10 Mayıs 1939 Tarihli Yeni Sabah Gazetesi Sayfa 4

10 Mayıs 1939 tarihli Yeni Sabah Gazetesi Sayfa 4
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

ı | B. Acemoviç — Eski Yugoslav Elçisi Gidiyor Yugoslavya'nın Kahire Elçiliğine | tayin edilen eski Ankara - Elçisi B. Acemoviç bu ( akşam memleketimizi terketmektedir. B. Acemoviç, ikl senedenberi Yu- “ goslavya'yı Ankara'da - muvaffaki- yetle temsil etmiştir. Bu müddet zarfında iki dost ve müttefik devle-, tün münasebetlerinin daha ziyade | “ âyileşmesi için mütemadi bir gayre Sarfetmiştir. B. Acemoviç, Türkiye- de vazite gördüğü esnada hiç bir za- man sadece resmi bir memur / gibi — kalmamıştır. Bilâkis, muhitine yay | ai sempati “ sayesinde kendisini| k çabuk sevdirmiş ve kendisine Samimf bir muhit yaratmıştır. Bu | İtibarla onun müfarakati bizde bir teessür uyandırmaktadır. Ayni şekilde kendisini bütün ta- nıdıklarına çok sevdirmiş olan Ba- 'yan Acemoviç'in de müfarakati te- essürümüzü taz'if etmektedir. Memleketimize karşı her zaman büyük dostluk ve sevgilerini göster. miş olan Bayan ve Bay Acemsviç'e iyi yolculuklar ve yeni vazifelerin- de büyük muvaffakiyetler temenni) ederiz. Şehir Meclisinin Dünkü toplantısı Askere gidenlerin ailele:ine ya- Pilacak yardımların tahakkuk dekilleri münakaşalara sebep oldu| İstanbul Şehir Meclisi, dün topla. marak rüznemedeki meseleleri gö Tüşmüştür. Bilhassa — askere giden 'vatandaşların ailelerine — yapılacak yardım için tahsil olunan paraların İHört taksite bağlanması hakkındaki Mülkiye $ncümeni kararı münaka- daya sebep olmuştur. Azadan Sirri Enver, tahakkük geklinin çok berbat olduğunu söy- diyerek dedi ki: «— Biz, Parti bakımından bu iş| hakkında birçok şikâyetlere maruz, kalıyoruz. Kendilerine para tahak- kuk ettirilen kimselere ihbar edil- miyor ve bir gün haciz memuru ka- jPiya dayanıyor. Tahakkuk halle mümessilleri yapıyorlar. Hal- ibuki mahallelerde mümessil denen 'gey yoktur. Sonra mahalle mümes- iillerine sordum: İhbar işini nasil| İyapıyorsunuz? ; Bana şöyle cevap verdiler: | e— Tahakkuk cetvellerini ya ca- “mi veya karakol kapılarına asıyo-| 'ruz. Bence bu kâfi değildir. Tahak-| “kuk işine ciddi bir şekil verelim. Kendimizi aldatmıyalım. * Fuat Fazlı Belediye ” Muhasebe Müdürüne, askere gidenlerin alle- Jerine verilmek üzere toplanan pa- zanın miktarını ve bir aileye yapı: İan vasatf yardımın miktarını sor- du Muhasebe Müdürü, bunun kat't “miktarını tayin edemiyeceğini, ya İpilan yardımın pek cüz't olduğunu| Söyledi. Fuat Fazlı: —Bu işi islah vek Tüzımdır, de- &. Nihayet müzakereler kâfi görüle- 'Tek mazbata kabul olundu. Rüzname nihayetinde riyasetten gelen bir takrir okundu: Riyaset, takrirde Konservatuar binası - için evvelce ayrılmış 600 bin liranın bul Gete fevkallde tahsisatla bu ç için| A0 MAYIS 1909 Hasapla Ayvazın at üstünde karşılıklı H Vaziyet tavazzuh etmişti. Çocuk, hayatı paha- #ına olsun, altındaki atı vermeğe taraftar görünmü- yordu. Artık başka yapacak şey kalmamıştı. Etrafı bir daire şeklinde çeviren adamlar, Köroğlu bir işaretini bekliyorlardı. Derhal bu yabancı kaba- dayının üzerine atılacaklar, kendisini kollarını, ba- aklarını bağlayıp esir edecekler, atı da alacaklar - Söroğlu son bir defa Çocuk gel sen inat etme, Sözüm dinle güce Gel canına kıyıp gitme, #akat yabancı bir türlü yola getlmiyordu Dinle beni behey adam, Geçerim candan ben bu dev At baza canımdan akdem, Vermem sana al idiş öroğlu artık lâfm / para etmediğini - görünce düğları titreten sesile şu beyiti okudu:. Köroğluyum keserim, Şocuk kanın dökeri Avuç avuç içerim, Öldürürüm çocuk seri < Köroğlunun sesi okadar mertçe, okadar kuvvetli gıkıyordu. ki, yanındaki adamlar bile istemiye ist miye titrediler. Şimdi herkes yabancıya merhometle bakıyordu. Fakat, hayret, bu gök gürlemesi gibi çın- hiyan ses yabancı delikanlının kılını bile kıpırdatma. ati Gelelra Hasanı: Hasan bu çelik bakışlı adamın Köroğlu, yani ba- bası olduğunu öğrenince sonsuz bir sevince düştü. Demek adı dillere destan olan ve zalim Bolu beyinin kediden ürken fare gibi korktuğu kahraman babası bu adamdı. Artık kendisini tanıtmalı İdi. Aldı Hasar Aslan oğluna aslan derle Kaplan oğluna kaplan derin — Deri Ihracatımız Deri satışları piyasada hararetle devam etmektedir. Keçi, oğlak deri-| — kayara, lerile yarım işlenmiş meşin üzerine | - Almanya'dan yapılan istekler - de- vam etmektedir. Şimdiye - kadar memleketimizden ihraç - edilen bu| derilerin mühim bir kısmını Çeko. | dir slovakya çekmekte idi. Bu memle. ketin Almanya'ya ilhakından sonra kler Almanya tarafından mıya başlanmıştır. Deriler Çekosto. vakya'daki fabrikalarda işlenmekte. &. masuniyetlerinin ayrılan 1 milyon 80 bin liraya ili. vesi ve bu süretle tahsisatın 1 mil. 'yon S00 bin liraya iblâğile bu işlerin tahsisi kabul olundu. Köroğlu Kendisine Pervasızca Kafa Tutan Bu Cüretkâr Ve Lâf Anlamaz Genci Dikkatle Süzdü | B. M. Meclisinde görü- Şülecek me: CHususi ) — Büyük, Millet Meclisi cuma günü toplana- | caktır. Ruznamede bulunan madde-| ler arasında şunlar da bulunmakta- Çoruh mebusu B. Asım Us, tçeli mebusu B. Ferit Celâl Güven, Muğla mebusu B. Yunus Nadi, busu B. Necmettin Sadıkın. teşrif| herbiri hakkında ayrı ayrı yazılmışı olan Başvekâlet tezkereleri hususlarda Adliye ve Teşkilâtı T sasiye encümenlerinden “ mürekker | resmidir. zla meydan okuyuşlarını Sana Köroğlu derse Ayvaz, Bana da Dağıstanlı derler. * Hasanın son sözleri birdenbire ortadaki gergin havayı altüst etti. Köroğlu hayatında ilk defa olarak derin bir şaşkanlığa düşmüştü. Vaziyeti anlıyam Şaşkın şaşkın Ayvaza baktı: — Ne diyor Ayvaz? diye sordu. Ayvaz da vaziyeti bir türlü kavrıyamıyordu. — Bana Dağıstanlı derler diyor. Hem benim de Asmimi, Ayvaz olduğumu bildi, bizi tanıyor galib O zaman Köroğlu kendisine pervasızca kafa tu fan bu genci dikkatle süzdü. Gözleri evvel yüzünde, sonra belindeki kılıçta, daha sonra da kolundaki pa- zubentte dolaştı. Sonra gözleri parladı. Kollarını açtı ve ileriye doğru iki adım atarak: — Oğlum Hasan! diye haykırdı. Hasan, bu vaziyet karşısızda ken yere attı ve koşarak Köreğlanun koll Baba ile oğulun buluşmasını herkes gözleri ya- gararak seyretti. Köroğlu ile Hasan kaleye çıktılar ve yekdiğerlerine karşı besledikleri uzun hasret yıl darını teskine dakdılar. Böylece aradan bir müddet geçti. Bir gün Ha- san rüyasında ihtiyar beyaz sakallı bir adam gördü. Beyaz sakallı adam elinde ayın on dördü gibi güzel kar gibi beyaz bir kız tutuyordu. Genç kız işil işi yanan gözlerile Hasana bakıyor ve gülümsüyordu. Beyaz sakallı ihtiyar adam da tebessüm oti — Oğlum Hasan! dedi. Bu inci gibi güzel kız Tam bu esnada Hasan uyandı. - Fakat gördüğü Küzel kızın hayali bir türlü gözlerinden genç gitgide sararıp solmağa başladı. Bu hal baba- Sının da gözünden kaçmadı. Köroğlu, oğlunun böyle Kül gibi günden güne soluşunu büyük bir acı ve essürle seyrediyordu. Nihayet bir gün dayanamadı. Onu yanına çağırdı: Halı “İhracatımız Almanya ile yapmakta olduğu muz hah ticareti son zamanlarda fevkalâde inkişaf etmiş ve Alman firmaları memleketimizde - meveut halı stoklarının mühim bir kısmını çekmiştir. Alman firmaları bizden çektik deri halları müsait fiyatlarla Ame- rikaya satmakta idiler. Türk-Ame- rikan ticaret anlaşı ler Sivas me- Almanya ile yapılan halı ticaretinin a" ai hararetle devam edeceği şüp- elidir Mmühtelit encümen — mazbataları ve| Bafranın Demşek köyünden Hüse- yin oğlu Lütfi Tanrıver hakkındaki| kaldırılması için ve bi idam cezasının tasdiki, .—q MEŞHUR CASUS I—— â MUSTAFA SAGİR ee WASİL TUFULDU, NASİL ASILDI? wam —a Yazan: R. KARAOĞUZ Kapiten Benet'in Evin- de Gizli Bir Konuşma Mustafa Sagir Seyyiîl Abdülva- habülgeylâni İle Bundan başka daire/ dahilin- de tavan ve duvarlarda — yap- tırilan ayna tertibatile, kapiten Be- net, kapıları açık bulundurulmak şartile, diğer odalarda bulunanları 've ne iş ile meşgul olduklarımı gö rebiliyor, ve diğer bir tesisat ile d #öylenilenleri işitebiliyordu. Kom-| guları şöyle dursun, apartımanın ğer katlarında oturan Tarlı dairenin esrarlı müstecirini ve ir bile, bu e- müstahdemlerini - göremci burada olup biten işleri a mışlardı. Daire dahilinde iki şehir telefonu bulunduğu ve o zamanlar, umumiyetle İstanbulda mevcut bü- W | tün telefonlar girket merkezindeki, karanlık oda tabir edilen bir yer den İngilizler tarafından mek süretile kontrof' edildiği halie | bu daire ayrıca gizli hatlarla sefa. rethane ile kumandanlık karargühı. a da merbat bulunuyordu. O'akşumı Mustufa Seçiz b Ö- renin küçücük odalarından birinde, görüşmek istediği Seydi Abdülveb- Babülkeylâni ile karşılıklı oturmuş 've mesleki bir hasbihale koyulmuş. lardı. Mustafa Sagir, muhatabını ha kikaten beğenmişti. Bilhassa istan- | bul halkını ayrı ayrı sınıflara tak sim ederek haklarında verdiği ma- | Teti çok artereman balmayta: Ba inlenil- 'na rağmen muhatabına şahsiyeti ve | yazifesi hakkında hiç bir mafümat vermemişti. Ancak ketumiyeti piten Benet tarafından temin diği için açılmakta hiç bir mahzar| görmemiş ve öğrenmeğe lüzum gör- düğü hususlar hakkında istizahata | başlamıştı. — İstanbulda, -Mustafa Kemal paşaya karşı umümi bir muhabbet | 've hürmet beslenildiğinden emin mi. — Hem de katiyetle. Çünkü, bi: dayette alelâde bir âsi telâkki ve | ilân edildiği halde az bir zaman son il ettiği Büyük Millet Mec- | lisi hükümetinin müttefikler tara- fından tanınması ve hattâ münase- batı siyasiyeye bile girişilmesi, hiç #üphesiz ki, beslenilen kanaati değiş| tirmiştir. Halkta bir halâs fikir ve| üümidi uyandırmış ve bu hâdiseler Mustafa Kemal Paşayı halka bir ha- lüskâr olarak tanıtmıştır. — Güzel. istanbul halkı üzerin- de bir sempati uyandırmak itibarile, müttefikler arasında bir fark görü- Tabil, ftalyanlar halka ken Gilerini daha ziyade - sevdirebilmiş. lerdir. — Sebep?. — Pek basit Mister. Çünkü on- lar, bilâistisna halka tazyik yapmak tan daima içtinap etmişlerdir. Hat- tü ben, temasa girdiğim halk üze-| rinde kendi lehime daha müsait bir tesir uyandırmak için İtalya tâbü. yetinde bir Arap olduğumu - söyle. mek mecburiyetini hissediyorum. — Olabilir. İstanbül — halkının! Hintliler hakkındaki tasavvur ve te- Tükkileri nedir acaba?.. Hiç bu ciheti tetkik ettin mi?, — Evet Mister. Hintlileri tama- mile bir esir vaziyetinde görüyor ve çok ta acıyorlar. Halkta, Hint kıta- atı askeriyesine mensup efrat ile gö Tüşmek arzusu vardır ve emin olu-. muz ki bu arzuları da pek samimi| ve hakikidir. Hattâ, buna muttali olan General, Bostancıda bulunan Hintli efradın Istanbula geçirilme- lerini ve müslüman Türklerle temas| ettirilmelerini menetmiştir. Bu se- beple Müslüman Hintliler, Bostan-| cıda tamamile ayrı ve münzevf bir kamp hayatı geçiriyorlar ve muha-| faza altında bulunuyorlar. Bu sıka tedbirlere ve bilhassa Hintli asker- Neler Görüştü? lerle temas halinde tutulanlara pek siddetli cezalar tatbik edilmesine Tağmen islâmların Hintliler hakkın- da besledikleri hürmet bbet dalma artmakta, ve yine her gü görüşme teşebbüsü suçile bir çok &- damlar tutulmaktadır. Acaba Generalin bunu menet- mesindeki / kasdı ne idi? İstanbul Müslümanları üzerinde, Hintli müs- lüman askerler vasıtasile, pekâlâ iltere hükü etine karşı bir sem- pati uyandırmak mümkün olabilir- di. — Böyle bir teşebbüs yapılmadı değil, Mister. Fakat İstanbulda giz- Tice çalışan Millici gruplar da bu yaziyetten istifade ile, Hint asker- lerini İngiltereye karşı isyana teş- vik etmek için fırsat buldukça ken- dilerine ordu lisanile matbu beyan- 'nameler tevzi ettirmek ve hattâ on- larda bir istiklâl fikri ve hareketi uyandırmak gibi çok tehlikeli teşeb- büslere geçtiler. Hattâ müteşebbis- lerden olduğu zannile bir kaç Türk te bu yüzden kurşuna dizdirildi. Mustafa Sagir, bu izahat kar. gasında alnını kırıştırdı. / Gözlerini, bulundukları odanın duvarında asilı bulunan İngiltere kralının büyük kı- tadaki resmine dikerek bir müddet düşündü, düşündü ve mevzuu değiş tirdi. Tesirli gözlerini muhatabına tevcihle istanbul müslümanlarının, d di. Din bakkındaki fikir ve telâkki- leri ve dine merbutiyetlerine dair tetkikatınız var mı?. — Sizi tenvir edebilecek kadar var Mister. Lütfen?, — Halkın ekseriyetinde din fikir | ve telâkkileri zâf kesbetmiştir. Mu taassıp bir kitle de yok değildir. Fa- kat bunlar akalliyette kalırlar. U- mümiyet itibarile gençlikte, göze çarpacak derecede bariz menfi te- Tükkiler gördüm. — Gençlerdeki kansatlar?. O ciheti pek tetkik etmedim. Yalnız umumiyet itibarile Mustafa Kemal Paşaya karşı sönmez ve kal- bi bir muhabbet ve hürmet beslenil. diği muhakkaktır. Fakat, bu günkü yaziyette, tabjidir ki, izhar etmek- ten içtinap ediyorlar. — Mutaassıp islâmlar hakkında ben de biraz tetkikler yapmak İste- im. Bunlarla ve toplu olarak temas kabil midir acaba?. — Affedersiniz Mister, pek iyi anlıyamadım bu ciheti. Tabii, adet- leri yüzlere baliğ olan camileri. Mustafa Sagir muhatabının sö- zünü kesmiş ve ciddi bir tavırla: Hayır hayır, demişti. Maksa- dim camiler değil.. Topluca otur- dukları mahalleleri ” ve gündüzleri bulundukları, toplandıkları seratleri öğrenmek istiyorum. — Muayyendir, Mister. Aradış 'niz koyu ve mutanasıp sofular, ho- calar, hemen hemen - Eyüpsultan, Fatih, Sultan Selim, Aksaray, Sul- tanahmet, Beşiktaş semtleri ile O küdar tarafındaki mahallelerde bil- hassa mütekâsif bir vaziyette ika- met ederler. Gündüz toplantı yerle- rine gelince, Eyüpsultan, Fatih ve Beyazıt camileri civarında bulunan meydanlardaki — kahvehaneleri size tavsiye edebilirim. Bilhassa namaz vakitlerinden sonra, buralarda pek çoklarına tesadüif edilebilir. Mustafa - Sagir, — bahsettiğimiz mevzular üzerinde, Seydi Abdülveh- habülkeylâni ile bir saatten fazla Börüştükten ve bir hayli malümat edindikten sinra, tekrar görüşmek arzusunu izhar ile: ADevamı var) — siyasi fikir ve

Bu sayıdan diğer sayfalar: