15 Kasım 1934 Tarihli Milliyet Gazetesi Sayfa 4

15 Kasım 1934 tarihli Milliyet Gazetesi Sayfa 4
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

İktisat Vekilimizin tetkik seyahati: 12 Petrol kampında bir gün Sontaj aleti nasıl çalışıyor - sontaj kampında hayat - sontajın neticesi ne vakit alınabilecek Tundurulmaktadır. j 6 ve B,10,İ2,15 pusluk borular getirilmiş #r. Küçük borular, büyük boruların içi- ne konacağı için bunlardan | daha fazla bulunduruluyor, Sondaj yerine şu kadar Milli tefrik: İeye oturmuş, ayaklarını uzatmış, patenlerini bağlatıyordu. Bilirsin ki bu herife canım çok sıkılır. — Bilirim... Alman mektebinin kapısından ayrılmadığ . riçin... Bir sizara ver, heyecanlandım, Kundu- ra boyatırken yaptığımız kavgayı hatırlamaz mısın? Nazmi paketini uzattı, fakat ar- kadaşının söylediklerine kulak as- mamıştı. Devam etti — Bir de ne göreyim? Herif bi- zimkine, göz süzmiyor mu? — Yaa... Göz süzüyor,Buda kâfi gelmedi, sigarasının dumanla rının ona doğru üflemeğe başla» ” — Daha duruyor musun ulan? , el Ama beynim de u- #uldamağa başladı. Derken herif | den maklen kaydetmiş Sondaj âletine muharrik kuvve. ren buhar kazanları le ületin çalıştığı srada kuyuya dökül mesi icap eden su, 18 kilometre mesafe. don beş yüz metre yüksekliğe çıksırılmak suretile sondaj yerindeki su haznesine depo edilmektedir. Bu tafsilâttan anlaşılacağı üzere son- daj yerinde büyük tesisat masrafları ya- pılmıştır. Sondaj mıntakasmın haritası. geçen kış alınarak sondaj yeri belli olum- ca Mardin vilâyeti ana yoldan oraya bir yol yaptırmıştır. Buraya 1200 tonluk eş- ya ve malzeme nakledilmiştir. lerinde çalışmıştır. Sondaj yerini yaptığı jeolojik etütlerle tayin eden kendisidir. Bundan evvelki yazılarımızdan birinde bunda isabet ettiğini, Profesör Granize" Doğrudan doğ ruya sondaj işlerinde mütehassıs dört A merikalı mühendis vardır. Bundan başka | genç petrol mühendislerimizden Kemal Lokman ve isa Ruhi beyler de bu işte değerli hizmetler yapmaktadırlar. Kampin mühendisler dünkü resimde görülen portatif evlerde oturuyorlar. Ba | evlerin her biri büyük birer odadan iba- rettir. Her şeyden evvel iş için düşü- ni tertibatı hâvidirler. Bir tarafta iki karyola öteyanda kitap dolabı, yazı ve resim masası, âletler görülüyor... Por- tatif evlerden biri hem müşterek yemek salonu vazifesini, hem mutfak vazifesini görüyor. Evler sineklere karsı tel kapı ve pencerelerle muhafaza ediliyor. Hara- Müeuili: Nazmi Şehap piste çıktı, bir iki voli vurdu. Ben gözümü il ayırmıyordum. Kız da bana bakıyor, ona metelik vermiyordu. Alman işi çaktı, Gali- benin gözüne girmek için benimle boy ölçüşmeğe karar vermiş ola- cak ki, en fiyakalı larını döktü... — O kokmuş numaraları. — Hah... sahi... bir gün görmüş- tün. — Ayol sen onu gölgede bırakır- sın... — Bıraktım da... Karşılıklı iyi numaralar yaptık. Fakat sözü kısa kesmek için bunları bir kalemde geçiyorum. Bu aralık bir vals çal- | valtıdan sonra iş derhal başlar. Biz orada Bırakalım, son solu- | ğunu da versin!... Gazeteler bir aralık incesazın ya sak edileceğini, İstanbul genel (1) kurultayının bu yasağa önayak o- lacağım yazıyorlardı. Şimdilik böy- ri bir yasak düşünülmediği anlaşıl- pi Yasak, içimizde yaşayan ; sesini yükselten ve gonüllerde yer kaza- nan kötülüklerin, aykırılıkların or- tadan kaldırılması için konulur. Alaturka saz, yaşamıyorda ki, onu öldürmek kafalardan geçmiş olsun. Sesi çıkmıyordu ki onu büs- bütün boğmağı düşünelim... Hele gönüllerde yer tutmamıştı ki gölge sini oradan kazımak için uğraşa- lem. Gençler, alaturka çalgıdan yıllar var ki, Han ll tıkayarak kaçar a. “Yahey!,, “medet, dinlemek i- çin pek az kimselerde istek kal. muşta. İstekli görünenler bile, onun son günlerini yaşadığını biliyorlar ve eski bir alışkanlıkla, | gelişigüzel dinliyorlardı. Nasıl olsa çökecek bir çatıyı şimdiden sağlam bir nes- ne imiş gibi yıkmağa kalkışmak neden? Bırakalım, kendiliğinden | yıkıl- sın... Hem o, şimdiden © yıkılmış, göçmüş bile sayılır. Belki, gazinolarda üç beş akşam. et, onu bir iki yıl daha dinleyecek- ler, varsın, dinlesinler. Alaturkanın Türkün gönlüne yer leştiği günler, çok uzakta | kaldı. Şimdi, kimse uyatucu, ezgiler ara- mıyor. Yeni yetişenler içinde gazel, se- mai, peşrev, taksim dinleyeni işitti- niz mi? Alaturkacılar da bunu anladıkla- nı için, Tanburda, utta bir takım yenilikler yapmağa başlamışlardı. Çalgılı kahvelere, piyano gireli hani oldu. Fakat boşuna bir çalış- ma... Değişim (5) başlamıştır, ve durmadan yürüyor. Cançekişen alaturka, bırakalım, son soluğunu da göbek ata ata ver- M. SALAHADDIN (1) Genel — umumi (2) Değişim — inlelâp. ———— —— Tete karşı büyük bir frigorifik dolap, yi- yecekleri muhafaza ediyor, suları mey- veleri soğutuyor. Bize filitre edilmiş su içirdiler. Sondaj yerinde temiz su, henüz yayi çıkmayan petrol gibi bir şey- Kamptaki hayat, tam münâsile Ameri- kan çalışma kaidelerine uygun sert bir | iş hayatıdır. Kamp saati bir saat ileridir. Bu sanile beşte herkes ayaktadır. Kah- iken sondaj mili, ilk olarak taş tabakela- | rını kzmağa başlamıştı. Tabii somdaj, kampm hayatını büsbütün değiştirecek- tir, Kampta çalışanlar, bütün memleketin gözleri yaptıkları işte olduğunu bilerek çalışıyorlar. olduk. Bu netice en az üç dört anlaşılacak ve belki de müsbet olmaya- sondajı, ikinci, üçüncü ve dör- ih takip edebilir. Esasen petrol kuyusu sonsuz bir hazine değildir. İlk sondaj müsbet netice verse bile gene yeni kuyular kazmak zarureti olacaletır. Bu i- tbarla ilk şondajın “hemmiyeti maddi olmaktan ziyade manevidir. Ve Cumhu- riyet hükümetinin azimli kararını göste- rir: Petrol varsa behemehal bulunacak- tar! M.S. yaptı Hilmi burnundan soluyordu. Ye- re düşen sanki kendi o rakibi imiş gibi bağırdı: — Ne duruyorsun? çullan üstü- ne... — Nenin üstüne çullanıyorsun be? Herifte burun kafa, kol kanat mı kaldı? Öyle bir düşüş düştüki, soluğu karşıki eczahanede aldı.| se işin farkında olmamıştı. Bizim o hinoğlu hin Mari -bile. Yalnız Galibe çakınıştı, Müzik tekrar baş- layınca yavaşladım. Yanından ge- çerken “nasıl? — dedim. Beğen- din mi?,, Dönüşte omuzlarını kaldı rarak “ama niçin?, dedi. Cevap vermedim. Bir başka karsılaşışta “ya mektup? di La bir limonata rek; “yazdım... — dedim — yarın akşam tamam... Kadıköyde bulu- şuruz.,, Yüzünü ekşiterek gülümsedi: — Ne dese beğeni Hilmi? “Ben yarın akşam da buradayım,, buraya getir. Hem geldiğin zaman senğa bağladı. Alman, müsaade al- mağa bile lüzum görmeden kıza sarılmaz mı? — Vay canıma! Şöyle bir kıvamma getirdim... Bir çelme... elile bir prende işareti böyle surat etme benimle konuş!,, demez mi? — Eh... kolay. Bu akşam Mari yi almazsm... — Ben de öyle düşünmüştüm a- ma... Demin dershaneden baktım. Öz Türkçe ile Bilmecemiz (Mülkiyet), okuyucularına salı ve cu- ma günleri olmak üzere baftada iki bil mece takdim eder. Bilmecelerimizi doğ- | ru halledenler arasında kur'a çekiyoruz | ve kazananlara hediyeler veriyoruz. | Osmanlıca karşılıklarını ealelin Ni da 1 — Muallim (8) İ 2 — Bahadır, mail, reşit (4). Çirlem, duvar (3). 3 — Hasta (4). 4 — Idrâk, itilâ, nailiyet (6). Nezir, vit (4). 5 — lstifham (2). Pistan (4). 6 — Nota (2). Ecnebi, yabancı (6). 7 — Bülüğa ermiş (6). Esp (2). 8 — Akıl, zekâ (2). Cet (3). 9 — Vahdet değil (6). Ahmak, saha, iştira eden (4). 10 — Istifham edatı (2).Bir rakam (2) 11 — Akran, çift, emsal (2). Yukardan aşağı 1 — Ders (7). Çare, derman (3). 2 — Neta (2). Bir içki (4). 3 — Nota (2). Lenger (4). 4 — Mevsul, meil (7). Muzlim (3). 5 — Latma, ayak yumruğu (5). Cora hat (4). 6 — Ah enin etmek (7). 7 — Yet (2). Beygir (2). 8 — Şerik (5). 9 — Cebel (3). Nasıye (4). MH — Nota (2). 1 — Damen yet (5) ÜZEZEEDİ Bugünkü program 821 a 36. Sen 18,451 Salon Bestherönin sanati Pisik, ila viyolonsel konseri. 1845: Murahahe. 20; Plâk. — Musahabe, 21; Hlafifi | orkestra hönseri. 2145: Haberler. 21,55: Musahabe. 22. Al ri, 22, 23: Kom 2045: Harici 22,50: Haberi bentelerin 23, sesirasi 841 Kr. BERLİN 357 m Hinfifi musilei. 18,40: şarkaları ve çingenz or: İtalyan opera : Haberler. 2110: Senli dan iri, 23; Haberler, — Karık meyeli parçaların de- ) İ (4). Ar, hayâ, mahçübi- hoşuma randevu verince kı- — Şimdi ne yapacaksm? — Düşünüyorum. Hatırıma gene sen geldin... — Beraber mi gitmemizi istiyor- sn? — Evet... — Pekâlâ... Yalnız sen bana bir iki lira ver... geçen seferki gibi i- şin falsosu çıkmasın. Cebimde pa- ra olunca ben ona öteberi yedirir, bira mira içirtirim, sende hır ge- çersin... Bu sözler Nazminin kulağı na girmemişti. Çünkü Hilmi ağzmı açarken genç yayma basılmış gibi” yerinden fırlamış, masanın üstün- deki kâğıtları cebine doldurur dol. durmaz kapıyı açıp soluğu sokakta alı muşta, Hilmi şaşkın şaşkın bakınırken, onun — Korbo — diye bağırdığı. nı duydu. Fesini düzelterek arka- sından koştu. Bonmarşenin tam karşısındaki sokak bir iniştir ki, gittikçe dikle- şerek Fransız sefaret binasımın bü- önüne ulaşır, sonra tat- yilli bir yokuş halinde az öte- de, Galatasaray karakolunun yanın dan Tomtom mahallesinin merdi- Bugün matinelerden itibaren İPEK sinnasnta ESRAR ve MUAMMALAR DOLU, HEYECAN- LI MÜTHİŞ ve SON DERECEDE MERAKLI APAKTA SiLÂN SEŞLERİ Herkesi heyecan ve meraktan titretecek Fransızca sözlü büyük U. F. A. süperfilmi. Ayrıca: Dünya havadisleri gazetesi. Buakşam SARA Y Sinemasında Bütün dünyada fevkalâde muvaffakiyet kaza- nan müstesma program MİKİNİN ŞEN SAATİ Türkiy ilk defa olarak müteharrik resim- ler mucidi VALT DİSNEY tarafından MİCKEY MOUSE ve renkli SİLLY SENFONİ lerle 3 domuz yavrusundan ibaret heyeti temslliyeyi takdim ediyor. rogramda herkes tarafından görülebilmesi temi y edilmişvir. FOX TURNA! SÜMER | (Eski Artistik) sinaması Bu mevsimde ilk defa olarak büyük şaheserleri yaratan ve a aleminde en fazla sevi- len böyük artist GABY MORLAY'ı GEORGES OHNET'in roma- sından muktebes DEMİRHANE MÜDÜRÜ Büyük filminde takdim ediyo: Sahne arkadaş'arı : ENRY ROLLAN velLEON BELİERESİ İlâveten FOX JURNAL FERAH SİNEMADA LÜBNAN MELİKESİ lean Murat-Spinelly Chakatur KAF AZİZ Sem'atkür Hars FOX JURNAL Sultanahmet Birinci sulh hukuk mah- kemesinden £ Müddei Cevdet Bey: Soğan iskelesin. de 16 No, da kabzimal Yüsüf İzzet &- fendi zimmetinde matlubu bulunan 200 Liranm tahsiline dair ikame eyledi vanın cari muhakemesinde müddeialey- İ hin elyevm ikametgâh meçhul bulun masından dolayi tebliğat icra edileme- diği mubaşirin musaddak ilmühaberinden anlaşılmış olmasına ve ilinen tebligat icrasma karar verilmiş olmasına binaen 20 gün müddetle muhakemenin mu- allik bulunduğu 12-12-9334 Çarşamba günü saat 10 buçukta © mahkemeye müracaat etmesi aksi takdirde muhake- mesi giyaben ruyet edileceği ilân olu- nur, (4790) venli yokuşuna akan yolla birleşir. Hilmi sokağa çıktığı zaman Naz- minin Fransız sefareti nünde durduğunu ve eli şareti yaparak “çabuk ol!, gibi tepindiğini gördü. Hemen ya- nuna koştu. Soluk soluğa; — Kuzum... ne oluyoruz gene? Ne var? — dedi — — Görmedin mi? — Yooo! Nazmi, göz kırptı: — Bak! Nefti çarşaflı bir kız yolun sağ tarafındaki son kapının önün- dem geçiyordu. Köşeyi (o saparken Korbonun gözüne ilişti: — Bu mu? — Evet... Tanıyamadın mı? Hilmi, dersini unutmuş bir ilk mektep talebesi gibi yutkundu. Ta- nıyamamıştı, Fakat sevdiği kızla- rın isimlerinin unutulmasına bile tahammül edemeyen (o arkadaşını kızdıracak yeni bir pot kırmamış olmak için; yarı korkak, yarı mü- tereddi İmem ki... — diye mırıl. dandı — doğrusunu İstersen seçe- medim. Zaten uzaktan iyi göremi- yorum ki... — Anlatırım... yürü! İki sekişte köşebaşma vardıkla- rı zaman, nefti çarşaflı kız merdi- erin fiyatları 25-40 ve 60 kuruş olarak tespit TEPEBAŞINDA ŞEHİR TİYATROSU DRAM ve PİYES KISMI Geni Beliğiçi 11-934 çar. hir Tüyafmaşy b3 ünü aksamı MM > LI TADAM SAN muh a ve Emi Moro. Tercüme eden Seniha Bedri H. 8263 ... Eski Fransız Tiyatrosunda ŞEHİR TİYATROSU ÖPERET KISMI 14-11-934 çarşamba günü akşamı saat 20 de cuma günü gündüz saat 14,30 da BU BIR RUYA Operet 3 perde Yazan: Selma Muhtar H. Besteleyen Ferdi, 8924 “© SÜREYYA OPERETİ BEYOĞLU MULENRUJ'da Cuma ve Pazar günleri matine 15 de bu cuma KIRK YILDA BİR Operet 3 perde 1 tablo Yazan: Yusuf Sururi, Loca 200 mevki 40 - 25. Cuma akşamı 20,30 da BEŞİKTAŞ SUMER Tiyatrosunda Salı akşamı Şehzadebaşı FERAH TİYATROSUNDA KADINLARDAN BIKTIM Vesika ve Bone, ” Mübadil bonosu ve yurtluk ocaklık vesikası, tahviller, mazbata vesair ve- sikaları alır satar. Satmak istemiyenle. re emlâk ve arazi alır, hükümet borç- larını kapatır. Balıkpazarı, Maksudi- ye Han No, 35 Uğurlu Zade Derviş. Telefon 23397 - (4679) a 8828 venli yokuşu yarılamış, apartımanının önüne varmıştı. Çok kıvrak işü vardı. Rüz- gârlanan pelerinini tutmağa, dü- zeltmeğe lüzum görmeyişinden bel- lidi ki biraz dalgındı.Koyu kahve rengi çantasının kayışını koluna koluna geçirmiş, bileğini kâh sağa kâh sola oynatıyor, çantayı dondur ma tenekesi gibi fıldır fıldır dön- dürüyordu. — Çok yosma şey... — diye mr- rıldandı Hilmi Ve, Nazmi kylarımı çeliği — Haklısm... Haaarikulâde ki- bar bir kız... Bir Blüzu var... gör i Hani bizim göm- lekçinin Yitrininde bir tane göster” miştim sana... — Hatırlıyor musun? i Hilminin bir gün, bir gömlekçi- nin vitrininde kendisine işaret edil diği iddia olunan bu Blüzu da ha tırlamadığı muhakkaktı. Fakat ne olur ne olmaz gene tasdik etti: — Evet evet... Şu beyaz Blüz.» — Kıremdi galiba... | “| * (Bitmedi) > SAR 27 arklar EEE z Sie FE, Zİ TELESİS İL ALEİRLİ

Bu sayıdan diğer sayfalar: