15 Ocak 1941 Tarihli Son Telgraf Gazetesi Sayfa 3

15 Ocak 1941 tarihli Son Telgraf Gazetesi Sayfa 3
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

l A e " n - 1 V n . 6 * - ej ü SA A Y e A Üimnattâ meb'uslar bile, içlimelera KMNT YENİ MESELELERİ A&usturalyıım Can Damarı Trablusgarp cephesindeki İngi- diz taarruzuna, Avustralyahların taafruzu demek daha münasip e- Tacak!. Bu daarruz dolayısile, gayriike tiyaci olarak dünyanın tâ öbür u- cunda bulunan — Avustralya ha> tıra geliyor, Geçen umumi harpte de bu uzak diyardan Çanakkale- ye de bir sefer beyeti gönderil - mişti. Avustralya deyince, evvelâ bu menileketin Vaşingtenu olan Kan- berrayı bilmek lâzımdır. Belki siz Slceping Besuty City» ismini hiç işitmemişsinizdir. Bunu «Uyuyan prman şehri> diye tereüime ede - biliriz. İşte bu isim Avustralyaya yeni hükümet merkezi olmak ü- | sere bundan 25 sene evvel inşa | edilmiş olan Kanberra şehrinin di- | der bir ismidir. Bu şehri İnşa edenler, burasını tıpkı Birleşik Amerikanın merkezi 'Vaşingtona benzetmek istemişler- di. Malâmdur ki Vaşingion Ame- İyikanın siyasi ve idari hayatının kandamarı, hükümetin ve en yük- 'sek adli makamların, entellektüel fenni — arayışların | rkezidir. Fakat Kanberraya bütün gay - 'retlere rağmen bu nimet nasip ol- mamıştır .Onun içindir ki, şehrin 'sükünetinden kinaye olarak, bu- Taya suyuyan orman şehrir di - “yorlar. Şehrin bânileri, çölün ortasında çok güzel muazzam bir belde vü- üde getirmenin, asıl istenilen can- 'h hareketi temine kâfi geleceğini fmek gibi büyük bir hataya lerdir. Onlar bu şebre a- ti edecek Avustrulyalı vatan » daşların oraya yerleşerek, şehrin inüfasunu, faaliyetini ve canlılığını ilyarlar tildi. Nadir gürellikte ve her türlü konfora cami olan şehir, bü- tün gayretlere rağmen baş kaldı. , halde yarım mil « müflusu derah ferah barmdıra- bir halde olduğu halde, bugün fusu on bini geçmez. Kanberranın Vaşingtenuu ka- bile gıptaya düşürecek bir parlâmentosu vardır. tirak M.':"ln— Kanberraya gitmek mecburiyeline güçlükle tlanmaktadırlar. Bu sebepten içtima devreleri ga- iyet kısa sürmekte yve meb'uslar r üh:_ cazip şehirlere cam tınaktadırlar, /— Parlâmentonun civarında, yine Harzam ve geniş bir bina vardır burası Üniversitedir. Dört fa- ltesi faaliyettedir. Tedris heyetl rasında dünyanım büyük şöhret- eri bulunmaktadır. Yine öyle ol- luğu halde, Avustralyalı talebe, derece modern bir şekilde teç- edilmiş bu fakültelere pek rağ- a lirler. Şehrin cazibesini arttırmak i- 1927 senesinde Dük Dö Gle- der, ondan $onra da bir zaman- üe tahtına oturmuş olan, çi Dük dö Vindsor bile ziya- EDEBİ ROMAN: 23 dış politika « sının idare edildiği Kanberra şehrinde, Trablustaki harekât, dünyanın her yerinden daha büyük bir alâka ile takip &- dilmektedir. rete gelmişlerdi. Fakat bu ziya- retler do beklenilen mucizeyi ta- bakkuk ettirememiştir. Sidney - de, Melburuda, bu iki mümtaz şahsiyet bütün halk tarafından karşılandıkları balde, Kanberrada ancak resmi zevat tarafından is- «Kanberraya yerleşit Kan- berrada saraylarınız sizi bekli - yörl» şeklindeki propagandalar da hiçbir fayda vermemektedir. Kanberrada kuvvetli mali kon- sarsiyomlar teşekkül etmiş, fakat bunlar kükümet merkezini can- Tandıramamışlardır. Bu şerait dahilinde Kanberra - n bundan sonraki mukaddera - fının ne olacağı sorulmaktadır. Bununla boraber, Kanberra A- yustralyanın iç ve dış politikasını idare eden mühim bir merkez ol- mak mahiyetinden çıkmış değil- dir. Şimdi Trablus. cephosinde bap | hyan muharebelerin inkişafı bu - rada, dünyanın her yerinden da - ha büyük bir alâka ile takip edil- mektedir, Hasisliğe dair bazı sözler (Yerli, yabancı birçok şahirin hasisler hakkında söy- ruz:) | * Evet, fakirin birçok şeyleri eksiktir, fakat hasisin her yeyi ek- siktir. Onun yapacağı en güzel bir gey varsa ölmektir. ** Hasis ayni zamanda hem zem- ginin bütün endişelerini - geçirir, hem fakirin bütün azaplarını du- yar, * Hasis nekadar para yığarsa, © kadar fakirleşir. Çünkü parası çoğaldıkça, çoğalmak hırsı artar. Bu da fıkaralıktan başka bir şey değildir. * Dünyanın en zengin adamı tasarruf etmesini bilen adamdır. Ehn fakiri de hasistir. *& Servetini mütemadiyen yığıp durma! Bu para ile öteki dünya- ga mi yaşıyacaksın? Kasanı ahre- temi ü 4 Hemen bütün hasisler zeki ve| Gepri sahibi İnsanlardır. Onlara Bararan, ben ahmak olayım daha iyi! —— Tavşapnların sür'ati “Avcıları alâkadar eden bir me- | gele... Bir tavşanın saatte kaç ki- lometre koştuğu çok defa sorulan bir suakdir. Amerikalı bir şöför tesadüfen bunu öğrenmiştir, Şoför, Nevyork-! tan itibaren bir tavşanı takibe baş- lamıştır. 500 metre mesafeden, tav- şanın saatte 50 kilometre sür'atle koştuğunu görmüştür. En iyi koşucu bir insan ise saatte 35 kilometreden fazla sür'atle ko- şamaz. Sen de Seveceksin! | Yazan : ETEM İZZET BENİC_E Gevç kadın, hiç değişmiyen du- ruşu Ve ses ile: j B | erindeki D Boi yaplın. Nedir bu sedik. san- Lâtfiye için gerçekten bavul ülçüsündeki demiz muamma halindeydi?. İri iej Jbaşlarile süslenen ve küşe per çemlerine bir hayli emek verildiği görülen bu esrarengiz sandığın kendi kilidinden başka 1 Bu bir ayrıca bir asma ve açılması da, kırılması da güç çeşitlerden bir kilit vardı. Lütfiye işte bu sandağı, e kilidi, onun bir sır halinde ve Salihin dilinde saklı kalışını çıldırarak me- rak ediyor, — Bir kocanın karısından saklı nesi olabilir?. Diyordu ki, bu soruyu BSalihe de tekrarlıyarak: — Niçin bu sandığt bıııı aç yorsun?, Neden onun içi bana göstermiyorsun?. Karı ve : çanın biribirlerinden sakb : * çük birşeyleri bile olması Tünüşte iki, fakat, hakikatte tek Ğ | Mütevazı müstehlikin muhtaç olduğu para şekli «Biletçiler para değiştir- Mmeğe mecbur tutulamaz, yol- cuların bilet ücretini olarak ve tamamen ödemesi lâzımdır» şeklinde levhaların tramvaylara mebzulen asılma- #ına rağmen esas dava halledil miş değildir. Yani bozuk para sıkıntısı yine mevcutlur. Bozuk para buhranı yalnız! tramvaylarda değil, bir çok, yezlerde her gün rastlanan bir. hâdisedir. O halde, anlaşılıyor| ki, teduvülde mevcud bozuk paralar kifayetsizdir. Biz, fakir milletiz. Müsteh- likin kazancı mütevazidir; bi: naenaleyh gayet tabii - olarak| sarfiyatı da mütevazidir. — O-, nun için de daima küçük para-i larla alışveriş ederiz. Halkın | mühim bir ekseriyeli böyledir.| Belki, başka zengin memle-, ketlerde, bozuk para bizde ol-| duğu kadar mühim bir rol oy- namaz. İhtimal ki, oralarda, tedavülde bulunan paranın bo- zuk paraya nisbeti çok daha büyüktür. Fakat, bizde, böyle olmamak gerek. Herhalde, daha fazla mik- tarda bozuk para basarak te- davüle çıkarılmak lâzımdır. BÜRHAN CEVAT EEmTDDO ÇADİYORİKİ Isınmak bahsi alev hasıl ederek yanar, Bu alev könü- Tün çok miktarda hamız ve hamts gar-i olduğu halde bir de pok o kadar iaam. müm etmemiştir. Klekürik sobaları da Bütüm kolaylığa rağmen, belki böraz pahalı oldüğü ve ae isiiği ivin 6 da odunu yığar ve yakar, bu şuretle hu #üle gelen hararetter — istifade ederler, gömineler Kay0t sıhhidir. Çünkü oda- min havasını ÜNi etmesler, kupkuru b gakmazlar, bilakts havanın yenilenme. sini mücip olurlar. Karşısında oturul- düğu zaman, ayaklar ve bunün ateşe mazır Aksanli isinir vücüt bilâ vasıta Anlişar eden bir hararetin tesiri altında, balhinur. Fakat arka iştal yek İyi w namuyacağından, urun müddet bu ale- sin Sarşısında olurmak güğün hasta - hıklarıı mücip olabilir. blr. mahzur ru da mahrakâlar yanmaslle hüsüle gelen harsretin aacak dörite birinden istifade edilebilmesidir. Yarmıki yazmmızda sobalardan bahse. devei'a. liyecek bir söz bulamadı. Fakat, onda da bu sandığın sırrını sakla- mak belki bir inat halindeydi. — Karıcığum itimat et bana, - | ginde hiçbir şey yok enum. Bir asker çantası, O kadar. Yulnız me- şin değil de demir. Cephede, gez- gin olduğum vakitlerde işime ya- | Arar,, diye yaptırmıştım, — Niçin açmıyorsun?, — Anahtarları yanımda değil de ondan.. — Nerede?, — Kışlada bırakmıştım bir gün. Hâlâ arada.. Lütfiyo, anahtarların Salihin ce- binde olduğunu biliyordu. Fakat yeni evliliğin uysal kadına ver - diği sabırla onu yüzlemek istemi- yordür — Pek güzel; sandığın bilâ tıl- gamını muhafara etsin. Zararı oyk! Dedi ve, kendi kendisine dü - şündü: — Ya, baha ilimadı yok. MAHKEMELERDE: Fatihten Balıkpazarı- na rakı içmeğe gelmiş İkisi de genç, ikisi de şık.. Biri- nin yüzü güzü beyaz sargılar - ginde.. Biribirlerine düşmanca ba- | kaıyorlar,. Yüzü gözü sarılı olan, yüzü gözü sarılı olmuyandan davacı. Duva - çının adı Necdet Bican, maznunun adı Hüseyin Kenan., Davaet anlatıyor: — Göçen gün, içmek için bera- ber Balıkpazarına gitlik, O, biraz fazlaca içti. Ben zaten içmem. Wa- ür için, bir kadeh rakı içtim. Ç tıktan sonra, sokakta etmediği ha- karet kalmadı.. Hırsını yenenedi. Elindeki bastonla, kafama gözüme vurdu, E, sarboş.. Ne yaparsın? Be- ni eczaneye, bunu karakola götür- düler. İşte, şu gördüğünüz hale geldim, Davacıyım., Maddi ve ma- mevi zarar isterim. Bunun da ce- zalandırılmasını. Söz hakkı maznumun, Mazbun anlatıyor: — Durun, size işin evveliyatımı anlatayım, Görün; «kabohat ölen- de mi, öldürende mi?.» Fatibe, gvcenlerde taşındık.. Ba zatla da ahbap olduk; hir müddet uhhaplık ettik, Arkadaş gayet ha- #etir.. Ön paranın üzerine aa dü- güm vurur. Ben biraz havardaca - yımdır. Beş kazanırsam beş de borç eder, on yerim. Ben sık sık parasız kalırını, Bu dalma paralı dir. Fakat, bunun paralılığı İle benim paresızlığım arasında zerre ce fark yoktur. Onun var yivemez, Benim yok yiyemem.. Hattâ, bon, borç eder, yine yerim. Gelelim vak'a gününe., O gün, benim cebimde, yine sekiz kutuş mu, sekiz buçuk kuruş mu para yar, Canım sıkılıyor., Kahvede - turdum, gazete okudum.. Büsbü - tün sıkıldım. Kara kara düşünü - yorum. Bican geldi. Konuşmağa başladık: : — Ne düşünüyorsun böyle?, Ne derdin var?, Karadenizde gemile- rin mi battı?. — Ne derdim olacak Param yok! — Adam sende, v da dert mi?. dedi. Bende epey para var. - Gel seninle şöyle bir yere gidip otu- ralımı, Hem iki kalem konuşuruz, bem de birkaç kadeh içer, gam defederiz. Ceketinin iç cebinden bir tomar para çıkardı. En üstünde bir eli liralık sarılıydı. — Ben, dedi, öbür gün İzmire gidiyorum, Zaten epey param v dı. Evde bir küçük seccade vardı; Tüzumsuz.. Onu da elli liraya sat- tım. Paradan yana darlığım yok. Haydi yürü, şöyle bir çıkalım da... | — Neriye gideceğiz? — Neriye olsa gideriz.. Hele çı- kalım... Kalktık. Cebimdeki sekiz. bu- çuk kuruştan kahve parasını ver- dim. O, bekledi. Çıkınca; 'Ya bu kendisi için bir mâni,. Ya, içinde bana güöslermek iste- mediği birşeyler var!, Fakat, bütün bu kararsızlık i- çinde tek vazıh fikri şuydu: — Bu adam beni anlıyamıyor!, Ve.. bu fikir, bu görüş ber gün onun için birar daha kenciren, duygularina biraz daha yayılan bir inan oluyordu. BİR ISRAR ANINDA Firdevs ona gelmişti, Birkaç saat beraber oturdular. Firdevs genç kadından bir nn sor- — Niye böyle durgunsun Lüt- fiyet, Ve.. bu soru bir konuşma silsi- lesine yol açtı: — Durgun değilim. — Nasıl değilsin a yayrum, Her vakit gülen, şenliğinden, şakrak- lığından geçilmiyen — Lütfiyenin yerine durgan, daima düşünceli, dalgin bir Lütfiye yeraldı. Sen, sürd Baktım, adamlar birbirine girecek- ler, garsona bir göz işareli çaktım y VÜS D Di di di — v ai Do ĞY AA — Şuradan bir etomcbile bine- lim, dedi, — Yazık paraya.. Daha erken. Acelemiz ne? Tramvayla gideriz, dedim. Atladık Edirnekapı tramvayına, Sirkeciye indik. Sirkecide, — Haydi, dedi, bir tramvaya da- | ha binip Beyoğluna çıkalrm. — Matrafa yazık değil mi? Be- | yoğlunda içki pahalıdır. Gel şu - radan Ralıkpazarına gidelim. Bir yerde olurup birkaç tane içelim, dertleşelim. Kararı verdik., — Bulıkpazarına doğrulduk. Orada bir meyhanede oturduk. Bizden başka da müş - teri yok.. Bu, emretti: — Getir birer rakı!, Birer dublo rakı geldi. Sıcak sı- cak balık mezesi de getirdiler. Ü- teberi, midye pilâkişi, fasulye pi- yazı, turp, turşu da var, — Haydi, dedik, şerele.. Birer yudum. Bu, şöyle dudak » larını ıslattı.. Ben kadehi yarısına kadar yuvarladım. Ben pek meze yemem. Bu başladı masawın Ü- tünde gezinmeğe.. Aman efendim © ne sümürüş.. Ben kadehi tekrar diktim, O da yine dudaklarını w- | lattı. Yine mezeleri sümürdü. Ma- | sanın fistü yangın yerine döndü. Gürsona seslendi: — Sıcak balık gelir. Şu meze- Yeri tazelel. Adam fena fena hakıyordu, Da- ka bir kadeh rakı önünde duru- yor. Meze kalmanuş. Ayıp değil mi", Yerlere geçiyorum amıma, ne yapayını? Parani yök. Yoksa, gel giğime, geleceğime bin kere piş- | man oldum.. Dişimi sıkıyorun. » Bir düble daha getirttim, Onu da içtim.. Bu, hâlâ rakı ile dudak- darını islatıp masanın Üzerini le- mizlemekle meşgul.. Benim ikinci dülle de bitti. Üzerine bir kırmızı turp aldım. Üçüncü dubleyi söy- Tedim; geldi. Bu, tekrar seslendi: — Şu sıcak balıklardan İki tane daha getir. Balık da, İstavritin tavası., İki istavrit tavasını daha yedi. Ben ü- çüneli dublenin yarısındayım. — Haydi artık, dedi, yunları da çekelim de kaçalımı, Aaaa! Fatihten Balıkpazarına, üç düble rakı İçmeğe gelmişiz me- Ber., Fukat, dedini ya, param yok. Ne dese «peki demeğe mecbu - | rum., Ona da peki., Cebinden para destesini çıkardı. En içerisinden bir iki buçuk lira- lık sıyırdı. verdi: — Nedir hesabımız? dedi. — Dört duble 50.. Bir porsiyan balık on.. Altmış. — O belik mezeydi.. Mezeye de ayrı pazı ma alscaksın?. diye tut- turdu. — Baktım.. Adamla birbirlerine girecekler. Garsona bir göz işareti (Devamı 6 tacı sayfada) Genç kadın, dudaklarında biri- ken işmizazlı yanaklarının çuku- runda bir tebessüm halinde dal- galandırabilmiye kondisini zorlu- yarak: — Sixe öyle geliyor, hiçbir şe- yim yok. Dedi, Firdevs her üstüne düş « tüğü meseledeki mrarlı alâkasını bir inat halinde bunda da ele âl- mışti. — Muhakkak değilsin. Eski Lât- fiye değilsin, Evlilik sana bir uğır- Tık, durgunluk getirdi desem bile, bu evliliğin getirdiği ağırlık de » Ü. Esmer güzeli kadın, bakışları de- ima bir sevgi kıvılemmı ile tutug- turan genç kadın, — Hayir.. Demekte direniyorda. Ve bir an sanki beyin tasinin ve bütün şuur hücrelerinin içinde ne varsa hep- HK — SÜTUNU Evelenmek istiyenler, iLeelsi roealer müşküller İzdivaç teklifleri — 31 yaşında, İstanbullu, sıh - hati yerinde bir gencim. Pederi » min yanında bakkaliye, ve meyva ticaretile meşgülüm, — Katancım kuracağım yuvayı pek iyi geçindi rebilir. Şimdiye kadar hiç evlen- medim. Hayat arkadaşımda sadece güzel ahlâk arıyorum. İş hayatına atılmamış birkaç türlü vazifede çe hışmamış olması ve ailece kalabalı- & da bulunmaması da şarttır. (Son Telgraf Halk sütununda E. N. R) adresine müracaat olunmasını di- lenim. — Otuz üç yaşında 1,66 boyunda, ve altmış altı kiloyum, Zevcim öl- müştür. Ev hayatına ait bütün eve safa malikim, Namuslu, aile ter- biyesi görmüş bir erkekle evlen- mek istiyorum. Güzel ve zengin o- lup olmaması mevzuubahs değil- dir. Benden küçük olmamakla be- raber 8-10 yaş daha büyük bulun- masını da istemem. Taliplerin (Son (ELGRA! Va Sarışın ve lâgar otobüsler Muharrir Muhiddin Birgen tramvay idaresine ne kadax çalsa, yine içimizin ateşine tercüman olamaz. Hepimiz, © kadar kızgınız. İyi ediyor. Tramvaylar, malzeme yok. luğundan boyuna — seferden kaldırılıyor, karda, kışda, İs. tanbullu hemşehrilerin hali bir garip maceraya döndü . Şimdi, yeni bir haber daha veriliyor: Ayni idarenin Tak- simle Beşiktaş arasında — işli- yen sarı boyalı otobüsleri de :l:dıı::ımıı, yakmda sefer. a kaldırılacakmış.. Bu oto- büslerden birini, lııı';uuı gü nü, Akaretler yokuşu başında stop etmiş, melül melül tami- tüm. Bilmem, bu otobüslerle seyahat etmek - fırsatını hiç buldunuz mu?. Bazan, yokt çıkarken, öyle bir ân ..n,uı:.,-' zavallı otobüs, lâgar ha; lar gibi, duraklar, çıkamazı Telgraf Halk sütununda H. Ç. T) baydi bakalım, polculardan, are adresine müracaatlarını rica ede- rim. — Yirmi bir yaşında orta boylu; açık kumral renkte, orta tahsilli, dürüst bir aile kızıyım. Hassas ruh- lu, ince duygulu bir devlet mamu- rit ile evlenip yuva kurmak istiyo-, rum, Kendim içli olduğum — için bilhassa bu noktaya dikkat ediyor, tipe ehemmiyet vermiyorum. Ad- resli ciddi teklilerin (Son Telgraf| Halk sütunu Sabahat) adresine yazılmasını dilerim. Gelen — mektuplar Bayan H. B. — Üçü Beykozdan | dördü İstanbul büyük postaneden diğer Hcisi Yeşilköy ve Kanlıca » dan verilmiş dokuz mektubunuz vardır. Lütfen aldırınız. Bayan Bel — İstanbul büyük postaneden bir mektubunuz vare dır. Lötfen aldırınız. (M M. H. 20), (Bayan Naime Dalgıç, (N. H) dün ilân ettiğimiz mektuplarının muhakkak aldıri- nız veya adres bildiriniz. M. $. C, — Kadıköy ve Unka - panından iki mektubunuz vardır. MÜHİM NOTLAR İzdivaç teklifleri ile teklif sa » hiplerine gönderilen mektupların bildirilmesi ve Halk Sütunumuza yollanan diğer mektuplar matba- Kavza geliş tarihleri itibarile neş- rolunmaktadır. Yerimizin darlığı yüzünden hepsini birden neşre ime kân olmadığından veki gecikme - lerin mazur görülmesini rica e- der ve sıra ile hepsinin munta » yaman yazılacağını kaydeyleriz. Namlarına mektup geldiği bil: dirilen ökuyucularmızın, gönde - Tenleri merakta bırakmamak — ve mektupları biriktirmemek üzere sür'atle müracaat etmelerini ve mektapların her gün saat 18 den 19 a kadar Halk Sütunu muharri- rimizden alınması da mercudür. sini dışarıya vuruyormuşcasına, l ! — Ben seni yeni tanımayorum ki.. On seneyi geçti. yanımdasın, Birşeyim yok., diye beyhude wrar ediyorsun. Dedi, sörlerine kuvvet ve haki- miyet vererek ilâve etti: — Ben senin annen değilim am- ma, ablanım ve.. sana karşı bir na- ne kadar da içten bağlıyım. Söyle bakayımı, nen var. Yoksa kocamı sevmiyor musun? Ondan rahat de- Hi misin?, Lütfiye içini kemiren bir dey- gunun böyle şiddetli bir reaksiyon ha'inde yüzüne ve kulaklarına çarpılmasından doğan bir ürküntü içinde ilkönce tüylerinin diken di- ken elduğunu ve bütün vücudü- mün buz konmuş gibi donduğunu hissetti. Firdeys israr ediyordu: — Süyle, bana en doğruyu söy- le. Kocanı sevmiyor musun?, On- ta duranlar indiri- lir, Beş on adım yaya yürütülür. Otobüs, en dik kısmı geçtiktem sonra, tekrar binilir. Bu yazı — zannetmeyin dıklarımı lâtife doğrudur. Çünkü, öyle günler olur ki; bu otobüslere ben diyeyim 50, siz diyin 80 yolcu biner. Bu siklete can mı dayanır?. Efendim, bir iddiaya göre de, bu otobüsler ziyan ediyor, kâr getirmiyormuş! Bu, tram- vay idaresinin iddiası.. Tabii, komik bir iddia., Komik diyo- rum. Çünkü, hatırımda kaldı- ğına göre, sabık ve mefsuh şir ket, bu emektar ve hurda ara- baları yeni idareye 300 küsur Tiraya satmıştı. Biraz insaf et- meli.. yahu, zaten sermayesi, değeri 300 lira olan bir otobüs, bunca zaman işledikten, her — zeferinde 50 yolcu taşıdıktan sonra, hâlâ, onun zararından bahsedilir Aranılan asistanlar Üniversite fen fakültesi sınai kimya enstitüsüne bir asistan alı- nacaktır. Ayrıca tıp fakültesinin de radyoloji, fizikotrapi enetitü - — derile oroloji, kulak, boğaz, burun — deri,, — frengi ve göz hastalıkları kliniklerine de asistanlar aran - — maktadır. BİRİNİZİN DERDİ HEPİMİZİ DEADİ Sirkecide iki aydir kaldırılamıyan bir tahtaperde ! Saraçhanebeşında Serezli si ve kaldırmıyorlar?.> Den- | ektedir. Bminönü — kayma - B. Agâhin nazarı dikka-

Bu sayıdan diğer sayfalar: