırım. Geti im altınları sat! Mâbedi ikmal et! dedi «Dişlerine kadar müsellâh olan si - yah adamların muhafazasındaki araba- yı ön çift öküz çekiyordu. «Zenciler.. meçhul adamın işareti ü- zerine, arabayı binanın kenarına yanaş- tırdılar .Oradaki bir kayayı kaldırarak | t: meydana bir kuyu çıkardılar ve altın- ları oraya boşalttılar. «Siz memnundunuz ve: Mâbedi yap- tıracağım.. deyince meçhul adam gü - lümsedi: Yalnız şartın ne olduğ! şartırn var! dedi. Siz, ınu sordunuz. O da, mâ- bed ikmal edildiği zaman, oraya ilk gi- recek adamın canın: istediğini söyledi. «Siz, biraz düşündükten sonra: Pe - ki.. bir adam kurban ederiz, dediniz. O, dudaklarımı büktü ve istihfafkâr bir e- dayla: Kurban istemem. Oraya, ibadet için girecek adamın canını, ben, kendi elimle alacağım. Diye cevab verdi. «Bu cevab.. hepimizin sinirlerini oy - . Biz, inizi kaldırdınız; ilâhla- ra dualar okumıya başladınız. Biz, et- rafınızdakiler, korkumuzdan t duk. «Siz, nihayet: Şeytan! Senden ilâha sığınırım! deyince meçhul adam kaş - darını çattı: Efrüâsyâb! İlâhların gaza - bıindan sakın! diye bağırdı ve sonra mülâyim bir sesle sözüne şöyle devam vetti ve: Daha ne istiyorsun? Sana bir araba altın gefirdim. İstediğim yalnız bir candır. Bu canın senin canın olma- şını şart koşmuyorum, Önün, mübede tesadüfen girecek olanın camı olması ile kanaat ediyorum, dedi. «Bu makul gözler, sizi de, korkudan titriyen bizi de teskin etti. Eh.. Mübe- de, en evvel biz girmiyeceğiz ya.. Her halde, eceli gelen bir adam, bilmiye - rek girer ve meçhül adamiın isteği o - lur, dedik, Siz, koşulan şartı kabul et tiniz. «Müzakere neticelenince, meçhul a- dam silkindi. Yerinde, bir alev parıl - tısı biraksrak örtadan sir odü. Etrafa baktık; grabanın da, öküzlerin de, mü- xe.lxh Zzencilerin de yerlerinde yeller ruyayı bu su « retle anlattıklan sonra, sustu ve hü * kümdarın gözlerinin içine baktı. Ef * râsyâb.. Asılzadenin söylediği ;eyle"n tesiri altında idi. Dalgın dalgın düşü * nüyordu. Nihayet başını çevindi. Baş” âhine: — Muhterem baba! Bu rüyayı nasil tâbir edersin? Başmünececim.. elindeki ıhlamur a “ ğacı kabuğunun elyafını didikledikteh rdır.. kudretli hükümdar! İlâ> hi işaretle, şeytan şerrine de ima Var” sa da, hayiy ciheti galiptir. Bu mâbedit yapılmasından, memlekete, devlele büs yük iyilikler gelecektir. Bakalım. Ar” tambağa gösterilen yerde kaya.. onun tında kuyu ve kuyuda âltın var mt * r? Bunlar varsa, rüya, rahmânidir, yoksa şeylanidir. Diye cevap verdi e Efrâsyâb.. ayağa kalktı. Artambağaı meçhul adamın gösterdiği yeri bulma* söyledi. Asılzade önde, hükümdar" la maiyeti arkada yürüdüler. Artambağ., bir yere gelince durdü. Orada, bir kaya vardı: li hükümdarım! İşte, rüya" m kayanın kendisi! Elın—mh hizmetçilerine kayayı kalb dırmalarını emretti. Kaya açılınca, meydana bir kuyu çıktı. Hükümdar, iğilip kuyunun içine bak- 1 Orada, hakikaten bir yığın altın VAT * yâb.. bir müddet, mâbed inşasi ile uğraştı. Vücuda gelen bina, muhte* şem bir şekil aldı. lçıne boy boy, şekil putlar yerleştirildi; fakat herke$ etrafında dolaşıyor.. içerisine adım â * tan olmuyordu. (Arkası var) L eee gaa eee eeei Yevmi, Siyasi, Havadis ve Halk gazetöli Yerebatan, Çatalçeşme sokak, 25. İSTANBUL Gmıemııd çıkan yazı V€ resimlerin bütün haklari mahfuz ve gazetemize ABONE FİATLARİ Abone bedeli peşindir. Adres değiştirmek 25 kuruştur. Gelen evrak geri verilmez. İlânlardan mev'uliyet alınmaz Cevap için mektuplara 10 kuruşluk Pul ilâvesi lâzımdır. Posta kutusu: 741 İstanbul Telgraf : Son Posta / Telefon : 20203 'Grip BAaşŞveDiş aöRILARI (NEVRALJİ - ARTRIİIZM ROMATIZMI KAŞE NEOKALMINA V E & Y d

Bu sayıdan diğer sayfalar: