18 Mayıs 1939 Tarihli Yeni Sabah Gazetesi Sayfa 6

18 Mayıs 1939 tarihli Yeni Sabah Gazetesi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

VASİYET Yazan: M. Şeret OKTÜRK Hastalığın —Üf olduğu anlaşıl. | mıştı. Gittikçe artan ateş, günden| güne solan çehre, etraftakilere fena | Teğeri he mrelem M aprn l ae S DGdEE Ben | n aa UKSS d Üa G ma gnn DA T BU karile Bismlsi ” 8 znala Bar BL x nn B AL aZ ae aK B y ae kam B Z e A Hasmemii ai teyelea Bayalyat Kartmada Tei bir M Hçeeme t ga SK ee mllm - çayalayar n gea e Hadar şüliyet simenigik e Gt serdiği yatağa giriyor, ilâç saatleri KDE ihap lll verier, b e| T öekişörm Di çi ee A NL Göne | S aati ea e n llenek Satal aa. A bken c aa y aha Taan t B ae n A Bi aamn z T Ha n SA Mlzean in b Ateşi bir derece düşmüş, baş ağrısı hafiflemişti. Uyuyamadığı için yü- Zünü, eski sevgilisi Remziye çevir- miş, onunla beraber geçirmiş olduk. ları tatlı hatırafarı düşünmeğe baş- Jamıştı. Geçen günlerin bu silinmez izlerini sinema şeridi gibi yerde v yuyan Remzinin sevimli yüzüne ba- Gıkça vicdan azabı çekiyordu. Bu es. ada delikanlının - birden uyanıp kalkmasile mazihin - Raranlığından| kurtıldı. tti siyahleşmız feniz mavi gönlerni Rentiye Ça yannmtar ö dd Bem Remzi?. T — Banı, hirez Gkemek iça lit esfeni geçmiş!. Zi geakmemai Kdi Me p ğ gel g gece çok iyiyim. Şu buz torbasını B aa D P Bürka bir bey istlyor katiyorun. Pekt önesden ya z T eldam a Üa aa mek İsyiyorsan yapacağıma söz veriyo- | 5 — Yiyecek deği.. Seninle ko aaşmak, Bi gada Alleri bir defa düna Bi iyoru a A AA ĞA a Te tayla e lanan Ko A yaeğe yük Hrmaşl S » e yüz Şi te- SK önesleri ve getekee a a0 bip t | içinde pek çok üzdüm, Benim için | 'e kadar yoruldun, uykusuz kaldın. | Bütün aile senin üzerine - titrerler, | el çok: severler, Kenüie e| LĞ hazmar b kair n l İ bareket veni çek mllateal| Gtİği gi aai de yapabllır ei e sarm — n Yine başladin Suzan. B Bo lafarı “birakata “ye Böleşine Konuşmk y nt 'mız Tieaden çet bir b Bunları söylememi emrediyor. Bi dykn vame yalanla | aai Te ei bt gbon Si dt SA eli n ZZlya ile konuşmağa başladın. Bunu sen de biliyorsun. Bize seyrek gelişinden dolayı sevginden şüphe Tendim. Lâkayt davrandım. Sen de| Benim bu çekingen duruşumdan hak h olarak değiştin. Ortada hiç bir sey Yokkön kendi kendimizden şüphelen. dik. Daha'sonra sen Ziya ile konuş tuğumu öğrenince - beni tamamil ihmal ettin. Bir cümartesi günü / seni mek tupla Kolleje çağırmıştım. #in, sinemaya gideceklik. Aksi gibi Ziya da beni almak için gelmişti. İki rakip karşılaşi, fakat neden sonra haberim oldu. Ben de mektep) ten çıkınca önce Ziyayı gördüğüm için kollarımı açarak doğru ona koş, tum, Sarıfık... Ziya söylemeseydi #eni görmiyecektim. Orada derhal| kabahatimi anladım. Fakat ne işe| yarar? O gün hiç sesini çıkarmıya- Fak bir mazeret bahane edip aramız dan gayet soğukkanlılıkla ayrılma- 'a hâlâ hayranım. Çok centilmence hareket ettin. O gün ben seninle ge- lecektim. O vakadan sonra bana da- ıldın, haklısın. Hattâ bir gün gelince yüzüme karşı «koklanmış çi- çek koklamam, diye haykırmıştın. Hatırlıyor musun? Bu sözüne darıl- 'dim zannetme.. Kabahat bende.. Bu| vaziyetten sonra - hastalığımda ya- inımdan ayrılmayışınla seni, iyice an. İadim. Çok temiz. kalbin - varmış Remzi.. Beni affet. — Hayır, affedilecek hiçbir şey olmamıştır. Sen, başkasını sevebi- lirsin; bu pek tabildir. Yeyzemin kı) zi olduğun için sana her ne şekilfe olursa olsun, yardım etmem de ayni derecede.. Üzülmen sebepsiz. Sonra #enin Ziyana mukabil benim de Nec- lâm var, bunu da bildikten sonra. — Biliyorum.. iyileşsem beni kz bul etmiyeceksin, evlenemiyeceğiz. Ben seni yine seviyorum. Soğukkan hlığına hâlâ hayranım!. — Tcabına göre öyle gözükürüm Suzan. Eğer kollej vakası günü bize gelmiş olsaydınız, üç kursun aile- mizden Üç genci ayıfacaktı. Böyle şeylere hiç müsamaha gösteremem. Düşün! Kendisi için dalma iyilik is- tiyen bir erkek, sevdiği kızı başka- sile görürse bundan başka ne yapa- bilir? Haksız miyım? Şimdi ben de kendime, senin gibi hayret - ediyo- rum. Elimi kana bulamadan bu işten sıyrıldım!.. — Sana hak veriyorum Remzi. Seni, şimdi daha iyi anladım; seni mesut edemedim. Sana sevmenin ne demek olduğunu öğreten, her zaman kanatsız melek diye bahsettiğin Nec| lünın, seni mesut etmesini en sami- mi hislerimle temenni ederim. Ah,| e olurdu çılgınca sevdiğin şu Nec- dâni bir kere görüp onunla konuş- “mak imkânını bulabilseydim. Huyunu iyice anladım, gözyaşlarımla seni o-| 'na emanet edecektim. Onu çok, pek| Çok seviyorsun. Kadınlar, erkeklerin| söylediklerine pek inanmazlar. H tâ kendilesini çılğınca seven erkek-i leri bile, çiçekten çiçeğe bal almak| için giden arılar gibi uçucu zanne- derler. Fakat bu sevgi, kadına kendi. cinsinden biri tarafından anlatılırsa; iş değişir. Ne demek istediğimi an-| Tadın mi? — Hem de fazlasile. — Necfü ile evlenin Remzi. Sa- 'a yegüne vasiyetim bu: Evlenin. Bu hastalıktan belki kurtulamam. Şimdiden söylüyorum: — Mesut 6lu-| Suz.. Sakın onun yanında - benden| bahsetme, kıskanır, saadetiniz bo-) Zulür. Çocuğun olursa izmimi koy, Sonra her sene mezarıma gelip beni' ziyaref et, faşlarımı düzelt.. Arkam- /dan müteessir ölma, sana yaptığım fenalığı düşün.. Ailemizi sen teselli| edeceksin unutma — Suzan artık yeter. Ürülmemi, istemiyorsan rica ederim sus, — Bitti, buz torbasını koy, haye Gi yatalım.. Sabahleyin Suzanın ateçi artmış, kendisini kaybetmişti. him bir işini görmek için akşam Ü- #eri İstanbula inmişti. Erten sı| Remzi mü-| günü| Sariyere dönüp daha kapıdan. içe-| T girince vaziyeti derhal anladı. Kı-| zarmış yaşlı gözler, hıçkırıklar, a| haberl vermişti. Bir gece evvel Su- Aydında Belediye çalış- ması ve bazı temenniler Bütün lokanta ve tatlıcıların, kullandıkları yağ:- ların cinsini bildiren etiketler kullanmağa mec- bur tutulmaları memnuniyetle karşılandı Aydın, (Hususi) — Son günlerde| İkinci, üçüncü derecedeki caddeler- şehrimizde bir çok fanliyetler göze | de ise bu nisbet hayli arlmaktadır. Çarpmakta ve bunların başında da| Bu arsalar hemen her memleke lediyemiz gelmektedir. Belediye- | olduğu maalesef pislenmekte ve it- mizin kaymetli reisi Bay Etem Men- | raf etmeli ki sinekler - buralardar İ deresin riyasete intihabı daha pek | neşet etmektedir. Şahsan çok sevdi- 'yeni olmasına rağmen görülen işler | ğim ve saydığım kıymetli reisimiz haylicedir. Hemen her gün bir so-| memleketin yabancısı Ve yeni gel- | kağın döşemesinin tamir - edildiği | müş değildir. Vaziyeti pekâlâ bilir- veya yenide nyapıldığı, gıda madde-İ ler, bunu demekle esnafımızın ken- İ derinin hatta pazar günü pazar ye- | di keyfine bırakılmasını şüphesiz is-| | rinde satılanlarının bile hilesiz ve| teyecek değilim. İstediği, belediye temiz olmasr, esnafın santtığı eşya | mizin ifrata varmaması, esnafımız- inde etiket bulundurması yesa. | dan, halkımızdan imkânı olanı yap- ir cihetleri başta bizzat reis olmak üzere dikkat ve itina ile takip edil- mekte olduğu herkesçe malâm bir hakikattir. Bundan beş on gün ev. vel belediyemiz tatlıcılara sattıkları ihların üzerlerine susam yağı ile mi, yoksa tereyağı ile mi yaptıkla- rını etiketle bildirmelerini. lokan- tacılara ad yemeklerde kullandıkla- ı yağı bir levha halinde ve müşte- | Masını- isteemsidir. Belediye mev- zuu vesilesiyle htırıma gelen bir ci hetten daha bahsedeceğim. Şehri zin eskiden bir üdeti vardı, her gün #aat 12 olduğunda saatın bilinmesi için top atılırdı. Bu güzel ödet gali- ba tasarruf gayesile olacak kaldırıl- dı. Sadece şehir sakinlerinin değil, şehre yakın tarla ve bahçelerde ça- Jışanlara bile vaktı bildirmesi nok- Haa DA aa aa a B Yer ae ae | tasından faydab ve Kizumlu olan meleri mredilmiştir. Çok yerinde o- | d Üa a Tar n derbal emalamiz te | bu âdetin tekrar ihyası çok yerinde ' bir hareket olocaktır. Bununla bera- rafından tatbik edilmiş, müşteri de hakikaten ne aldığını ve ne yediği-| ni bilmek suretiyle aldanma tehli- | kesinden kurtulmuştur. | Belediyemizin yeni bir emri daha | 4' vardır (Lokanta ve tatlıcı dükkân- | dan- Jarında bir tek sinek bulunmıyacak) | Memleketimiz yanmış, yıkılmış bir. şehirdir. Geniş olan hahitası nisbe- tinde nüfusa malik olmamasından 'en büyük cadde bile bir dükkânm bitişiğinde değilse iki dükkân il sinde mutlaka boş arsa mevcuttur. MçÇRM İzmitte 19 Mayıs Bayramı Hazırlıkla: : izmit (Hususi) — Hava şehitleri | ihtifali şehrimizde hazin bir mera- imle icra edilmiş ve kırık kanatla-| aa yası hürmetle yâdedilmiştir. ber, belediye, istasyon, ve halkev nin ortasına en kalabalık güzergâh olan yeni öprünün başına bir de sa- .meselâ İş Bankasının saatların ihticacı karşılanmış olur. Çalışkan belediyemiz kiymetli cesaisine de vam ederken bu basit, fakat mühim olan dilekcikleri de yerine getirme- Si memleks namına şayanı temen: nidir. “ Hilmi Tükel « x 23 Sene Vücutta Kalan Kurşun! Kulak altından — indiği kalçadan muvaffakiyetil bir ameliyatla çıkarıldı! Lüleburgaz (Hususi) — ihtiye eee AAT SA S | ZDN ODi zırlık vardır. Bayram çok güzel o 331 senesinde meşhur Sarıkamış harbinde taarruz esnasında sol ku- lağı altından aldığı bir kurşunu tam 28 yıl sonra 1 mayıs 939 tarihinde sıhhat mücadele tabibi doktor Maz- harın yaptığı ameliyat neticesinde #0l kalçasından alınmıştır . Yirmi Üç yıllık bir seyrüsefer ha Tinde vücudünün yarı kısmını yara- rak gezmiş bulunan bu kurgunu, B. Zeki Olcay gaza hatırası olarak ce- binde taşımaktadır. ve henüz üze- rinde taze kan izleri taşıyan bu kur- #un bir Rus mermisidir. Lüleburgazda açılan Eğitmen kursları Lüleburgaz (Hususi) — Lülebar | gazın Evrensekiz köyünde açılan E | ıtmen kursu bir aydanberi tedri- #atına devam etmektedin. Dün Eğit men namzetleri gu . urup bas, rında muallimleri olduğu halde Ev- rensekiz civarındaki 13 köyde tet- kikler yapmışlardır. Eğitmen okul- ları ve zirnat bahçelerinde yapılan bu araştırmalar iyi neticeler vermiş. tir. Köylüler genç eğitmenlerle yakın 'dan alâkadar olmuşlar, 'Türk misa- Srperyerliğine yarısaa bir çürelik.|| Feci Bir Kaza le eğitmen namzetlerini izaz etmi derdir. Köylerde ve kazamız muhi- Genç bir çoban; koyun- de yepyeni bir hareket ve canlı larını otlatırken bir kaza- bir kaynaşma arzeden eğitmen kur- |— Ya kurban gilti #u, köylüye mahsus geceler yapmak.| — Lüleburgaz (Hususi) — Kazamı. a. halkı okula, eğitmenlik davaamı | 21 Karsağaç mer'asında Sivat de | Takleşrmağe savaşmakladır. Eğ. | Bilen mevkide çok feci bir kaza ol lence geceleri tertip edilen zarif nu. | Mustur. iaralar köylller tarafından pek ta| — Gemlikli olup Pınarhsarın Ce e dinde, viz köyünde oturan - ve kazamızın Durgutbey köyünde Kavaz Alinin Bereketli yağmurlar e' öğnn ee çobanı olan 881 doğumlu Biüât oğlu Lüleburgaz (Husust) — Trakye-| Rakım; koyunlarını - otlatırken sol| koltuğu altına dayadığı çiftesinin te) tiğine gene sol elindeki sopa düşe- rek çiftesinin ateğ almasına sebep olmuş, koltuğunun — altından giren kurgunlarla ağır yaralanan zavalli genç bir müddet yaşadıktan sonrz Simüştür. Canavar Düdüğü Lüleburgaz (Hususi) © Beledi. ye tarafından getirilip elektrik fab Tikası Üzerine konan canavar dü. düğü her gün sant 12 ve 2 de öttür Tülmeğe başlamıştır. Saat 115 tan 2 ye kadar da şehre elektrik Gorya B verilmektedir. mizin günlerdenberi beklediği yağ- mnur, bol ve bereketli olarak - yağ- Miştir. Tam mevsiminde olan - bu yağmur bütün çiftçi balkımızı gül- dürmüştür. 'zan uzunca boyu, dolgün” vücüdü karyolaya gömülmüş Konuşuyordu. Sararan pembe beyaz çehre, donuk- Jaşan mavi gözler, parlak sarı saç. lar, sonbahar yaprağı gibi artıp toş Tağa Öüşmüş€ü. Bu surefle uzun yı Jar, Yülnız dudaklarının birleşmenile| devam eden aşK demek ebediyon söndü. vazedilirse halkın saata olar | 18 MAYİS 1930 Sultan Aziz Devri Başpehlivanları -Akkoyunlu Kazıkçı Karabekir- Ci YAZAN : SAMİ KARAYEL Kavasoğlu Eski Hatı- ralarını Anlatıyordu “ Makarnacı Benden Daha Evvel Sultan Azize İntisap Etmişti ,, — Haydi bakayım, ye, iç bir ay' kadar burada. Hiç olmazsa küçük | ortayı-Kartar, beş on para al.. dedi. Bekir; tevazu ve sessizlik göste- erek alttan cevap verdi: — Başüstüne ağam!. Uzatmıyalım; Bekir, Ali beyin kası ancak yetmiş beş tam okka ka- dar, adali ve fevkalâde çetin bir peh- Tivandı. Fakat; Kavasoğlunun, yüz yir- mi okkalık bir vücudü olduğu için efendisi Sultan Aziz gibi Bir oturuş- ta bir kuzuyu yiyebilecek kabiliyette verdiği emir üzerine bol, bol yeme- | idi. | &e başladı. Bekir; çardak altına serilen bü- Zavallı adam; aylardanberi aç | yük bir hasırın üzerine konan ye- Bgibi bir şeydi. mek sinilerinden birinin - başında Gıda ahyordu. Fakat; tam bir peblivan gidası değildi. 'Günler geçti. On beşinci gün Be- | kir tanınmaz hale gelmişti. Hele, y beş günde iyideh iyiye kâhya ile- karşı, karşıya oturmuş bulunuyordu. Bunların da önüne ko- ca bir but kuzu konmuştu. Bekir de Arnavutoğlu gibi çok yiyemiyen bir pehlivandı. tavlanmıştı. Ali bey de harem ağalarını kar- Kâhya, Bekiri giydirip kuşatmış- | sısına almış, ayrı bir tepsinin ba- " ganda, idi. Ali bey, verdiği e' den sonra; bir daha Bekiri görmemişti. Zaten; kurnaz Bekir de kendini tavlanmış olarak beye göstermek istemiyordu. Kâhya işin farkında olmadığı i- çin Bekirin ne derece tavlandığının ve ne biçimde ve çalımda bir adam Ali bey; Bekirin önünde bir but görünce çiftlik sahibi âyana teklif- sizce seslendi. — Ayol, bizim küçük pehlivanı yabana atma... O, bir butla doymaz, emret te ona bir but daha getirsin. ler.. Lâf değil, bu yeni pehlivanımız da Kırkpınarda küçük ortayı kurta- racak. Arnavutoğlu, Ali beye cevap ver- olduğupnun farkı a Nihayet;/ Kırkpınar güreşlerine bir kaç gün kalmıştı. Öküz araba- Jarı bazırlanmıştı. Ali Bey”Ve misa- firleri yola çıkacaklardı. Kâhya; Ali beye yaklaşarak: — Beyim; emrettiğiniz #damı da beraberimizde götürecek miyiz? — Tabii, zavallı adam Kırkpına- ra kadar nasıl gider? Al, gel!. Kâhya; Bekiri alhıp geldi. - Ostü başı temizlenen, ensesi yerine gelen Bekirin hali ve tavrı değişmiş oldu- #undan Ali bey birdenbire memnu- Aferin oğlum, iyi Bakmışsın kendine?. — Sayenizde efendim. — Haydi; arabanın bir tarafına| iliş. Bekir, beyin bindiği öküz araba-| daki Şayialar ann Kuyrak taratına yereşi | Devamda Artık yola çıkmışlardı. Bir gecel ai konağından sonra; Kırkpınara vara Bir Şam gazetesi Halebin caklardı. Türkiyeye terkinin karar- Tik konak Edirne idi. Sabahtan| Jaştığını haber veriyor! “ve gafakla yola çıkan yolcular ne-| MA aai habesi İskenderun'da geli idi. * a Gğlu Koca Tbrahim, 1âf bu- | S'FAN *Hatay refikimizde okuduk: Kavasoğlu Koca Tbrahim, lâf bu-| — samanlarda Ankara - Paris Jamayınca Bekire sesleniyordu: —| | “On dömünlerie Ankara » Pari Pehlivan! Aferin bel. Easee| müzakereleri — mevzuubahs - eden rultmuşsun! - Seni göreyim| suriye gazeleleri, Hataydan başka küçük ortayı kurtar... Eğer, küçük| Sale Şamedan bi büminü ve rtayı kurtarırsan Ali bey sana bir| bühassa Haleb'in Türkiye'ye ilhak koç hediye edecek. h 'Al bey de kahkahayı basarak: | Şötleceği yolunda haberler neştim — Yalnız bir koç değil, daha çok| K h im'da çıkan El İnşa gazetesinin heliye vereceğim ona., Fakati Kü | yize geçen © Mayis tarihli saye Çük ortayı almalı. ei sında da şu haber yazılıdır. Arnavutoğlu da lâfa karışarak: | TT LALbn Türklyeye ilhakır di — Beyim; söyle Bekire - bizim tepsinin başına gelsin... Biliyorsunuz ki ben okadar fazla yemem... Daha iyi Kavasoğluna yardım eder... Ali bey, Arnavutoğlunun bu söz. leri Üzerine Bekire hitaben- — Oğlum, kalk. pehlivanların sofrasına git! dedi. Bekir, teşekkür ederek olduğu yerden cevap verdi: (Devamı var) Haleb Hakkın- SŞ Z, Gük üeü Gak Küçük ortayı kurtarmağa çele | yreaü 4 Siylemdiğine di Lübnan fevkalâde komiseri B. Piö ile Fransız hariciyesi arasında cere- yan eden müzakereler neticesinde, Harem ağaları da çekirdek Arap) akıllarile söze karışarak: — Görelim seni... Bak efendimi Haleb mıntakasının Türkiye'ye ve- zin pehlivanları gibi olmağa çaliş. | vyesi takarrür etmiştir. at a ilmesi takarrür etmiştir. Bu habe- ri. burada çıkan birkaç gazete de neşretmiştir. Fevkalâde komiser Piö'nün, Ha- Jeb mıntakasının nihaf surette Tür. kiye'ye terkine alt projeyi hamilen. Paristen Şama döneceği beyan edi- diyor. Lüleburgazda - radyo sahiplerinin bir- şikâyeti Lüleburgaz (Husust) — ikinci elektrik motörünün ses boğucusu olmaması yüzünden, radyo sahipleri açtıkları istasyonları rahatça dinli “yemediklerini belediyeye şikâyet et- mişlerdir. Bu gikâyetlerin elektrik Karesince nazarı dikkate alınması a belediyooo gayret edilmesi temon Bekir; arabanın kuyruk tarafın-| dan bu cemilekâr sözlere boynunu bükerek teşekkür edip duruyordu. Öğleyin bir köyde konaklıyan Ali bey kafilesi âyandan - birisinin | giftliğinde yanlamışlardı. Ayan, misafirleri için — kuzular kızartmıştı. Yemek çok gani idi. Ali bey yemekte Bekiri de sofrası-| na almıştı. Kavasoğlu Koca İbrahimle Ar- Davutoğlu kollarını sıviyarak bir ku) zunun başına geçmişlerdi. Ali bey, pehlivanlara sesleniyor- du: — Kuzuyu - bitirebilecek misi-| nla?, Arnavutoğlu okadar yemek yi-| yen bir pahlivan değildi. Zaten ok- ni olunmaktadır.

Bu sayıdan diğer sayfalar: