21 Temmuz 1937 Tarihli Anadolu Gazetesi Sayfa 5

21 Temmuz 1937 tarihli Anadolu Gazetesi Sayfa 5
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

21 Temmuz 937 Inönünde Hava kampından röportajlar _Kıınpu. bu sene hukuku bitirecek olan bir gençle ko-jJ hüşuyoruz: fiz bir spor yapmış - olmak için mi krru Zeıl::liniiz? “— Hem evet, hem hayır! Evet, çünkü bugün bizde sivil tluğun hayatı - kazandıran nç tarahı pek mahdud. let Havayollarının — muay- Yen olan kadrosundan başka herede kolaylıkla iş buluna- !"İâ? Hayır, çünkü burada ti kamp hizmeti yapmış Oluyorum ki; bu da bir vazi- ir. Bir de plânörcü olma:- hin bir üçüncü tarafı var, o da etin müdalfaa kadro- Sunda yer almaya — hazırlan- Tuş olmak. Hatırıma gelmiş olduğu için il fakat burada çalışmakta 9lan bu gençlik yığınımı gö- içtem duyarak ve isti- Yerek çalışırken gördüğüm za- .k"dlıbııı' yerleşmiş olan bir Süal olarak; sordum: b* Eğer sivil pilotluk, size, 4 mesleği tam olârak öğren: Ükten sonra bir istikbal temin &decek olursa hava- Silıkta kalır mısınız? — Kayıdsır. ve hartsiz olarak evet! B—. şüphe mi edi- Yorsunuz? Hem de, ne — bitireceğim h'lkukuıı_ vereceği "'illeşmiı olan hak- lar kadar değil, bir Meslek Olarak! ta- Tinsa - bilotluk — be- ideal mesleğim olur., U mevzu üzerinde, birçok Sençlerimizle konuştum. Bir N Bayan, pilotluk ha: ::'.ılıyılıı_ çalışma imkânları tr ve karın doöyürür bir ”| eee “— Tayyareci olmaya yal-j Ş ( Ver dün —e B ANADOLU Bir plânör uçuyur Inönü kampında bir anketten çıkarılan neticeler leğim olur. Paraşutçüler pilot namzedi, iyi bir turizm pilotu, iyi bir' harb pilotudur. Bugün devletlerin hava kuv- vetleri hakkında okuduğumuz yazıların — içindeki — rakamlar, pilot sayılarını tek bir mikdar ne'kk olarak teşkilâtlanıncıya |Ehalinde gösteriyor: Uçmak sa- , hiç unutamıyacağım şu Tzleri söyledi: _*Bcn altı senelik öğret- ait im. Memuriyet hayatında, | sene bir. kıymettir. İna- .—'l Bugün pilotluğun bütün :f*hkluinı öğrenmek — için, büyük fedakârlıkları yapa- tak daha bir, iki üç sene bur çalışmağa hazırım. Ye- ki iyi bir pilot olduktan :"'l iş aramak ve bu sahada bulmak - dolayısile başka Mesleklere başvurmak mecbu- ""'_i olmasın... Bizim konuşmamızı dinliyen itene liseyi bitirmiş olan Ad_'hılı bir genç söze karıştı: Hlntî Yalnız birşey daha var: d Oğu yalnız para kazan- ihr değil, ayni zamanda çok reğli i ve hak ettiği kadar şe- Üni' _bir meslek haline geldi- bmnllin etmelidir. Bence bu ADiş bir kanunla olacaktır. ti “Peki; fakat devlet bu- L” böyle bir kanun çıkarsa * nerelerde vazife verebilir? — Onu biz şimdiden na- natını öğrenmiş olan için, ha- vada harb etmek, karada harb etmek gibi bir şeydir. Türk kuşunun yetiştirdiği — gençler arasında güvenilir harb pilotu lisansı almış olanlara rastla- makta hiç de güçlük çekmedik. ... Bir gün Bayındırlık Baka- nımz Ali Çetinkaya, Kamu- tayda devlet — havayollarının inkişafından ve yeni vilâyet- lere istasyonlar kurulmasından bahsederken “Bu bir eleman işidir.,, demişti. İnönünde gençlerimizle ko- nuşurken bu sözü hatırladim. Devlet havayollarımız, — her gün biraz daha gelişiyor. Ada- nada yeni bir hava meydanı yapılmıştır. İzmire seferler ya- pılmak üzeredir. İstanbul-An- kara hattının - taşıdığı yolcu sayısı durmadan artmaktadır. Garplı Türkiyede, her vası- tanın en modernini kullanmak bizim artık bir prensibimiz olmuştur. Bu ana davanın ha- vacılığımızda tatbiki, Türki- yenin her köşesini demir ağla dul $ ğî*!lu edebiliriz? Yalnız-an- |örmek kararımız kadar, Türkiye- tüd Ması Jâzımgelen —mesele diT eğer pilotluk terfik- eder V fakat geçindirir bir dev- B Mesleği haline gelse bile .:: Türk gençliğindeki uç- t Arzusu dolayısile kendi %'&: büyük bir kalabalık e T iş olacaktır. bir hakikattir. Fakat bir Afinin izahı unutulan haki- bir plânörcü, iyi bir | nin her tarafını hava yollariyle biribirine bağlamış olmak su- retile tecelli edecektir. Hava servislerimiz arttıkça ve geniş: ledikçe değil, artmak ve ge- nişlemek için turizm pilotu istiyeceğiz. B. Ali Çetinkaya- nın üzerinde durduğu eleman mexelesi o zaman daha kuv- vetle mevzubahs- olacak. Bu, işin birinci safhasıdir. Genç Hukuk talebesine sordum: — Eğer sivil pilotluk, size bu mesleği tam olarak öğrendikten sonra bir istikbal temin edecek olursa havacılıkta kalır mısınız? — Kayıdsız ve şartsız olarak evet! Buna şüphe mi ediyorsunuz? Hem de bu sene bitireceğim Huku- kun, vereceği şekilleşmiş olan haklar kadar değil, bir meslek olarak tanınsa pilotluk benim ideal mes- Yazan: Cemal KUTAY N Karabük - fabrikalarımızdan sonra bir motör fabrikasına kavuşmamızı nihayet bir za- man meselesi olarak telâkki edebiliriz: Karabük inşaâtını üzerine alan Brossert firması- mn direktörü Brossert “—Bu anadan birçok evlâd doğa- cak,, demişti. Bu evlâdlardan bir tanesi de motör endüst- risidir. Motör endüstrisi, endüstrisinin temelidir. dumuzu müdafaa edecek va- sıtaları, memleket içinde yap- mak politikamızın en güzel bir eseri olacak olan tayyare endüstrimiz, bizden hazırlan- mış bir kadro istiyecektir. Bü- tün dünya milletleri bu kad- royu, gençlik kütleleri arasına yerleşmiş olan havacılık sev- gisine dayanarak kurmakta- dırlar. Bu sevgiyi de ancak, pilota daima iş bulacak ve onu mesleği içinde vazifelen- direcek olan bir kanun yara- tacaktır. Bu da işin ikinci saf- hasıdır. Plânör, motörsüz - tayyare- dir. Kumanda - tertibatı, tay- yarenin aymdır. Plânörcü has: sasiyetini ve bilgisini motörü olmaıdğından hava cereyanla: rına dayanarak uçacak kadar inkişaf ettirmiş olan tiptir. Bu tip motörün hususiyetlerini de, çok çabuk kavrıyabilecektir ve bu hususta tecrübeler dai- ma müsbet netice vermiştir. Bu kanun hurulmasına imkân vereceği yüksek sayılı turizm pilotu kadrosile, harb pilotu kadromuzun, Türkiyeden hava tehlikesini yok edecek olan dereceyi bulmasını sağlıyacak- tır. Bu da meselenin üçüncü safhasıdır. İnönündeki yüz elli genç arasında bir anket yapınız: alınacak netice, bu gençlerin hemen hemen hepsile konuş- tuğumuz için söyliyebiriz, böy- le bir devlet tedbirinin en çok olarak alınması lüzumlu olacaktır. Türk gençliği, mem- leketinin menfaatini alâkalıyan mevzularda kanaatkâr ve ha- vacılık bu kanaatkârlığın de- gerini artıracak kadar şe- reflidir. İnönü kampı; hür yaşamak için göklerine de aşılmaz hu- Havacılık meslek F, KA olmalıdır Pehlivanlık Mülâyim pehlivan, nihayet Amerikan boğası denilen meş- hur pehlivanın sırtını mindere yapıştırdı. Hem kemeri aldı, hem de beş yüz lirayı.. Boğanın, insanoğlu karşısında — aldığı bu netice hayvan, insan kuv- vet mücadelesi hakkında bize bir fikir vermemekle beraber arslan, kaplan, boğa gibi isim- ler almanın doğru — olmiyaca- ğını pekâlâ gösterir. Meselâ boğa, yenilmemeliydi. Gene ben çocukluğumda Arslan is- minde bir delikanlı tanırdım ki, o yirmi, ben on iki yaşında olduğum halde, geceleri sokak başında anide önüne çıkar, ödünü patlatırdım. Sultanide Tilki Mehmed namında bir arkadaşım vardı. Tilki, kur- nazlık ifade eden bir isim ol- duğu balde, o, büdala ve şaş- kının biriydi. Zavallıyı hergün İzıvanadan çıkarırdım. Sözü uzat- ÜÜ üÜ ĞĞĞER AĞ ÜŞÜ RERRA ĞT ŞÜNĞE PN UŞA AŞ Ğ ÇEŞEĞRÜLR ÇŞĞ — — A T mıyayım: Pehlivanlık, hep böyledir. Gün gelecek, dünyanın öbür ucundan biri çıkacâk ve sırtı yere gelmez görüneni kaldırıp mindere çarpacaktır. Boğa, Türkiyeye bir hayli böğürtü- lerle gelmişti. İşi, âdeta daki- kalara vurmuştu: — En meşhur pehlivanları 4-5 dakikada kıvırır, atarım. Demişti. Palavrayı atışı ya- man kâaçtı amma, palavranın kendisi ve ömrü vefa etmedi. Mülâyimi ortaya çıkardı, bo- ğayı, “şurası boynuzu, burası da kuyruğudur,, diyerek yere vurdu. Fakat Mülâyimin beline geçen pehlivanlık kemeri onda kalacak mı dersiniz; ben hiç sanmıyorum. Pehlivanlıkta şe- ref ve kudret bugün sana ise yarın banadır. Gün gelecek, Mülâyimin de sırtı yere düşe- cektir. Belki de yakında Te- kirdağlı onu kıvıracaktır. Bu yumuşak minder, ne şöh- retler görüp geçirmemiştir? Nerede o Kurtdereliler, meş- hur Yusuf pehlivanlar, Dinar- hlar vesaireler.. Hepsi de birer birer, yıldız. gibi parladılar, söndüler. Devirlerini — ikmal edip geçtiler, Pehlivanlık kuv- veti el kiri gibidir, yıkamıp geçiyor. Ancak kafa pehlivan- hığı yapanlardır ki, uzun zaman, hatta öldükten asırlarca sonra bile yaşamak saadetini kaza- nıyorlar. Fakat kafa pehlivan- liğı, diğer pehlivanlığa hiç de mzemiyor?. Amerikan boğası Kolmor, günde beş kilo meyva yiyor: muş. Anadoluda okumuştum. Şaşal suyunu birkaç şişe ge- tirterek bir çırpıda yuvarlıyor- mMuş.. Fakat kafa pehlivanlığı, bir bütün kuzu, dört okka bak: lava, beş kile meyva yemek ve yirmi şişe Şaşal suyu iç: mekle elde edilmiyor. Dirsek leri çürütüp, ömrü harcayıp ona erişilebiliyor. Yalnız şu var ki, meselâ lâalettayin peh- livanlığa, hatta mide pehlivan- lığına bu kadar büyük ehemmi- yet veren biz insanlar, kafa pehlivanlığında hepimizin pa- çavrasını çıkaranlara aldırış bile etmiyoruz. İdrakimiz, on- lara ne ring. hazırlıyabiliyor, ne de minder!, Çimdik dudlar - çizmeyi bilmiş olan bir millet çocuklarının bu ga- yelerine — kavuştukları yerdir. İnsan oradan ancak; su üze- rinde durmaya'çalıştığımız ted- birin hasretile dönüyor. ULUS — Bizden de bahseder bir yazı: Filistin karşısında Italya ve Almanya —. İngilterenin CC ge| Filistin müftüsü nutuk söylerken (Republigue - Paris, 11-7- 1937) gazetesinde Almanyanın ve İtalyanın yakın — şarktaki faaliyetlerine temas eden bir makalede şöyle deniliyor: “Filistin meselesinin bütün manasile emperyal bir mesele, yahud da bir İngiliz-Arab me- selesi olduğu söylenebilir. Ha- kikatte ise bütün yakın şark devletleri, başta Türkiye ol- duğu halde bu meseleyi dik- katle takip eylemektedirler. Bundan başka İtalya ve Al- manya da Filistin meselesi karşısında alâkasız kalmamak- tadırlar. 1935 senesi birinci teşrinindenberi yolu üzerinde daima — İtalyaya — rastlamakta bulunan İagilterenin bu me- selede de onunla karşılaşması çok muhtemeldir. Romanın Beyrutta olduğu veçhile Şam- da da faaliyet göstermekte olduğu ve Türkiye ile yakın- laşma teşebbüslerinde bulun- — İtalya bir İslâm devleti halinde yoluna çıkıyor duğu malümdur. İtalya Etyop: yöyi ele geçıımı—kı-fııâm devi leti olmak sıfatını kuvvetlen- dirdi. Ve Eritre, Harrar, So- mali gibi üç İslâm merkezine sağlam bir surette istinat ede- rek Yemende ve hatta kud- retli. hükümdar İbnissuudun ülkesi olan Necidde de yeni- den faaliyete geçti..,, Gazete; bundan sonra İtal- yanların İspanya tarafında na:- sıl Fransanın Şimali Afrika ile olan muvasala yolu üzerin- de tehlike teşkil etmek tema- yülünde bulunuyorlarsa bu ha- valide de öylece şimalden ve cenuptan - İngilterenin büyük imparatorluk yolunu - tehdid altında bulundurmak - istida- dında olduklarını, bununla be- raber Yakın Şarkta İtalyanlar tarafından yapılmakta olan İn- giliz aleyhtarı propagandanın mütekâsif olmadığını, çünkü İtalyanların İspanyada da meş- gul bulu: duklarını kaydediyor. Yine bu gazeteye göre, Fi- listinin taksimi işi Almanyada fena bir surette karşılanmıştır. Gazete, Alfred Resemberg ta- rafından Voelkischer Beobac- hter gazetesinde yazılan bir makaleden şu satırları iktibas ediyor: “Arapların zararda olduk- larına şüphe yoktur. İngiltere beynelmilel — Yahudiliğin ve Türklerin yardımı sayesinde Arap aleyhtarı bir politika takip edebileceğini ümit ey- liyor. Bu proje büyük tehlike- ler yaratabilir.,, gocugunu öldüren genç kadın Küçüğün başı taşla mı ezilmiş? Maznun#Melek ve anası Fatma vak'ayı anlattılar — ülahe Dün Ağırcezada çocuğunu öldüren Melek adında bir ka- | dınla suç ortağı Halil İbra- kimin muhakemelerine devam edilmiştir. Vak'a Torbalı kaza- sınn Saipler köyünde olmuş- tur. Melek evlidir, Selim adın- daki kocası, şimdi başka bir yerdedir. Muhakeme safhasına göre Melek, köyde Halil İbra- himle görüşmüş ve gayrimeşru bir şekilde ondan gebe kal- mıştır. Çocuk doğunca da Halil İbrahimin teşvikile yav- ruyu öldürmüştür. Melek, mahkemede böyle bir suç işlemediğini, Halil İbrahim de hâdisede hiç bir alâkası bulunmadığını söyle- miştir. Şahit Abdullah oğlu Ali, köy kahvesinde oturduğu sı- rada otomobille müddeiumumi ve doktorun - geldiklerini, ço- cüğun cesedini mazardan çıka- rirken kendisirnin de hazır bu- lunduğunu söylemiş ve demiş- tir ki: — Çocuğun yüzü, omuzuna yapışıktı, ciğerleri de zedelen- mişti. Galiba çocuğu bir taşla ezerek öldürmüşler. Diğer şahid İsmail oğlu Süleyman da bir tahta üze- rinde cami odasına getirilen çocuğun cesedini örten keleni Müddetumuminin emrile yırt- tığını, çocuğun yüzünde Bir çöküklük gördüğünü, —lakat çocuğun ne zaman doğduğunu ve öldürüldüğünü bilmediğini söylemiştir. Maznun Meleğin anası Fat- ma da şu izahatı vermiştir: — Vak'a günü çoban Mu- haremle bir arada idik. Kızım Melek ağlıyordu. Yanına git- tik, yeni doğan çocuğun hıç- kırdığını gördük, on dakika sonra çocuk öldü, sonra gö- türüp gömdük. Kızım Melek, çocuğu kasten öldürmemiştir. Mahkeme rcisi, çocuğun yü- zündeki — çöküklüğün ileri geldiğini maznun Mele- ğe sormuş, kadın: — Cesedi mezardan çıkar- dıkları vakit üzerine bir taş koymuşlar, cami odasına ge- — tirmişler. Herhalde yüzündeki çöküklük bu taştan olacak. Dinlenen şahidler, cesedin üzerine taş konmadığını söy- lediler,. Muhakeme, gelmemiş neden | olan şahidlerin celbi ve din» —| lenmesi için başka bir güne —© bırakıldı.

Bu sayıdan diğer sayfalar: