8 Ağustos 1938 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 6

8 Ağustos 1938 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

apur kalabalıktı. İtilip kakıl- maktan haşlanmadığım — için öne geçmedim. Geç çıktım. Haydarpaşa garında bekliyen tren hareket etmek ü- zere iken en son vagona bindim. Bu vagon birinci mevkidi. Ben de birinci bilet al- mıştım. İleri geri baktım. Oturacak yer yoktu. Bir kenarda ayakta durdum. Kondüktör geldi. Koltuklar — arasında dolaşıyor, bilet kesiyordu, kestiği bilet- leri gördüm. Bir tane müstesnası olma- mak üzere hepsinin renkleri yeşildi. Yani ikinci mevki bileti idi, Düşündüm: İkinci mevkide yer bulunmadığı 2a- man ikinci mevki yolcularına birinci mevkide oturmak hakkı verilmiştir, fâ- kat bu demek bütün bir vagonu belki de katara bağlı bütün birinci mevki vagon- ları ikinci mevki yolcularının işgal et- meleri hakkı verilmiş demek değildir. Gene düşündüm; kendi kendime; — Madem ki ikinci mevki yolcu pek fazla, idare ona göre tedbir almah, ikinci mevki vagonların sayısını artırmalıdır. Dedim, gene düşündüm, gene kendi kendime: — Yalnız kabahat idarede değil, yolcu- Jarda da var, dedim, ikinci mevki vagon- da yer aramak zahmetline katlanmıyor- lar, İşte şu sepetli eminim ki sepetile va- gön vagon dolaşmamıştır. Dosdoğru bu- raya girmiştir. İşte şu mütemadiyen ko- nuşan dört kişinin yer bulamayıp bura- ya birer birer gelmiş oturmuş olmalarına hiç te inanamam. İRİNCİ MEVKİ E Kondüktör oturanların biletlerini kes- mişti, sıra bana gelmişti. Gene gene düşündüm. gene gene ken- di kendime: — Kondüktör şimdi biletimi görünce şaşıracak, belki de yer bulamadığım için özür diliyecektir, dedim, belki de ikinci mevki biletlilerden birini oturduğu yer- den kaldırmak suretile bana yer bulmak istiyecektir, fakat bu da hoş bir şey de- Bil. ne olursa olsun bir iki kuruş fazla verdim diye hiç kimsenin rahatını boz- mayı istemem. Kondüktörün sesi kulağımda çınladı: — Bay, biletiniz. Elimi cebime götürdüm. Birinei mevki bileti çıkarıp uzattım ve 0" anda, o âna kadar düşündüklerimi unuttum. Bir u- tanma hissettim. Etrafıma bakamadım. Acaba vagondakiler benim için-ne dü- şünmüşlerdi: — Züppel! Mi diyorlardı.. — Setfih! Mi diyorlardı.. — Ukalâ! M diyorlardı.. — Enayi! Mi diyorlardı. Kondüktörün yüzüne baktım. O da bana baktı. Ben bir şey söylemedim. O da bir şey söylemedi ama, hakkımda düşündüklerinin vagondaki diğer yolcuların düşündüklerinden pek farklı olmadığı yüzünden belli idi. İsmet Hulüsi L Bunları biliyor mu idiniz? — | Güneş infilâk edecek olursa Tp Kaliforniya'nın Monte Vernon nok tasındaki —meşhur rasadhanesinin mü şahedesine — göre bundan — takriben | © yedi milyon sene #wvel gökyüzünde * bir büyük yıldızın infilâkından müte- vellid tesiratı hâlâ © tedkik etmek mümkündür. Bu infilâk (300.000) derecelik bir hararet do- ğurmuş ve yıldızın parçaları dakikada (7000) kilometre sür'atle boşluk içinde etrafa dağılmışlardır. Bu parçaların sey- ri hâlâ devam etmektedir. Bu rasadhane müdürü Profesör Zwicky'ye nazaran gü- neşin de bir gün bu şekilde infilâk etme- Bi muhtemeldir. Bu takdirde, dünyamız, «en dakika içinde gazlı bir yuvarlak hali- ne gelecektir. Yedi milyon sene evvelki infilâkin küremize tesir etmemesinin se- bebi, infilâk eden yıldızla küremiz ara- sındaki mesafenin azametidir. Kıymetli taşlar nerelerde çıkar ? Kıymetli taşla- rın — bulundukları başlıca memleket- ler şunlardır: X e Elmas: Brezilya- Ğ 4_4’_ nın - Riyo eyâleti, — — Cenubi — Afrika, — L Şarki Hindistan, — »” XX Zümrüd: Sibir- ya, Cenubi Ameri- kada Kolombiya, bir mikdar da Seylân adasında. Yakut: Siyam ve Hindistanda, İran ve Mısırda, İnci: Şap denizinde, Arab sahillerinde, Hind denizlerinde, Japonya ve Panama- da, * Bir noktada toplanan bütün bir memleket yolları Bütün Fransa için yapılan yollar bir noktada başlarlar. Bu nokta, Pariste, Notr Dam kilisesinin öonunde bronz bir levhadır. 1924 yılının önüncü birinciteş- rininde bizzat Paris belediyesinde bu esas ilân edilmiştir. İkinci tertib Genç kız tipleri Bir genç erkek hayalinde yaşattığı genç kız tipinde aradığı vasıtları bir düzüne halinde sıralamış. 2 ağustos tarihli nüshada çıktı. Bu münasebetle iki genç kızdan bi- rer mektub almıştım, aranılan vasıf- lJarın kendilerinde bulunduğu düşün- cesinde idiler, dünkü nüshada görmüş olacaksınız. Fakat bütün bu vasıflar sadece iki genç kıza münhasır kalmış değildir. Bugün size üçüncü bir mek tubu daha okutacağım. Yazan adının flk harfi N, ile başlıyan bir genç kız- dır. Diyor ki: — Kız lisesinden mezunum, yaşım 19 dur, kumral saçlı, yeşil gözlüyüm Boyum 1,63, kilom 60 dır. İyi bir aileye mensubum. Dikişim, rzesmim ve edebiyatım - kuvvetlidir. Yemek pişirmesini kendime lâzım ola- cak kadar bilirim. Kıskanç değilim. Çocuğu haddinden fazla severim, ti. yatro ve resimden hiç hoşlanmam. İstediğim erkeğe gelince: İri gözlü ve esmer olması şartlarımın başında gelir.» * Bir vapur tanışmasının sonu Bayan (P. H.) ye: — Hikâyeniz beni sıkmadı, fakat iti- raf edeyim ki, bana aşk kitabının yeni bir «sayfasını» da öğretmiş olmadı, Hükmü değişmiyen bir kanunun kar- şısındasınız: Bir seyahatin tesadüfleri arasında, kendi muhitine yabancı, ta- nımadığı bir erkeği seven bir genç kız, sevişme müddetini senelerce uzatan bir genç kız, buna rağmen bir nişan bahanesile de bu müddeti iki misline çıkarmayı gözüne almış olan bir genç kız, sevdiği erkekle bir başka genç kız arasında vaki olabilecek ikinci bir te- sadüfün neticelerine katlanmaya mah- kümdur. Sevdiğiniz bir başkasına mı gönül vermiştir, bilinemez, elinizde delil yok. Fakat sizi kâfi derecode tw- nımış olduğundan şübhe edilemez. Aşkta dostluk safhası başlamadan ev« vel emeçhul» ün büyük rolü vardır, unutmayınız. TEYZE SON POSTA Kadın Köşesi Genç gösteren şık bir rob Kumaşın çizgileri kollarımda korsajın- da verev gene konulmuş. Eteği bol, ya - ka, kol kenarına düz renk - fırfır geçi » rilmiş. Dekoltesi orijinal ve çok hoş. Her kadın bilmelidir: Basit fakat şık bir tuvalet kutusu ister misiniz? İstediğiniz büyüklükte, herhangi in- ce tahtadan yapılmiş alelâde bir kı tunun (meselâ yemiş kutusunun) içini dışını beyaza boyayınız. Kapağının iç yüzüne bir ayna geçiriniz. Krem, pud- ra, saç fırçası, diş fırçasına kadar tu - valet malzemeniz varsa hepsi ortadan kalkmış olur. Yatak odanız dökülmez, aradığınızda çabuçak bulursunuz. e Sineklere karşı Sinekten kurtulmanın basit bir ça- resi şudur: 80 gram Hind yağı ile 20 gram re - çineyi birbinine katınız. Bir kaba ko - yup ağır ateşde eritiniz, sonra soğu - maya bırakınız. Soğuyunca — fırça ile bir tabaka parehemen kâğıdının yarı- sına sürünüz. Yarısını da kâğıdı ikiye katlıyarak bu mahlüta bulayınız. Son- ra katını açıp pencere kenarlarına, mut fakta masa üstüne koyunuz. Yahud ta- vana, duvara asınız. Kokuya gelen si- nekler kâğıda yıp:r kalır. Domatesi çabuk soymak için Biliyorsunuz ki domates pek kolay soyulmaz. Halbuki yemekle uğraşan - lar bir damates soymak için dakika - larca oyalanamazlar. Kolayı var: Ufak bir kaba kaynar su koyunuz. Soyaca- gınız domatesleri bu kaynar suya ba - tırıp çıkarınız. Ve hemen soğuk suya daldırınız. Bu iki ameliye bir dakika - dan çok sürmez. Buna mukabil doma- tesler fevkalâde kolaylıkla soyulurlar. Bükreşteki Türk şehidliği Her sene muayyen günde Rumen hükümeti şehidliğe bir müfreze asker gönderir, merasim - yapılır «Bizim gibilerin aklımız pek ermez ama, şuranın eski halini hatırlıyo- rum, bir de bugünküne bakıyorum da tâ uzaklarda ölülerine bile bu derece şefkat gösteren Cumhuriyetin aşkı gönlümde büyüyor.» Bükreşte Türk şehidliğindeki muntazam kabirler Dost ve müitefik Romanya devlati nez- dinde Türkiye Cumhuriyetini ve ayni za- manda Türk haslet ve faziletini pek yük- sek bir tarzda temsil eden elçimiz Suphi Tanröver'i ziyarete gitmiştim. Çok bü- yük bir zevk ve bilgi ile döşenmiş Türk salonunda kendisile on dakika rahat ko- nüşmak naşib olmadı. Odaya mütemâdi- yen öteki beriki girip çıkıyor, Bay elçi nazikâne itizar ederek, odadan bizzat u- zaklaşıyor, geliyor, gene gidiyor.. — Galiba çok meşgulsünüz, dedim. 'Tatlı ve kibar tebessümile cevab verdi: — Her zaman böyle olmaz. Bugün bir tesâdüf olâu. Şehidlikteki mezarları ya- pan müteahhid gelmiş te.. — Ay! Bükreşte şehidliğimiz mi var? — Vardır. Umumi harbde, Romanyada ve bilhassa Dobruca cebhesinde ölen 'Türk sübay ve erleri için Bükreşte vak- Türk şehidliğinin cümle kapısı — Her sene, muayyen bir günde Ru« tile bir yer ayrılmış. Cumhuriyet hükü-|men hükümeti buraya bir müfreze asket meti burasını İmar ederek, şühedamıza | Bönderir. Bizim elçilik erkâmı ile, bazt lâyık bir hale getirdi. Herhalde gidip zi-| Yüksek Rumen memurları da gelirleri yaret etmenizi tavsiye ederim. şehidlerimizin adlarını hürmetle anarı Nasıl gitmezdim?! Gurbet elinde, ya- onları selâmlarlar. Dualar edilir; mezare bancı topraklarda son ve ebedi uykula-|ların üzerleri çiçeklenir, asker geçid res. rını uyuyan sevgili, yiğit vatandaşları-| Mi yapar, sonra dağılırlar. ma ana yurddan bir selâm götürmek be- nim için mukaddes bir vazife idi, Yerini, yurdunu tarif ettiler: Roman- yada yegâne ucuz şey olan taksilerden bi- rine atladığım gibi, bir çeyrek saat sonra şehidliğin önünde idim. Zarif demir parmaklıktan içeriye gir- dim. Üzerinde: «Yurd için ölen Türk şe- hidleri» ibaresini taşıyan metmer - bir. levha bulunan kubbeli, ikinci bir kapının önünde bu mukaddes yeri bekliyen yurd- daşımızla karşılaştım. Ne istediğimi gor- du: — İstanbuldan gelme bir Türküm.. de- dim. Burada yatan erleri ziyaret edece- ğim. — Buyurun! İç kapı, rengârenk çiçeklerle muhat u- fak bir meydanlığa açılıyordu. Bekçi: — Burada merasim yapılır.. dedi. — Ne merasimi? — İttifaktan önce de bu böyle mi idif — Daima. Rumenler bu gibi şeyleri çok gözeten, centilmen bir millettir. Şe« hidliğin eski, viran halinde bile gelirlere di; ve âyni merasimi yaparlardı. Ben t6 © zamandenberi buranın bekçisi olduğum için, bilirim. Şimdi, tarhları geziyorum.. kahramalt adlarını okuyorum.. , Osman oğlu Mehmed onbaşı.. Hüseylri: oğlu Satılmış.. ve bunların yanı başındâ; ayni hizada, ayni şekildeki beyaz bir ta* şın altında Apostol oğlu Koço, sade, kita* besinin üzerinde ufacık bir haç, müşte“ rek vatanın uğuruna can veren bu nafes rin mezheb ayrılığını gösteriyor. 5 Tarhlar muntazam.. her mezarın Üzes rinde bir gül fidanı var. Gönül isterdi l6 bu gül fidanları ana yurdun feyizli top* rağında yetişmiş te, sonradan oraya o me* zarların üstüne götürülmüş dikilmiş ol? sun. (Devamı 11 ttci sayfada) —— —— —H — ——— —— —— ——— ——— — —— ll Bacaksızın maskaralıkları : Plâjdaki kızgın kumlar

Bu sayıdan diğer sayfalar: