1 Ocak 1938 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 16

1 Ocak 1938 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 16
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

T ÖTT E TTTT TU FG . Yazan: D. Kortolanyi gelen bir şeyler mırıldandım. Bulgar, bu jestimde köklü bir ahbablık kokusu sez- miş olmalı ki, birden gülümsedi ve ko- nuşmıya başladı. Dört beş cümle söyledi, susarak bekledi. Ben de bekliyordum. Boş yere değil elbette. Ne cevab bulmalı di- ye düşünüyordum. Ufak bir tereddüd ge- çirdim ve kararı vererek, «Evet!..» i ya- pıştırdım. Tecrübe ile şunu anlamışımdır: ki; konuşulanlara kulak asmadığım ve- yahud söylenenden bir şey anlamadığım samanlar cevabını ekseriya evat ile ge- çiştirir, her seferinde de yüzüm kara çık- maz. Zira te'vili, tefsiri o kadac kolaydır Bunün Üzerine Bulgar daha hararetlen- di. Bir şeyler söylendi, gene sustu. Bak- tim çıkar yöl yok. «Öyle mi?» der gibi bir evet!. daha im. Ooh hele şükür, Bulgarın dili çözüldü ve tam 15 dakika konuştu. Anlaşılan tatlı konuşuyor ve daldan dala atlıyordu. Ben de kendimi Koyvermiştim. Lâflar ağzıudan döküldük- ce, herif mısır patlatır, bazan kovadan su boşaltır gibi söylendikce ben de vazi- femi ihmal etmiyordum. Sigara ağrım. dan düşmediği için konuşmak külfetin- den kurtuldum. Rolümü kelimelerle de- Zil, bilfül oynuyarak yaptım. Vücudümü harekete getirerek oynarım. Yüzüm. el e O İnsan, dilini bilmediği, anlamadığı bir “ Mnemlekelte asla ayak basmamalı. Bir jndı anlamadığım dir lisanla konuşulun Ca, sanki sessiz ve yazısız bir film seyret- “miş, âdeta manen sağırlışmış gibi olu- #um. Bundan dolayı da fena halde sinir- lerim gerilir, âsâbım bozulur. Bilmem Böylemişmiydim.. dokuz lisan bilirim. Bu- — Ha rağmen geçenlerde başımdan geçen bir vak'a, beni o kadar müşkül bir vazi- yette bıraklı ki, bir daha mı dedim, töbe- — ler töbesi, bir yere mi gideceğim; evvelâ lisanını öğrenir, ondan sonra bavullarımı bazırlarım. Anlatayım: İstanbula gidiyordum. Bittabi Bulgar's- fandan geçmem icab ediyordu. Vak'a 0- — Tada kaldığım yirmi dört saat içinde geç- Yi. Gece yarısı idi, Ekspres dağlar ve ova- Olardan aşarak bizleri «mahalli maksudu- “nuza» ulaştırmıya çabalıyordu. Saat bir buçuktu. Bir türlü uyku tutmadı. Bari koridora çıkayım da temiz hava alayım. üdedim. Burada da canım sıkıldı. Manza. ra namına zifiri karanlıktan başka bir şey Mgörünmüyordu. Etrafta müdhiş bir ses- | gizlik.. insan âdeta ürküyor. Üstelik köri- canlı bir kul yak. 'Tekrar kampartimana girmeğe karar | vermiştim ki, memur elinde fenerile gö- — gündü. Siyah bıyıklı bir Bulgardı, Mütad betini bitirmiş olmalıydı. Biletimi bir kaç kere kontrol etmişti, ama selâm ma- tamında lâmbayı yüzüme değru kaldır- 5 di ve karşımda durdu. Onun da halinde “bir bezginlik vardı. Sorsanız, sebebini söylivemem, içimden Onunla konuşmak geldi. Bulgarca sigara İçer misin, dedim. Bulgarca bütün serma- * bu cümle ile evet ve hayır gibi “bir düzüne kelimeden ibaretti. Memur cevab makamında elini katketine götür- lü. Paketimi açtım, bir sigara sundum. E- zile büzüle uçları yaldızlı sigaralarımdan bir tanesini aldı. Bir tane ae ben ağdım. Ceblerini araştırdı. Kibrit çıkardı, çak- kı, galiba buyurunuz! manasına gelen ka- labalık bir şeyler söyledi. Ben de ona, / gakmağımı uzattım. Biraz evvel ondan i- miş olduğum o lâfı papağan gibi tek- orariadım. Dumanları — burunlarımızdan gıkararak — sigaralarımızı — fosurdatmıya başladık. İşin püf noktası burada idi. Psi- olojik cihetten giderek, Bulgarı avlamış, önu anadan doğma Bulgar olduğuma, ve u dili Sofya Üniversitesi bulgarca pro- fesörü gibi, eksiksiz, pürüzsüz konuştuğu- ma inandırmıştım. Bu hissı -tamamile — perçinlemek için de, şöyle kayıdsız, yük- en bakan bir hal almıştım. Arada g- — ada kaşlarımı çatıyor, derken gülümsü- ör, sonra gözlerinin içine bakıyordum. "Fakat söze başlamak bana düşüyorda lirden esnedim, içimi çektim. Sonra eli- — Mi omuzuna koydum. Bir sval manasını “ifade edecek bir tarzda kaşlarımı kaldır- dim, bulgarcada: O —E, ne var,ne yok bakalım, manasına - “Son Posta,,nın edebi : | Bir Genç Kızın Romı hisselerine düşeni yapmakla kusur etnie. diler; Daima tetik üstünde idim. Adamın sözlerini dört kulakla bir hal aldım. Fakat bunu yaparken de, karşımdakini asla şübheye düşürmedim. Bir yerde bir hareketimie fikirlerine ta- mamile ortak çıkmadığımı anlattım. Ca- nım, bundan kolay ne var demeyiniz. İ- nânınız ki dostlar, her şeyden aha güç olan budur. Değil mi ki, adamın söyledik- dum, bittabi bu jesti yaparken fazla lâubali davran- madım. Bulgar, o son cümleyi bir daha tekrar etti. Ben de başımı sallıyarak: — Hal.. Anladım!. demek istedim, Bulgar neler mi söyledi?.. Affedersiniz ama, hiç de anlayışlı değilmişsiniz ha - ni... Ben ne bileyim?. Bittabi ber. de müd- hiş surette merak ediyordum. Belki de ye anlattığını sezdim. yordu. Ben de ara sıra gülüyordum. z Muazzez Tahsin Berkand (O akşam sofada buluştuk, konuştuk, |da Nevzadınkilerden daha dar. Deniz birimizden hoşlaştık.. ertesi günü|topunu fırlatırken kolları Nevzadınki- larımızı yanyana çekerek yemeği|ler kadar çevik ve kuvvetli değil.. hem arada yemeğe başladık.. üçüncü gü-| gözleri de onunkiler gibi tatlı bakması- Nü Meliha ve Nevzadla denize birlikte|nı bilmiyor. Birdik.. dördüncü günü plâjda yalnız| Bunu keşfetmek birdenbire neş'emi bulunduğumuz bir sırada Nevzad banalartırmıştı. Plâjda kollarımı başımın gok güzel olduğumu söyledi.. beşinci|altına yastık gibi koyarak uzanmız, — günü Adnan bey isminde bir genç gru-|kendi kendime gülüyordum. Nevzad nuza dahil oldu. (Bir aydanberi kız vücudünü kumlarda yuvarlıyarak be- deşi ile flört ettiklerini Nevzad söy- nim yanıma kadar kaydı. ince Melihanın sık sık bizden ayrıl-| — Deniz kızı niçin kendi kendine gü- sebebini anladım.) Altıncı gü-|lüyor acaba? “hü iki çift birlikte denize girdik ve gü-| — Kaşlarımı çattım. “neşte vücuüdlerimizi kavurduk.. yedinci| — Bana ismimden başka bir ad ver- — günü, yani bu sabah Nevzadın sarı saç-| memen'zi sizden rica etmiştim sanırım. Olarının güneşte altın gibi parladığını ve| —- Darılmayını sizin güzelliğiniz #bukışlarının çok tatlı olduğunu keşfet- | 1 ada her biraz daha şaşırdı- tim gvv için ne söylediğimi bilmiyorum ar- Bu - keşfim beni çok sevindirdi; çünkü | uk, bundan sonra sevimli bulduğum bir a-| Alayla güldüm, damla arkadaşlık edeceğim. — Demek ne söylediğinizi bilmediği- Bofı BABİL KULEŞİ lerim, kollarım hattâ, hattâ ayaklarım 'korladım. Mübarek kâğıda Derken saate baktım. Üçe — gelmişti. | manasına da, hem de, bir daha Tam bir bucuk saattir heni çeneye tut-|aldatırsın.. manasına da gelebilirdi. Ya- müş, oyalamıştı. Bir şeyler daha anlatı -| vaş yavaş sakinleşti. Yüzünü, gözünü sil- SON POSTA Nakleden: İbrahim Hoyi © 'ynrrhı ki, trenimiz yavaşladı, ve bir is - tasyona girdik. Bulgar memut fenerini aldı, lâfın gelişinden, burada atlıyaca - Rım bana müsaade, ama işimi bitirir bi« tirmez, gelir hikâyenin sonunu anlatı « rım dediğini, çaktım. Biraz sönra tekrar yamıma geldi. Hi - kâyeyi kestiği yerden anlatmaya koyul. du. Ve tam catı alacak noktasırıda başladı kahkaha atmaya. O dev gibi vücudu sar- sıla sarsıla güldü güldü. sonra cebleri - ni araştırdı. Üzerine lâstik bağ geçiril « miş bir not defteri çıkardı. Açtı ve ara - |sından aldığı hikâyede mühim bir rol | oynadığı anlaşılan kirli bir mektubu eli - me tutuşturdu. Okuyup da bir fikır ver- memi istedi. Ne diyebilirdim?* Çoktan - dıir cepde gezdirile gezdirile bamı yerle . ri silinmiş olan kurşum kelmie yazılı bu Bulgarca mektuba bir baktırı dikkatimi topladım, tekrar bir göz attım. Güya, hep sini okuyormuşum gibi yaptım. Adam da, gözletrini yüzüme dikmiş, suratımdan bir şeyler çıkarmaya çalışıyordu. Evet!... Di ye mırıildandım. Bu evette, ifadenin her çeşidi vardı. Üstelik başımı da, «hariku- lâde mükemmel, hayat bu!.> Bibi, salla- dim. Mektubu evirdim, çevirdim. Hattâ ter kokusu sinmişti. Başka yapacak bir şey olma - yınca, geri verdim. Bunun üzerine bana dinliyormuş gibi |bir köpek resmi gösterdi. Şaştım, Sanki köpeklerden hoşlanırmışım gthi yaparak, resmi uzun uzun seyrettim. Fakat, Bul - garın bundan hoşlanmadığını sezdim. Galiba köpeklerle arası yaktu. Dalavere- yi çaktım. Suratımı astım, ve ey köpek oğlul.. der gibi, dişlerimi mcırdattım. Gene o mahud defterinden, kâğıda sarı- lerinin tek bir kelimesini bile anlamıyor-|1, bir şey çıkarıp sen aç, diye bana uza böyle bir işmarda bulunur-| tınca hayretim büsbütün artli. — ken vaziyeti kollamak gerekt. Yoksa bir | Bulgarların kullandık" S çuval inciri berbad edetdik. Onun için, yeşil düğme.. şöyle evirdi A EĞ İ Açtım: arı kocaman iki vucumda tarttım. Bulgar birden alıldı ve düğmeleri kaptı. Sanki görmeğe daya - namıyormuş gibi, acele ile tekrar defte- rine yerleştirdi. Sonra birkaç adıtm iler- ledi. Sırtını kompartiman kapılarından birine dayadı. Hemen yanma yaklaşmıamla ağzımın | ğişmişti. Bir şeyler soruyordu galiba: İlk tren kumpanyasından dere yanıyordu, ih- açık kalması b?’ oldu. Çam yarması Bul- ! önce evet demiştin, sonra da hayır Ğh"*"- timal ki çoluğunu çocuğunu anlatıyordu. | BAT, çocuk gibi ağlıyordu. İlkönce göz| sun.. külâhları değiştireceğiz ha!. gibi bir İhtimal ki şalgam nasıl dikilir, onu ta -| Yaşlarını saklamak istedi Sonra, içini çe- | şeyler. Eyvah.. bütün foyalarım meydana rif ediyordu. Say sayabildiğ'n kadar. Ne- | X€ çeke, dudakları titreye titreye ağla -| çıkmıştı galiba. Ne der, ne cevab verebi- lerden dem vuruyordu kim bil'r? Fakat| G4 Ne olmuştu?.. Uzun cümlelerle, kah-|lirdim. Şöyle bir doğruldum. Bana ne?, konuşuşundan, yağlandıra ballandıra söy kahalarla bu ağlamanın arasında bir rrü|der gibi herife donuk gözlerle baktım.. leyişinden galiba tatlı, nöş'eli sir hikâ -| Pasebet bulamıyordum. Mektup, köpek, |arkamı döndüm ve kompartımanıma gir- hele o yeşil düğmeler ne demekti?. İnsi- | dim. Yastığıma başımı dayar dayamaz Sık sık gülümsüyor. imalı lâflar edi-| yaki bir hareketle Bulgarı omuzlarından | tâ öğleye kadar uyumuşum. yor olmalıydı ki, ikide birde manalı ma-| yakaladım, davran vahu dermiş gibi ş'd- nalı göz kırpıyor, habire kohkahayı bası- | detle sarstım. Bulgarca da hayır hayır.. |di. Bu istasyonda ineci diye mırıldandım. İçini çekcrek gene Lir (ra durduğu yerde dikildi, kaldı. Ve ge-| İne kelimeleri takırdata takırdata konuş- | ederim zor şeyler kekeledi, hem teşek Mühim bir şey söylemek istiyormuş gibi yanıma daha fazla sokuldu. ret edemediğimden böyle isimler bulu- yorum. Kaşlarım bu defa büsbütün çatıldı. Kumların üzerinde duran şapkamı a - larak doğruldum, — Bana «Selma Hanım» dan başka itürlü hitab etmeğe hakkınız yoktur |Nevzad Bey, Yanık yüzü aleve tutulmuş gibi kı- zardı. Ben arkama bakmadan — yürü - İdüm. Hakikatte ona kızmış değildim Ve battâ onun bu ürkek flörtü hoşuma bi- le gidiyor fakat bunu belli edersem 0- nu şımartmaktan körktuğüum için da - rılmış görünmeği tercih ettim ve öğ - leden sonra da banyo yapmıyacağımı söyliyerek odamdan çıkmadım. Gece mehtapda Meliha ile deniz ke- Jnarında dolaşırken Nevzad —yanımıza geldi. Ben sabahleyin aramızda geçen ufak hâdiseyi hatırlıyarak, göz ucile önâ baktığım halde zahiren onu gör - memişim gibi Meliha iİle konuşmakta devam ettim, Bir iki saniye bekledikten sonra be- — Bügün başka bi> seyin daha farkında |niz için her gün başka bir münasebet-İnim onu görmek istemediğimi anlaya- dum: Meliha benden şişman ve kısa.. / sizl!ik uyduruyorsunuz. Evvelsi gün «A-|rak karşıma geçti ve elini uzattı. kadar iyi vüzemediği gibi çabuk cem minyatürü» idim. Dün «Tanagras iyor da.-. Adnan beyin omuzları foldum; bagün de deniz kızı... Hepsi de —-jw_;ş;——————-m&q__—_—;“] ——— ,—--- i:birindcn soğuk ve manasız İsimler. |na bakıyordu; Kaşelerinin tesirini öğrenenler baş, diş, adale ağrılarını unuturlar NEZLE, KIRIKLIK, ROMATİZMA, GRİP VE ELMSALİ HAS- TALIKLARA KARŞI BİLHASSA MÜESSİRDİR Terkibi ve tesirindeki sür'at itibarile emsalsiz olan GRİPİN'in 10 tanelik yeni ambalâjları 1 tercih ediniz. Geceleri tutacak olan ağrılara karşı ihtiyatlı bulunmuş o'ursunuz. İcabında günde 3 kaşe alınabili Taklitlerinden sakmımnız ve her yerde israrla Gripit1 isteyiniz. p e E G EEE l BETONARME KÜPRÜ İNŞAATI İLÂNI Nafıa Vekâletinden : 1 — Sinop vilâyetinde ve Sinop - Ayarcık yolu üzerinde, Karasu betonarme köprüsü inşaatı kapalı zarf usulile münakasaya çıkarılmıştır. Bu köprünüz yen! keşif bedeli (48.000) İiradır. 2 — Eksiltme 19/1/1939 terihine müsadif çarşamba günü saat (16) da Nafia Vekâletinde Şose ve Köprüler Reisliği Eksilime Komisyonu odasında yapıla caktır. 8 — Eksiltme şartnamesi ve buna mütöferri diğer evrak (240) kuruş mukabilin. de şose ve köprüler reisliğinden alınabilir. 4 — Eksiltmeye girmek isteyenlerin (3.600) liralık muvakkat teminat verme- leri ve bu gibi işleri yapabileceklerine dair Vekâletimizden alınmış müteahhitlik wesikasile Ticaret Odasına kayıtlı olduklarına dair vesaik ibraz etmeleri lâzum- dır. İsteklilerin teklif mektublarını ikineci maddede yazılı saatten evveline kadar komsiyon reisliğine makbuz mukabilinde vermeleri muktezidir. Postada olacak gecikmeler kabul edilmez. (4709) — (8689) di. Konuşmıya başladı. Sesi tamamile de- | taşıdı. Bir hamal çağırdı.. omuzuna yük. ledi. Trenden aşağıya inerken, içimden herife bir acıma geldi. Döndüm ve güöz lerinin içine bakarak : — Yaptıkların hiç de iyi kaçmamış, »» ma, kul kusursuz olmaz. Onun için bu se ferlik senj affediyorum.. demek istedim Arkasından da, bulgarca: — Eveti yapıştırdım. Bu sön kelimem Bu!lgara tılsım gihi te- sir etli. Yumuşadı, yüzü güldü. Kski nep> esini takındı. Tren ağır ağır uzaklaşır- ken, beni hürmelte selâmladı. * Bulgar kapıyı tıkırd | 'YARINKİ NÜSHAMIZDA: Acaba kimciler ? miya başladı. İhtimsi ki af âiliyordu. Bil- İngilizceden Çeviren: K. Neyyir mem.. fakat yüzünden pişman olduğunu nladım. Bavullarımı kaıpadı, koridora masalı yemekhanesini ve yanyana di « — Ne oldu kuzum? Kavgamı ettinlz?,ı:lmlş karyola dolu yatakhanesini Ben «Ne münasebet?» gibisinden ©- düşünürken, eskiden olduğu gibi ora - — Size doğrusunu söyüyeyim mi?|muz silkerken Nevzad Bey kardeşine 8'nı hasretle hatırlıyacak yerde, onlar- Ben size sadece «Selma» demeğe cesa-|cevab verdi: dan uzak olduğum için içimde bir ra - hatlık, bir sükünet duyuyorum, Hattâ Mmektebden ayrılalı henüz bir hafta o duğu halde bütün hayatım burada geç miş gibi bu beyaz duvarlı, boş denecek kadar az döşenmiş mini mini odayı be- nimsedim ve sevdim. — 'Bu sabah plâjda Selma Hanımın canını sikacak bir şey söylemiştim. Ağabeyisinin bu ağır hali Melihayı kahkaha ile güldürdü: — Yoksa sen Selmaya Aşık —1 ol - dun Nevzad? Bu ne ciddiyet? Şimdiye kadar böyle ehemmiyetsiz bir şey için| — «Kapıyı arkasından kilidleyip ken « af dilediğini görmemiştim. di yalnızlığına gömülmenin» verdiği Bu gevezeliğe ben kaşlarımı çatar -|zevki ilk defa tadıyorum. Bu zevk o ka ken Nevzad Melihaya seri sert baka -| dar dinlendirici ki, günlerce bu dörl rak öfke ile yanımızdan uzaklaştı. duvar arasında kaltam sıkılmıyacağım, Ay ışığı suların üstünde oynaşıyor, On sekiz yaşına kadar bir asker kışlası kayıyor, dahp çıkıyordu. Meliha ile saç $'bi kalabalık bir yerde, bir dakika ok larımızı rüzgâra bırakarak saatlerce do Sun kendini dinlemeğe vakit bulama - laştık. O bana Adnanla seviştiklerini u- dan yaşamış olmak azabı, ancak bugüm zün uzun anlattı. |gözümde canlanıp büyüyor, ancak bu- Ne tuhaf.. tanıdığım bütün genç kız| Eün bir evi, küçük bir odası ve kendine lar sevgi ve hulya âleminde yaşıyor »| Mmahsus eşvaları olmanın bir insan ( - lar. Yalnız ben sevimiyorum. — Yalnız ©in ne kadar büyük bir saadet olaca - benim başım hayal tüllerine bürü: ıp"ğını tasavvur edöbiliyorum. göklerde uçmuyor;, Yalnız benim kal -| — Bunları düşünürken ayni zamanda bim boş,. bomboş. kimses'zliğimi de şimdiye kadar yap - Bu boşluk bazı geceler ağlatacak, 'iâım gibi yabancı bir gözle değil, acilr bağırtacak kadar bana azap ve işkence | Öln duyarak ve anlıyarak içime sindi- çektiriyor. mb;ldıdğı'mden ;u derin Mntiâîı genç Ömrümde ilk defa küçük bir evde|Yâ5!mdanberi duymama meydan ver - yaşıyorum demiştim. — Bu dem:.mlycmkbmi saadel ve refah içinde yar şatmış olan müdireme karşı olan min - nettarlığım at

Bu sayıdan diğer sayfalar: