14 Mayıs 1933 Tarihli Vakit Gazetesi Sayfa 7

14 Mayıs 1933 tarihli Vakit Gazetesi Sayfa 7
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Z TAMER WEE e. gr, mms — 7— VAKIT 14 Mayıs 1933 Pehlivan Güreşleri Kendine güvenen varsa buyursun! “Faux - monnayeurs,, © eserinde kullandığı tarzdır, vak'alarla ha- tıraları, (o tahlil ile şeenniyeti bir araya getirir, biribirine bağlıya-| rak mevzuu iki cepheden, iç ve dış İ tarafından göstererek vak'a kah» ! ramanlarını sahiden yaşıyormuş | İYENİ KİTAPLAR 9 WE KİTAP 00 Saatlerde Posein meşir sirası itibarile Meh P,,,, settinin “Boş saatlerde, , Syami Safa'nın “Bir teredd *F, . seyahatnamesi,, isimli İhgeinden bahsedeceğim, ve e - S4 geldiği kadar bitaraf olmı- Şale a ak... “Elimdn geldiği ka- tı bi ğe şünkü, insan tanıdı- aa eseri o hakkında Mdığı eza muhakkak ki, o ta- hye sevgi veya siri altında (kalır. Neseli ben, Peyami Safa'nın “Bir iin Tomanı,, nı başkaların iyeceğim şekilde bir tmda kalarak yazdığını bi- >; & rağmen kendisini Zi tanıdığım için, onu bu tesir mâzur görüyorum. ten in böylece tavzih ettik - M TM gelelim sadede. ğin i Nurettin'in “Boş saat - tiği” sini, serlâvhanın da tavsiye bring Dz boş saatlerde, boş saat- okudum. Eğer, satırlarda titrer i Gezdirirken, Nurettinin Söğaş çe cak ni tatlı edasını söz söylerken sağ elinin parmağı ile serçe parmağın- TAN hare in iç tarafını karıştı - iie görür e Yara, ört küçük ihtisas- ül Taılmş olan kitabın yarısın- Tazlasın; “ısrar,, Jarla dolu Mağ ancak geri kalan için, boş! i bana kazandırdığı için çen olurdum, Maamafi, “ben | yerinde olsaydım —bu- | » biliyorum— bu Parçadan bir tanesini a- | sela bir tek kâğıt üzeri- | by gil iz hurufatı ile bastı - ag âğıtlı esere ebruli, çok Tabtıy,* <1 ile işlenmiş bir kapak ça ğe onu mahdut sayıda bas D. ? Parça hangisi diye - mn var, İşte onu Mita, diyorum: Sy Koyu renk bağlamış duvarlarm- Mn * bir beyazlık kaldı. nie Senin yıllarca orada Yeridir, um “mİ Unuttum sanarak, yahut Hak, tarım diyerek Kaldardırmdı. hai mdlew yaslandığım — zaman, a im bu Gört köşe | beyazlık, Sıkamıyncak kadar © belâgatli Mayor, Da clgın gibi seviştiği gevyediğini, senin Ha tahinnan sztırıpları, o nihayet > Dü” benim seni unuttum sanısı- Ve dört köye beyazlıkta seyre- | du az pk »Bayet Me j seri duran Mina, Miyim LİK Beni sevmemek üzrmzel- ĞU ün sratnini odamdan kal ONE kayu veni bağlamış du- ei Müse bir beymzlik © halinde Rİ aran N Teddüd Kelimenin ve md e ğe ına verilen mâ- Safari ma değildir. Peyami Ü kendini Yazdığı bu kitap, ken ve Sed it etmek için bazı e- eri, e mübalâğalı ki iddiası ile ra- bi rübe,, dir. Bu cüm- akaş de, oldu, biliyorum, e 4P açık anlatmıya ©sem, bir ikinci “te - NI, Yazmak icap e- i adanın söyliyeyim e Peyaminin aleyhi- $ oluyorum. Bila. sümle ile anlatmı - Yazan: Fikret Adil Tı "63 sayıfa, 25 kuruş — İnkılâp kütüphanesi “Prank ün Romanı, 198 sayıfa, 100 kuruş — Semih Lütfi Suhulet kötüpanesi Seyahatnamesi “72 sayıfa, 59 kuruş — Semih Lütfi Sühulet kütüpanesi ya kalkıştığım hâdise olmasa, dün yada romancının, bilhassa tahlil yapan romancının yeri olmaz ve o zaman romancının bir meczuptan farkı kalmazdı. “Bir tereddüdün romanı,, na bir vak'a ile başlıyoruz. Fakat roman bu değildir. Çünkü, biraz bu vak'anın, sadece okunan bir ro- mandan bir parça olduğunu görü- yoruz, ve karşımıza bu romanı o - kumuya başlamış olan bir kız ve o- nun muhiti çıkıyor. Romanın mev- zuu bu kız ve muhiti de değildir. Çünkü başlarken maceraları an - latılan roman kahramanı ile o ro- man muharririnin, vak'a teselsülü itibarile ayni şahıs olduğunu gö - rüyoruz. Ve esasen bu romanın muharriri de “Bir tereddüdün ro- manı,, nın muharririnden (başka sı değildir, ve bütün bunlara rağ - | men eserin mevzuu bu da değil - dir. Eserin mevzuu... Eserin mev - zuu... Durunuz bunu size uzun w- zun lâflarla anlatmıya çalışacağı- ma bir misal ile anlatayım: Beyoğlunda, tam Galatasarayı dönecek köşede, seyriseferi tan - | zime memur olduğunuzu farzedi - niz, Tünel tarafından bir tramvay geliyor, tam hizasma gelince ve Şiş liden, Tünele giden bir başka tram | vayla karşılaşmak üzere iken, or- talarına, Fatihten Harbiyeye gi « den ve İngiliz sefarethanesinin ö - nünden dolaşan hattan gelen bir başka tramvay, o aralık, hiç ümit etmediğiniz için ve esasen Beyoğ- lu caddesinde tersine gitmek ya - sak olduğundan sizi büsbütün şa - şırtmış olan bir resmi otomobille meşgul oluşunuzdan istifade ede- rek, Tünel — Şişli çift hattımın ortasmdaki makasa girmiştir. Bu daracık dönemecin ortasında top- lanan bu tramvayları, otomobilleri, belki de arada tophaneye : inmek İ üzere bulunan bir muhacir araba - sının şaşırıp şahlanan atlarını, ge- çecek yer bulamıyan cadde halkı - nı nasıl idare edeceğinizi şaşırmış bir vaziyettesiniz ve orada öylece, mıhlanıp kalıyorsunuz. Ne yapa- caksınız?. Acaba (şu tramvayları geri mi gönderseniz? (Fakat ar- kalarında otomobiller dizilmiş ve sıralanmış. Yollarına mı devam et- sinler? Kabil değil. Makasta çap- rast duran bir tramvay var, O halde? Tereddüt... Evet te - redüt.. Ne yapacağınızı bilmiyor - sunuz. İşte bir tesadüf, karşınıza, —siz ki bir seyrisefer memürusu- nuz— idare etmekle muvazzaf ol- duğunuz bütün unsurları ayni za- manda çıkarmıştır ve... İşte size “Bir teredüdün roma - nı,, nın bu eser ne kadar tahlili ise, o kadar terkibi bir misali. Peyami Safanın bu kitabını, hayatın önle- rine çıkarabileceği bir sürü hâdi- selerin neler olabileceğini öğren- mek istiyenler okumalıdırlar. Ve | bunu okuduktan sonra, Peyami Sa fa hakkında kat'i bir hüküm ver - mek istiyorlarsa, onun “dokuzun- cu hariciye koğuşu,, nu da okuma- Irdırlar. Zira, bu vesile ile, Türk e- debiyatının en temiz ve yüksek e- serini tanımış olurlar. Peyami Safa “Bir tereddüdün romanı,, ile, Türk edebiyatına ye- ni bir roman tarzı getirmiştir. Bu roman tarzı, “Andr& Gide, in sonra, | gibi canlandırır. Yalnız, öyle zannediyorum ki, Peyaminin bu eserinde az çok muvaffakıyetle kullanabildiği tar- | zı, bizde kullanabilecek romancı i yoktur. Ve ne iyi ki yoktur. Çün- ki, gene Peyaminin “Bir akşam - dı,, eserile edebiyatımıza soktuğu tarz gibi, bir sürü kötü mukallit - ler elinde yazık olurdu. # 5 » Ahmet Haşim'in bütün eserleri gibi kıt'a itibarile küçük fakat kıymet itibarile hiç te öyle olmı * yan son eserini de alınca onu, bu sa tırları yazmak için ookumadım. Çünkü zaten biliyordum. Ve şayet ezberlemek Okabiliyetim olsa idi, ezbere biliyordum, diyebilirdim. Evvelâ gözüme kitabın hemen ba- şında olan şu satırlar ilişti: Göl Santleri; Çitir mecmuası) caki yazı, tükenmiştir. İ Piyale: (Şir meermmnsı) eski yuze, ikinci İ tale tükenmiştir, Gnrahalınnei baklakan: (Nesir) eski yazı, tükenmiştir. Bize göre: (Nesir) eski yazı, tükenmiştir. Bu satırlar bende garip bir ak- sülâmel yaptı. Kalktım, O içinde pek az kitap olan O kütüphanem- den Ahmet Haşimin bu dört kita- bını çıkardım, bu beni sinirlendi - ren “tükenmiştir,, sözünü tekzip İ için karşıma aldım, karıştırdım, bir yazıya gözüm ilişti, okumıya baş- ladım... Sonra, öteki, daha öteki yazıları, şiirleri de okudum.. Bir muharrir ve müellif için, ki- taplarının piyasada “tükenmiş, ol | ması bir muvaffakıyettir. Bir ki - İ tapçılık muvaffakıyetidir, bir kıy» ri yeniden bastırmak, daha çök bastırmak için en kuvvetli bir se - muharrir, eminim ki pek azdır. Ve benim “tükenmiş,, kaydına isya « mın -Ahmet Haşim için -yalnız bu mazhariyete ermiş bir şair bir e - dip olduğundandır. Bence Ahmet Haşim “tükenmiş,, değil, “saklan- miş, muhallet olmu$,, tur. Ben “Frankfurt seyahatname - si,, nde, daha ziyade başlangıçta- ki “harikulâde,, başlığını taşıyan yazı benzerlerini sevdim, Ahmet Haşim, hislerimizin müphemleri- ni anlatmakta, yazmakta eşine az rast gelinir şairlerdendir. O, bu kabiliyetini, “alelâde,, liklerine inince bir “iç sıkıntısı,, ile fırlatıp atıyor ve me- selâ “Ticaret,, başlığını — taşıyan bir yazı yazıyor. | Halbuki “Sin- caplar, kuşlar ve saire,, de Ahmet Haşim ne kadar kendisi. Zeki ve tamamen şahsi şairimi - zin bütün kitaplarının yeniden ba- sılacağını öğrendim. Bu haberin kak ki, şiirin ve bilhassa şiirimi - zin bitap bir halde olduğunu iddia edenlere güzel bir cevap ta olacak tır. Fikret Adil Şaşılacak bir kaza Bir balonla bir tayyare çarpıştı. Balon yandı VİLNO, 13 (A. A.) — Rus hu- dudu civarında bir tayyare ile bir kabilisevk balon çarpışmıştır. Ba- lon tutuşmuş, alevler içinde kal- mıştır. İçindeki iki pilot paraşütle İ yere atlamış ve kurtulmuştur. Ken idilerine hiçbir sey olmamıştır. | Tayyareyse yere düşüp parçalan - mış, pilot ta ölmüştür. met muvaffakıyetidir, ayni eserle- ! beptir. Fakat eserleri “saklanmış,, | gündelik © hayatın | bir an evvel tahakkuku, muhak - | İ İstanbulda pehlivanlık aldı, yü- rüdü. Geçen gün baktım, Aksaray yangın yerlerinde leblebici heybe- sini, ekmekçi küfesini yere indir miş, güreşiyorlardı. Dün de Edir- nekapıda bir Rumeli çocuğu ile bir inekçi yanaşmasını tutuştur - muşlar seyrediyorlardı: — Ha tavşan yemez! — Ha Deliormanlı! — Ha göreyim sizi! yircilerden biri ayağının ucuyla Arapgirlinin araksına (dokundu. Arapgirli bağırdı: — Ula sen tohunma hotin çının- hası!, Bu sefer Çatalcalıya sataştılar. O da sinirlendi: — Rahat dur ulan, şinci ninenin fasulye ha! Böylece uzayan güreş, biraz İ sonra Arapgirlinin yenilmesile bit- ti. Fakat, bu yenilmeye bir türlü aklı ermiyen inekçi kızdı, Çatalca İyı tutunca oradaki çeşmenin ya- lağına sokmuya kalktı. Bunun ü - zerine etraftan yükselen: — Hey, hemşerim, ne yapıyor- sun, çuş! kendine gel! Seslerile kahkahalar iş mayna oldu. * Güreşin daniskası, şimdi cu - kakarım tenceresine arasında ta Bolulu Cemal pehlivan olmak üzere Tekirdağlı Hüseyin, Mandı- yin, Bulgaryalı Arif, Bulgaryalı Petrof gibi namlı pehlivanlar ora- daki Feyziati arasında her cuma kapışıp duruyorlar. Hele bunların torba sakallı, ki, pek hoş bir adam... Dede cazgır denilen bu ihtiyar, güreşlerden evvel pehlivanları ya- nma alıp onlara güzel bir pehlivan- i lık tekerlemesi söylüyor, sonra bir ! dua edip kendilerini meydana ko- yuveriyor, Cazgır dedenin, pehli - vanlara söylediği İstanbul ve Ru - meli tekerlemelerini bir çokları bilir, Fakat ben size burada Sivas- lk Hüseyin pehlivandan dinledi - ğim Sıvaslıların bir sehlivan teker- lemesini, yani pehlivanlar güreşe başlarken cazsır tarafından oku - nan gülbengi söyliyeyim de dinle- yin: — Allah allah! Hayırlar gele inşallah! Yeğit çıkmış meydana.. Biribirinden merdanâ... Hamza pehlivan ririmiz... incitmerin bi - ribiriniz... Üstüne çıktım diye se- vinme.. altına gittim diye yerinme, İstanbuldan gelir tata.. Tozu du- mana katar... Eğer yan basma ala- bilirse manda olsa onu bile atar... Güreşin en kızgın yerinde se »| maları Çarşıkapıda yapılıyor. Baş- | ralı pomak Abmet, Sivaslı Hüse -| ihtiyar, yetmişlik bir cazgırları var | Ortada Cemal pehlivan, etrafta seyirciler. Sağda aavulcu Ahmet Ağa, solda zurnacı İsmali Ağa | İki yeğit çıkmış çayıra... Gitme - yin, yokuşa bayıra.. Hoy da... Çarşıkapıdaki güreşlerde eğer -İ ihtiyar cazgır da yoksa Eyüplü Ta- İhir pehlivanların sırtını okşıyarak i yüksek sesle halka kısaca takdim İ eder: İ Kadıköylü Rasim pehlivan.. İ Şehzadebaşılı Kâmil (o pehlivan!.. i Haydi aslanlar göeryim sizi! Seyirciler arasında kimler yok ki dersiniz?. İstanbulda pehlivan lığa ne kadar meraklı delikanlısı, oatr yaşlısı, ihtiyarı varsa hepsi 6- rada... Hatta bu seyircilerin için - debir takım somun ve mahallebi pehlivanları da var ki kahve döğü- cünün hınk deyicileri gibi pehlivan ları yerde ıhlryıp duruyorlar. Buranın çalgıcıları da cidden İpek hoş... Bunlar, şimdiye * kadar İstanbulda olsun, civar “köylerde olsun seyrettiğimiz güreşlerde gör- düğümüz davul zurnalara hiç ben- zemiyor, İki bacaktan mahrum ©- lan zurnacı İsmail ağa eşsiz dene- cek bir pehlivan zurnacısı.. O gün rasttan bir pehlivan havası çaldı ki, Rauf Yekta Bey üstadımızın cidden kulakları çınlasın, ben zur- nayla böyle enfes bir hava dinle medim dersem yalan değildir. A « | damcağız, pehlivan havası mı ça - lıyordu, yoksa rasttan klâsik bir | semai mi öttürüyordu pek farkedi- lemiyordu. da şimdiye kadar başka yerlerde dinlediğimiz ve dinliye dinliye bıktığımız benzemiyordu. Hele davulcu olur şey değildi, Onun davul çalışı büs- bütün başka bir çalıştı, Boynun - daki davulla zurnaya tempo tut- muyor, tıpkı zurna gibi adeta o da hava çalıyor, notların yarım ve çeyrek seslerini bile elindeki değ » neklerle gösteriyordu. Bir aralık yanına sokulup sor » dum: — Senin davul çalışın pek baş- ka, bu ne usulü böyle?. Güldü: Biz çalarız te böyle“ kasriaşarili; sizinkilerse çalar düpedüz! Biz u- ruruz hepten titrek... Hepten bay» gın! Buranmkiler urur dangada dun ga birteviye!.. Kırklarelinden gelmiş olan bu fes parçalarla hani, nasıl söyliye- yim hiç pehlivan olmıyarların bile var mı istihası olan: Hodri meydan! Osman Cemal v çok usta calgıcıların çaldıkları en- 3 soyunup güreşeceği geliyor. Haydi lar güreşirken, bunlar da oturduk- 7 1 Sonra çaldıkları diğer parçalar i pehlivan havalarma — Buna derler Urumeli usulü! â

Bu sayıdan diğer sayfalar: