16 Aralık 1939 Tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 7

16 Aralık 1939 tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 7
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

16 Kminuevvel 1929 Sağımızdan bir ses yükseldi : “ Ba da karpuz mu? Ah Tekirdağı karpuzları!..,, “ Bizim papazla münakaşa ettik. Ona türkçe imlâ yazdırdım...,, Amerikadan dönen B. Ahmed Emin Yalmanla bir mülâkat Gazeteciler arasında ufak tefek, çok sevimli, pek nazik bir zat vardır. Çok seyahat etmiştir. Bir çok defalar Okyanusları aşmıştır. Onun yaptığı kilometreleri, milleri birbirine ekli. yecek olursanız bu mesafe bir kaş defa kürelarzın etrafını devredebilir, Kendisinin dünyanın en uzak birçok Men dostları vardır. Her seya- atinden tatlı, meraklı hatıralar, söy- lenecek anlatacak bir çok şeylerle döner. Geçen gün onu yine Galata rıhtımında vapurdan inerken karşi- ladım. Atlantiğin ötesinden, yeni dün- yadan geliyordu. B. Ahmed Emin Yalmandan bah- setliğimi belki de anlamışsınızdır. Onunla konuşurken insan İyi çekili. miş, güzel bir seyahal filmi seyredi- yorum zannediyor, Söz arasında bir aralık yemek meselesinden bahis açıl mıştı. Ahmed Emin Yalman: — Amerikalıların pek beğendiğim bir yemek tarzları var... dedi, Bir tür- lü yemek yiy rını doyuruyorlar. Eğer orada ikinci bir yemek İsterseniz size: «Acaba ak- Yanı mı kaçırdı?» gibi bakıyorlar... Sordum: — Üstadım Amerikaya bir çok de- falar gittiniz, Onların bizi tanımala- rı bakımından İlk gidisinizle bu son gidişiniz arasında ne gibi farklar gör- dünüz? Gülümsedi: — İk gidişimizde bize gayet acaip sualler sordular. Bizi pek garip tanı- dıkları belli idi, Hattâ ilk -seyahati- mizde bir arkadaşımız sinirlenmiş we: «Teaddüdü zevcata tarafdar mısı- nız?» Sualine inad olsun diye «evet, tarafdarım; cevabını vermişti. Hattâ o zaman bu arkadaşımızı az daha Amerikâya sokmuyorlardı. Nihayet araya girildi. «Canım bu 18 yaşında bir çocuk... Bir karısı bile yok. Tead- düdü zevcata tarafdar filân değildir. LAf olsun diye böyle söyledi.. Filân denildi de ondan sonra kendisi Ame- rikaya girdi. Bu sefer de Amerikalı- lar bize sunl soruyorlar amma bizim gakiliğimize ald sualler değil... Bilâ- kis yeniliğimize ald şeyler... Sualler tamamile tersine döndü, Hattâ Piyer I lotivari hislerle sorulan sualler... Nevyork sergisinde Türk paviyonu — Gelecek seneki Nevyork sergisi. ne İşlirak etmemize tarafdar mısınız? — Bu seneki bizim paviyonumuz | bilhassa propüganda tarafından Ame- rikada çok iyi tesir bıraktı. . Paviyo- nun inşasında eski Türk mimarisine kiymet verişimiz Amerikada çok bü- yük bir tesir uyandırdı. İmparatorluk devrinde, bir zamanlar eskinin güzel taraflarını da” inkâra kalkışmamız Amerikada «Türkler kölü bir taklit. çidir.» Zihniyetini uyandırmıştı. Hal. buki bu eski Türk mimarisi tarzında- ki paviyon karşısında Amerikalılara şöyle bir zihniyet geldi: «Türkler bir zamanlar asrilik gaye #ile taklitçiliğe sapmışlardı, Halbu- ki kendilerini çabuk topladılar. öz kültürlerine yeniden ve büyük bir kiymet verdiler. Bir zaman geri kal dıkleri için taklide çok ehemmiyet veriyorlar, kendilerini küçük, herkes- ten geri görüyorlardı. Halbuki bugün vaziyet tamamile değişmiştir. Türk- ler eski ve kendilerine mahsus kültür. lerile yaratıcı bir millettir; O kadar ki Amerikalılar Türk pavi- yonunu 940 sergisindeki inşaat arasın. yegâne artistik kıymeti olan bir sanat eseri addetmişlerdir. Hattâ pa- viyonumuzu datmi olarak muhafaza etmek için orada kuvvetli bir cereyan du vardır, Nevyorkun eri yüksek grad- siyellerini, Rokfeller binalarını ya- pan ve dünyanın en meşhur artistle- rinden biri sayılan Korbet bir mek- tup yazarak Türk paviyonunun ser- giceki yeğine sânat kıymeti bu- Yunan eser olduğunu da ilâve etmiş- tir. Gelecek sene asgari bir masrafla iştirak etmek gayet faydalı bir şey olacaktır. Zaten harp dolayısile ser- glden resmen çekilen yoktur. Amerikadaki Türk ekalliyetler — Bu sefer Amerikadan Gönenler orada yarım milyonu bulan, hattâ geçtiği söylenen Türk ekâlliyetinin İhmal edilmiyecek bir mevzu olduğu- nu söylüyorlar. Orada bulunduğum zaman ben de kendilerinin ne kadar vatan hasreti ve ne derece memlekete bağlı olduklarını görmüştüm. Bunlar hakkında ne dersiniz? — Size bir hatıramdan behsede- yim.. Amerikada iken beni O Raybiç adındaki bir yere götürdüler. Burasi bizim Kalamış koyunu biraz andırır. Uzaklarda da Adalara benzeyen yer- ler vardır. Oturduk, yemek yiyorduk. | Biraz ötede bir kaç kişilik bir grup- tan türkçe bir ses yükseldi: — Bu da karpuz mu yahu?. Buna başka biri yine türkçe olarak cevab verdi: — Karpuz dediğin de Tekirdağın- da yetişir... Döndük onlarla tanıştık, Tatavlalı bir Rum ailesi itmiş, İstanbuldan yeni gelen bir 'Türkle tanıştıklarına pek memnun oldular, Orada bir Türkiye. Ji alle ile daha tanıştık. Onlar da Ber- gamah İmiş... Bergamada bir boğaz | | varmış. Bulunduğumuz yeri i bengetiyorlar... oraya Tatavlalılarla bir mü- nakaşa,.. Biri burasını Kalanuş ko- yuna benzetiyor, öteki: «Hayır, diyor, burası Bergamayr benziyor»... Bu suretle konuşurken bir kaç Tür- kiyeli İle daha tanıştık, Hepsi eski günleri hatırlamak için ayrı ayrı bu- Taya gelmişlerdi. Biri bana yaklaştı. Kundura fabri- | kasında çalışıyormuş. Bana — Aman, dedi. Bizim bir papaz yar, Kendisi Türkiyelidir. Dün önun- Ja bir münakaşaya giriştik, O: «Ben daha iyi türkçe bilirim..> dedi, Ben «daha iyi bilirim. > diye direttim. Bir münakaşa bir münakaşa, bir müna- kaşa... Nihayet ben papaza bildiğim | uzun bir türkçe manzumeyi ezbere okudum. Şaşırdı. Sonra de ona imlâ ! yazdırdım, yazamadı, Bir çok yanlış. | lıklar yaptı... Nihayet benim türkçeyi daha İyi bildiğimi asdik etti. Yani ben papazı haptettim... rimizi birleştirdik. Müşterek büyük bir sofra kurduk. Gramofonlar çıktı. Türkçe şarkılar çalınmağu, oyunlar oynanmağı başlandı, Onların ne derin bir memleket aş- kı. İçinde bulunduğunu gördük. On- lar tam mânaslle milliyetperverdir. ler. Hiç olmazsa bunlara turistik bir müsaade yapılması çok İyi olur, Me. selâ bunlardan kimi vatanını ölme- den bir kere daha görmek. Kimi ana- sının mezarını ziyaret. etmek, kimi babalarını, kardeşlerini görmek için buraya gelirler. Meselâ Nevyorkun en büyük otel- lerinden olan Sen Morita ve Bokin- gam otellerinin sahibi Türkiyelidir. Erdek rüştiyesinde okumuştur. Ans- sının buradaki mezarını ziyaret et. mek için derin bir arzu beslemekte- dir, Bunun gibi bir çok vatandaşları. miz vardır, Yine orada «Ateş çifliği, adında mşhur bir yer vardır. Mütemadiyen şehir haricindeki yollann «Ateş çif. liğiz lavhalarını görürsünüz, Biz kalk- tak bu çifliğe giltik. Bay ve bayan Ateş Konyalı idiler, Bizi nasi karşı- Jadıklarinı size anlatamam, Türk ye- mekleri yapmışlardı, En son 'Türk şar. kılarını kendilerine mahsus bir usul. Je, kadın, erkek, çoluk çocuk hep bir. den söylüyorlardı. Gayet de iyi olu- yordu, Rakı çekmişlerdi. Sonra Amerikadr Niğdeli bir tay- yare makinisti ile tanıştım, Muhare- beden konuşuyorduk. Niğdeli tayya- re mühendisi: — Azap duyuyorum, diyordu, iyi bir ayyare makinistiyim, Lâkin yur- dumda çalışamıyorum. Türkün Amerikada mevkii Eskiden bizde garip bir zihniyet vardı, Bir iş yaplıracağımız zaman bunu ecnebflere verirdik. Fenebinin daha iyi iş yaptığını sanardık. Hattâ meşhur sözdür. Kendini asarsan frenk sicimine as» derlerdi, Bugün bir Amerikalı bir iş yaptır. mak için dalma Türkleri seçiyor, Ame- rikada Türk tam mânasile güvenilir, çalışkan adam dddediliyor. Sonra Ame- rikada Türklerin işlediği zabıta va- Kalarına hemen hiç tesadüt edilmez. 'Bu cihetle Türkler yeni dünyanın en kanunperver adami olarak tanılır. Bazen Türkiyeli olmıyan - Ermeniler suç İşliyorlar, Yine böyle bir vakada bir gazetede suçludan Türk diye bah- setariş, bütün Türkiyeli Ermeni, Rum, Museviler birleşmiş, gazeteyi dava et- i mişler ve mabkfüm ettirmisler, “Bir teşkilâtla Amerikada bulunan ve büyük sanayi işlerinde fevkalâde parlamış, mütehassısları memlekete getirsek 2-3 bin mütehassıs kazanırız. Düşünmeli ki mütehassıs yetiştirmek için ne kâdar para sarfediyor ve ne derece uğraşıyoruz. Halbuki bunla- rın hepsi hazır. H.F. Es Egede tütün satışları Bir hafta zarfında mübayaat 11,224,000 kiloyu buldu Ege mıntakasında tütün piyasası | açılalıdanberi satışlar hararetle de- vam etmektedir Piyasa 4 iikkânun tarihinde açıldığı halde ayın on İki- sine kadar yani bir hafta zarfında İnhisarlar idaresinin tütün tüccarı. pm ve Türk Tütün Limitet şirketinin mübayaatı 11,224,000 kiloyu bulmuş. | tur. Fiatler 40 kuruşla 120 kuruş ara- sında mütehavvildir. İnhisarlar idaresinin üzüm, incir mübayaatı devam ediyor, İnhisarlar ! idaresi içki imalâtında iptidai madde olarak kullanmak üzere kuru üzüm Orada bir alay Türkiyeli yemekle- ! ve hurda incir mübayaasına devam etmektedir. Son bir hafta zarfında da bir hayli mal salın alınmıştır. Bu süretle İnhisarlar: idaresinin bu sene mevcudünden satın aldığı kuru üzüm mikdarı 3,370,000 kiloyu, hurda incir mikları da 3,276,000 ki. Joyu bulmuştur. Fenerbahçe klübünün sokak koşusu Fenerbahçe klübü atletizm şubesinin ter- Mp ettiği sokak koşusu yarın sabah Kadı- yünde yapılncaktır. Müsabaka Fen siadında başlayıp Altıyoldan Modaya ka- — gidip gelme olmak Üzere tertip edii- VE aapaliz takım halinde olmadığı için her allel iştirak edebilecek Ve birden be- şineiye kadar derece alan atletler muhtelif spor eşyası ile taltif edileceklerdir. Mektep müsabakalari programı 16/13/9939 cumartesi künü yapılacak futbol! maçları: Şeref sindi: Saha komiseri: EH. R. Yalım. Tsk 14 - Erkek munilim DM, sapt 1330 bakem HE Ga- Wp Başb, Taksim L. — B. Sanat zaektebi saat 14,40 hakem Refik Top. Fenerbahçe stadı: Baha Komiser: Cevat Tiniç, Vefa Li - Şişi Terakki LA, saat 1330 hakem Eşref Muthu, Hayriye 1. - Kabataş Li saat 1440 Sami Açıköney. 16/12/939 eumartes! günü yapılacak #oleybol maçları? Beyoklu Halkevi salonunda: Pertevniya L. - İstiklâ) LI. saat 14 hakem N. Morun, Derişşefaks 1. - Galatasaray L. saat 14.30 hakem N. Moran, Haydarpaşa L.- Yüce Ülkü L, saat 16 hakem N. Moran, Bo- Büziçi L. - istanbul Er, L, swat 1340 hakem N. Moran. MEŞRUTİYETTE SARAY ve BABIALİ Yazan: SÜLEYMAN KÂNİ İRTEM — Tercüme, iktibas hakki mahfuzdur. Tefrika No; 127 Alâtini köşkünde Abdülhamidin yanındakiler iki parti olmuşlardı Abdürrahim efendi bir gün kendi katındaki banyonun bozulmuş olma- sından dolayı orta kattaki banyoda yıkanmıştı. Bunu haber slınea Abdülhamid öy- le kızmıştı ki: — İnşallah orada cenazesi yıkanır" Demişti! O en uzak ihtimalleri bi- le hesap ederek oğluna bir daha bu- bei mara kâti suretle yasak pamir hâlâ genç görünmek heveslerinden kendini alamıyordu. Müsahip Cevher ağa Abdülhamidin yüzündeki buruşuklukları gidermek için çıra suyu kullandığını ve kanlı, canlı görünmek için yüzüne kırmızı pudra sürdüğünü sabitlere temin ey- Jemişti, İma 24 eski Muylsımdan hiç birisini ; herkesten Dübeli Bu kapalı hayatta kendi çocuklarının bile uygunsuz h&- reketierde bulunabilecekleri hatırın- dan geçmiyor değildi. 1909 - 1325 kânunuevvelinin ilk haftasında bir gün kızlarından Şadi- ye sultam (doğumu H. 1304) yanına çağırarak: — Sen nercde yatıyorsun? Abdür. rahimin odasında mı? Diye sormuş, kız da: — Hayır, yalnız yatıyorum, Fakat Abdürrahim ile bir odada yatsam da ne olur? Kardesim değil mi? Cevabını vermişti. Abdülhamidin ikbellerinden olup yanında Selâniğe gelmiş olan Fatma hanım cariyelerinden birini hizmeti- ne bakmak üzere Abdürrahim efen- diye vermişti. O gün şehzade odasın- dan ancak yemek yemek için bir defâ çıkmış, yemeği bitirince hemen oda- sma dönmüştü. Bundan sonra efendinin haremde bulunan Melek Cihan isminde bir ka- dının işlerini tesviye, muhtaç olduğu birisi olduğu zabitlere söylenmişti. Halbuki muhafızlardan süvari mülâ- zımı Hakkı efendi bu kadının şehir. den getirilen bir dişçiye dişini çektir. diği sırada otuz yaşında bile olmadı- ğını görmüştü. Bu milşahede muha- fızlar nezdinde şehzade ile bu küdı- nın içli dışlı vaziyelini meydana koy- muştu. Anlaşılmıştı ki Fatma hanım Ab- dürrahim efendiye nisbetle biras yaşhcayı odalık vermişti! oGarayda bu olagan işli! Abdürrahim efendinin kardeşleri arasında en çekemeğdiği, en çok zem ettiği babasının en ziyade itibar ve irtibat gösterdiği Burhaneddin efen- di idi. Abdürrahim bu kardeşinin aleyhinde söz söylemek için fırsatlar icad eder, Burhaneddin efendinin ha- yatında irtikâp etmediği seyyiat kal- madığını açık Alâtini yanında bulunanlar iki parti olmuş- lardı. Bir kısmı efendilerine merbuti- yetlerini tamamile muhafaza ediyor- Jardı. Ayşe sultan (Doğumu H. 1304) ile validesi Müşfika hanım bu kisım- dandı. Şehzade Abdürrahim efendi, dördüncü ikbal Fatma hanım, müsa- hip Cevher ağa ise köşkte durmağa taraftar bulunmuyorlardı. Cevher ağa clendisine karşı pek küskün görünüyordu, Muhafıs şabit- lere Abdülhainidin bu derece fena adanı olduğunu bilmediğini, evvelce devlet ve milet İşlerini iyi idare itti- ğini zanneylediğini sölüyordu. Abdülhamid . yanındaki kadırlar- dan birinin kardeşi olup Abdülhümid Ne birlikte Seliniğe gelmiş olan Mah- mud paşa - tasfiyede mülâzun ol- muştu! - İle Kitabi Muhsin beyde köşkte durmak istemiyenlerdenâller, Yatma hanım on üç senedenberi Ab- dülkamidin. firaşndan uzak t muş iken nsssa onunla birlikte lâriğe gelmişti. Yıldır sarayında İkballerden her birinin ayrı dairesi vardı. Alâllini köşkünde ise buna müsald olacak bir rüsat yoktu. Abdülhamla iptida Fatma hanımın Se- da Peyveste kadın ve Saliha hanim- Mı bir odada yatıp kalkmasını İste- mişti. Yanındaki kadınlardan ancak Abidin efendi validesi Saliha hanım- Is - yalnız onun kocası imiş gibi - ünsiyetla bulunuyordu. Pek kıskanç mizaçlı olup Abdülhamidin Saliha hanıma göslermekte devam ettiği bu meyli çekemiyen Fatma hanım Sa- liha hanımla bir odada yatmağa ra- m olmamıştı; kendisine ayrı bir oda verilmek zaruri olmuştu. Abdülhamidin nazarı değişeceği ümidile Selâniğe gelmeğe katiarımış olan Fatma hanım ümidinin boşa çıktığını ve arzu ettiği ilk mevkii iş- gal edemiyeceğini anlayınca köşkte bu kapalı hayata daha fazla dayâna- muyarak çıkmağa karar vermiş, bu- nun İçin Abdülhmidden habersizce hükümete istida ile müracaatta bü- Yunmuş, hattâ müsaadenin çâbuk ge leceğini zannederek eşyasını bile der- leyip toplamıştı. Abdürrahim efendi hizmetine 3 veren Fatma hanımın bu müracaa- tinden babasının haberdar edilme- mesini muhafız zabitlerinden rica et- mişti. Fakat Abdiiheamid nasilsa Fatma hanımın İstanbula gitmek fi- kir ve emelinde olduğunu öğrenmiş ve: — Sakın, buradan gitme, . Sonra benim için çocuksuz bir kadını idare edemedi diyecekler, Bu benim fern bir adam olduğumu teşhir etmek olur! Gibi sözlerle kadını kandımak is- temiş idiyese de muvaffak olamamış» tı. Fatma hanım arzsusuna umduğu kadar çabuk nail olamadı. Abdülha- midin yanındaki sultanların İstan. bula celbi hükümetçe tekarrur edin. ceye kadar'beklemek mecburiyetinde kaldı. Abdülhamid, Abdürrahim efen- dinin de Alâtini köşkünden uzaklaş mak arzusunda bulunduğunu öğre ince itiraş etmemiş, yalnız: — Dışarı çıkınes benim için hep (badetle vakıt geçirdiğimi söyliyecek- sin değil mi? Zaten başka birşey yap- tığım da yök yal Demişti. Bütün bu sözler, hikâyeler, hadim. ler Abdülhamid muhitinin tefessöhü. nü açıkça gösteren misallerdir, Besind sültan Muradın uzun süren kepea'k hayatında hanedanı âzası ve maiye tindekiler arasında - Abdülhamid sâamlarının casusluklarından başka « Alâtini köşkündeki bu çirkin, uygun- süz hallere, babanın evlâda, evlâdın babaya karşı besledikleri hislere, iz- har ettikleri düşüncelere benzer şey- ler duyulmamış, hele Salâhadöin efendinin babasına karşı fedakârane ve sadık, samimi ve hürmetkâr bir merbutiyetten başka muamelesi pö- rülmemiş idi, Bu küçük mukayeseden sonra da- ha ciddi sayılabilecek noktalara ge- gelim: Ordu köşkünde Abdülhamid tek- Tar tahta geçmek ümidini büsbütün kaybetmiş görünmüyordu, Yanmdnd ağrılara kızdıkça: — Biz tarih bilmezsiniz Miletin yarısı beni ister ve benim için çalısır. Bir daha tahta geçersem © zaman anlarsınız! Yolunda sözler sarfediyordu. Abdülhamid eldden böyle mi düşü. nüyordu? Yoksa yanındakileri eeki- #i gibi kendisine karşı korku ve hür- met hisleri altında bulundurmak için m! böyle söylüyordu? Osmanlı donanması Selânik Hma- nıma uğramıştı. Yanındaki ağaların omuhafızlara haber verdiklerine göre, © gece Ab- dülham'd çizmelerini ayaklanma ge çirmiş, çantalarını hazırlatmış, ta bancalarını takmuş, dairesi halkına da hazırlanmalarını emretmişti! Acaba donanmanın kendisi için ye kendisini a'ıp hemen İstan. ötüreceği hayali dimağır ona bir hakikat gibi mi tecelli eyi& mişti? (Arkası var)

Bu sayıdan diğer sayfalar: