26 Ocak 1920 Tarihli İrade-i Milliye (Sivas) Gazetesi Sayfa 3

26 Ocak 1920 tarihli İrade-i Milliye (Sivas) Gazetesi Sayfa 3
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Halka Doğru “Doğru Sözler: Acı Hakikatler” -Teşbihde hata olmaz ise- doğruluk: Ancak bir vaz'-ı dindarane ile alem-i lahutiye doğru yükselen münazelerin eşkal ve kametinde kalmıştır!? diyeceğim geliyor. Her nasılsa varid-i hatır olan bu misalde ne mertebe-i garabet meşhud ise şübhesiz mealinde de o mertebe bir hakikat-i meknuzdur. Eserden müessire intikal içün başımızı kaldırarak bir semaya, bir de arza bakalım. Alem-i maddiyatda; cihan-ı ma'neviyenin suya aksetmiş canlı bir tasveri demekdir. Beşeriyete ilk dersi veren feyyaz-ı tabi'at: gettikçe iktisab-ı kuvvet eyleyen terakkiyat ve inkişafatın nazımı, intibah ve ihtaratın nasihi olmuştur. İşte biz de mütetebbi-i hakayıka istinaden; din-i mübini İslam doğruluğun heykel ü mu'azzam “abide”sini sanki bir kaşif-i hakiki sıfatıyla, İslam'ın bin sene sonra duçar olacağı za'af ve inhitata karşı bir sutun-ı intibah olarak rekz eylemiş bulunuyor. Evet, doğruluğun nam ve şanı mukaddes cami'lerimizin minber ve kürsülerinden[1] mehakim-i adliyemizin kapılarından teb'id idilerek evliya-yı umur-ı devletle; ekabir-i rical hükumetimizin huzurundan kovulduğu zaman! Kulub-ı millet ve vicdan-ı ümmetde de bir melce-i penah bulamayan bu lem'a-i hakikat! Ancak mukaddesatımızın, nisyan-ı hüsranı arasında sıkışub kalmıştır. Zehi gaflet!…. Halbuki doğruluk adaletin, adalet doğruluğun birer refik-i sadık-ı ezelisidir. Doğruluk bir vücud-ı adalet o cismin ruhu ve muharrikidir. Yekdiğerinden iftirak kabul itmeyen bu la-yezal kuvvetler; hadisat-ı alemin ve mükevvinat-ı cihanın en bariz rehberleri, en hakiki sebebleridir. Bundan dolayıdır ki; doğru olmayan bir mülkde adalet, adalet girmeyen bir yerde doğruluk olamaz. Hak ve hayatın en büyük amilleri ise bunlardır. Tarik-i hakayıkdan sapan milletler; bin-nihaye duçar-ı kadr u i'tisaf olarak muzmehil ve munkariz olmuşlardır…. Bundan anlaşılıyor ki: alem-i İslam'ın istinadgah-ı hakikisi olan “adalet ve istikamet”in tezelzüle uğradığı andan beri başlayan şurişler, kıyamlar, iftiraklar….. Bu mu'azzam kitle-i muvahhidin-i İslam'ın parçalanmasına, Millet ve kavmiyet-i mülhimeleriyle iştigal eden bir fesad ocağının kaynamasına ve bu yüzden birçok memalikimizin –en mübarek mukaddesatıyla beraber!- yed-i a'daya geçmesine yegane sebebler olmuştur. Tarih-i hayatımızın her sahifesi bu tefrikalarla başlayan müdhiş bir izmihlalin en makhur ve mezmum vekayi'ini dil-suz bir lisan-ı enin ve matemle söyler ve gözyaşları ile anlatır…. İşte şükuh ve iclalimizin sönmeye ve kırılmaya yüz tutduğu bu avan felaketi bir daha hatırlatmak için; harita-i alemin hicri köşelerinde zebun ve ecanibin baş kaldırmayan boyundurukları altında makhur inleyen ve nüfus-ı umumisini yüzlerce, milyonlara baliğ olan zavallı İslam'ın hal-i pür-esef iştimaline bir nazar-ı tedkikat ile atf eylemek kafidir. * * * Ne idik, ne olduk? Bu gidişle daha neler olacağız?! Artık bıçak kemiğe dayandı; olub olacağımız da bir şey kalmadı. Ya doğrulub düzelmekten, ya ezilüb ölmekten başka çare ne kalmadı? Asırlardan beri düşe, kalka süregeldiğimiz bu elim akıbet “el-ceza min cinsi'l-amel” düstur-ı hakikat-şi'arına ma-sadak oldu; “kendi düşen ağlamaz” levha-i ibretnümasını da bir silsile-i te'dib gibi çehre-i intibahımıza çarpdı. Hakku'l insaf düşünecek de olursak; kabahati ne tarihde, ne ecdadda ne de zamanda arayalım, arkamıza değil önümüze bakalım. Önümüzde ki savabı göremezsek arkamızdaki hatayı hiç anlayamayız. Bundan sonra muhatabımız; kendi vicdanlarımızla kanaatlerimizi, kendi kabiliyetlerimizle fa'aliyetlerimiz olmalıdır. Çünkü; alem daima terakkide, zaman ise teceddüddedir. Mazi ve zaman, tarih ve mekan bir milleti irşad edip geçer…. Lakin hal ve istikbal o milletde asrın emzicesine göre matlub-ı mezayayı bekler ve ister. Kılıç ve kalkan deverlerindeki cesaret-i tabi'iye yerine şimdi ilmin ve fennin lüzum gösterdiği cesaret-i medeniye kaim olmuştur. Yaşamak için; asrın hatayat ve terakkiyatına, fennin inkişafata ve temeddiyatına –her halde- ayak uydurmak lazımdır. Artık kurun-ı vustaya mahsus bu ağıru'l-ağır adımlarla ibtidai milletlere has bu kağnı arabalarıyla bu heyula-yı medeniyet karşısında durulamaz, bu sikleti bu terazi tartmayacağı gibi, atıl ve gafil oturmakla bu dolap kendiliğinden dönmez. * * * “Bin nasihatden bir musibet evladır.” İhtar-ı beliganesini birçok milletler; intibah yolunda adeta bir sille-i hikmet, bir darbe-i hakikat diye telkin iderler. Halbuki bizler bin nasihat yerine bin musibet yerine yüz bin felaket gördük ve geçirdik! Hayfa ki gördüklerimize, çekdiklerimize mukabil mütenebbih olmadık! İnsanlığımızı tahkir, vicdanımızı tezyif, sefalet ve perişaniyetimizi temeddüd eden ta'rizat ve tecavüzata karşı arifane bir mevcudiyet gösteremedik. Gözlerimizi bürüyen perde-i cehalet; vücud-ı millete arız olan her felaketin iç yüzündeki hakikati görmeye ve göstermeye mani' olduk. Doğru ve yanlış kim ne söyledi ise ona inandık, zahiren tatlı ve batınen acı olan birçok efsanelere safdilane kandık. Ma'tuf olduğumuz bir felaketin gözyaşları kurumadan ikincisi, ma'ruz kaldığımız bir yangını alevleri söndürülmeden diğer üçüncüsü zuhur etti. Vuku'at yekdiğerini, şeamet biribirini takip edip durdu. Bittabi' kağıd üzerinde bir kalem çıtırtısıyla hakk idilen bu hudud-ı siyah…. Milletin can evini yıkmaktan, vatanın hicran damarını kanadmaktan geri durmadı. Tasver-i Efkar'ın 29 Kanun-ı Evvel 36 tarihli nüshasının baş makalesinde [119 Senedir Çekdiklerimiz] serlevhası altında tedkikat-ı tarihiye müstenid, ibret ve basireti mucib bir istatistikle; bu maddenin 58 senesi hudud haricinde muharebat ile bakiyesini de yine; Yemen, Suriye, Arnavudluk vesaire gibi mahallerde zuhur eden kıyam ve isyanların basdırılmasında harekat ile geçirdiğimiz anlaşılıyor ki hiçbir milletin tarihi bu kadar buhranlı ve mütevali hadiseler kayd itmemiştir. Şurasını da kemal-i fahr ile söylemekten kendimi alamıyacağım ki; bu milletin halinde ve vaziyetinde herhangi bir millet olmuş olsaydı bu badire-i uzmanın hamule-bar-ı can-güzarı altında çokdan ezilmiş ve nabedid olmuştu… Asri ve an'anevi birçok seyyielerin hataların inkısamıyla açılan rahneleri bila-fasıla takip eden bu azim cidallerin, bu korkunç arbedelerin sademat ve kahriyatına ancak; demir kalbli, polat bazulu bu milletin sine-i celadeti tahammül idebilmiştir. Bu heybetnüma tahmilata karşı izhar olunan bu tahammül, bu mukavemet ise şübhesiz azmine sahib, varlığına kail bir milletin yaşamak uğurundaki kudret ve kabiliyetine en bariz ve müsbet bir devridir. Öyle ise varlığımızı inkar itmeyelim. Düştüğümüz yerden kalkmak için özümüzün sahibi, sözümüzün eri olalım. E. Tarhan ___________________ [1] İlminin amili, kisvesinin sahibi olmayan hocalarımızla, dünyadaki zafiyet ve inhirafatımıza işarettir…. ——————— Aydın Cephesinde Hasan Hüseyin Efe milli müfrezesi erzak nakleden bir Yunan deve kafilesini hamulesini zapt ve iğtinam ile kafilenin muhafızları Yunaniler baskın esnasında firar etmişlerdir. ∼∼∼∼∼∼∼∼ Yunanlılar ahali ile meskun Bademiye karyesine tekrar top endaht etmişlerdir. Aydın garbındaki İkizdere sırtlarında İslam karasında gasb ve garetle meşgul on kişilik bir Yunan müfrezesi müfrezemiz tarafından imha ve esliha ve cebhaneleri iğtinam olmuştur. Aydın'ın garbında Değirmencik ve Balacık istasyonlarında diğer seyyari müfrezemiz bir Yunan muhafaza postasını pusuya düşürüp imha etmişlerdir. ∼∼∼∼∼∼∼∼ Gelen haberlere nazaran Yunanlılarda yolculuk istihzaratı ve tahliye emareleri görülmekdedir. ∼∼∼∼∼∼∼∼ İngilizlerin idareyi rüesa-yı mahalliyeye terk ve tevdi' iderek Zaho, Amadiye ve Zebbar kazalarını tahliye ettikleri Nasturileri de birlikde alarak çekildikleri mezkur kazaların rüesa ve aşairi Osmanlı memur ve askerini davet etmekde olduklarını ve Musul'dan da çekilmek üzere bulundukları müstahberdir. ∼∼∼∼∼∼∼∼ Hududumuza yakın Irak aşairinden Simko İsmail Ağa bize sadakat ve merbutiyet göstermekdedir. Muma-ileyhin Rumiye civarındaki aşair ile i'tilaf ettiği haber alınmıştır. ∼∼∼∼∼∼∼∼ Konya'da Öğüt gazetesi matba'asının İtalyanlar tarafından işgali ahali-i mahalliyece protesto edilmiş ve kırk sekiz saatde tahliyesi ve aynı zamanda tarziye verilmesi taleb olunmuştur. İtalyan kumandanı keyfiyeti ma-fevkine yazdığı ve havanın muhalefetinden dolayı cevab alamadığı ve üç güne kadar cevab alacağını bilidirmiştir. ∼∼∼∼∼∼∼∼ Bu ay nihayetinde Haydarpaşa-Konya şimendüferinin Amerikalılar tarafından teslim idileceği müstahberdir. —————— Türkiye Sulhu Sulh Konferansı'nda İtalyanların şiddetle müdafa'a ve ilzamına Fransızların iştiraki hasebiyle azim münakaşalar neticesinde İngilizlerin ric'ate mecbur olması üzerine Türkiye'nin İstanbul payitaht olmak üzere hakimiyet ve boğazlarla birlikde tamamiyetinin te'mini ve halifenin padişah olarak İstanbul'da ibkasını karargir olduğu yakında mukadderatımız hakkında yeni ve iyi haberler verileceği İtalyan metabi'inden müessifen haber alınmıştır. ∼∼∼∼∼∼∼∼ Azerbaycan, Gürcistan istiklalleri konferansınca tasdik edilmiştir. Amerika'nın mu'ahede-i sulhiyeyi tasdik ile bize karşı olan taahhüdünü ifa için Sulh Konferansı'na müdahale eyleyeceği müstahberdir. § İstanbul'a mütarekeden sonra Amerika'dan…. 250.000 Rum ve Ermeni gelmiştir. Rumlar bir ahz-ı asker şu'besi bir de muhakim şu'besi küşad etmişlerdir. ∼∼∼∼∼∼∼∼ Pire'de kral ile Venizelos tarafdarları arasında kanlı müsademeler olmuştur. § General Guru kuvvetinden 12.000'i Beyrut vilayetinde 12.000'i Adana vilayetindedir. —————— Belik müsademesinde Arablara esir düşen iki Cezayirli teferrük halifeye isyan ettiklerinden dolayı Arablarla muharebe ettikleri söylemiş oldukları istihbarat-ı mevsukamızdandır. İrade-i Milliye Yalanlarla mukaddesatı alet ittihaz iderek istifade, kurun-ı ula vahşetlerinde görülmüş idi? Fransız medeniyeti bu mu acaba?!! ∼∼∼∼∼∼∼∼ Bandırma'dan aldığımız bir mektubdan bazı fıkratı zirde intizar-ı dikkat ve intibaha vaz idiyoruz. “İki mahdan beri abone kaydedildiğim halde şimdiye kadar ancak dört gazete alabildim. Buranın posta memurları, gazeteleri açar, okur ehibba ve edvasına verirler keyifleri isterse bizlere tevzi' iderler. Burada şikayet idecek olursak meram anlatamıyoruz. Mümkün ise Posta ve Telgraf Nezaretine gazetenizle bu halleri bildirirseniz fena olmaz, açsınlar, okusunlar fakat zayi' itmesinler. § La'in-i a'zam etvarın harekat-ı bağiyanesi köyleri ve ahaliyi

Bu sayıdan diğer sayfalar: