4 Nisan 1940 Tarihli Tan Gazetesi Sayfa 5

4 Nisan 1940 tarihli Tan Gazetesi Sayfa 5
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

4 NİSAN 940 TAN ABONE BEDELİ Türkiye Ecnebi 100 Kr xe » 1 Sene Say 200 Kr. 1500 w ” say *w ” 8 * 1 Ay 2 © Milletlerarası posta ittihadma dehil olmıyan memleketler için ebone bedeli müddet sırasiyle 80, 16, © 35 liradır. Abone bedeli peşindir. Ares değiştirmek 25 kuruştur. Cevap için mektüplara 10 kuruşluk Dul ilâvesi izımdır. DEN Ayıp Şey! tad isimli spor mecmuasının son çikan nüshasında, şu şa- Yabı hayret satırları okuduk: “— Balkan koşuları münasebetile | Verilmiş olan ziyafetlerden birisini Müteakip, Atletizm Federasyonu Re- İs Vekili Doktor Adnan Sün'ün; “ Gazeteciler, ziyafet olduğu Yakit kaçırmazlar. Fakat misalir at. İetler memleketlerine dönerlerken töşyie de gelmezler. Halbuki ben, Büzeteciler kokusunu alır, ümidiyle, İstasyon büfesinde çorba hazırlar * Dediğini işittik. Bu sözler, bir ev #ehibinin misafirlerine ziyafet ver. dikten sonra, yapabileceği en na Xik (1) nüktelerden birisi olsa gerek; Fakat biz, bu nükteyi yapan zala Katırlatırız ki; gazeteci fodlacı de- dildiri,, Biz, Doktor Adnan adındaki o za. tim sözlerini ciddiye alacak değiliz: Çünkü, sadece memleket ve halk da vası müdafaa etmek uğrunda, mesle. en ağır mesuliyetlerini, sahir, Ve feragatle taşıyan, ma, hudutsuz müşküllerle çarpışa Şürpışa gören, ve faraza bir Erzincan felâketinin safahatmı içinden takip *derken, günler, ve gecelerce, her $eşit tehlikeyi göze alarak, karın do- Yurmadan, ve uyku uyumadan çalı. $an gazeteciyi, bir ziyafet tufeylisi #eklinde gören, ve bu nankörce, bu İnsafsızca, bu iz'ansızen teşhisini eld. diyetle ortaya koyan bir tek münev. Ver insan bulunabileceğini tasavvur bile edemiyoruz. Ve bunu tasavvur *demediğimiz için, doktor Bay Ad- Banm o sözlerini, lâtife mahiyetinde J mani de, yine hoş göremiyoruz: Çünkü böyle bir Kâtifeyi, letafet ve zarafet- ten uzak bulmakta haklı olduğumu. else diniap Bunun içindir ki, sayın orumuzdan rica ederiz: e Kendi bazakat tedayi etsin! Li İhtikâra Karşı Harr e A Öğrendik ki, toptancı şeker tactr- inden otuz kişinin daha vaziyetle. *İ şüpheli görülmüş, ve bunların İsimleri Emniyet Müdürlüğüne bil- dirilmiş. Şimdi, bunlar hakkında da ikat yapılmaktaymış. Bu hava. bize, son zamanlarda, ihtikâr ve #üüstimal hâdiseleri takibatında eli San memnuniyet verici neticelerin Soğaldığını hatırlatmaktadır. Son bir kaç ay içinde, meydana! fıkarılan ihtikâr ve suiistima) mesele hepimizi hoşnut edecek miktar. . Ve bellidir ki, bu iyi netice çoğalması, muhtekirlerin, sui. Btimalcilerin artmasmdan değil, on- Urla mücadele edenlerin dikkat ve Tâyretlerini arttırmalarındandır: Bu vazifesini dai-| . bakımdan, zabıtamızı takdir etme- Mek, kadirnaşinaslık olur. Dikkat ve faaliyet gösteren zabıta. kan bu neticeleri alması d Fa, ve sulistimallere karşı a eiendeleri daha fazla şiddet- irmekle kazanabileceğimiz bir Şok şeyler bulunduğunu göstermek. kür Yakayı ele veren ihti, ve suiistimal faillerinin her. Rün biraz. daha çoğalması; bütün halka, buz korkun mikroplardan, her biraz daha kurtulmanın, mesut bu şi huzurunu duyurmaktadır: Bize huzuru tattırmak uğrunda, rahat ii tanımadan çalışan zabıtamızı dir etmeyi de bir vazife hiliriz! Kale Köyünde Büyük Elektrik Santralı Kurulacak nlibaa, (TAN) — Orta Anadolunun », Karadeniz havalisinin bir kısmı. ç elektrik temin Oetmek üzere, rayaka nahiyesine bağlı Kale kö. Yünde kurulması düşünülen büyük Santral için tetkiklere başlanmıstır. etüt işleri umum müdür. Yöğüne bağlı mühendislerden Ce'âl Y. Orhan Kale köyüne gitmişler, “ği #rmakla Kelkit suyunun birleş. İ yerde tetkikata başlamışlardır. ( TAN AHLÂK BUHRANI NEREDEN DOĞUYOR? ESKi AHLÂK VE AHLÂK TELÂKKILERİ H er cemiyetin, her devrin kendine mahsus ahlâk te- lâkkilleri, ahlâk kanunları vardır. İnsanların göçebe ve aşiret halinde yaşadığı zamanların ahlâk kanun- ları, hattâ telâkkileri teamülden ibarettir. Hattâ bu devirlerde in. sunlar arasındaki o münasebetleri &henktar bir hale “getirmek için idareciler herşeyden evvel dinden istimdet etmişlerdir. Allah korku. Su, ahlâkın ilk yazısız kanunu Ola. rak telkin edilmşi, fertlerin icraatı ancak mafevkattabii bir iradenin, putların, ilâhların iradesine bağ- lanmıştır. Peygamberler kul ile .kul arasındaki münasebetleri mu- vazeneleştirmek için Allah tara. #indan gönderilmiş vasrtalar ola. rak ortaya çıkmışlardır. Moral prensiplerin iptidal dinlerden en mütekâmil dinlere kadar mukad- des kitaplarda yer alması, ancak cemiyetler içindeki moral, ahengi tesis etmek içindir. Ethies (moral kanunu) ancak eski Yunanlılarm, acemlerle yaptığı muharebelerden sonra felsefe sahasına girmiş, din- le ahlâk arasındaki münasebetin düğümü ilk defa Yunan filozofları tarafından çözülmüştür. Yunanlıların Acemlerle yaptığı herplerden sonra Atina ve Acemis- tan dünya ticaretinin merkezi ol. du. O zamana kadar hâkim olan ticaret merkezlerinin değişmesi, bu memleketlerde hâkim olan an. ânevi münasebetleri de bozdu. Ye. ni bir hayat, fertleri idare eden ce- miyet mekanizmasını “değiştirdiği gibi, fertleri idare eden telâkkileri de değiştirdi. Tiraret hayatında ar. tık ilâhler, peygamberler rol oy. namamıya başladılar. Fert, bir. denbire kendini yeni bir cemiyetin. toprağına ekilmiş buldu. değişmiş, ananeler bozulmu: tek başına kalmıştı. İyiyi, kötüyü tayin eden cemiyetin eski telâkki. leri bu değişen hayata uymuyordu. Cemiyetler içinde uhlâki bir anar- şi başgösterdi. nsanların harekâtmı idare için yeni Kanunlara, yeni bir nizama ihtiyaç vardı. Bu ihti yaç bilhassa Yunanistanda kuvvet. le hissediliyordu. Bu O sebeple Ethies Yunan felsefesinde yehi bir mahiyet aldı. O zamana kadar Yu. nan felsefesi tabii bir felsefe idi. Vazifesi sadece tabiatin kanunla. Tri araştırmak ve izah etmekti. Bu yeni ihtiyaçlar karşısında filo- zoflar tabiatle olan alikalarını kaybettiler, ferdin ahlâki mahiye- tini araştırmıya başladılar. Bun. dan sonra tabiat İlimleri felsefe. den ayrıldı, eski felsefe insanın manevi mahiyetini ve ahlâkını a. raştırmakla meşgul e'du, Sophist'ler tabiati izahlan vez- geçtiler. Sokrat, ağaçlardan öğre- necek bir şey olmadığını, şehirler. deki insanlardan öğrenilecek çok şeyler olduğunu söyledi. Eflâtun, tabii felsefeye bi- oyun nazsriyle baktı. Bundan sonra felsefenin metodu değişti. Tabii felsefe tabi. at müşahedelerine dayanıyordu. İnsanın ahlâk) mahiyeti, insanın şahsiyetini tetkik etmeden kati- yetle nasıl tayin edilebilirdi? “Bu hisler beni aldatabilir, öteki adamlar da beni aldatabilirler, fa- kat doğru olmak istersek kendi kendimizi nasıl aldatabiliriz?,, Bu düstur, filozofları insanı ancak kendi içinden tanımıya sevketti, Bu tefekkür tarzını kabul ettik. ten sonra felsefenin yalnız me zuu ve metodu değişmekle kalma- dı, felsefenin o güne kadar kabul ettiği ahlâk kanunuda değişti Tabii felsefe, sebeple netice ora. sındaki münasebetleri (araştırır, sebebiyete dayanırdı. Efhlez İnsa. nın İradesi ve vazifesiyle meşcul olmiya başladı, netice ve #ayeye bu yoldan varmıva calıstı thles dinle, tabiatle münase- betini hatiflettikten sonra, ferdi, saadete ulaştırmayı gâye edindi. Bu ilk filozoflara göre, zevk ve saadet ferdi bir iştir. Ah- lâk kanunu da ferdin saadetini te. minle mükelleftir. Bu ahlâkm te- meli egölzme dayanır. Hürmet, aşk, hemcinslerime yardım, men- Fertler YAZAN: UL O Sabiha Zekeriya SERTEL İşçi bir kızın, âmiri tarafından yayriahlâki hareket- leri karşısında bana yazdığı mektup, ahlâki bir müna- kaşaya vesile oldu. Bu bahis etrafında aldığım mektup- ları ve dinlediğim mütalâaları TAN'da, Görüşler sütu- nunda neşrettim. Bu mektup ve mütalâalar, memlekette zıd zihniyetlerin çarpışmakta olduğunu gösterdi. Bu me- seleyi ilmi bakımdan tetkiki faydalı gördüğüm için bir kaç makale yazmıya karar verdim. Bu yazılar, cemiyet- lerin tekâmülünde ahlâk buhranını, ahlâk telâkkilerini ve kanunlarını izaha çalışacaktır. sup olduğum cemiyetin iyilik ve saadeti, benim saadetimi temif et- tiği müddetçe lüzumludur. Eğer bunlar benim saadetimi bozuyorsa, ben onların fevkindeyim, demek. tir. Eski filozoflar bu düsturlada ahlâk anarşisinin önüne geçemi- yeceklerini anladılar. Tabiatin fev- kinde bir Allahım insan hsreketle- rini eezalandıracağını | söyliyen, cennet ve cehennem telâkkilerini ortaya koyan idealist felsefenin, totemizihden . kurtulan, mütekâ. mil dinlerin menşei de bu egolzme karşı bir siper yapmaktı. İçtimai bir moralle fertlerin hareketlerini kontrol edemedikleri için Allah. tan, şeytandan, melâikelerden İs- timdat ettiler. Bu suretle fertlerle zümreler, sınıflar arasındaki mü. nasebetleri dâha kolaylıkla idare edebiliyorlardı. Bu suretle insanın ahlâki mahiyeti mafevkattabii bir menşee dayandı, İnsan mafeykatta- Epicur'ün daha materyalistik 0. Jan ahlâkı ile, Eflâtunun idealist ahlâkı arasındaki ifratlardan sonra Zeno'nun Stole felsefesi doğdu. Zeno, ahlâk kanununu ferdin zev. kinden ve egoizminden çıkarmak istiyenlere hücum etti. Zeno, in- OKMAN HEKİMİN ETTİ Hastalara Kahve Yasağı... Almanyanın şimdiki rejiminde, her meslek için olduğu gibi, be- kimlik mesleği için de bir Führet yani reis varmış. Doktor Leonardo Canti adında olan bu zat bütün A- manyada hekimlere bir emir çi- karmış. Bununla hekimlerin has- talarına kahve için reçete vermele. rini yasak etmiş. Hekimler emri dinlemeyip te reçetelerine kahve yazsalar bile eczacılar reçeteyi” battal edip kahve vermiyecekler. Kahve, harp kıtlığına tutulmı. yan memleketlerde her evde bu- İunduğu için, hekimlerin hastala- rına kahve içirmiye lüzum gördük- leri vakit bunu reçeteye yazmaları âdet değilse de, anlaşılan, Alman. yada kahve de ölçü ile verildiğin. denberi, hiç olmazsa hastalara ec. zahanelerden kahve verilmesine mecburiyet görülmüş. O kadarı bi- le can sıkacak bir şey olduğu hal de, şimdi Almanya hekimbaşısının emriyle kahvenin o eczahanelerden verilmesinin de yasak edilmesi Al- manyadaki hastaların haline bü. tün dünyayı acındıracak bir mah. rumiyettir. Kahveyi serbest olarak içen yer- lerde de, vâkıâ, onu ilâç niyetine içmek kimsenin hatırına gelmez. Fakat kahve, yerine göre, pek de- gerli hir ilâç olur. Yemekten sonra kahvenin ha?- mr kolaylaştırdığı, bazılarınm de- dikleri gibi, kuruntu tesiriyle bile olsa gene büyük bir faydadır. Lez. zetli bir yemeğin arkasmdan bir fincan sade kahvesini içen insan ondan neşe bulur, bu da her türlü iyiliğin başlangıcıdır. Kahvenin nabızlara kuvvet ve. rerek biraz da hızlandırdığı kurun. tu eseri olmasa gerektir. Çünkü o- nun terkibinde bulunan kafein bu iş için ilâç olarak kullanılır. Bun- dan dolayı, yürek zayıflığından bayılanlara ilâç bulunmadığı yer- sanda daha yüksek bir kudret, fer. diyetinin fevkine çıkan, insanı baş. kalarına iyiliğe sevkeden, acı ve istıraba, hattâ ölüme göğüs gerdi- ren bir irade kuvveti olduğunu id. dia ett. Eflâtundan ayrılarak in- sanları idare eden ahlâk kanunu. nun mafevkattabil bir mahiyeti olmadığını, ahlâkım ancak tabistin mahsulü olduğunu söyledi. Stole” lerin iddiasına göre fazil tanımaktan doğar. Saadet, tabiate uyarak hareket edildiği zaman te. min edilir. Bu saadet kâinata, ve üniversel mantığa bağlı yürür. Stole'lerin ahlâk kanununun & si, sandeti araştırmak değil, d yanın iyi şeylerini ve zevklerini göstermek, ferdin ruhuna bir hu- zur temin etmektir. toic'in ve Eflâtunun felsefe- si Hıristiyanlığın menşei ol du. Materyalist epikürizmden ay- “ogıldı. Barbarların inkıraza yüz tus tiyanlığın da moral düsturlarına yeni bir şey ilâve olundu. Romanda esaret hayatı başladıktan, ticaret membaları barbarlarin istilâsına uğradıktan sonra fertlerin heyat sistemi değişti. Hıristiyan kilisesi Romaltların yaşadığı ümitsizlik de hemen bir fincan kahve içirir. ler... Yarım baş ağrısına karşı kah. venin faydası ötedenberi meşhur- dur... Adalelere kuvvet vermesin. den dolayı, kasık çıkığı düğüm- lendiği vakit, barsakların yerine girmesine bir fincan kahvenin bü- | yük faydası olduğu bile rivayet e- dilir. Bunların hiç birisini kahvenin yasak edilmesine bir mâni sayma. mak mümkündür. Bu işlerin hep. sinde kahvenin yerine başka ilâç bulmak kolaydır. Fakat kahvenin fikir izerine te- siri! Bu bakımdan kahvenin yeri- ni hiç bir şey tutamaz. Kahvenin fikire cereyan ve parlaklık verdi- ğine en büyük'delil fikir adamla. rından hemen (hepsinin kahveye düşkün olmalarıdır. Gece yarıları. na ve daha sonraya kadar fikirle galışan bir adam kahve içmeden çalışamaz. Bunu kahvenin uyku kaçırdığına atfederler, halbuki ça. lışırkemn üstüste bir kaç defa kah- ve içen fikir işçisi işini bitirince gayet rahat uykusuna dalar. Onun kahveye ihtiyacı uykuyu Kaçırmak için değildir. Buna kendi iradesi yetişir. Kahvenin fikir adamına faydası fikrine açıklık, kolaylık vermesidir. Büyük bir hekimin dediği gibi kahve insanı hayvanlıktan uzak- laştırarak fikir hayatı yade yaklaştırır. Bunu yapan, Kahvenin ne kafelni ne de başka | maddeleridir. Kahvenin fikir üze, rine o büyük faydası onun güzel kokusundan gelir. Halis bir kah. venin kokusu, fikre zevk verdiği için, kokuların en kibarıdır... Bir içinde ruhun maddeden kuvvetli olduğunu, bu ruhla Cermen bar- barlığına karşı koyacaklarını ilân etti, Bu yeni'içtimsi vaziyet Hiris. tiyanlığın felsefi temellerine yeni bir kuvvet verdi, moral sistemi de değiştirdi. Bu yeni vaziyet, o zama na kadar İfristiyanlıkta mevcut vl- miyan, felsefeye girmiyen “Cemi. yete bağlanmak, ve cemiyete ili- mat etmek,, hislerini doğurdu. Fer. din egoizme dayanan morali, cemi- yet hudutlarma girdi. Bu devird ki filozoflar, değişen hayat ve hâ- diseler karşısında yeni bir mi İin, ahlâk sisteminin temellerini araştırmıya başladılar. Bu yeni iç- timal vaziyet, bir taraftan daha maddi, ferticrin müşterek menfa. atlerini korumıya çalışan bir ah- arattı, diğer taraftan re edebilmek için an. i Hıristiyan ahlâkını muhufa- &i, Bu sebeple Hıristiyanlığın bir hususiyeti olan iki yüzlü bir ahlâk doğdu. Papazlar halk için, fertler için mezmum olan ber fil. Ji, riya perdesi altında. gizli olarak kendilerine mübah gördüler. Bu iki yüzlü moralin birincisi, ahlâk hislerimizi, irademizi, icraatımızı kontrol eden bir moral olduğu hal. de, ikinelsinde riyakârlık, içtimai bir müessese oldu. Bu bozuk, riya. kâr ahlâkın yayılmasına da en bü. yük vasıla Hıristiyanlık oldu. Romadaki o asilzadelerin, saray- iarın, imtiyazlı sınıfın zevk ve fuhuş o ülemleri içinde Alla - ha dua ederek işledikleri gü. nâhlar, moral kanununa sığıyor, fakat Romalı esirlerin taş kırmala- rı moral kanununda hiç bir yer al. mıyordu. Kilise, bu iki yüzlü mo- rali ile yalnız. bu zevkperestleri tütüyor, onlara bağlanıyor, onları sıkı sıkıya biribirine - bağlandılar, Bunun neticesi olarak ta Allaha inanılmazsa, din olmazsa, ahlâk o. lamıyacağı kabul edildi. Her ahlâ- ki mesele, bir din meselesi oldu. Bu $uretle Hıristiyan kilisesi, işi. ne gelmiyen ber balk hareketini din çerçevesi içine sokarak menet- mek, cezalandırmak, o böylelikle halk üzerinde hüküm sürmek İm. kânını buldu. Hattâ Rönesanstan Sonra felsefi tefekkür tekrar doğ- duğu zaman dahi, ahlâk meselele. ri yine dinin saltanatı altında kaldı. İlk devirlerdeki ahlâk telâkkile- ri kanunları, cemiyet bünyeleri. nin değişmesi ve harplerin netice- si olarak değiştiği halde, Hıri; yanlığın moral kanunları değişme- raiş, fakat dinle cemiyet, dinle ah. lâk arasındaki hudutlar biribirin- den ayrılmıştı. Rönesans, bu zıddi- yetin neticesi olarak doğdu. (İkinci makalede Rönesans dev. rinin moralini izah edeceğim.) Piyasadaki Çay ve Kahve Stokları Tetkik Ediliyor Ziraat Bankasının Sipariş ettiği kahvelerin ikinci partisi Bulgarya va. purile limanımıza getirilmiştir. Ak. reditif açılarak sipariş edilmiş çayla. rm da birinci partisi gelmiştir. Son günlerde piyasada kahve ve çay sak. lamak istiyenler bu iki partinin gel diğini haber alır almaz ellerindeki malları piyasaya çıkarmıslardır. Bir İsveç vapurile de limanımıza mühim miktarda kalay getirilmiştir. Ticaret Vekületi kontrolörleri iki gündenberi muhtelif depolarda araştırmalar ya- parak, çay, kahve ve kalay stoklarını tetkik etmişlerdir. Verilen malümata göre, Ege mm. takasının bütün tütünleri satmıştır. Samsun, Kocaeli, Trakya mıntakala- rında satışlara devam edilmektedir. Fiyatlar yüksektir. Bursa mıntaka. sındaki tütünler yüz on kuruşa kadar sotlmaktadır, zaman artistler güzel bir sanat e. seri gördükleri vakit ondan duy- dukları zevki en kısa tâbirle an latmak İçin “kahve kokusu veri- yor,, derlermiş. O güzel kökudun mahrum bıra. kılan zavallı hastalara acımalıyız... kk ee Muratlıda Fidancılık Muratlı, (TAN) — Muratlı fidan. lığında simdiye kadar yetiştirilen 30 bine yakın akasya, dut, kiraz ve erik gibi fidanlardan bu sene beş bin ka. darı satılmıstır. İİ Fen ve Kurbanları a Yazan: Sabiha Zekeriya Sertel ün fen namına hayatını feda eden iki şehidin hatırasım (Askeri Baytar Okulu Profesörü Binbaşı Ahmet, muavini yüzbaşı Hüdai) Baytar Mektebinde tesit tler, mezarını ziyaret ettiler. Bur İki kurbanın mezarı önünde hürmetle eğilen başlar, bu iki ölüde yalnız il arkadaşı veya iki insanı selâmlamak için eğilmediler... Bu iki ölünün, ö- lümünü, her insan ölüsünün fevkine çıkaran, bunların, hayatlarını fen amına kaybetmiş olmalarıdır. Ferdi .ayatlarını hemcinslerinin saadeti, beşeriyetin saadeti namına feda eden bütün fen kurbanları önünde ayni yüksek duygu, ayni hürmet, ayni diğerkâm ( faziletle eğiliyoruz. Bu iki mezar, şimdiye kadar İnsanlığın fen namına verdiği şehitlerin iki ta- nesidir. Bütün dünya ile beraber, bizim de fennin her şubesinde ver- diğimiz kurbanlarımız vardır, hep. sine karşı ayni minnet, ayni bürmet, ayni bağlarla bağlıyız. . Fen, ey kâinatın sırlarım çor bilinemiyen, öğrenilemiyen varlı en meçhul noktalarına bile radyum ışığı ile varan insan şuuru!.. İlâhlar, varlığı idare eden görünmez kuvvet. leri tahtından indirten realitenin a. — nahtarı. Bütün sırları çözen, kıtalar rı biribirinden, denizleri biribirin- den ayıran, zaman ve mesafe ile bir sihirbaz gibi oynadın. Tâbiatle yarı" şa çıkmış gibi, vahşi kuşların kanat gerdiği göklerde bile insan zekâsının motörlü kuvvetiyle | zırhlılar“uçurt. tun. Mikrop âleminin, küçüğün en küçüğünün hüceyresine kadar gir- din. Atomu parçaladın. Elektron, sehabı muzi, madde ve kâinat, önün. de, Hülika secde eder gibi eğildiler... Yalnız madde âleminin, ecramin, kâ- inatın değil, insanların yaşadığı dün- a yanın dahi âlemşümul oldun, Işık senden, sürat senden, İstihale sen den ruh ve hız aldı. Terakki ve tekâ, mülü başdöndürücü bir süratle asır. lardan: ayırdın, o lâboratuvarların içinde işliyen insan zekâsı, mucize. ler, harikalar rattı. Eski devir tek- niğinin, felsefesinin üstün. den bir silindir gibi geçtin, yeni Bir insan münasebetleri, yeni bir dünya yarattın. ii rin saadeti, Miili ede beraber dünyanın . verdiği fen.-kur- banları hep senin şehitlerin değil mi?,. Heyhat! Beşerin sandeti namına yarattığın bütün harikalar nasıl seninse, beşeri ordular halinde öldüren, şehirleri, mâmureleri, medeniyetleri, bir an içinde yerle yeksan eden tahripkâr deha da senin. Mitralyöz de senin, top ta, tüfek te, zehirli gaz icadm. Mucirelerin mida hak, tecavüzde haksızlığı ifade eder. miş, ne çıkar?.. Senin dehanın yarat. tığı lâboratuvarlar, durmadan insan öldürmenin, atle insan öldürme. nin kolaylıklarını arastırıyorlar,.. Kâinatın sırlarını çözdün, zamanla mesafeyi yendin, fakat İnsan müna- sebetlerine hükmeden diplomasinin elinde oyuncak olmaktan kurtulama- dın. Kudretin ve kuvvetin yalnız btr- na kâfi gelmedi.. Fen namına verdi. ğin kurbanlarla beraber, sen de ona kurban oldun. Verdiğin kurbanlar #nünde hürmetle eğilirken, tahrip. kâr zekânı alkışlamazsak, acaba ku- sur mu olur? İlk Tahsil Çağında Bulunan Çocukların Tahriri Hazırlığı 28 Nisanda şehirde ve köylerde bu. lunan ilk tahsil çağındaki çocukla. rın tesbit ve tahririne alt hazırlıkları ikmal etmek üzere bugün vali mua. ini Halük Nihadın nezdinde bir top- lantı yapılacaktır, Toplantıya bütün kaza kaymakamları iştirak edecebtir, Bakırköydeki lecrübe sayımı Bakırköy kazası nüfus sayımınm 28 nisana tehir edilmesi kararlaştı.. rılmıştır. Ayni gün ilk tahsil çağın. daki çocukların tahriri de yapılacak. tır. Bu tahririn nasıl yapılacağını tes. bir etmek üzere dün vali muavin! Fa. lük Nihat Pepeinin riyasetinde bir toplantı yapılmıştır. Bu tahrirlerin yapılabilmesi için bir gün evvelden âilelere birer bülten dağıtılacaktır. Nüfus tahririnin yapılacağı gün bu bültenler de beraber toplatılacaktır. —— Her gün binlerce yavruyu senin yare dmın, sehin şefkatinle sinesiride barın dıran Çocuk Esirgeme Kurumudur. Yıl. da bir lira vererek Çoçuk Esirgeme Kus rumuna üye olmanızı Kurum saygı f diler, .

Bu sayıdan diğer sayfalar: