22 Mayıs 1939 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 12

22 Mayıs 1939 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 12
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

ii Ul | | i “Son Posta, YANMIYAN ÖLÜLER rumu Çecirem : Hf. Alaz Hüdiseler istediğim giol cereyan etti.| na; 1872 yılının bir Haziran sabahında ba * bamı öldürdüm; o zamanlar bu hâdise be-| Bim üzerimde fevkalâde derin bir tesir| İ yapmıştı. Bu vak'a, henüz daha siemle birlikte Viskonsinde oturduğum sıralarda Bevlenişimden önces, cereyan etmişti. Biz babamla beraber evimizin kütüb - hanesinde oturmuş, o gece çaldığımız eş- İÜ yaları taksim duk. Çaldığımız şey» Ter esas itibarile ev eşyası idi; bunun icin “de taksimleri biraz güç oluyordu. Halıla- Tın, kilimlerin ve buna benzer diğer eş * yıların taksimi kâdisesiz geçti; aşırdığı- mız gümüş kap kaçağın taksimi de güç olmadı. Fakat lâtarnaya benzer, küçük i bir musiki â - İetinin taksimina sıra gelince iş başka - Taştı, Ailemizi felâketten felâkete sürük- İiyen bilhassa bu musiki âleti oldu. Şayed öğünde! NE bu musiki Aletini aşırmamış olsaydık ih timal ki zavallı babam hâlâ yâşamış ola» çaktı. Bu musiki âleti harikulâda nefis bir San'at eseri idi Bu âlet sadec3 en güzel melodiler çalmakla iktifa etmiyor, fakat bir yılan gibi ıslık çalıyor, bir köpek gi 'bi havlıyor ve her sabah kurulup kurul madığına bakmmıyarak şafakla oberaber Mİ bir her&> gibi ölüyordu. Musiki âletinin f | ; La i başındaki m bilhassa bu son meziyeti babamı haya - tında ilk defa olarak namussuzca bir iş yapmağa sevketmişdi: Babam beraberce aşırdığımız bu âleti benden saklamak is- temiş, onu almağı unuttuğunu, yeminler | ederek bana temin etmek istemişti. Hal - buki, babamın bü son hırsızlık vak'asını, bilhassa bu âleti eşırmak için tertib et - tiğini ben çok iyi biliyordum. Biz, hırsızlığa giderken tanınmamak İçin birer mantoya sârınmıştık. İşte ba - bam bu güzel musiki âletini pelerini al « tına gizlemiş, bana da yeminler"#rierek o- mu almadığını söylemişti. Ha'buki ben bu müsiki âletinin babamda gizli olduğunu çok iyi biliyordum. Sonra babamın, ba â- Jetin şafak vakti hir horoz gibi öttüğün - dei hâberi olmadığın: da çok iyi biliyor - dum. Benim yeyâne arzu ettiğim şey bu eşyaları taksim işini şafak vaktine kadar uzatabilmek, bu suretle de horozun ötü- © şünü temin ederek babamın foyasını ve yalancılığını vurmaktı, «Son Posta» nın edebi romanı: 23 Ağaçlar arasında sigara içerek dola- şan Nejad, genç kızların seslerini du- yunca koşar adımlarla onlara doğru yaklaştı. — Vah zavallı Nejad vah! Vâdimde nasıl durayım şimdi ben? Zaten eski esvabların içinde göz kamaştıracak ka- dar güzeldin; şimdi bu yeni kıyafetin- Te... — Şimdi de beni memnun etmek is- tersen gene susacak, bir şey söylemiye- ceksin Nejad... Nejad gülerek mırıldandı: — Artık hiç bir şey için söz vere - Zerrin de yaklaşmış, müdekkik göz- lerle Nerimenin esvabını tedkike baş- Jamıştı. — Bluzun da eteğin de mükemmel olmuş ve sana pek yaraşmış Nerime... ” Başkası için alelâde gündelik bir elbise senin üstünde en şık bir tuvalet gibi güzel görünüyor Nerimeciğim Hele bu sade şapka yüzüne öyle şmış ki... Çi Nejari hararetle tasdik etik — Harikulâde! Bütün bu iltifatlar karşısında ne di- yeceğini şaşıran genç kız, Meliha ve © Nuriye hanım'ara yaklaşmıştı. Meliha X hanım, okuduğu Fransızca bir mecmu- ayı dizlerine bırakmış, yarı kaptı kir- pikleri arasından Nerimeyi seyrediyor- du. O yaklaşınca, müstehziyane bir te- bessümle sordu: — Eski püskü esvabları çıkarıp yep- nın Hikâyesi Kütüphanedeki lâmbanıa ışığı sararmağa ve pencerelerdeki perdelerden şafağın| ilk ışıkları odaya dolmağa başladığı 22- man bi: ihtiyar centilmenin pelerini al- tından uzun bir «kokorjKoo00!» sadası du- yuldu. Babamla aramızda, masanın üzerinde hırsızlık işlerinde kullandığımız küçük bir balta duruyordu. Ben derhal bu bal - taya el attım. Baoam, daha fazla sakla - mağa imkân olmadığını görünce, pelerini altındaki musiki sandığını çıkararak ma- anın üzerine koydu. Ve" — Ben bu işi münhasıran bu güzel mu” iki âletini kurlarmak için yapmıştım; fa- kat mademki arzu ediyorsun bunu da iki- ye böl, dedi. Babam musikiyi fevkalâde çok severdi; esasen kendisi de çalgı çalmasını bilirdi. Ben babama dönerek; — Bu mesele hakkında sizinle münaka- şa edecek değilim, dedim. Esasen bir ba- bayı itham etmek oğluna düşmez. Fakat, dostluk başka, alış veriş başkadır. Siz bundan sonra bu nsmussuzca hareketi » nizin delili olan bir çıngırağı boynunuza takarak dolaşmazsanız bir balta darbesile aramızdaki arkadaşlığa nihaye: vermek mecburiyetindeyim. Babam, bir müddet düşündükten sonra kat'i bir ifade ile: — Hayır, dedi, bunu katiyen yapa - mam, Boynuma çıngırak takmak, na « mussuzluğumu resmen ilân etmek de - / mektir. O zaman bütün etrafımızdaki in-| sanlar baha, itimadsızlık göstermeğe baş. larlar, Babamın fikirlerindeki bu kat'iyete hay ran olmaktan kendimi alamadım. Ne yas m, babamın muhitine karşı Bamuslu görünmek arzusundan büyük bir gurur duydum. Hattâ, onr affetmeğe hile hazırdım; fakat, harikulâde nefis mu - | siki âletine bir göz alar almaz bütün ira- demi kaybettim. Ve yukarıda da söyledi- Him gibi babamın bu menhus dünyada hücumuna daha fazla ıztırab çekmesine meydan vermedim. Li Babamı öldürünce bir nevi huzursuzluk duymağa başladım. Ölen adamın. bıbam oluşu beni düşündürmüyordu. Fakat, ci. Dala Yyvakı Yazan: GÜZİN DALMEN — Bu sabah az kalsın Iiyametler kopüyordu. Anlaşılan, Zerrinin dediği gibi bir hiç olan bu elbise, bana lâyık olmıyacak kadar fazla süslü imiş ... Nejad öfkelendi: — Hay aptal kadın h4y! Dünyanın en süslü etbiselerı bile azdır. Melih hanım, yeğeninin daha fazla Temesine mâni olmak istiyormuş gibi atıldı: — Ya ağabeyin? Bu yeni esvabın için sama iltifat etti mi? Nerime gülmiye başladı. — İltifat mı? O mu? Annesinin söz- lerini dinlemeyip elbisemde tenkid e- dilecek bir şey görmediğini söylemiş olması benim için kâfi... Bu defa Nejad hiddet etmişti: — Başka türlü düşünmek için onun pek ahmak olması lâzım gelirdi. İnsan ne kadar buz parçası olsa, artık haki- kati tamamile inkâr edemez ya! Zaten senin onun maiyetinde çalışmanı kabul etmesi bile fazla değil mi? Ne yapa - yım? Bu herifin kasasının tıklım tıklım para fle dolu olduğunu bildiğim halde böyle bir genç kızı çalıştırmasını affe - POSTA yetimin çabucak meydana çıkması h- #imali beni kör i vardı. Bu vaziyet karşısında onu da ba-) bamın yanına göndermek lüzumu hâsıl olacaktı. Nit korktuğum başımı gel- di, annemi de öbür dünyaya göndermek - te hiç gecikmedim. Bu işi de hallettikten sonra hizmetçilerimle hesabı görerek ön- ları savdım, Ayni gün içinde kasabamızın polis mü- dürüne giderek cinayetlerimi kendisine anlattım ve ondan ökıl danıştım. Bu yap» tığım cinayetin muhitimde duyulması be- nim için hiç te iyi bir netice vermiyecek'i, Aleyhimde şiddetli bir dedikodu başlıya- cak, herhangi bir yere intihah edilmem mevzuu bahsolsa gezetelerin şiddetli bir uğrıyacaktım. Kasabamızın polis müdürü bu antattığım sebebleri çok makul buldu. Çünkü onun da başından buna benzer bazı vak'alar geçmişti. «Ya « lancı şahidler bir reisile müşavere et- tikten sonra her iki cesedi de kitab dola- bina gizliyerek gayet yüksek bir Ücretle sigorta ettirmek ve badeha yakmak mü- wat'k olacağını bana tavsiye etti. Ben de bu tarzda hareket ettim, Evimizin kütüphanesinde babamın, ka- çık bir mucidden satın aldığı boş bir ki - tab dolabı vardı. Bu dolabı şekil ve eb'ad itibarile yatak odalarında bulunan gar - drobları andırıyordu. Dolabın kapıları Ebeveynimi soğuk su ile yıkadığım için bunlar âdeta taş kesilmişlerdi. Dolabın raflarını çıkardıktan sonra ölüleri dim dik olarak dolabın içine soktum. Dolabın perdesini çekerek kapısını kilidledim. gorta şirketinin memuru belki on defa dolabın yanmdan geçtiği halde hiç bir şeyden şüphe etmedi. Ayni skşam sizorta paralarını cebime indirdikten sonra evi ateşledim ve orman tarikile buradan iki mil mesafede olan kasabaya yollandım. Çok geçmeden yan- gın havadisi kasabanın içinde yayıldı. Ben de, yangına doğru koşmakta olan insan kafilesine katılarak tam ayrılışımdan iki saat sonra yangın yerine vardım. Yanıp kül olmus olan evimizin yanına geldiğim zaman bütün kasaba halkın; o Meliha acib bir gülümseme ile mı - rıldandı: - — Hayır, henüz değil... Bu sözlerden sonra gençler büyük- lerden ayrılıp kırlara doğru gezmiye gittiler ve birkaç saat yürüdüler. Ne - rime de kendisini bu neş'eye bırakarak bir müddet için ıztırablarını unuttu ve| gülüb konuşmıya, arkadaşlarile şaka - loşmıya, küçüklerle kırlarda koşmıya İmiş kül olmuştu. Henüz, daha kıpkırmızı İdan geçerken gözüme benim kitab Nafıa Vekâletinden: Ekiltmeye konulan iş: 1 — Büyük Menderes tabilerinden Çürüksu üzerinde yapılacak regülgtöri# Sarayköy ovasını sulamak üzere açılacak kanal hafriyat ve sınai imalât kefiğ bedeN «446570, liradır. 2 — Eksiltme 15/6/939 tarihine rastlıyan Perşembe günü saat 11 de Nafıa Ve” kâleti Suler Umum Müdürlüğü su eksiltme komisyonu odasında kapalı zari ue Jile yapılacaktır. z 3 — İstekliler eksiltme şartnamesi, mukavele projesi, bayındırlık işleri genel şartnamesi, fenni şartname ve projeleri 22 lira 33 kuruş mukabilinde Sular mum Müdürlüğünden alabilirler. : 4 — Eksiltmeye girebilmek için isteklilerin «21,613» Tira «16» kuruşluk muval” © kat teminat vermesi ve eksiltmenin yapılacağı günden en az sekiz gün evvel lerinde bulünan vesikslarla birlikte bir dilekçe ile Nafia Vekâletine müraesif ederek bu işe mahsus olmak üzere vesika almaları ve bu vesikayı ibraz etme” leri şarttır. k Bü müddet içinde vesika talebinde bulunmiyanlar eksiltmeye iştirak eğ © mezler. <N 5 — İsteklilerin teklif mektublarını ikinci maddede yazılı saatten bir seat e” veline kadar Sular Umum Müdürlüğüne makbuz mukabilinde vermeleri Mz” © dır. Postada vlan gecikmeler kabul edilmez. «1789» 43329, a & İ Emlâk ve Eytam Bankası İstanbul Şubesinden | ; İcra dosya No. Nevi ri menkulün mahalli o Hesab NOSE Üsküdar Mamüştemilât bir bab yalı - Boğaziçi Beylerbeyi Havuz- | B.16 ÖN 38/251 O nın 24 hissede 21 hissesi, o başı caddesi eski 12, 13, 14, 7 15, yeni 17 , 17; 20, 18, 19, 22 No. hu. Bankamıza ipotekli olup Üsküdar icra memurluğunca yukarıda numarası Y” lı dosya ile 30/5/939 Salı günü açık arttırma ile satılacak olan gayri men“ kulü alanlar arzu ederlerse banka bu gayri menkul mukabilinde j mevzuatı dahilinde para ikcaz edebilir. © «2688 bir mobilyeci dükkânının yapi” bir halde duran ateşler arasında bizim | buna benzer bir dola ilişti, Mobilyeci, Dİ mahud kitab dolabı sapasağlam bir bal *|nim bu kitab dolabına dikkate " de göze çarpıyordu. olduğumu görünce, hana dolab hakki! Dolabın pszdesi yanmış, cam kapılar| izahat vermek lüzumunu hissederek , © olduğu gibi meydena çıkmıştı. Camların | — Ben bu dolabı yarı kaçık bir mü arkasından, yangının kızıllığı içinde kilden satın aldım, dedi, mucidin söyiedi * rada buldum. Evimiz baştan başa yan cesed olduğu gibi görünüyorlardı. Ba *| ğine göre bu dolab yanmaz bir dolabın bam, ve onun hem sandet hem felâket| Dolabın tahtalarındaki mesameleri9 arkadaşı olan annem âdeta canl gibi du-İne yanmaz bir madde doldurmuş ruyorlardı, Dolabın csmları da «asbes» ten Yangın ve ateş onların kıllarma bile | imiş. Maamafih bu dolabın yanmaz Ol zarar vermemiş, elbiseleri olduğu gibi | duğunu hiç te zannetmiyorum. İster$ kalmıştı, Hattâ kafalarında ve boyun &|niz onu size aldığım fatla verebifiği. larındaki balta yaraları bile görünüyor- | Fiali alelâde bir kitab dolabından hiç © du. Oraya birikmiş olan halk &deta bir| yüksek değil, İ canavar görmüş gibi dehşete Kapılmışi.| — Hayır, bu dolabın yanmaz bir | Ortalığı bir süküf kaplamıştı. Ben de çok | olduğunu bana temin etmezseniz bet i müteheyyiçtim. nu almam, dedim, Ve mobilyeciye rl * ederek dükkândan çiktım. si Aradan üç sene geçmiş, yukarıda an «| Doğrusunu isterseniz. o, bana bU latlığım hâdiseleri hemeu hemen umut «| abı bedava bile verse idi gene alms3ğfği / bu” muş gibi idim. Elimdeki sahte banknotla- | Çünkü; ona her baktıkça bende bir sürmek Nevyorka gitmiştim. Tesa- | hatıraların uyanacağı pek tabil idi. a Fahriye hiddetini yenemiyordu: ardında ıslık çalan bir sesle enırılda — Terbiyeli fakat soğuk adam. Ara-| dı. mızda bir akrabalık olduğuna yüz şahid | — Bunlar çılgınca fikirleri göstermek ister... Onun (nazarında | nanmıyorum; hayır İnanmıyorum; biz, bir karıncadan daha ufak mah -|Jara inanmak ta istemiyorum. lüklardan başka bir şey değiliz. — Keyfin bilir; ister inan, istef Nejad ölke ile haykırdı. ma! Gözlerini biraz geç — Nerime gibi sevimli bir kızın O| zaman sen de göreceksin. Bana vererek gruptdh uzaklaştı; Reşadlar da evlerinin yolunu tuttular. büzülmüş ve buruşmüştu. jadın yüzü başladı. Avdet ettikleri zaman yanak - Tarı al al olmuş, gözlerine ateş ve ha - yat dolmuştu. Gelenler, geçenler baş - larım çevirip bu güzel kıza zevk ve a- lâka ile bakıvorlardı. Grup konağın önündeki meydanlığa deldiği zaman konağın büyük karksı açıldı, Feridun beyin uzun boyu görün- dü. Genç adım terbiyeli fakat soğuk bir edr ile hanımları selâmladı. N: dın elini sıktı ve sudan bir iki söz söy- ledi. Uzun boyu, geniş omuzları ve mağrur bakışile karşısındakileri ezi - yor gibiydi. Bir kadın gibi zarif ve ince olan Nejad, onun yanında kayboluver- mişti. — Arkadaşlarınla gezmeğe mi gittin Nerime? — Evet ağabey, kırlarda biraz g07- dik. — Bu güzel havadan istifade etmeniz pek iyi oldu. Nejad söze karıştı: — Nerimenin yüzüne renk geldi. Nerimeye bakarken gözlerinde parlı- karanlık eve girmesine ve orada, ken-| Nerimenin bize artik Süheylâ disini sevmiyen bu soğuk insanların â* İnn kendisile meşgul ol rasında yaşayıp ızlırab çekmesine ne bundan bösile bunu Feridun pie isyan ettiğimi tahmin edemez -| deruhte Lei söylediği gün e iy e & kendime şöyle düşünmüştüm: * Yeğeninin -yanında. yürüyen Meliha | ana bak; onon gibi kibirli ve harım boğuk. bir sesle gülmeklen ken- | Xi. adamm böyle birdenbire dini alamadı. ile meşgul olmasında, onunla — Kendisini sevmiyen İnsanlar mı? | olmasında bir sebeb var!» İşte © Korkma yavrum, onu bir gün sevecek- şüphe ve düşüncelerim (yavaş ler, hsttâ senin istediğinden çok €-| şahakkuk etmiye başladı. Biraz © vecekler... Feridun beyin Nerimeye bakan ba Nejad hayretle halasına baktı. rine dikkat ettim, bunların bek” — Ne demek İstiyorsunuz hala? hiç dmma hiç de eskisi gibi de Meliha hanım omuzlarını kaldırdı ve |adam temamile değişmiş... ç acıyan gözlerle yeğenine baktı. Yüzünün rengi solan Nejed * — Ne demek istediğimi kendi kendi- | bir sesle sordu: ne keşfet; bu çok güç bir mesele değil | . - Onun Nerimo ile bir çocuk bile bünü anlıyabilir. zannediyorsunuz? Genç v seri bir hareketle hala- — O meseleye gelince 1ş değişi” sına ia tü. i 5 ki de. eğer Nerime kurnaz i8€-. og — Ne söylüyorsunuz? Feridun beyin) o ? Nerime mi? Nerime ile... Bunu tasavvur eder mi- sivili İNE siniz? , simidir. Hem onun Feridun — Tebit.. tabit. sen ne kadar saf ç0-| yanı nefret bir adamla ”— za amk e ss Awşa dez ze »>“ş“2 saa 234 EDT IGEEFEZ EE S'S5 or demiyorum. Onun yerinde ben olsay. | Yan hayranlık Feridunun nazarından dım, ne büyük bir zevkle sana: dek kaçmamış olacak ki siyah kaşları çatıl- bir tebessümün mukabili bütün ihti - dı. mavi gözleri en karanlık parıltısını yaçlarmı, hatâ ihtiyacından fazlasını aldı ve mağrur bir sesle Nejada sordu: cuksun! Bu hakikat gün gibi aşikâr; güze batıyor. Artık Nerime için kor - kacak bir şey kalmadı. Büyük ve hi- mayekâr bir komad onun üzerinde ge- zı olmıyacağına eminim. O 8€ şı derin bir korku ve nefret be” gp © bizden gizlemedi; bunu birçok “© açıkça iliral etti. ç âyaklarının önüne yığmaktan mes'ud| — Yazm sonuna kadar burada mi olurum!» derdim. Bu sözlere kadınlar kahkaha ile gül- düler. — Bu Nejad ne deli çocukt Feridun kalacaksınız? — Maalesef hayır; sekiz gün sonra gitmiye mecburum. — Öyle mi? Haydi içeri giriniz Neri- rilmiş duruyor. Mağrur ve müteazzım > Feridun beyefendi, onun güzel gözle-| — Eğer Feridun bey rinin, altın saçlarının sihrine tutuldu. | alâkadar olur ve sevimli h Göreceksin ki bu söylediklerim sadejonu cezbelmiye gayret bir şüpheden ibaret değildir. Yakın za-|menin de.ona karşı olan PESTİL EN SI SES AZLASAKL ederi? hisleri yeni bir kılığa girdiğini gören Süheylâ| bey gibi mağrur bir adamın bir akraba |me; hanımları daha fazla burada bek- bilir... Hem bundan maada * ze POR hanımefendi ne dedi? Nerimenin vüzünden bir gölge geçti: kızına karşı “böyle bir mutuk irad ede-|letmek doğru olmaz ceğini tasavvur ediyor musunuz? Bu sözlerden sonra, kısa bir selâm manda bunların doğruluğunu hepiniz teslim edecair Ve bana hak verecekxi- niz. sâmân da var. tar”

Bu sayıdan diğer sayfalar: