26 Mart 1948 Tarihli Büyük Doğu Dergisi Sayfa 13

26 Mart 1948 tarihli Büyük Doğu Dergisi Sayfa 13
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

5 e İnen Nur Necip Fazıl KISAKÜREK ÇÖLE İNEN NUR Çöle ve bütün zaman ve mekâna ——————ğ—— m Söze başlarken E ben, dehşetler ve haşyetler için. de mırıldandım ; Anladım işi, sanat, Allahı aramakmış; Buymuş oyun, gerisi yalnız, çelik Mia Di Ey, bütün mucizeleri içinde en hay- ran olduğum mucizesi diye, ömründe bir kere bile kahkahayla gülmemiş olmasını o gösterebilecreğim (mahzun Peygamber | Ey, Allahın, Kur'anda bir kere ol- sun ismiyle hitab etmediği esrar ve edeb kaynağı! Ey, Allah kelâmına mecra bir çift mukaddes düdağın sahibi ! Dedim ki, ben bir sanatkârım! Ve ne tarih yazmak, ne arz taba- kalerını mikroskop altında incelemek, e dedört taş duvar arasında istif edilmiş ve son yaldızcısı toz toprak olmuş kitaplara bekçilik etmek, va- zifem Bövleyken hayatını yazmayı mu- rad edindim. Niçin ? 1300 senelik bir emeğe yeni bir lamak, sadece tekrarlamak için mi? Değil... Tekrarlamak... Tekrarlamak, bir şeyi tam mâna- siyle maslüma irca ettikten, çepçevre sardıktan ve kavradıktan, yani pnsa- laştırdıktan ve cevhersizleştirdikten sonra ele almak demekse, sen, biç bir suretle tekrarlanamazsın | ine tekrarlamak, denizin en de. rin noktasında, boyuna göre sulara gömülen bir veya bin ölçü şeridinin, her defa beraber veya ayrı ayrı gös. terdiği mikyas; yani bir veya bin ki- şinin, her defa beraber veya ayrı ay- rı belirttiği duyuş veya anlayış sevi- yesi demekse, onlar seni değil, ken- dilerini tekrarlamış olurlar. Ve yine tekrarlamak, hiç bir sır- rna erişilemeyeceğinden başka şuu- rumuz olmayan nâmütenahi derin ve girift bir hadisenin, sadece vecd ve aşk aynasında, durmadan, üst üste aksettirdiği pırıltıları toplamak de- mekse, seni tekrarlamaktan büyük vazife olmaz ve ona tekrarlamak den- mez. Allah, en büyük sanatiğe: ki, dış görünüş mu gibi dural. nâmütenabi bhadi- seyi, zaman dediğimiz esrarlı potanın içinde toplar, her ân birbiriyle nis. betini bozup birbiriyle nisbetini ihya eder, her ân yokluğa batırıp varlığa daldırır, sonsuz benzerlik ifadeleri içinde ve mutlak ayniyete, ne de mutlak zıddiyete yer verir, böylece topyekün, hiç bir ânını tekrar etmez ve her ân gerilere doğru eskilikte ezeli ve ilerilere doğru yenilikte ebe- di şahsiyetini ilân eder; insan oğlu- nun en âşık olduğu yenilik sırrını an. latıyor, anlatıyor ama, kime, anlaya- na, yani anlatmak istediğine... Göklerin temiz bir ayna halinde, dipsiz bir mâvera derinliğine battığı şeffaf bir yaz akşamı, ay, her zaman- kinden daha büyük, daha parlak do. ğarken, insan, yeni bir hadise karşı- sındaymışcasına şaşkın ve tutkundur. Halbuki, onu ilk defa görmüyoruz. Faraza bir gün evvel gördüğümüz gi. bi, ömrümüzün her ayında da birçok defa görmüştük. Bu, her akşamın ka- nıksanmış hadisesiyle, yine her ak. şam kapımızın önünden geçen bir çöp arabasının kanıksatmaktan bile âciz silikliği arasındaki fark nedir ? Şudur ki, birinin oluşundaki sırla- rı bilmediğimiz halde, öbürünün mey- dana gelişini, bütün dış sebilleriyle tanıyoruz. Biri aklımızı, öbürünü ak. lımız çepçevre sarmış bulunuyor. Bu yüzden biri, bin kere olmakla yeni kalıyor da, öbürü, bir kere olmakla eskiyiveriyor. İşte, hayatınla hayatımız arasın- daki fark.. Hiç seninki, en küçük çaptan en büyüğüne kadar ii söy- lenmişlere, söylenenlere ve söylene- ceklere rağmen anlatılmış olâbilir mi? İzin ver, onu bir kerede ben ya- zayım! İzin ver; herkesin, boyuna göre açıldığı bu ufuksuz denizde, sa- na yaklaşabilmek değil, fakat kıyılar. dan gerilerden, yani kendimden uzak- aşabilmek mânasında bir kere de ben gücümü dereyeyim! Öyle ki, sahili kaybetsem, artık gerilere dönemesem ve sende boğulsam, işte o zaman aradığım hayatın eşiğine ayak basmış olurum Ey, tek katresinin hacminde bin umman çalkalanan ve tek zerresinin da bir kâinat yüzen kevser havuzunun sahibi ! Ey ufuk, son ufuk, ufku! insanoğlunun Sen de bizim gibi bir insansın. Sen bir derece daha fazlası olmıyan bir insansın da, biz, senden eksik ol. duğumuz kadar insanlığa uzak insan- larız. Öyleyse hangi mânasiyle : olursa olsun. seni tekrarlamak, aldığımız nefesleri tekrarlamaktan bir kat da- ha aziz... Zaten sensiz ve senden habersiz lin nefes, varlığın değil, yokluğun nefesi Ne kürenin adi, ne rakkasın köşe kapmacası, ne ağacın giyinip soyunması; nede tek nokta etra- fnda sayısız noktanın, her biri o noktaya müsavi mesafelerde sırala: nışındaki yusyuvarlak devam e mücerred vazife sırrı bakımı senin tekrarındaki hikmeti a direbilir. Bana yalnız bu tekrarın, belki en kaba, fakat en saygılı cephesiyle düpebüz tekrarın, hiçbir şahıs müm. tazlığı ve hiçbir âlet hususiliği gös. termeyen hakir ve basit bir ei olmak yeterken; evet, gözümde sa- dece bu yeterliğe sabip alinektd büyük kazanç ölçüsü yaşamazken, ben, bir sınırı aşmak istiyorum! Ben bir sınırı aşmak istemiyorum; onu aşmak için senden izin istiyorum! Kur'anın teker teker her âyetindeki her kelime ve her harfin birbiri içinde- ki nisbetiyle, ayni harf ve kelimele. rin bütün lisan, bütün harf ve kelime terkiplerine nisbetindeki sırrı kucak. lamaya kadar giden ulvi nüfuz ve muh- teşem dikkat, mübarek saçlarının ber telinden, muazzez ayaklarının her-adımına kadar sana âit her şeyi ayrı ayn saydıktan, derledikten, dü- zenledikten sonra, ben, bangi sınırı aşmaktan bahsediyorum ? (Devamı var) Sul

Bu sayıdan diğer sayfalar: