20 Ağustos 1936 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 8

20 Ağustos 1936 tarihli Haber Gazetesi Sayfa 8
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Esire& yahudi Samanon bu müddet zarfında şaşılacak derecede çökmüştü | — Buny arzedeyim büyük han. De- min size maseramı anlatırken bir kah ramanın Hayatımı kurtarmış olduğun Böylemiştim. — Evet! " — İşle bu kahraman vasıtasile . — Kim bu adam? — Bir Türk. İzmi Aykut? Hulâgü birdenbire ayağa fırladı: — Aykut mü? — Evet. Ben bu delikanlının yüzünü asla görmedim, Fakat beni tedavi eden ihtiyar kadın çok güzel ve çok yeğit| bir kahran olduğunu söyledi. Şunu da haber vereyim ki bu genç, kızmıza çılgınca aşık. Çok seviyor. Ve onun için kendi hayatını tehlikeye koymak- tan katiyen çekinmiyor, . 'Ta Kara Kurumdanberi binbir me- gakkat ve binbir - güçlükle kızınızın izini takip ediyordu. Onu - muhakkak surette halife denilen canavarın elin- den kurtarabileceğine emindi, Hatta benim Bağdattan sizi bulmak için ayrıldığım gece delice bir cüret göstererek hülifenin koğa sâarayma hücum etmeğe karar vermiş bulumu- yordu. Ne yapıp yapıp'canı gibi sev-| diği kızınızı kurtaracağını söyliyordu.| İşte ben bu delikanlıdan halifeye satmak üzere çelirdiğim kızın Sizin kızmız olduğunu öğrendim. İçeri girer girmez: ze telim etmiş olduğum şu ih- tiyar yahudiyi buraya getirin! diye emretti: Esirci Reşit sordu: akın bu ihtiyar yahudi. Hulâgü Reşidin sözlerini tamâmla- dı: — Evet, evet odur, Esirci Samanon. Aradan belki beş dakika geçti. Ne Hulâgü, ne de Regit tek kelime konuş- madılar. Beş dakika sonra uzaktan git- n ayak sesleri duyuldu. vuruldu. isini de dalgmlıkların- âgü oturduğu ge- ıktan kalktı, Reşidi e)inden tu- tarafta perde ile ayrılmış| sre götürdü. Onu orada bırak- tıktan sonra perdeyi kapattı: — Sen bursda dur. Gel deyinceye kadar dışarı çıkma! Ondan sonra geri dönerek yerine oturdu. Ve kapıya doğru: —t ! diye bağırdı 1 açıldı. İki levent muhafızm or- tasında olduğu halde esirci yahudi içe ri girdi. Hu — Bizi yalnız bırakın! emri üzerine iki muhafız bilyük hanı selâmladılar, rı çıktılar. v Samanon eskisine nisbetle şaşılacak kadar çökmüş ve ihtiyarlamıştı. İpiri kalan gözlerinde devamlı ve gittikçe artan bir korku İfadesi vardı. Elleri ve dizlerinin titreyişi uzaktan bile belli oluyordu. Hulâgü bir müddet onu sey- retti, Sonra dalgın bir şekilde sordu; — Ey anlat bakalım Samanon! Sana Iyi bakıyorlar mı7 Onlardan memnun musun? Yemeklerin vaktinde ve seni- doyuracak derecede veriliyor mu? Yat tığın yer yumuşak mı, sert mi? Samanon bir kadın sesi gibi incelen bir sesle cevap verdi: — Her geyim rahat büyük hakan! Higbir şeyden şikâyetim yok. Bana vor dikleri yemekler çok güzel, yattığım yer çok yumuşak. Çok memnun ve rahatım, Allah onlardan fazı olsun. — Paraların da emniyetli yerde ya? — Evet, evet. Onları yastığımın içi- ne diktim. Her gece uyumadan evvel muayene ediyorum. Orada duruyorlar. Hiç kimse ötemi berimi karıştırmıyor. — Demek hiçbir şeyden. şikâyetçi değilsin! — Bir şey var muhterem hakan bir nokta var, Konuşamıyorum. Hiç kimse bana tek kelime söylemiyor. Ve tek kelime de söyletmiyor. Konuşmayı unutacağımdan korkuyorum. Sonra tabiatile bir de hürriyet derdi var, Ne de olsa insan sarayda bile hapsedilse yine mahpustur. Muhterem ve ulu ha- kan. Behdenizi ne vakit serbest bira- kacaksınız? — O kadar üzülme Samanon. Ser- best kalacağın ve hlirriyete kavuşaca- ğm zaman yaklaşıyor. — Aman Allahım neler, ne güzel kelimeler işitiyorum. Bana hürriyet- ten, bana hürriyete kavuşacağım anla» rm yaklaştığndan bahsediliyor. O za- man, © zaman derhal her gece başımı koyduğum ve uyumadan önce paraları mın durup durmadığını muayene etti- ğim yastığımı dikiş yerinden sökece- Zim. Büyük hakanm bendelerine lüt- fetmiş oldukları 500 altıncığımı alıp gideceğim. Öyle zannediyorum ki, hâ- yır zannetmiyorum, eminim -ki beni Semerkande götürecek sağlam ve iyi- ce fakat ucuz bir eşeği kolaylıkla te- darik edebileceğim. O zaman aman ya- rabbi, ne saadet, ne saadet! Cüretimi affedin büyük bakan fa- kat benim için yaklaştığını vaadetti- giniz bu hürriyet anının ne zaman ola- cağını da sormâk cüretinde bulunabi- lir miyim? — Elbette, bu senin hakkmdır. Ve sen zannetmem ki benim adil bir in- san olduğumda şilphe edesin. — Katiyen! Katiyen! Dünyada si- zin kadar âdil bir fert tasavvur edemi- (Devamı var) ÇE (i (4 İTİ EEE ELLE ur.. Güle güle git. Namus- Ju kal! — Merak etme beyim, bundan sonra iniz kalınca, kalktı tek- sarktı, ocaklara baktı, bütün felâketin esası bun- eri geliyordu? şi anlaraslıyım.. Diye mırıldandı. si gün erkenden izin istedi. Şa- ile konuşmak için hapishaneye gitti, Bu ita onu uzun uzun İstintak eltmik istiyordu. Zavallı kadını manen son derece sar-| silmiş bulduz | © — Şadiye hamım size bazı şeyler sor- mak istiyorum. — Ne gibi efendim? — Belki kurtulmanıza yardımım ola- bilir! — Artık hiçbir ümidim kalmadı, Bu benim alnımın kara yazısı, ne olsa fay- da etmez. — Siz benim sorduklarıma cevap ve- rin.. Belki umulmadık bir netice çıkar Kadm içini çekti: — Allah büyük! İnceden inceye kadınm hayatını ele- di, taradı, araştırdı. Hastalığın başla- dığı zamanlar, bütün alâim her şey' her şey' dikkat edilince karbon gazile ze- hirlendiğini isbat ediyordu. — Evde yalnız siz mi bu şekilde ra- hatsızlandınız? — Evet! giirensi OP; 20 AĞUSTOS*«— 1996 se xAars5ıBirTURK Hatıralarını anlatan : EFDAS TALAT —162 — Yazan; İHSAN ARİ Maznunları ayrı birer odaya kapatarak dayak — Esat beye bu teminatından dolayı teşekkür ederim. Ve gene samimi bir surette polis mü düründen ayrıldık, Krokere döndük. KROKERDE DAYAK Kolenel daireye döner dönmez İngi- liz polisini öldürmekten suçlu © olarak tevkif edilmiş olan on bir maznunun is- ticvabma başladı. İsticvapta ben de ha- zır bulundum. Tabii hepsi inkâr ediyor- du, İnkâr etmekte de Ohakları vardı. Çünkü polis bir kişi tarafından öldürül müştü. Katil bunlardan (hangisi idi? Günahma girmeyeyim ama, bu on mâz- nunun içinde Mahmut isminde kısa boy lu, esmer bir genç vardı. (Şimdi Kadı- köy iskelesinde o bamaliık ediyor.) O her halile, — onu ben temizledim, diyor! du. Hattâ sözlerindeki Otenakuzlar bu vaziyeti zaman zaman (tamamlıyordu. Fakat hiç söyler miyim? İsticvap bitin- ce Ballar kızgın bir halde homurdandı: — Bu hınsırlar inkâr ediyor. Ne ya- pacağız? — Kumandanım. Herhalde katil bun- larm içinde değil. — Şimdi bunları serbest da olmaz, — Fakat, kabahatleri yoksa... — Yoksa, varsa keratalara birer te- miz dayak attır. Aktiları başlarma gel sin. Sonra, geceleri sarhoş olarak sokak larda gürültü ettiklerinden dolayı birer ay da hapse koysunlar... Bu garip hükmü adaleti yerine ge tirdim. Maznunları başçavuş O(Rayt)a teslim ettim. O da bunları © ayrı ayrı hücrelere kapattı. İki gardiyan alarak kenidlerine mükemmel bir dayak attı. Ben bittabi bu dayak faslına mani ola- madım. Sonra içlerinden bir tanesinin idamdan kurtulması bahasma hepsinin bir dayak yemelerinde de o kadar beis yoktu, bırakmak #TILAFÇILAR HIMAYE EDİLİYOR O gün öğleden sonra Ballar, kolonel Maksveli çağırttı. Geçen gün hazırlanan benim yazıhaneden aşırdığım listeyi ve- rerek şu emirleri verdi: — Bu listede isimleri yazılı kimsele- tir evlerini nezaret ve muhafaza altına aldırmız. Herhangi bir tecavüze karşı bizimle alâkadar olan bu şahıslar ve a- ileleri himaye edilecektir. Eğer içlerin- de vaziyetlerinden fazla endişe edenler bulunursa onlar da ailelerile birlikte bi- ze iltica edebilirler. Kendileri için üst katta daireler hazırlatacağım. — Kızlarmız? — Hamdolsun sıhhatları iyidir, — Birlikte mi yatardınız? — Hayır efendim, onlram odası üst katta, deniz tarafında, — Gündüzleri nerede otururdunuz? — Yazsa bahçede, kışı oturma oda- mız da o da denize karşıdır, fakat niçin bunlari soruyorsunuz beyefendi? Doktor cevap vermedi, o anlamak is- tediği meseleyi öğrenmişti. Teşekkür edip çıktı. Giderken hapishane müdürüne $or- du: — Nerdesiniz beyim, bu kadıncağız kurtulacağa benzer mi? — Zannetmem.. İşi fena gidiyor. Her kes aleyhinde.. Çocuğunu zeihrlediğine katiyetle inanılıyor. Sizin de raporunuz öyle demiyor mu? Naili beyin bacakları kesildi. Ses çı- karmadan sendeliyerek çıktı. Yolda bir sarhoş gibi yürüyordu. Şadiyeden aldığı tafsilât gecenin ha- disesile denk geliyordu. Demek ki al- danmıştı. Demek ki Şadiye bigünah olarak bir hata yüzünden hüküm yi- yordu. En büyük kabahat da kendinin di, Viodanımı dinlese bir dakika fevt etmeden gidip hâkimlere şüphesini an- Kolgnel bu emri tatbik etmek üzere gitti. Ballar o zaman bana, yukarı kat- ta beş altı odayı kabili iskân bir hale koydurmamı emretti. o Ben de yukarı katı tamamen boşalttım. Buradaki oda- lara karyolalar, yataklar, kömodinler, masalar çıkarttım. Bir iki saat sonra bu- rası ipitdaj bir otel halini almıştı. Ak- şama doğru meşhur! misafirlerimizden birkaçı daha gelerek daha evvej Kroke re yerleşmiş olan polis mektebi sabık i ü Galibe iltihak ettiler. Bu ge lenler pek tanınmış kimseler değildi. Fe kat halkça maruf olmamalarma rağmen halk düşmanlığını bütün şenaat ve de- naetlerile irtikâp etmekten çekinmemiş olan bu serserileri biz iyi tanıyorduk. Bunlar sirf küstahlıkları, (ihtirasları menfaatleri yüzünden birçok hanüman- lar söndürmüşlerdi. İçlerinde kibar â- lemine mensup, mirasyedi serseriler de vardı, Dahiliye nazırı Mehmet Alinin oğlu Kâmil de bunlardan biriydi, Bun- ların ilk davet üzerine koşarak Kroke- re gelmeleri hakikaten o korkularından değildi. Çünkü henüz halkta bir ihtilâl hareketi yoktu. Onlar bu iltica edişlerile İngilizlere yaptıkları büyük hizmetler- den'dolayı halk nazarında çok fena bir vaziyete düştüklerini, bu sebeple ağır bir tecavüze uğramaları muhtemel bu- Iunduğunu anlatmak, bu suretle İngiliz imparatorluğunun fedakâr birer hadimi olduklarını göstermek istiyorlardı. YUNAN MÜMESSİLİNİN BIR PALAVRASI İki gün mütezayit bir telâş ve heye- can içinde geçti. İşler o kadar fazlalaş- mıştı ki geceleri artk evime gidemiyor- düm. Gün geçtikçe İstanbulun havasın da parazitler çoğalıyordu. Düşman ve düşmanlarla beraber olanlar bir taraf- ta siniyor ve kâğ'senedir — ©saret ve mağlübiyetin, sefalet ve (o Ümitsizliğin içinde kıvranan millet yâvaş yavaş âya- ğa kalkıyordu. Bu inkilâptaki | şahane heyecanı yudum yudum tatmak İâzım- Büyük taarruzun onuncu günü artık kimsede ümit kalmamıştı. Ordumuzun durdurulacağı ve tekrat geri püskürtü- İeceği hakkındaki © tahminler de hapı yutmuştu. Yunan ordusunun belini doğrultamayacağım mahalle çocukları bile anlamıştı. İstanbulun Türk halkı sonsuz bir zafer neşvesi (o içinde daha büyük müjdeler bekliyordu. 'Türk ordu- su Atatürkün gösterdiği hedefe varmak üzere idi. Hakikat bir güneş gibi gözle- rimizde parlıyordu. Fakat muhitimizde latmaktı. Lâkin tereddüt ediyordu. O hayata yeni alılmıştı. Parasızdı. Kartsı genç ve süsü seven bir kadındı. Onun rahatmı temin etmek lâzımdı. Tam göh- ret bulurken yanlışlık yaptığı duyulur- sa mahvolmak ihtimali vardı. Artık hangi hasta gelir de onun kapısını ça- lar! Böyle mühim bir anda yanılmış doktora kim emniyet eder! Evde, odasma kapandi, Uzun uzun düşündü. Geç vakit bir hırstz gibi pen- be evden içeri girdi. Hava henüz karar mamıştı Şadiyenin odasından içeri gi- Ter girmez boğulur gibi oldu, başı dün- dü, hemen pencereye koştu açtı. Or- dan sonra iyice muayeneye başladı. İş- teduvarım çatlakları tam ocaklara bi- tişik.. Zehirler oradan Içeri sıziyo”. He- !e hava lodos olunca bütün gazlar içeri yayılıyor. Bilhassa beşiğin durduğu du- varın aralığı adeta boru gibi havayı içeri çekiyor. Bu araştırmaları yapma- Za başladığı dakikadanberi şakakları çarpıyor, midesi bulanıyor, günlerden- beri kapalı kalan bu odada insan ölebi- lir! Kendini dışarı zor atıyor, Bitap bir halde evine dönüyor, hasta gibi yatağı- na uzanıyor. Sabaha kadar kâbuslar içinde yuvarlanıyor.. attılar o hakikati görmeğe tahammül edemiy”i ler yok değildi. Bu budalalar halâ # mucize bekliyorladı. Halbuki Arat ün mucizesine mukabele için Atari N Bibi bir varlık lâzımdı. O ise bir ta idi. Ve yalnız Türk mülletinin baj sıkmış bi: Türk çoçuğu idi. Yunan dusunu bu hazin âkibetten kur için ona benzer birini bulmak liz) Bu ise başlıbaşma bir mücize (Ol Velhasıl hâlâ ümidin tatlı uykus uyanmıyanlar vardı; Ve burların da da meşhur! Yunan mümessili di geliyordu. O günlerden birinde mümessil € di, yanında mahut tercümanile birbi tekrar kolonel Balları (o ziyarete gö Ni Konuşmalarında mutat (olduğu ye ben de hazır bulundum. Yunan mümessili bu sefer bizim gif yar kurdu kafese koymağa (gel Sözlerinden bu anlaşılıyordu. Aklı, lacak bir turp kadar bile para etmiffji, bu adam Üstelik hakikate perde çeki küstahlığını da gösteriyordu. 4 Ballar: — Ne olacak bu işin neticesi, Yi bir haber alabildiniz mi? diye sorü! şu cevabı verdi: — Her ne kadar Yunanistandan mt” #uk bir haber alamadımsa da Kemal lerin elde ettikleri bu muvaffakiyet mevzii ve değersiz şeyler telâkki e rum, — Biz de öyle zannediyorduk. Fe bugün on üç gün oldu. Taartuz de ediyor. — Yunanistandan yardım için yi kuvvetler gönderildi. Onlar bu işi # bük hallederler. — Ben bu işin böyle kolayca halel leceğini pek zannetmiyorum. — Yakında vaziyet belli olür. For benim asıl istediğim şey başka. B: ki Türkler biz İngiliz dostu Yi lara ve Rumlara karşı son günlerde B na muameleler yapmağa başladılar. " tecavüzler ne zamana kadar devam CA cek? Şehirde inzibatı o temine mesi kimseler bu vaziyete müdahale etiği lar. Alâkadarların bu lâkaydisi de bff büsbütün şimartıyor. Yunan mümessili | bu serada aysfi kalktı, kendisine güya bir vası mah vermeğe çalışarak sözlerine şöyle vam etti: — Binacnaleyh, miralay Ballarda” gibi ahvalin önüne geçmek icin içsP den tedbirleri almasnı rica edeceği” (Devamı var) y r Hayır, hayır ağzmı açmıyacak, sey söylemiyecek. Yetişen oğlu Mektep parası lâzım. Güzel karıs! tuvalet ister. Müşterilerini kaçırs » çet w mii İki el bir baş için bayat bu. Ezmifi ezilir. Sükât, evet süküt edecek, oi menfaati uğruna bu cinayeti işliy! Lg Her gün geçtikçe Nihalin koossff” kargı olan muhabbeti artıyor onu ve rar kendine celbetmek, maziyi arel mek için ne yapacağını şaşırıyordü- ruh bey nezaketini bozmamakla per” ber eski halinden eser kalmamıştı. yet ci ve çekingen davranı! Karşısındaki kadınım süsünü, cayi sini, muhabbetli bakışlarını görmiyi du bile! Bir akşam balizede olurmuş ga, okuyordu. Nihal yavaş yavaş arka” dan ilerledi, yaklaştı iki elile kocası gözlerini kapcdı, eğildi dudağımda” tü. Bu teze, çiçek gibi ağzın temasın erkek fena halde sarsıldı gayri ih! of mukabele etti, Sonra gene kendini ladr. Çekildi ciddiyetini teakmdı. — Beni affettin. Faket içinden türlü barışamıyorsün, bu çok adi ) şey Ferruh! (Devamı v0”

Bu sayıdan diğer sayfalar: