8 Haziran 1941 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi Sayfa 2

8 Haziran 1941 tarihli Cumhuriyet Gazetesi Sayfa 2
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

CUMHURİYET 8 Haziran 1941 KITABLAR ve SAN'AT Bir Ziya Gökalpa muhtacız Kibrit Inhisarı Müdürü, vaki şikâyetler Atatürkün ışığı alnına vurmuş Türk yazıcılarından hangisi, Ziya Gökalp'ın gösterdiği yolu tutar, Türk ruh ve sıfatımn tam hakkını verebilirse, dünya mikyasında hürmet ve föhret kazanabilecektir. Kıvılcım saçan kibritler Kutulann gevşekliği şundan ileri gelebilir: Kibrit çöplerine sürülen ma cunlar arasıra havanın sıcaklığı yü zünden tebahhur neticesinde yayüa rak kalınlaşmakta ve kutulara ancak sığmaktadır. Bazan da bunun tamam aksine olarak bir kısım kibrit çöplerinin başları küçük ve ince oluyor. İnce ve küçük kalan kibrit çöplerinin ( Şehir ve Memleket Haberleri j IHEM NALINA MIHINA Sağlam bir temel üzerine bu mahzurun izale edileceğini söylüyor "Ziya Gökalptan seçme parçalar,, dolayısile Ağarmaya yüz tutmuş saçlarına rağ«ıen birçok genclerin gencliğine ve coşkunluğuna İmrenebileceği Kâzım Nami Durıı hocarnız, bütün Türk çocuklarına hocalık edecek yeni bir kitab çıkarmış bulunuyor: «Zıya Gökalptan seçme parçalar» Böyle bir kitabın neşri, belki gecikmiş olur; fskat böyle bir kitabın bugün tam günüdür: Türk san'atının seîâmeti, Ziya Gökalpm izleri ve meseleleri üzerinde du«makla tahakkuk edebilecekür. Millî birliğin her zamankinden daha sıkı, daha şuurlu, daha hedefli olduğu bu günlerde; Türk san'atının devam edip duran avareliğini giderecek, bütün sürçmeleri ve sapıtmalan önleyecek, bütün lmana ve ıdeale susamış ruhlara öz kaynağı tekrar tekrar işaret edecek bir büyük ustaya, bir Ziya Gökalpa şlddetle muhtacız. Türk san'atının bu kadar feyiz ve inkjşaf imkânları varken: Türk hayatı, Türk tarihi, Türk halkı, büyük kaynaklar halinde, şair seziş ve aranışlarmın yanıbaşında için İçin akıp giderken, küçük, kötü, çarpık cereyan'.ara kapılmanın, boşyere aranmanın ve heder olmanın zamanı değildir. Ziya Gökalp, Türk şairlerini, Türk tarıhinin, Türk folklorunun, halk zevk ve ıstırabının kaynağına çağırıyor. Bütün Avrupa edebiyatma yeni bir ruh getirmiş olan Könesansın ve hümanizmin öz arayıcılığile kendimlzi bulrnak, kendi san'atırmzın köklerine ve kaynaklarına inmek, bütün Türk yazıcılarjna düşen baş vazifedir ve büyük çapta bir yazıcı olabilmek için tek çıkar yoldur. Ziya Gökalp, işte bu hakikati telkin ctmek İçin yazan ve söyleyen büyük adamdır. Bütün ömründe sadece ve her zaman şiirle meşgul olmadığı için eserlerini İşlemeye, manzum olunca kolay skılda kalacağı düşüncesile fikirlerıni yüklettiği mısraları san'atın imbiğinden tekrar tekrar geçirmeye vakit bulamıyarak halis şiire her zaman erememiş olabilir. Fakat ondan başka hangi şairimizin İki mısraı için romanlar yazılmış, cemiyetler kurulmuş, mecmuelar çıkarılmıştır? «Yeni Turan» manzumesinden bahsetmek isteyorum: Halide Edibin bir rornanı bu şiirden iki mısraı başına besmele alarak başlamaktadır. Türk Ocağını kuran genclik hareketi, bu manzumenin ilhamile coşmuş ve teşkilâtlanmıştır. «Türk Yurdu», Yeni Mecmua, Küçük Mecmua, hep Ziya Gökalpın ışığmda canlanmış, onun fikirlerine tarla ve harman olmuştur. Ziya Gökalp, ilimde ve felsefede olduğu gibi, şiirde de en büyük rolünü mürşid olarak oynamıştır. Naciye «Mu allim», Ekreme «Üstad» diyen eski nesillerin isim koyma âdeti yeni nesillerde de devam etseydi Gökalpa muhakkak «Mürşid Ziya» denilecek ve bu unvanı o ötekilerden daha çok hak etmiş olacaktı. Ziya Gökalp, bütün makaleleri, şiirleri, tenkidleri, kitablan ve konuşmalarile anlatmak İstemiştir ki: Türk san'atı, halk san'atıdır. Türk dilini ve duygusunu tam vermiyen bir Ban'at eseri, muallâkta kalmaya, zamanla unutulmaya mahkumdur. Işte onun san'at telâkkisini belirten bir şiirlt Dinle yeni şair! Eski ozanı; Okuyor yürekten altın destanı, Deme «Kopuz kırık, yoktur çalanı.» Çalgı gönül sesi, kopuz bir ağac. Diyor ki: «Siz Parnas, biz Ortaç eri; •Bizden olan her ferd görür ileri, «İğreti san'attan milleti koru! «İstemez yabancı eserlerden baç.» «Aruz sizin olsun, hece bizimdir, •Halkın söylediği türkçe bizimdir. «(Leyl) sizin, (şeb) sizin; gece bizimdir; «Değildir bir mana üç ada muhtae. «Irmağız, her akan sele nymayız, «Şarktan, garbdan esen yele uymayız; •El uysun bize, biz ele uymayız! «Biz dilmaç değiliz, yalvacız yalvaç! •Halk bir viran kale, duvan siyah; «•Giren pişman olur: girmeyense ah! «Duyarız biz ona hürmet, siz ikrah, «Size gam veren şey bize bir ilâc! «Ey şair! Parnastan çık, gel. Ortaca; «(Bodler)i, (Verlen)i kesme haraca! *] «Sen kendi gücünle tırman yamaca «Bu yükseliş belki olur bir Mirac!» Türk halk masalları işlenmemiş, Türk h?'k destanlan toplanmamıştır. Türk şairlerini Homer yapabilecek menkıbeler ve epopeler, Lafonten yapabilecek masallar ve bilmeceler, Şekspir yapabilecek ıstırablar ve meseleler, halk ruhunda, Türk tarihinde, Türk köyünde duruyor: Ziya Gökalp, İşte bize bunu işaret ediyor, bunlardan haber veriyor... Ziya Gökalp. millî edebiyat cereyanını yararmak isteyen adamdı. Etrafındakilerin sadakat ve kabiliyeti nisbetinde buna muvaffak oldu. Zamanında istidadını belirten şairlerin hepsini elinden tutan odur. Onların ruhuna taze emeller aşıladı, onlara yepyeni mevzular verdi: Orhan Seyfinin «Peri kızile çoban hikâyesi» bunun güzel bir misalidir. Türkün en büyük şairi Yunus Emrenin helkçı ruhu, halkçı lisanı, sade ve ulvî edasile, fena fil'ask oluşu gibi, fena ficcemiyet olan büyük adam, kafasındoki her bilgiyi, içindeki her kabiliyet ve kıymeti. yalnız ve yalnız, milli harsı aramak iptilâsı ve Türklük aşkı için harcadı. Edebiyatı Cedidecilerle yaptığı sırf edebî münakaşalarda bile, mevzudan taşarak bu büyük ve tek fikre dön Yazan: B. K. Çağlar Büyük Türk mütefekkiri Ziya Gökalp mekten kendini alamıyordu. Cenab Şahabeddine cevab olarak yazdığı edebî bir tenkidde bir vesile getirip şu cümleleri yazmıştı: «Alman filozofu Niçenin tahayyül ettiği fevkalbeşer Türklerdir. Türkler, her asrın yeni insanlandır. Bundan dolayıdır ki yeni hayat bütün gencliklerin anası olan Türklükten doğacaktır.» Bir fikrimizi tekrar edelim: Eğer Ziya Gökalp, ruhundaki ateşi, yaradılışındaki verdi, yalnız san'at uğruna harcasaydı, bir emsalsiz büyük şair olabilirdi. Buna lüzum görmedi; bundan daha büyük ve esash hizmetlerin kendini beklediğinl bildi; o zamana kadar zaman zaman sezişler halinde beliren Bütün Türklük bir ordu, katılmıyan Türkçülüğü, millî harsa dönüş iştiyakaçaktır. kını, bir bilgi, bir metod, bir sistem Yasaınızda yazılı: Harbden kaçan haline koymak için savaştı. Her sahaalçaktır. da bilgisinin yettiği, ömrünün elverdiB. K. ÇAĞLAR ği ve imanının aydınlattığı kadar yazdı ve söyledi. Ziya Gökalp, hem çamuru•] Bodler: Baudelaire, Verlen: Vernu kendi karan, hem taşını kendi ara laine. yıp bulup taşıyan bir büyük mabed miınarına benzeyordu... Ziya Gökalpta büyük şair olmak için baş şart olan yaratıcı muhayyile vardı. Ziya Gökalpın şahsiyetini yapan amillerin başında engin muhayyilesi gelir. Onu gün içinde düşünmekten kurtarıp zaman içinde düşünebilir yapan bu yaraücı muhayyiledir. Büyük romancı ve edib Yakub Kadri, Ziya Gökalpın hakikî ve samimî Türk ruhundan kopmuş ınünacatlarından biri ıçin bir mensur destan yazmış ve ona devrin en büyük şairi diyerek şöyle seslenmişti: «Ziya, şimdi Diyarbekirde ruhundaki mukaddes ateşten buralara ho.raret neşrediyorsun...» Yaşadığı müddetçe Türk san'atının her bocaladığı, her yolunu şaşırdığı demde, nerede olursa oradan, ya bir makalesi, ya bir şiiri, ya bir hasbıhalile, çıkar yolu işaret eder, büyük ve asıl hedefi gösterirdi. Gökalpın Diyarbekirde Küçük Mecmuayı çıkardığı aylardan birinde Falih Rıfkı şöyle yazıyordu: «Küçük Mecmua, matbaacılığın en kötü şartları altında çıkıyor. Fakat itiraf etmeli ki İstanbulun fikir ve san'at hareketlerini Gökalp Diyarbekirden ve Küçük Mecmua vasıtasile idare ediyor. Buranın münevverleri her hafta onu bekleyoruz. Fikrî, ruhî ihtiyaclarımıza o cevab veriyor.» Şimdi bu «O» kimdir? Yoktur! Bir Ziya Gökalpa muhtacız! Atatürkün ışığı alnına vurmuş Türk yazıcılarından hangisi, Ziya Gökalpın gösterdiği yolu tutar; halk ruhuna ve san'atına yönelir, Türk ruh ve san'atının hakkını tam verebilirse, dünya mikyasında hürmet ve şöhret kazanabilecektir. Bütün diğer yollar birer çıkmazdan ibarettir; bütün diğer emekler heba olmaya mahkumdur. Ziya Gökalpın tuttuğu ışığa yönelin, Türk şairleri! Ve aziz Türk milleti, en büyük çocuklarından birinin şu sesi, senin bugünkü haline tercüman olsun: Çakıldıgı zaman. adeta havaî fişeği gibi çatlıyarak, kıvılcımlan öteye beriye sıçnyan kibrit çöplerinden vaki olan halk şikâyetleri nihayet Millet Mec lisine de aksetmiş ve bilhassa Çanakkale meb'usu Ziya Gevher Etilinin haklı tenkidlerine sebeb olmuştu. Dün, bir arkadaşımız Kibrik İnhisar şirketi müdürü Hamdi ile bu mevzu etrafında görüşmüştür. İnhisar müdürü, bozuk çıkan kibrit çöpleri hakkında demiştir ki: « Halkımızın bu hususta vaki olan şikâyetleri ehemmiyetle nazarı dıkkate alınmıştır. tcab eden tetkikler yaptınlmaktadır. Bazı kibrit çöplerinın anî surette çatlaması, kibritlerin ucuna sürülen kimyevî maddenin matlub evsafı haiz olamamasından ileri geliyor. Biz, bu maddeyi, evvelce İsveçten getirti yorduk. İki senedenberi oradan ithalât yapamıyoruz. İhtiyacımızı, bulabildiğimiz yerlerden, kısmen Almanya ve tsviçreden, kısmen de İtalya ve Rumanyadan temin ediyoruz. Fakat bu memleketler, kibritlerde kullamlan kimyevî maddeyi, İsveç fabrikaları derecesinde yapamıyorlar. Maamafih, bu mahzurun mümkün mertebe önünü almağa çalışıyoruz. Diğer bir şikâyet mevzuu da, kibrit kutulannm gevşek yapıldığı ve açüır açılmaz çöplerin yere döküldüfeü hakkındaki iddiadır. Halbuki, kutu imal eden makineler, bunlan ayni ölçüde, ve ayni çırpıda olarak çıkanrlar. Bazı kutuların büyük ve bazılarınm küçük çapta imal edilmesine imkan yoktur. nümde pek güzel basılnuş bir kitab duruyor. Kapağındaki resim. cumhuriyetin ve inkılâbın takib ettiği halkçılık ve köycülük prensiplerinin bütün programını, çok canlı bir şekilde ifade ediyor: Büyük Millî Şef İsmet İnönü, bir köy enstitüsünde, bir Türk çocuğunun yanağını bir baba şefkatile okşuyor; çocuk sevgi ve küçük bir temasla. kutusundan çıkarak hürmet, sevinc ve ümid dolu gözlerile yere dökülmeleri ise daima mümkün millet babasının yüzüne bakıyor. Bu dür. talh bakış ve o severek okşayış, milll Bazı kibrit kutularının içinde az çöp hayatımızın ne güzel bir tablosudur. var gibi görünmesine sebeb, kibritlerin «Köy enstitülerini Cumhuriyetin başlarının küçük olmasıdır. Her iki şi«eserleri içinde en kıymetlisi ve en kâyetle de ayn ayrı meşgul oluyor ve «sevgilisi sayıyorum. Köy enstitülefabrikada mütehassıslara tetkikat yap<rinden yetişen evlâdlarımızın mutırtıyoruz. Maamafih, son günlerde bu «t'a//oWyetiertni ömrüm oldukça j/oııevi kibritler piyasada çok azalmıştır.» «fctndan, candan takib edeceğim.* Esnafa kredi Yeni tip ekmek Esnaf teşekküllerinin Bu sabahtan itibaren paraları Halk Sandı veni çeşni tatHîk ediliyor ğına yatırılacak Ticaret Vekilinin tensibile İstanbul esnafının kredi bakımından istifadesini temin edecek mühim bir karar verilmiştir. Bu kararla esnaf teşekküllerinin şimdiye kadar muhtelif banka larda bulunan bütün paralan İstanbul Halk Sandığına yatırılacaktır. İstanbul Halk Sandığı da bu paranın mevcudü üzerinden esnafa kredi açacaktır. İstanbulda bulunan 24 esnaf cemi yetinin senelik bütceleri 100.000 lirayı geçmektedir. Cemiyetlerin paralan Halk Sandığından gectigi için esnafa açılacak kredi imkânı bulabilecektir. Sandık yalnız cemiyetlere kayıdlı azaya kredi açacaktır. Bu sabahtan itibaren ekmek yeni çeşni mucibince. yani %20 çavdar, ^c30 arpa ve ^50 buğdaydan İmal edilmiş olacaktır. Maamafih bu çeşninin muvakkat olduğu, yakmda yeni mahsul istihsal edilir edilmez çeşninin eski şekline İrca edileceği anlaşılmaktadır. Fırınlarda hali tabiî avdet etmiştir. Her yerde ekmek mebzul miktarda bulunabilmektedir. Ancak Belediye, üç dört gün evvelki va. ziyetin tekerrür etmemesi için tertibat almaktadır. Fıruılara ekmek imali için verilmiş olan unların başka yerde kul. lanılmasma kat'iyyen müsaade edilmiyecektir. Fırıncılar Cemiyeti reisi dün Belediyeye gelerek fırıncılar ile Toprak Mahsulleri Ofisi arasmdaki bazı işler hakkında görüşmüştür. Bu meyanda çuval meselesi ve değirmenlerden fırmlara verilen bozuk unlardan doğacak mes'uliyetin fı. rıncılara tevcih edilmemesi gibi husus>at vardır. Belediye, Emniyet müdürlüğüne miiracaat ederek İstanbul halkmın ekmek İhtiyacına tahsis edilmiş unlardan bir kısmmın piyasaya satıldığı iddia ve ihbar edildiğini söylemiş ve bunların meydana çıkarılmasını istemiştir. Emniyet müdürlüğü bu hususta ciddî tahkikata girişmiştir. Bu yürekten kopup gelen sözler, başımızdaki Büyük Başındır ve o güzel basılmıs kitabın kabmdaki resim, bu soz> lerin bir tezahürüdür; Büyük Millî Şef, köy enstitülerini jakından ve candan takib etmektedir. O, bir işi yakından ve candan takib ederse muvaffakiyet ve zafer muhakkaktır. İşte, harb meydanında İnönü ve medeniyet sahasında demiryolu zaferleri. Muhterem Orgeneral Fahreddin Altayın misafiri olarak Trakyada Türk ordusunu zdyarete giderken, Lülebıırgaz civarında, İstanbul Edirne asfalt yolu üzerinde, karşımıza güzel ve yeni bir bina çıktı. Orgeneral otomobiliınizi durdurdu ve bana, Kepirtepe köy enstitüsü, dedi. Bu sırada, enstitünün idare ve tedris erkânından bir kaç zat otomobilimize geldiler. Orgeneralin suallerine cevab verdiler. 370 talebesi olan bu enstitüde Kırklareli, Tekirdağı ve Edirne vilâyetlerinin kız ve erkek çocuklan yetiştiriliyordu. Su bulmak için yeni geürilmiş olan arteziyen makineleri kurulmağa başlamıştı. Vaktimiz dar, yolumuz uzun olduğu için, kırların ortasında yükselen bu irfan yurdunu gezip göremedik. Fakat etrafa şöyle bir bakış, henüz bir senelik ömrü olan müessesenin ne canlı ve ne mutlu bir çahşma kaynağı olduğunu anlamağa kâfi geldi. Ağaclar ve bağlar dikiliyor, çiçek bahçeleri yapılıyor, yemiş bahçeleri hazırlanıyor, tarlalar sürülüyordu. O zaman bir kaç dakika şöyle bir gö* attığım bu Kepirtepe köy enslitüsünü, diğer arkadaşlarile beraber, Maarif Vekaletinin bastirdığı güzel kitabda görüyorum. Bir sene içinde 14 enstitü açılmıştır. Bu müesseselerin vazifesi köy okuluna köylünün içinden öğretmen ve köyde geçer iş unsurlan yetiştirmektir. Tahsil müddetleri en az beş sene olan bu köy enstitüleri, güzide Maanf Vekilimizle kıymetli arkadaşlannın takdir ve iftihara değer gayretleri sayesinde, harb içinde geçen bir senelik kısa ömüılerine rağmen, büyük muvaffakiyetler elde e(mişlerdir. Enstirülerde kız ve erkek 6000 talebe okuyor; 12 büyük yatakhane, 38 dershancli 19 büyük okul, aralarında 500 kişilikleri de bulunan 9 yemekhane, 18 aileye mahsus 12 öğretmen evi, 9 ahır ve tavla, bir o kadar depo inşa edilmiştir. 4600 dönüm yer sürülmüş; 2S.OO0 fidan dikilmiş, 820 dönüm sebze bahçcsi, 280 dönüm bağ yapılmıştır. Talebenin elbiseleri, çamaşırlan ve yatak takunları kendileri tarafından dikilmiştir. Bir facia Bir karı koca kuyuda boğuldular Mecidiye köyünde 24 numaralı evin bahçıvanı ile karısı dün bahçedeki büyük kuyuya düşerek boğulmuşlardır. Hâdise hakkında aldığımız malumata nazaran, bahçıvanın karısı evi yıkamak için kuyudan su çekerken muvazenesini kaybederek kuyuya düşmüştür. Çocuğunun bağırması üzerine kuyu başma koşan bahçıvan, karısını kurtarmak istemiş, fakat heyecanından kendisi de kuyuya düşmüştür. Bahçıvanla karısı kuyuda boğulmuşlardır. Hâdiseye müddeiumumî muavinlerinden Kemal vazıyed etmiştir. Hükumet tabibi Enver Karan boğulanların defnine ruhsat vermiştir. Bir cinayet Bir adam sokakta karısını öldürdü Dün Fatihte Gelenbevi mektebi önünde bir kadın kendi kocası tarafından bıçakla öldürülmüştür. Mezbahada kesici olan katil, bir müddettenberi şüphelendiği karısını dün bir arkadaşile birlikte sokakta göıünce, bunlan takib etmiş ve Gelenbevi mektebi önünde karısına hücum ederek, onu bıçakla göğsünden yarahyarak katletmiştir. Hâdiseye müddeiumumî muavinlerinden Hilmi Davaz vazıyed etmiştir. Hükumet tabibi Enver Karan, kıskanclık yüzünden kocası tarafından öldürülen kadının cesedinin defnine müsaade etmiştir. Katil tevkif edilmiştir. Ekmekçller Cemiyeti reisi Ahmed Rıza da bunun bütün fırıncılara teşmil t dilemiyeceğini, bu unlarm kimler tara. fından satılmış ise meydana çıkarılması. nı kendilerinin de arzu ettiklerini söj'lemiştir. Fazla ekmek almış bazı kimseler bilhassa bazı ekmek bayileri de bunlan MÜTEFERRIK bakkallara vererek elden çıkarmağa kalkışmışlardır. Bu suretle bakkal dükkânlarında da fazla ekmeğe tesadüf e. Maliye Vekili geldi Maliye Vekili Fuad Ağralı şehrimize dilmiştir. gelmiştir. Yarın Ankaraya dönecektir. 600 beyanname verildi ADL1YEDE Ne var, ne yok! Be akılsız Ne var, ne yok! Amerikadaki gibi bizde de istatistik merakı olsa en çok tekrarlanan sözlerin başmda muhakkak şu cümle gelir: Ne var ne yok!.. Her birimiz, günde beş on defa bu suali gayrişuurî olarak tekrarlar ve yüzde doksan daima: Güzellik! cevabını alırız... Doğrusunu söylemek lâzımgelirse böyle suale verilebilecek yegâne cevab budur. Çünkü; sırasına göre kimi yerde güzellik var, kimi yerde yoktur. Sulh ve sükun olan yerler için (ne var?) ın cevabı (güzellik) olduğu gibi, harb ate$i yanmakta olan yerlerde de (ne yok!) sualinin cevabını gene (güzellik) teşkil edebilir. Hulâsa bir lâstikli cevabdır. Amma bu cevabı alanlar bu suali cevab almak için değil söz söylemiş olmak için sorarlar. Münasebetsiz Mehmed Efendi merhumun, Sultan Mahmuda: Zurna çalar mısmız? sualinden sonra: Kulunuz da çabnam, pederim merhum da çalmazdı... demesi üzerine Sultan Mahmudun gazabla sorduğu: Ne münasebet? Bunu ne diye bana söylüyorsun? Sualine de: Lâf olsun diye söyledim efendim! cevabını verdiği gibi. Bu suali sorup geçenlere diyeceğimiz yok. Lâkin bunların arasmda bazısı var ki: Güzellik! cevabile iktifa etmez de ısrar eder. Canım! Siz gazetecisiniz! Duyarsınız, söyle bakalım ne var ne yok?. Gel de anlat ki; olan biteni en son duyan, duyulana en son inanan gazetecilerdir. Bu gibi sorgularla karşılaştığım zaman daima Nasreddin Hocanm, bindiği dalı keserken görüp de kendisini ıkaza çahşan hayır sahibini daldan düştükten sonra yakalayıp kerametine müracaat etmesi hatırıma gelir. Lâkin kimseye açamarn. Zira kimisi: İllâllah bu fıkralardan! der. Kimisi yalan dediğimi zanneder, kimi de cehaletime verir. Elli sene evvelki İstanbullu şairlerden deli Hakkı Bey isminde pek çehre züğürtü bir adam varmış. Lâkin şair Nef'i edasında çok kuvvetli şiirleri varmış. Bir gün bu adam kahvenin birinde otururken yanıbaşındaki masada iki müşteriden birinin ötekine: Yahu! Şu adama bak! Amma çirkin! Allah karısının yardımcısı olsun! Dediğini işitmiş ve hemen cevab vermiş: Efendiler! Siz karımı görseniz ba herif! Yazan BURHAN FELEK na ağlarsınız!.. Halden anlayan beri gelsin! Her meslek sahibinin mesleğinin mihnetlerinden az çok şikâyet etmesi bir cilve olarak âdet haline gelmiştir. Lâkin bizimki mi?« Dostlar başından ırak!.. Meslek değil, kalb hastalığı. Elbettem isterim... Oyleysan yeç kayığın başına! demiş ve ağayı başa geçirdikten sonra kayığın koltuk ipini omzuna verip: Şimdi kuvvetli çekmeye bak! diye tenbih etmiş. Haremağası kayığın oturak tahtasına bağlı koltuk ipini omuzlayıp yüzü kayığın ilerisine doğru çekmeye başlar. Bu sırada kayığın denizi yardığını gördükçe hızlı gittiğini sanarak: Be akılsız herif! Bunu neden evvelden akıi etmedin de şabuk gitmedik? diye sormuş. Yahudi de: Sizi yormamak için Ağaefendi! cevabını verır. Şimdi bu fıkrayı bilen haremağaları yahudileri sever mi? Son vergi kanunlan mucibince ali Kasa hırsızı bekçinin kadar tüccarlar tarafından Defterdarlığa 600 beyanname verilmiştir. Bu bemuhakemesi yannamelerin tasnifine yarından iti Bir müddet evvel Sultanhamamında baren başlanarak vergi farklan tahsil bir kasa soygunculuğ^ olmuştu. Menaedilecektir. şe hanı odabaşısı Yusuf, metresi Aliye, Bu, bir senelik gayret, fevkalâde ümidBina vergisi zammı kahveci Aziz ve kansı Fatma, Muizin Belediye Muhasebe müdürlüğü bina yazıhanesindeki kasayı bir pazar günü lidir. Artık, nüfusumazun yüzde 81 inj vergisine yapılan zammı. tahsil şube kırarak içinde bin küsur lirayı çalmış (cşkil eden köylünün hakikî kalkınmasının sağlam temeli atılmıştır. lerine bildirmiştir. Vergi, aybaşından lardı. itibaren akarlarda buhran vergisinin Pazartesi günü yazahanesine gelir gelüçte biri, ikametgâhlarda gene buhran mez soyulduğunu gören Muiz, zabıtaya vergisinin altıda biri nispetinde mü müracaat etmiş, zabıta derhal tahki dafaa vergisi ilâvesile tahsil edilecektir. kata başîamış ve kısa bir müddet zar Halic idaresinin tasfiyesi Be akılsız herif! Yahudiiere karşı dünyada bir umumî iııfial var. Bazı memleketler de de hayli büyüdiı... Sebebini uzun uzadı tahlil etmek istemem. Çünkü bu, zannedildiği kadar basit ve sathî de. ğildir. Lehinde, aleyhinde bir sürü unsurları havi bir dünya meselesidir. Yalnız göze çarpan şudur ki; bütün bu hareketlerde, yahudilerin, işgüzarlık, çalışkanlık, zekâ, girginlik, zenginlik, kanaatkârlık, hilekârhk, sıkılmazlık gibi bir takım meziyet ve kusurlarmın diğer milletler üzerindeki aksiameli büyük mikyasta hissedardır. Ne ise bize orası lâzım değil. Dün bir ssndalla yemişten Karaköye geçerken biraz aheste kürek çeken sandalcıya: Biraz daha kuvvetli alsana! Pek ağır gidiyoruz. dedim. Bana şu cevabı verdi: Efendi! Denize bakarsan hızlı gideriz... Ve onun bu cevabı üzerine hatırladım. İşte size bir yahudi fıkrası: Bir haremağası Üsküdardan veya Kuzguncuktan Beşiktaşa geçmek üzere bir kayığa binmiş... Kayıkçı da bir ihtiyar yahudi. (Eskiden yahudi kayıkçılar vardı) Karşıya geçmek için bir müddet Aııadolu sahilmi takib ederek akmtı >nıkarı çıkmak lâzımdır. Başka türlü Boğaz geçilemez, sonra insan akmtı ile Kızkulesi açıklarına düşer. Bunu bilen yahudi başîamış kıyıyı takib ederek Boğaz yukarı kürek çekmeğe... Kendisi ihtiyar, akmtı da kuvvetîi olduğu için kayık pek yavaş yürüyormuş. Haremağası bir müddet baktıktan sonra: Hızlı çeksene herif! diye elindeki bastonla bir tane yapıştırmış... Yahudi: Çekiyoruz ya! diye cevab vermiş... Lâkin acele işi olan haremağası tekrar: Herif şabuk ol! diye bir daha indirmiş... Yahudi bakmış ki: Beşiktaşa kadar hayli sopa yiyecek. Cevab vermiş: Ağaefendi! Çabuk yidelum istiyorsun? B. FELEK Halic idaresinin Münakalât Vekâletine devri hakkındaki kanunun bugünlerde Büyük Millet Meclisinde müza kere edilmek üzere olduğu anlaşıldığından Belediye, muvakkat idarenin tas fiyesi için bir heyet tpşkil etmiştir. Bu heyet bugünlerde vazifesine başlıya caktır. fmda failleri meydana çıkararak Adliyeye teslim etmişti. Sorguyu müteakıb tevkif edilen maznunların asliye üçüncü cezada mevkufen muhâkemeleri başlamıştı. Dünkü celsede tahkikat evrakı okunmuş, maznunlardan bazı şeyler sorul muş, âmme şahidlerinin celbi için muhakeme başka bir güne talik edilmiştir. V1LÂYETTE Hususî otomobiller işliyecek mi? Ankaradan gelen bir haberde hususî otomobillerin işlemesine müsaade edileceği bildirilmektedir. Fakat henüz İstanbul Vilâyetine bu hususta bir tebligat yapılmamıştır. O hatıralı akşamın sabahında, kız, kıyısmdan kaçabildiği değil de, ucundan kurtarıldığı uçurumun dehşetini bütün vuzuhile kavTamış; bir zâf dakikaanın ürpertisile aylarca hasta yatmıştır. Birbirine bağlanan hâdiseler, uzun yılların kazandırdığı tecrübeler gene kadına sevdiği erkeğin değerini ve o büyük fedakârlığını tam ölçüde tanıtmışlardır. Artık bütün huzurunu, refahuu ve kızmın karşısında varlığıru saran her duyguyu kime borclu olduğunu müdriktir. Aziz romancı, tam yirmi yıl oluyor. Gene böyle bir bahar akşamı idi. O gün bekâr bir erkeğin özenle süslenmiş odasını yaldızlayan akşam güneşi, şimdi nefis bir gene kızın kumral başı üstünde titremektedir. Dün gece bu gene kızı babası ilk defa bir toplantıya götürdü. Orada çok beğenilen, hâlâ varlığına aşkı ve heyecanlan çekebilen kır saçlı bir erkek onunla konuştu, dansetti ve annesinin gözlerine benziyen siyah gözlerine bakarak: «Bu gözler bana hiç de yabancı gelmiyor. Sizi mutlak bir kere daha görmüş olmalıyım. Ama ne zaman ve nerede?...» diye farkmda olmadan eski bir hatıraya dokundu. Kız toplantıdan dönünce saadetle, heyecanla annesinin göğsüne ahlarafc meşhur romancmm kendisile nasıl meşgul olduğunu anlattı. Anne de uyanan genclik hatıralarına gülümsiyerek, ayni erkeğin uzak bir mazide kalan fedakârlığmı düşündü ve onu bir kere daha takdis etti...» *** Kır saçlı romancı önünde sıralanan uçuk san renkli ince uzun kâğıdlara baktı, baktı. Dudaklarından hüzünlü bir tebessüm uçtu. İçini görmek istermiş gibi gözlerini yumdu. Yirmi yıllık bir sükuttan sonra kendisini bulan bu satırlarda yalnız bir kadınm, yalnız yılların arkasında kalan o nefis esmer kızın hikâyesi de saklı idl?.M «Hep siz yazıyorsunuz. Bırakm da buS = KUçük hikâye gün kalemi elime ben alayım ve hayatımm hikâyesini bugün de ben yazayım. Bu, sizinkiler gibi muhayyile kuvvetile renkli, cazib, saran ve düşündüren bir şey olacak değil şüphesiz. Kırık dökük MUkerrem Kamil Su = i bir ifade ile, işlenmemiş bir kalemle orlamıştı. Nereden geldiği belli olmıyan bir linde tanrılaştığı adamın gündelik hevestaya basit bir şey çıkacak. Değersiziiğini müzik de vardı. Yüreğine ürpertiler veler peşinde koşan, alelâde bir çapkuı teherkesten önce ben kabul etmiş bulunuyorum. Fakat olsun. Bu benim hikâyem ren ilâhî bir kadın sesi, bir aşk ve davet lâkki edilmesine katlanamıyordu. Onun kadm ve aşk hakkındaki garib düşünüşdir, gözümde dünyalara değişilmez bir şarkısı okumakta idi. Kızm dağmık siyah saçları ve bu lerini okudu. Binbir kalbi tüketebilecek kıymeti vardır. saçlarm arasından sızan koku bu hari heyecanların onun bir tek kalbi ne nasıl Bundan tam yirmi yıl evvel değişik kulâde nefis dekor içinde gene adamm olup da sığabildiklerine şaştı ve bir gün tipli iki gene kız vardı. Biri esmer, diğeri sinirlerini tutuşturdu. Göğsü üstünde mecbur olduğu için o da evlendi. sarışmdı. İkisi de bir öğretmene çılgmÇok gene yaşta ve eşine az raslanır bir çarpan taze kalbin sesine daha fazla muca bağlanmışlardı. O zeki, yakışıklı, rokavemet edemedi. Gözleri ve bütün var kudretle sevdiği için yüreğinin en nadimanlarile şöhret yapmış bir adamdı. Elığı yanmağa başladı. Kızın bir kor gibi de duyguları çoktan yanıp kül olmuşserleri bilhassa kadmlar arasmda kapışıyanan bakışları karşısında titredi, tu lardı. Lâkin kocasına hürmet ve itaat lıyor; ismi etrafında genclik hayranlıkla etmeği bildi. Yuvasuıa bir çiçek gibi tuştu. toplamyordu. Mekteb dışındaki hayatına Küçük kız sapmdan koparılan bir çi baktı. Anne olunca yavrusunu derin aid bir çok şey ağızdan ağıza dolaşıyor; şefkatile sardı. Bu kadmı değerli bir hamaceralarından, evine koşan kadınlar çek gibi dizlerinin dibine yuvarlandı. yat arkadaşı, olgun bir ana olarak sedan, uğrunda çılgmhklar yapan gene Bu defa gözlerindeki yaşlarm ve göğsülâmladılar. Fakat onun kalbinin bir parnün içindeki çarpıntmın manası başka kızlardan bahsediliyordu. çası, daha doğrusu kalbinin yarısı ötekiFakat bu iki kız ondan bir şey bek idi. Narin boynunu bükerek: «Bana kıy ni sevmekte devam etti. mayınız. Öldürünüz beni, bu daha iyL..» lemiyorlardı. Onu erişilmez bir mahluk Bugün ki, o bahar akşamının üstüngibi seviyor; bu ümidsiz aşka taze yü diye feryad etti. den tam yirmi yü geçmiştir. O günkü reklerinin bütün ateşile koşuyorlardı. Muhal bir aşkın alevi içinde harekettecrübesiz çocuk, o günkü çılgm, âşık Mekteb bittikten sonra erkek kızların lerinin msicammı kaybeden kızın segene kız bugün ağırbaşlı bir zevce, yavsarışınını seçti. Ona ismini ve elini ver sinde, erkeği öldüren bir acılık olmalıyrusuna kanad geren bir anadır. Zaman di. Evlenecekleri sırada esmer kız tec dı ki, tutuşan ihtirasmı yenmeği bildi ve ve hâdiseler o aşkın alevini rüzgârlaya rübesiz kalbinin çılgm buhranları ve kız dudakları üstünde ebediyen duyacarüzgârlaya nihayet söndürmeğe muvafkatlanılmaz ıstırabları içinde bir akşam ğı o harikulâde ateşle kıvranarak, eriyefak olmuşlardır. Hayat hükmünü verona koşru. Bütün aşkı, bütün ıstırabile... rek, ölümlerden sonra bile onu unutmımiş; romantik ruhlu kız realite içinde Kıskanclık gözlerini örtmüş, iradesi kül yacağını tekrar ede ede evden uzaklaştı. eriyip kaybolmuştur. olmuştu. Kendisini sevdiği erkeğin göğGünler, aylar ve yıllar geçti. Ötekiler Fakat bütün o nefis heyecanlar tükesüne attığı dakikada bütün tehlikeleri evlenmişlerdi. Önce mes'ud olmuşlardı. nebilir; dökülen gözyaşlanna ve yıllargöze almış bulunuyordu. Hâlâ bu memnu aşka bağlı kalan kız, ca çekilen ıstıraba son verilmiş olabilir. Ağlayor, isteğini açığa vurmağa cesa onlarm saadetleri karşısında içten içe Ama unutulamıyan ve asla unutulmıyareti olmıyan çocuklar gibi çırpmıyordu. sarsılarak ömrünün hüzünlerle dolan cak olan birşey vardır ki, o büyük aşkın Erkek bir büyük aşkın alevine düşen güzel mevsimini geçirmekte idi. Bir gün can verdiği bu uzun yıllar arkasında küçük kızı önce şefkatle ğöğsüne bas ayrıldıklarını duydu ve asla ümide, ha onu anmamak haksızlık olur. Bu, o batırmış; yumuşak bir sesle nasihatlere yale kapılmadan sevdiği erkeğin çektiği har akşamının sarhoş eden renkleri, başlamıştı. Fakat mevsim bahardı. Ak ni vehmettiği acılarını kendi yüreciğin ışıkları, kokuları içinde kendisini kucaşam güneşi zarif yastıklarla süslü divanı de duydu. ğına atan, en büyük tehlikeye kendi benek benek yaldızlamış; açık pencereVe bir gün onun vefasızlıklarmı, kalb ayağile düşen kızm şerefine kıymıyan, lerden odaya gönül sarhoşluğuna tutu sizliklerini, deli gönlünün kararaızhkla temizliğine gölge düşürmiyen erkeğin lanları çıldırtan bir koku dolmağa bas ruıı. bütün maceralarıru öerendi. Haya iradesi ve karakteridir... Onların hikâyesi

Bu sayıdan diğer sayfalar: