14 Temmuz 1936 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 10

14 Temmuz 1936 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 10
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

10 ylı he OLUMMANGASI | “Son Posta ,, nın tefrikası: 137 Yazan A, R. Cemil, geceyi düşünce ile geçirmiş, nihayet, son kararını vermişti — Teşekkür ederim, Gülter.. Fik-|Orada, Canan isminde bir saraylı var- rini anladım, Fakat, olamaz. dır. — — Evet. Şimdi de, Gülter susmuştu... Ce -| — Onunla görüşmek istediğini söy- Mmil, uzandığı yerden doğrulmuş; dir- |lersin. seklerini dizlerine dayıyarak oturmuş-| —— Görüştürürler mi, acaba?.. tu. Gülter; dirseğini konsolun kenarı-| — Akrabası olduğunu söylersin... na dayamış, ayakta duruyor; açık renk | Hem artık, meşrutiyet devrindeyiz, kı- basma entarisi, yüksek boyu ve narin |zım... Sarayların, saraylıların ne ehem- endamile karanlıklar içinde zarif bir|miyeti kaldı. hayal gibi görünüyordu. — Öyle ya.. hiç çekinmeden gidebi- — Olamaz ,dediğimin sebebi - var, |lirim, zannederim... Pekâlâ, o Canan Gülter.. O da, şu... Tam buradan gi -| hanımı görünce n diyeyim, deceğim zaman, birisine söz vermiş -| — Cananı gördüğün zaman, kendi- tim. Ben, bu sözde durduğumu göster- / sine.. Cemil, geldi. Kalbinde sana karşı mek isterim... Eğer o da bana verdi-|beslediği histen; ve, verdiği — sözden, ği sözde duruyorsa ... hiç bir şey kaybetmemiştir. Kendisini, Bu sefer de Gülter, Cemilin sözünü|daha hâlâ seviyor musun?.. Seviyor- kesmişti: san, gelip seni alacak. Eğer sultan, bu —E.. Bu, daha iyi küçük bey... Hiç | meseleye itiraz etmeden bu işi halleder- vakit geçirmiyelim... Buna, derhal te-|ge, kalbindeki intikam hislerini unuta- şebbüs edelim. cak.. yok eğer, yine bir çılgınlık yap- — Evet, amma.. Zihnim o kadar pe-|maya kalkarsa, o zaman.... rişan ki; Gülter... Hiç bir şey yapacak,| — Anladım.. hiç üzülmeyiniz.. halde değilim, Cemil sürülmeden evvel, bahçede —Pekâlâ.. Siz, o hanimın adresini|cereyen eden saraylı fasıllarını tama- bana verin. Ben gider, meseleyi ve va- mile hissetmiş olan Gülter, Cemilin ne ziyeti kendilerine naklederim. demek istediğini anlamış.. onun daha — Hele, bir kaç gün daha geçsin; |fazla sinirlenmesine meydan bırakma- Gülter.. mışti. — Hayır, efendim; hayır... Böyle| Ve.. Fındıklı sarayına gitmek için şeylerde, vakit geçirmek doğru değil-|derhal hazırlanmıştı. dir.., Herkes biliyor ki, hürriyet ilân ol- * duktan sonra, sürgüne gidenlerin hepsi| — Gülter, saraya gitmiş.. kapıcıya mü- geldi. Belki, sizin geldiğinizi bile ha -| racaat etmişti. ber almışlardır... Şimdi siz onları ara-| — Saraylarda artık eski korku ve mem- yıp sormazsanız ;olabilir ki başka bir | nuiyet kalmadığı için ona, harem daire fikre zahip olurlar. Kızcağıza — yazık, /sinin kapısını göstermişlerdi , günah değil mi küçük bey,- Harem dairesinin kapısında, genç — Gülterl.. bir haremağası onu karşılamış; onu is- " — Efendim?.. ticvaba başlamıştı. p K — Şimdi, bu bahis burada kalsın... Bu gece, iyice düşüneyim. Bakalım, yarın bir şeye karar veririz, — Olur, küçük bey, V * Cemil, o geceyi düşünce - ile geçir- mMişti. Ve..kararını vermişti. * Sabahleyin kahvaltı etmieye, biraz geç inmişti. Ve Gülteri yemek odasında görür görmez: —— Gülteri.. Otur şuraya da konu- şalım. Demişti. Gülter; Cemilin bu ciddi vaziyeti karşısında, küçük bir ürperme geçir- müşti. Gözü, Cemilin yüzüne ilişmişti. Bir haftadanberi traş olmıyan, kalbinin de kimse yok hanım, — Kimi istiyarsunuz, efendim, ? — Canan kalfa ile, görüşmek — isti- yorum, — Canan kalfa mı?.. Burada o isim- — Nasıl olmaz efendim?.. Burası Halide sultanın sarayı değil mi... — Evet, — Burada, iki sene kadar evvel, Ca- nan kalfa isminde bir saraylı vardı., Haremağası, dikkatle Gülterin yü- züne bakmış; parmağı ile kulağını ka- şımış: — Anladım.. anladım... Siz, onun nesisiniz?.. Diye mırıldanmıştı... Gülter, harem ağasının bir şey gizlediğini anlamıştı. — Ben.. onun, uzaktan akrabası- çi yere göndereceğim. '.ı_ —H & sultanın acısını bir türlü unutamayan bu zavallı gence karşı kalbinde çok derin bir şef- kat ve muhabbet hissetmişti. “Masanın kenarına, Cemilin karşısı- na oturmuş, başını önüne eğmişti. Yü- zü, anlaşılmaz bir heyecanla pembeleş- mişti. Cemil, dirseklerini masaya dayamış; kaşlarını kaldıra kaldıra söze başlamış- tı: yım.. kendisinden bir şey soracaktım. Diye mırıldanmıştı. Taksim balçesinde Halk Opereti Bu akşam 21,45 de Yeni operet ilk defa Rahmet Efendi Program her hafta değişir Yakında Babalık — Gülter.... — Efendim?.. — Bu gece, uzun uzadıya düşün- düm, Senin sözlerine hak verdim. Yal- nızlık, beni büsbütün harap edecek... Onun için, artık vaziyetimi — değiştir- mek lüzumuna, ben de kanaat — getir- dim. — Şimdi, senden bir ricada buluna- cağım. — Estağfurullah... — Ben de kendimi yokladım... Dü- şündüğüm şeyi yapacak kadar, ken- dimde cesaret bulamadım... Daha doğ- rüsu, yeni bir facia ile karşılaşmaktan korkmağa başladım. Onun için, sana bir vazife tahmil edeceğim. Seni, bir — Hay, hay efendim. Giderim. — Şimdi, doğruca, Fındıklıya gider- KA S SI TİIRAS KREMİ VE TİRASŞ SA —Ft HELİL L ARNNI garayını sorarsın. n Düti ae h_ııM' Ğ SON POSTA Gâvur Mehmedin Yeni Maceraları şılaşırsak, muhakkak ahbap çıkacağız. Hasan Efendi, güldü. — Demek ki sen, onun için kıya - Fetini tebdil ederek geldin?.. —Değil mi ya?.. Deli Kerim Efendi, başını önüne eğe- rek mirildandı: — Öyle ise; belâlar mübareki., İşi- miz var, desene... Hüsnü Bey, düşünceli yerinden kalktı: — Ben gideyim.. Güvur Mehmedin geldiğini müşir paşaya haber vereyim. Derken, ceketinin düğmelerini ilik- liyerek kapıya doğru yürümeye baş - ladı. bir tavırla * Hafız Paşa, bugün gene pek düşün- celi idi. Sabahleyin saraya gittiği za - man, en büyük hasmı olan Deli Nusrat Paşadan, güzelce bir papara yemişti. Odasında, köşe minderine bağdaş kurarak elindeki hâlis mercan tesbihi mekte idi: — Nedir bu deli herifin elinden çek- tiğimiz?.. Önüne geleni ısırır, arkasına geleni teper... Herkes, bu herifin elin- den dâd ile feryat çağırıyor. Zatı şaha- ne efendimiz yüz verdikçe, her gün biraz daha astar amyor. (1) Günün bi- rinde şu kılıç ile şu kordonu -çıkarıp efendimizin önüne koyacağım, Efendi- miz!.. Hâs ahır uşaklığına razıyım. Tek beni, şu herifin elinden kurtar; diye bağıracağım.., Bağıracağım, amma.. Allah, ömrü şevketini müzdat buyur - sun; mübareğin günü gününe, aaati saatine uymaz ki... Yaaa, kurtulmak istiyorsun öyle mi2., Öyle ise, seni Trablusgarbe vali yaptım. Arş - baka- hm Trablusgarbe deyiverirse ne yapa- rım?.. Gözlerini melâl melül pencereye çe- virmişti. Zümrüt gibi parlıyan, Çen - gelköy, Beylerbeyi, Kuzguncuk, Çam- hca tepelerine gezdirmişti. Sonra, de - rin derin içini çekerek düşüncesine de- vam etmişti: — Şu, cennet gibi manzarayı.. Kü- für küfür esen rüzgârı bırakıp ta, Trablusgarp çöllerine nasıl gidersin. Müşir paşanın bu düşünceleri, bir - denbire sekteye uğrayıvermişti. Perde açılmış, içeri serteftiş Hüsnü Bey gir- mişti. Yerle beraber temenna ederek: — Paşa hazretlerit.. Gâvur Mehmet kulunuz geldi. Demişti... Hafız Paşa, derhal kaş - larını çatmış: — Gel..sin ...Göreyim. Cevabını vermişti. Hüsnü Bey, hemen başını perde - den çıkarmış; orada duran çavuşa: — Bizim odaya koş. Orada bir Ar- navut var. Müşir paşa istiyor. Çabuk gelsin. Demişti. Bu sırada nazırın aklına, gene kal- pazanlar meselesi gelmişti. Ne zaman- danbeti haklarında yapılan — tahkikat, bir türlü bitirilememişti... Sabahleyin sarayda, Nusrat Paşadan yediği papa- ranın acısını çıkarmak için vesile art- yan Hafız Paşa kaşlarını çatmış: — Kuzuml., Ne oldu, bu kalpazan- ların işi?.. Daha hâlâ bitmedi mi?.. E- ğer yarın, öbür gün elçiler bu herifler için müdahale ederler de, bana bir şey söylerlerse.. şartolâun ki, hepinizi çil yavrusu gibi dağıtırım, Diye bağırdı. Hüsnü Bey, omuzlarını kaldırarak: — Paşam, efendim.. İşin bizimle bir alâkası kalmadı ki... Biz, raporumuzu yaptık, Divana verdik. Divan, tahkikat (1) Deli Nusrat Paşa, dürüst bir zat idi. Abdülhamit, kendisine pek fazla ilti - fat ederdi. O da bundan cesaret — alarak herkesin ayıp ve kusurunu yüzüne — karşı söylemekten çekinmezdi. Onun için onu, — Muharrir — Fakat ben öyle zannediyorum ki, kar- İBALİ ZİNDANLARI Son Posta'nın zabıta romani: 11 yapıyor. Bu tahkikat devam ettikçe de,| — O kanı ile o herif, İst: heriflerin cürümleri çorap söküğü gibi|mı?.. açıldıkça açılıyor. Buna, elçilerin ne| —— Evet, paşa hazretleri.. demeye hakları var?.. dalar. — Canım, hakkı arıyan var mı?... Ben ki, ben.. bugüne, bugün.. koskoca — İstanbulun neresindeler?.. Gâvur Mehmet, zaptiye ki... ha koyuverecek: Hafız Paşa, birdenbire duralamıştı.| — A, paşam.., Onu bilseyd Gözleri, bir an için kapı tarafına kay-|laklarından tutup, doğruca buri mıştı, Perdeden içeriye sefil kiyafetli | tirirdim. bir Arnavudun usullacık kaydığını gö-| Diyecekti... Fakat, ellerini u rYür görmez fena halde öfkelenmiş: rak yumuşak bir sesle cevap — Bu da kim?., Ne arar, burada bu| — — İstanbulda oldukları muh bozacı bozuntusu?.. Kapıda çavuş yok |Paşa hazretleri. Ancak, İ mu?.. Çık dışarı be herif, Diye bağırmıştı. şallah; bir kaç gün zarfında.. O anda perdenin dışında bekleşen de, lıulu: çıkınnz çavuşlar içeri dalmışlar; -Armnavudun — Göreyim seni, Mehmet... kollarından yakalamışlar; dışarı sü - rüklemiye başlamışlardı. Hüsnü Bey, hemen ileri atılmış: — Paşa hazretleri.. merhamet buyu- run... Ö; Arnavut değil, efendim. Ha- ni demin ismini arzettiğim kulunuz. Diye mırıldanmıştı. Zekâsı, öfkesine galebe eden zaptiye müşiri, bereket versin ki, işi vaktinde anlamıştı... Bu sefer de elile işaret e- derek kapı çavuşlarına: — Birakın... Ve, hem.. bir daha ben çağırmadıkça perdeden içeri ayak bas- mayın, Diye homurdanmıştı. Gâyur Mehmet, koşa koşa gitmiş; müşir paşayı eteklemişti. Sonra, kapı- nın yanında divan duran Hüsnü Be - yin yanına çekilmişti. O zaman, zap- tiye müşiri ile aralarında şöyle bir mu- havere geçmişti: — Hoş geldin, Mehmet.. bu, ne ku yafet?.. — Allah ömürler versin, paşa haz - zetleri... Bu kıyafetle gelmek icap etti. | rerlerse?.. aa — Bu Akşımkl PI'OGI'BI'Iİ vel Manisada açılan İSTANBUL çıkarıncıya kadar, âlimallah Tıyermelisin?.. — İnşallah, paşa hazretleri.. — Sayei şahanede.. de... ğına ayak basmıyacaksın, — Bu taraftan Fındıklıdan miyeceksin.. GAvur Mehmet, — sersen ret ederek: -Emir buyurursunuz, paça (Arkası y te taraftan da, Ortaköyden beri; retleri... Fakat, arıyacağımız kı erkek; ya, Beşiktaş hududu içine resindö-oldukluru, böüür'müçlül! karşı beni mahçup etme... Seni b ya getirtmek için efendimizden hane ıle olursa olsun., Beşiktaş t0 bir zaptiye müşiriyim.. zaman oluyor|bu sualine karşı, az kalsın, bir kal çatladı... Şöylece, tez zamanda.. tef yağından kıl çeker gibi.. bulup çık — Tabit.. sayet şahanede; efei " Böyle bir kayıt altına alındığına bit — Kırkağaç talebe yurdu — Kırkağaç (Hususi) — İki sene mektep talebe yurdunda 22 talebe' 18: Öpera müsikisi (plâk), 1i abere L LA lerden biri ler, 19,15: Muhtelif plâklar, 20: Viyolo - M TP n e .::ı Bıyı:n Pakize İzzet Nezih Albayrak |le kalmış, diğer yirmi biri sınıfl (Keman 30l0), 20,30: Stüdyo orkestraları, |derece ile geçmişlerdir. Şimdi de 21,30: Son haberler, Sant 22 den sonra Anadolu ajansının gazetelere mahsus havadis servisi verile- YlP" ş : cektir. düşünülmektedir. VARŞOVA nn 20: Şan konseri, 20,30: Popüler orkes- tta, 21,30: Mizah, 21,45: Mühtelif, 22: Fransız musikisi, 23; Sözler, 23,15: Dans musikisi, 24: Dats musikisi. PRAG 20: Fransız musikisi (Şen havalar, 21,50: Plânketin #lLez Cloches de Corne: villen adlı opereti, 23,15: Plâk, 23,45: İngilizce baberler. BÜKREŞ 18,15: Plâk, 19,15: Plâk, 20,20: Fran- sız operalarından plâklar, 21,30: Senfonik konser, 22,45: Senfoninin devamı, 23,45: Yabancı dillerle haberler. MOSKOVA 18: Ecnebi proletar şarkıları (koro if- tirakile), 18,30: Dinleyicilerin arzuları veç- hile parçalar, 19,30: Plâk musikisi, 20: Muhtelif şehirlerden nakiller, BUDAPEŞTE 21: Plâk, 22,10: Haberler, 22,30: Or- kestra, 23,45: Kadın saati, 24 Çiğan mu- sikisi. VİYANA 21: Aşk şarkıları, 22,5: Haftanın haber icmali, 23: Haberler, 23,10: Viyolonsel keman konseri, 23,55: Cazbant. 15 Temmuz Çarşamba İSTANBUL Bir Doktorun Günlük Notlarından Temmuz ayında: Yemek listesi Sabah kahvaltımı 74 da. | — Aç kamına karpuz, 2 — Tereyağı, 3 — Reçel 4 — Tuzsuz peynir, 5 — Yarı yarıya sulandırılmış tulmüş süt. Öğle yemeği 125 - (1) de. Salı sulye haşlaması (üzerine biraz yağı isitilip — gezdirilecektir.) yağlı enginar. durma, İkindi kahvaltısı 44 - 5 de, İki sandoviç. peynirli, tereyağlı. Bir bardak süt ve yahut hafif çı Akşam yemeği. Sebze çorbaları, Soğuk tavuk eti. Meyva, Yenecektir. 18: Dans musikisi (plâk), 19: Son ha- berler, 19,15: Türkçe hafif parçalar (plâk) 20: Sıhhi konferans: Dr. İhsan Rifat ta - yafından, — 20,30: Stüdyo — orkestraları, 21,30: Son haberler. Saat 22 den sonra Anadolu ajansının gazetelere mahsus havadis servisi verile- cektir. KT LA LN bulunan vilâyette talebelere lise t tırmak için bir lise yurdu açt Balık ve yahut küzü eti iskarada, * le ezilmiş patatea ve yahut kabake Hafif şekerli komposto ve yahut # Ö

Bu sayıdan diğer sayfalar: