24 Temmuz 1935 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 10

24 Temmuz 1935 tarihli Haber Gazetesi Sayfa 10
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

10 RM I Vahşi hayvanlar arasında ve Afrikanın batta girmemiş ormanla- rında geçen aşk ve kahramanlık. heyecan. esrar we tetkik romanı nVo: g; mamm Yazan: Rıza Şekib tamma Ebululâ Abdülazize karşa or- manında Ormanın kızını nasıl ele geçirdiklerini anlatıyor: “ Taliimiz yardım etti,, diyordu — Bunu bize bir yaralı fil gös. texdi. Fakat kendimiz, gideceği - mize de pişman olmuştuk. Bir fil ve aslan hücumuna uğradık ki sor- mayın.. Bundan yakamızı nasıl kurtarabildiğimize ben hayret e- diyorum. Doğrusu Abdülâzizle E- bululâ çok akıllı.. Hem kurtulduk; hem de ormanın kızı denilen genç kızı yakaladık.. — Ormanın kızı da kim? — Ebululânın söylediğine göre. | bu aslanlı adamın kız timiş.. — Garip.. — Bu kız tam yüzden fazla fil- Te fil mezarlığında bizi sıkıştırdı. Abdülâziz, içeriye hücum eden aslanını öldürdükten sonra fillerin hücumuna uğradık. Kız da fillerle beraberdi. Abdülâzizle arkadaşları, esirin anlatmaya başladığı hikâyeyi iyi- ce dinlemek için kulak kesilmiş- lerdi. Fakat tam bu sirada kulü- benin kapısı açıldı. Bu Ebululâ i- di. Kapı önünde yüksek sesle ko- nuşulmasından rahatsız olmuştu. — Cabir, dedi, konuşacaksan bari biraz uzaklaş da sesin bizi ra- Ebululâ bunu söylerken gözüne Abdülâziz ilişmişti. — Nasılsın Abdülâziz. Affeder. sin.. Cabirle senin konuştuğunu bilseydim, ses çıkarmazdım. Ne var, ne yok? — Bizde ne olacak, hiç! Ada. mından bütün olanların tizde bu- lunduğunu öğrendim. Hikâyeyi senin ağzından dinlemek — ister- ku içindeyim.. Zannediyorum ki, neredeyse Karşa örmanının bütün vahşi hayvanları peşimize takılıp buraya kadar gelecekler.. Bir kı- zın bu kadar vahşi hayvana söz dinletebilmiş olmasına parmak - sırıyorum. Tabil kimden bahsetti. ğimi anladınız?.. Abdülâziz Ebululünın bu sözü- ne cevap vermemişti. Bundan, Cabjrin genç kızdan bahsetmediğine hükmederek: — Size Cabir, ormanda yaka. Jadığımız genç kızdan bahsetmedi mi? diye sordu. K — Evet, evet söyledi. Kimden bahsettiğini anladık. Devam et.: Ebululâ, kapının önündeki üç a- yaklı yerli saldalyelerinden birini altına çekti: — Ba kızı nâsıl yakaladığımız baş hbaşına bir hikâyedir; dedi. İn - sana anlatması bile heyecan veri- yor. Abdülâziz: — Hikâyene başlamadan cevap ver, şimdi bu kaz nerede? — Burada.. Tam on faruk vu: hafaza altma aldı. Görseniz ne güçlü kuvvetli, ne bir kız.. İnsanın böyle bir — Kendisi öyle söylüyor ve da- ha ileri giderek kendisini serbest bırakmazsak Karşanın bütün vah- şi hayvanlarının hücumuna uğrı - yacğımızı ve er geç kendisini ser- best bırakmak mecburiyetinde ka- lacağımızı söylüyor. Fakat size bir şey söyleyim Mi? Bu kızı orman - dan çekip çıkarmış olmakla bü - yük bir günaha girdiğimize kani- im. Bu genç kız ormandan başka bir yerde yaşıyamaz. Bunu Abdül- âzize anlatamadım. Zavallı kızı bağırta çağırta yakalayıp buraya getirdi. Ama, Karşnın, Karşa ayni zamanda genç kızın adıdır, söyle diklerinin olacağına inanmıyo - rum. Fillerin elinden kurtarınca - ya kadar akla karayı seçtik. Tali- imizin de yardım ettiğini söyleme mizlâzım. Genç kızm ufak bir gafletinden istifade ettik, fillerin büyük bir kısmı çekilip gitmişti. Abdülâziz Ebululânm sözünü kesti: — Sen hikâyenin ortasından başladın Ebululâ.. Şunu başından anlat da dinliyelim. — Çok uzun sürer Kısaca anlat. — Dinleyin.. Buradan ayrıldığı- mızın üçüncü günü Karşa ormanı: na vardık Tehlikeli bir yerdi. Fa - kat, daha evvel rastladığımız Ni - yam Niyamlılar, artık Karşa or - manında korkulacak bir şey kal- madığını, elimizi kolumuzu sal; - lıyârak dolaşabileceğimizi söyle - diler.. | Biz de Bica köyünden kâfi mik- tarda hamal aldıktan sonra orma na' daldık. llk saatlerde önümüze çıkan üç metre boyunda bir yılanı HABER — Akşam Tostası A!ıkkıbıcıiâîn dertleri — KIZİ Derilere de narh 24 TEMMUZ — 1935 konamaz mı? ölçü meselesi esnafı zarara sokuyor Son samanlarda ayakkabı ya - pan ayakkabıcı esnafı arasında derilerin pahalılaşması, ve yeni ölçüler üzerine kıtaca küçülme- sinden dolayı büyük bir hoşnut - suzluk vardır. Çemberlitaşta, Tavukpazarın- da Arnavut hanında bir kundura- cı atelyesi işleten Faik usta, esna- fın bu derdini şu şekilde anlattı: — Eskiden derileri ayak hesa- bı üzerinden alırdık. Hâlâ Avru- padan gelen deriler böyledir- Hal- buki yeni metre kanunundan son: ra bizde deriler desimetre hesabı üzerinden satılmağa başladı. Derilerin üzerindeki ayak öl çüleri yerine 38, 40, 42 gibi rakam- lar konuyor, Fakat bu deriler her nedense eski derilerden daha ufak.. Bunun üzerine Faik, cilâlamak | ta olduğu ayakkabıları bıraktı Yandaki dolaptan iki deri çıkar. dı. Bunlardan siyah renklisi Av rupa, sarı renklisi yerli malr idi. Siyah derinin içinde 4 1/2, sarı de- rinin içinde de 42 rakamı vardı- Bunları üstüste koydu. Siyah de- ri yan taraflarından ve aşağıdan dörder parmak kadar daha büyük. U — İşte görüyorsunuz! dedi. Av- rupa derisi yerli deriden daha bü- yük.. Buna rağmen toptancı lüc- carlardan her iki deriyi ayni fiata alıyorum. Çünkü bir ayağın kaç desimetre, ve desimetre üzerinden hesaplanan bir derinin kaç ayak ettiğini bilmiyoruz. Sonra üzerinde müsavi rakam:- — Umumiyetle bütün makineleri birbirine benzer. Cins, hassasiyet ve dayanıklık noktala- FAKA lar olduğu hald bile deriler birbi-| rine müsavi büyüklükte olmuyor. Nasıl diyeyim? Hesaplar karış tı. Biz de şaşırdık kaldık. Ölçü memurlarının kiloları, metreleri teftiş ettikleri gibi, Yedikuledeki fabrikalara giderek bu derilerin! üzerine vurulan takamların deri- lerin büyüklüğüne uyup oymadık larınr da kontrol etmeleri lâzım- dır. Bize 42 numaralı, yani desimet relik bir derinin, dört buçuk ayak- lık bir deriden daha büyük olaca: ğını söylemişlerdi. Nerede? Ha: lep orada ise arşın burada, gelip ölçsünler.. Bundan başka bir derdimiz de kösele fiatlarındadır. Piyasada mevsim icabı, yahut başka bir'se- bepten dolayı ufak bir hareket ol. du mu, ayakkabılar biraz fazla sa- tılmağa başladı mıydı, tüccarlar elbirliği ile hemen fiatları yüksel- tiyorlar. Bir hafta evvel ayağımı 50 kı.ı;uıı aldığımız deri ,hemen 65 kuruş oluyor. Köselenin fiatı da kilo başına 20—25 kuruş artı- yor. ma ee Deri tüccarlarr bu şekilde fi. atlarını yükseltirlerken bir taraf- tan da ayakkabı piyasası mütema- diyen düşmektedir. Bu suretle ne olursa bize oluyor.. Ayakkabılar ucuzladıkça ayakkabı satan dük- kânlar ayakkabıları bizden daha ucuza alıyorlar: Halbuki deri fi- atlarının yükselmesinden dolayı ayakkabılar bize daha pahalıya maloluyor. Bu suretle ortada'biz eziliyoruz. fooğraf Hani şimdiki halde bir ekmek paramızı çıkarabiliyoruz. Bu va. ziyet böyle devam edecek olursa a- teyelerimizi kapatacağız. Faik ustanın sözleri burada bit. ti.. Balkanların en güzel ayakka- bılarını yapan Türk işçisinin bu derdi, dikkatle dinlenmeğe, ve ü- Vzerinde incelemeler yapmağa de- ğer. Bunlarım istikbali birkaç deri tüccarının ve fabrikatörünün iste- ,gine'brrakılmamalıdır. Belediye nasıl her hafta ekmeğe narh ko- Yyuyor, hiç bir fırınerya bu narhtan üstün fiatla ekmek sattırmıyorsa, Ekonomi Bakanlığı da bu gibi mü- esseseleri kontrol altında bulun: durmalı, her sene, veya altı ayda bir tespit edeceği fiattan üstün o- larak deri ve kösele sattırmamalı- dır. İç piyasada deri fatlarının bir hafta içinde yüzde yirmi, — yirmi beş nisbetinde yükselip alçalma- sına imkân yoktur. Deri meyva de- ğil ki bir günde çürüsün veya kıy- metini kaybetsin.. İstanbulun se- nelik deri ihtiyacı taayyün etmiş bir rakamdır. Ham deriler de sene başlarında köylüden veya Avrupa piyasalarından muayyen bir ücret ymukabilinde satın almır. Bunun işlenmesi masrafr da hep aynidir: Netice itibariyle tüccar da her za- man fabrikatörden muayyen bir fiattan satın alır. Bu vaziyet karşisında deposun- da yığılı duran kösele ve deri fi- atlarını keyfince zırt zırt aşağı yukarı indirerek zavallı işçileri zarara sokmak doğru bir hareket değildir. — , Yukarda dediğim gibi Balkan- ların en iyi kunduralarını yapan Türk ayakkabıcı esnafınm dertle- ri gözönüne alınmağa değer. U- nutmamalı ki bu birkaç bin esna- fın arkasında beş on misli kalaba- öldürmekten başka bir fevkalâde- rından müsavi değildir. lık bir dö'üllüleri vardır... likle karşılaşmadık. Paranızı niçin beyhude yere sokağa atacaksınız. Aldanmayınız, M. $ Ertesi günü öğleye doğru Tan - muhayese ediniz, ve $ va denilen orman ortasındaki mey n .ğî:np BÜ danlığıa vardığımız zaman, önden « & “ en iki iki buçuk sene ev- giden hamalların durakladıkları A Film Fotoğraf | v Dördüncü Vakıf ee y mı, önde tek başına oldukça genç m =w. ı;_ ı:do mE: öi bir filin bulunduğunu öğrendik. CABA A Ahdültatı, SiĞELEe söağen ge - SİNEMA şiveler ailesi arıyor lâtfen adresle çirdikten sonra hemen atıldı. Ben n ş ” DER Ç & rini gaki iz idaresine bildirsin: de peşini bırakmadım. Hamalları Markalı mıkınd=myü|::k mezi yetlerini kendiniz dar. ( m'm) idarei geride bıraktığımız zaman fil - ede ceksiniz. Ş < hakika önde bir filin — otladığını Bütün yenilikleri çıkaran, dünya- : görmüştük. nın en büyük ve en meşhur yedâ- » < iktısat Vekâleti Abdülâziz, eskiden beri, timsah Ş je fabrikası “Zeis « Ikon,, dır. AÇT U.MA S- $ h ıııı=—ı taraflarında bir filler me- () : İLAN zarı bulunduğunu işitirmiş. Bana: ; e İç ticaret umum mı — Bau fili aldığı yaradan birkaç | B :;ıy::sgd'îvğr; yi — 30 ikinelleşrin 1540 tarihli ka - saat sonra ölecek tarzda yaralar - A he , AR”, nun hükümlerine göre tesçil edilmiş sak belki filler mezarını ele ge -l ! “İKONTA” ve telemetreli “SU. ;ı_ ecnebi grcn:î.:ju;rg“azuğt çirebiliriz, dedi. PER IKONTA-?” makineleri satışa re müveğeullii şirketin HNNDİZeKi — Buralarda böyle bir yerin çıkarılmıştır. muamelâtini tatil ettiğini mevcut olduğunu biliyor musun? bildirmiş ve lâzım gelen muamelenin dedim. e itsemiştir. Keyfiyet .uı . — Bilmiyorum ama, işittim, di- Y lân olııır.';î'nuüıı 935, n yecevap verdi. eni çıkan “Pernoksfilm” 8;”' Resmi mühür Bunda düşünetek bir şey yok - ner, emsalinden J"':ü_ seridir . T- C. Iktısat Vekâleti tu,'hayvanı birkaç saat sonra öl -| Sür'at ve cinsiyle hiç bir benzeri Ticaret işleri umum müdürlüğü dürecek bir yerinden yaralayabil - kıyas edilemez. İmza M(V 'No.'aos) seydik, bu mezar olsa da olmasa K Ğ - da bir tecrübe yapmış olacaktık. î:*:::f_;::mw satan dükkân. — Haydi, dedim yaralayabilir: sen yarala! Bir tecrübe etmiş olu - Katalag: Beyöğlu pöita latisu, ROSEMAİL ruz, dedim. | B DSN (Devamı var) | KA S

Bu sayıdan diğer sayfalar: