23 Ocak 1935 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 10

23 Ocak 1935 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 10
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

SON POS * d Büyük tarih? roman 23 - 1 - 985 ESMER GÜL ((€ Muharriti: 4.R. 'Tefrika No.: 7 İhtilal Hazırlığı.. Zülât Hasan $ İbrahim, Kâhtanede kadınların yaşmakları arasına attığı © çil çil altıncıkları, anasının İplik akçasın dan mı alıyor?. j — Sübü.. hâ.. nallah... — Duuuur, Falil Ağa.. acele etme.. iş bu kadarla kalsa, bir şey değil... Meselâ, birisi gelse de.. senin kızmı, kısrağın elin- den alsa ne yaparsın?.. Bu sual, Halilin biç bhoşuna gitmedi. Birdenbire yüzünü ek- şitti: — Papapapapa.. Pa. Aman Hasan Efendi, ©o nasıl söz?.. Bu Söz, insanın tanaa, ırzına kadar dokunur. Vallahi eğer bu sözü başkasından işitseydim, piştavı dibine uydurur, karnını dumanla doldururdum. Vakıâ, benim ne kızım vaaaar, ne kısrağım.. Şu dünyada bir dikill ağacım bile yok, yok amma... Halilin sağında solunda otu- ranlar söze karıştılar; — Yok amma.. — Lâkırdısı bile, insana bed geliyor. — Haaaaaah, İşte.. Ben de sizlere bunu söyletmek İsterdim, Maksadim, hâşâ huzurumuzdan ve hâşâ huzurunuzdan bizim ve sizin kızlarımız. ve hatunlarimız değildir. Lâkin hergün birçok ehli irz avret ve ayallere tecavüz edildiği.. Hattâ ve hattâ, tenha yerlerde — tesadüf edilen — genc hatunlarla bakire kızcağızların sallasırt edilerek saraylara götü- rüldüğü, rivayet ediliyor. — Allah.. Allah neüzübillâh..., « Halil, dayanamıyarak bağırdı: — — Canm.. Irz, Padişahin de- ğgil mi be yahu?.. Kadı efendi, — kökredi. — İki dizinin Üstünde doğrularak yaşlı bir küheylân gibi şahlandı. Halil- den bir perde daha Üüstün bir sesle bağırdı: — Hâşâââ., Dğil... Ne demek- miş, o7.. Senin, benim, şunun, bunun ırzı, nasıl Padişahin olur: muş?.. Zaten böyle diye diye, ümmeti Muhammedin irziı namusu payimal oldu. Irz, namus denilen şey, sahibi kimse onundur. Üç kişi biribirlerine bakıştılar. Yavaşçacık başlarını salladılar; — Öyle ya.. Kadı Hasan Efendi doğru söylüyor. Diye mırıldandılar. Zülalt Hasan Efendi, bu üç cahil adam üzerinde yaptığı tesir- den kalben büyük bir memnuni- yet bissetti. Onları daha İyi İkna etmek için bir misal getirdi: — Hangi gün sarayıhlimayun- det çızaya bir gözde saraylı ha- nıim gönderdiler de, git xavallı Kadı Efendi Haxretlerinin hatırını soruver; dediler?.. Söyleyin, ba- kahm ağalar.. Cevab isterlim. Kadı Efendinin selâmlık oda» ni harem dairesine rabteden kapının arkasından haflf bir ök- Sürük sesi geldi, Ötekiler, Kadı Efondinla tesiri altında ezilmiş #ldukları İçin bunu farkedeme- mişlerdi. Fakat bu ihtiyar ve nezleli öksürük Kadı Efendiyi derhal ikaz etmiş, getirdiği misa-» lin biraz aşırı gittiğini ihsas ettire mişti. Bunun için Hasan Efendi derhal sesini bir perde daha yükseltmiş' Üç Cahil Üzerinde Yaptığı Tesirden Büyük Bir Memnuniyet Hissetmişti.. — Hâşâ ve Kellâ.. cennetten çıkma huri olsa, hamdolsun, bi« zim kimsede gözümüz ve matlu- bumuz yok. Misal olarak - söyle- dim, sanki... Dedikten sonra, burcak bur« cak terliyen alnımı #silmişti. Şimdi, üç arkadaşa, garib bir dalgınlık gelmişti. Bu dalgınlığın doğurduğu sükütu, yine — Halil ihlâl etmişti. — E, Hasan Efendi.. bu söy« lediklerin, cana deydi... Malumya, bizler.. cahil adamlarız.. amma ne kadar cahil isek de, yine söy- lenen sözlerden biraz hisse kapa- rız. Bu kadar lâfı, elbette boşu- na söylemedin. Hele şu baklayı büsbütün ağzından çıkarıver. Zülali Hasan Efendi, bu cahil fakat zeki adamm sözlefihe doğ- rudan doğruya cevab veremedi: — İlâhi, evlâdım.. bizim gibi Ulemayıkiramın ağzında — bakla, fasulye bulunmaz. Söylediğimiz sözlerin her biri, bir cevherdir. Amma, anlayana ve kıymetini bilene... Vazifemiz, ibâdullahın selâmetidir. Eğer sizler de biz- lere bu babda hizmet edersenlr, hem bugün bu dünyada, hem dahi yarın Aahrette mükâfatını görürsünüz. Eğer sizlere böyle bir ecrl sevab kazandırbilirsem, ne mutlu bana?... — Bu ecrüi sevabı. kazanmak için ne yapmak lâzım, more Ha- san Efendi? Hasan Efendi, bir ikl defa, sakalım — sıvazladı. Karşısındaki- lerin ayrı ayrı yüzüne baktı. Se- sini mümkün oldüğu kadar alk- çalttı : — Yapılacak şey şundan iba- rettir. Bizler gibi, ibadullahın solâmeti İçin can ve başı ortaya koymak.. dediğimiz yerde ölüp; kal, dediğimiz yerde ka- mak. Halil, gene birkaç saniyelik bir düşünce geçirdi. Ve sonra cevab verdi : — Bana göre hava hoş, Hasan Efendi. Zatea, öldüm; diye gezen bir adamım... Amma bir kere de arkadaşlara soralım. Halil, sağına döndü: , — Nedersin, Ali?, j Soluna döndü: — Sen de söyle Muslu.. Ali, başını sol omuzunun Üs- tüne doğru kırarak cevab verdi: — Vallahi, Halil.. bunun diye- ceği yok. Önümüzde Kadı efendi olduktan sonra.. nereye derse, oraya gideriz. Muslu da bu fikri te'yid etti: — İşin içinde sen olduktan sonra, Halil,, önümde cehennem kapısı olsa, düşünmeden içeri girerim. Zülali Hasan Efendi, ax kalsın yerinden fırlıyacak.. neşesinden kıvrıla kıvrila oymyacaktı. Fakat, metanetini — muhafaza — ederek, vekarını bozmadı; — Berhudar olun, yiğitlerim.. cennet kapısımı, — kendi elinizle kendiniz açtınız. Dünyada göre- ceğiniz mükâfat ta, caba... Deyerek karşısındaki üç cabil adamın maddi ve manevi mükâ- fat ümidlerini arttırdı. ( Arkanı var 20 nci Asrın Bebeği Bebe — (Südnineye) Sevgilim ! söyle bana, bütün hayatınca be: den uzaklaşmıyacaksın Dünya İktısad Haberleri Dünyada Ihtiyat Altın Miktarı Arttı Cenevre, 22 (A. A.) — Ulustar Kı'ırumunun son çök dmez | gü Tetatlatik rikadadır Sovyet Ruıyııı-' nınki haric olmak üzere dünya altın ihtiyat akçesinin mikdarı artmıştır. Fransada 205.000.000, Ame- rikada 854.000.000 artmıştır. Dünya — piyasalarında — altın kıymeti, Ikinci Teşrin ayına na- zaran hafif surette tenezzül etmiş olmakla, Temmuz ayına nisbetle yine epey yüksektir. Sınat — istihsalât, — Almanya, Avusturya, Belçika, Şili, Amerika, Italya, Norveç, Holanda, Polonya, Isveç ve Çekostovakyada salâh eseri göstermiştir. Sınai tahvilât kıymetleri Avus- turyada yüzde 38, Almanyada yüzde 26, Ingilterede yüzde 19, Danimarka- da yüzde 16 tereffu göstermiş, Fransada yüzde 27, Holandada yüzde 24 ve Belçikada yüzde 21 nisbetinde düşmüştür. * Paris, 22 (A.A.) — Piyasayı düzçitme kanunu tatbik edilince bazı yerlerde buğday flatları — düştüğü için hükümet kaygulanmıştır. Bu- nun önüne geçmek için hükümet piyasadan buğday satın alacatır. * Berlin, 22 (ALA.) — 1934 ge- ı;ıîndı bakır is- e tihsalâtı artmış ve istihsal dıııîıhınılııi:ı' e- artıyor — | tihsalâtı — 52,600 tona çıkmıştır. 1933 senesi istih- salâtı ancak 49,000 tondan iba- ret idi. Elektrolitik bakır İstihsa- lâtı 170,600 tona çıkmıştır. 1933 senesinde bu nevi bakır İstihsa- lâtı 160,300 ton idi. * Belgraddan yazıyorları Öko- z . | nomik 'ollarda Kf“k ee küçük ınd,luınıyı aşmanın | crmiş — ülkelerin gen; bir işi | birlikte Iş görme- leri ve birbirini tutmaları yolunda yeni bir adım daha atılmaktadır. Bu yeni yaklaşma Yugoslavya limanlarında Çek ithalât ve ihra- cat mallarına aytı bir tarife tatbik edilmesi yolunda meydana gelmektedir. Bu yeni tarife ile Çekoslovak dış ticaretinin büyük bir. kısmı Yugoslav limanlarına çekilmiş olacaktır. Artış, en Almangyada  Bu Sütunda Hergün BESLEMENİN DÜĞÜNÜ | YE Yazan: Vahid Yusufoğlu Onu bir yel bu konağa at- ' mıştı. Belindeki kuşağı, başındaki ufak hotozile küçük bir kıza ben- zetlmek istenmişti. Daha ana çocuğu olan kızi bü kılıkta gö- renler ona” çok — acıyorlardı... Onun, ana, baba diyetek çetrefil diline bir iğne sokar gibi küçük bıy, küçük bayan dedirttiler. Kapı çalınınca sürmenin üstüne çıkar, tırnakları acıyarak demir kapıyı açardı. Ona siyah dadılar, kuzgun! köpek yattığı karanlık odada bir yatak yapmışlar, yaşlı dadının çilesine onu da ortak bırakmışlardı.. Yıllar geçiyordu. Solgun yüzlü «Nigâr» büyüyordu. Yaşı arttıkça, göreceği işler de artıyordu. Gelen konukların man- tolarını, paltolarım asar, kahve pişirir, — çocukları okulaya gö- türür , çantalarını yemek taslarını — taşır, — bulaşık — y kardı. Konağın çocukları okurken ayakta onlara imrenir, boş bulduğu deftere, iğri büğrü yazılar yazardı. Çocukları okutan adam, ara- sıra Nigâra da bakıverir, yanlış- larını düzeltir ona örnek yazardı, Nigâr gittikce serpiliyor, göğsü kabarıyor, yanakları kızarıyordu. Konukların paltolarını, sırtlarından ince ve tatlı bir dokunuşla sıyırı- yor, kahvelerini bir bal peteğinden koparmış kadar süzgün uzadıyor su içen delikanlıların dudaklarında beliren damlalara; “sağlık olsun,, diyen içten bir titreyişle sanki imreniyordu. — Nigâr — benliğini anlayordu. Hele evin küçük yaşıt kızları büyüyüb gelin oldukca, onların başlarını düzeltir duvaklarını takar, gelinlerden — daha şen, onları damadın evine götürür, yaşlı bir dadı gibi alınlarından öper konağa dönerdi. Bu koşma, bu duvak kaldırışla- rın içinde o da biraz gelin oluyordu. Oda kendi arzularını bu şenlik- ler içinde avutuyor, içinden sıra bana gelecek diyordu. Kızların hepisi de — evlenmişlerdi. — Yıllar onun için bomboş geçiyor. Nigâr daha evlenemiyordu. Bir maran- göozun onu İstediği söyleniyordu. Işte bir yaşlı kadın, evin bayanile olurmuş Nigârı süzüyordu. Siyah dadı ona gelenin görücü olduğunu söylemişti. Kahveyi pişirirken elleri titremiş, kahveyi dökmüş kapıdan içeri girerken etekleri aya- ğana dolaşmıştı.. o akşam ne kadar | tatlı uyumuştu. * — Nigâr seni bu marangoöza bayan vermiyor. — Neye dadı? — Akşamları içiyormuş, ben Nigârı öyle kötü bir adama veremem. Kır ziyan olur diyor. Nigâr — özüldü. —Damadların hepsi biraz içiyorlardı. Neden onlara kızan olmiyordu! Onun da kocası içerse ne olabilirdi? Oda- sına girdi. Marangozun fotoğrafını çıkardı. Ne de sevimli bir adam- dı. Tanımadığı bu adama ne kadar da ısınmiştı. în' çekine, ine Öptü ve ağla ç.hl(ıfeıı;c:n ik ş:vll bir kuşun | ayrılığını duymuştu. Gözleri ufak aynasına ilişti saçına bir kır düşmüştü. Artık yaşlanıyordu da.. Birkaç yıl sonra saçları aklaşacak ve bir köşeye Aatılıverecekti. Ö gün biraz daha söndü ve bir yük taşır gibi türüklene, sürüklene odadan çıktı. x Arasıra — görücü — geliyordu. Hepsina bir kulb - takılıyor, Kit evlendirilmiyordu. Artık kahveyl islemiye, iİstemiye pişiriyor, ginlaşıyor, kahveyl hemen uzatır — yor ve gelenlerin yüzüne bakma” dan dışarı fırlıyordu. * j — Dadıl Nigâr ortada yok ne oldu? — Yatıyor, başı ağrıyor, bell ağrıyor. — Peki öbürgün damad bize gelecek söyleyin de bakıversin. Dadı bayanının yüzüne bakdı. Nigâr üç gündür yatıyordu. Kız ateşler içindeydi. Demek damad beklenecekti hal Başını salladı, gözleri yaşardı. Nigâr tifoya tutulmuştu. Hem de ağırdı. Doktor, Nigârı iyl bul: Mamış, yalnız yüreği sağlam. Bek ki kurtarırız. demişti., Aradan beş on gün geçti. Nigâr birax iyileşir gibi oldu, Sis — yah dadı ona bakmaktan takat- siz düşmüştü. Aşağiki odada uyu- ya kaldı. Ertesi gün uyanınca kendi kendine söylenmiş Nigârı — yalnız bıraktığı için üzülmüştü. Yavaş yavaş merdivenleri çıktı. — Nigâr uyuyordu. Üstünde küçük * bayanların evlendikleri gün yap- ” tırılmış düğünlük urba, başında bir iki gelin teli, elinde de bir — fotoğraf vardı. Dadı şaşırmıştı. Nigâra yaklaştı. Seslendi: — Kızım Nigâr nasılsın? başını tuttu. Nigârın alni buz ge — biydi. Dadıcık oraya yığılıverdi. — Bağıra bağıra, ağlamıya başladı. Koştular.. Artık Nigâr ölmüştü. Elindeki fotoğraf marangozun fo- toğrafıydı. Kapının zili de acı acı dönüyordu: Küçük kız başın! kapıdan uzattı. — Ne 0? Gelsene içeriyel Kuz çekine çekine içeriye gir- di. Bayanın yüzüne tuhaf tuhaf bakıyordu. Bayan sordu: — Kim gelmiş, ne istiyor? Olanı, biteni bilmiyen küçük kız gözünlü Nigöra dikmişti. Uyane masın diye eğildi ve fısıldayarak: —Nİlgür ablama görücü gelmiş, aşağıda bekliyor! Dedi. gae vARSAYE aN TARMMAMAAA. — Son Posta Eski Zabtiye, Çatalçeşme tokağı, 26 İSTANBUL

Bu sayıdan diğer sayfalar: