6 Haziran 1939 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 8

6 Haziran 1939 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 8
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

8 Sayfa —— — Ölümünden 130 yıl sonra kellesi ile vücudü birleştirilen musikişinas Haydn 1809 da Viyanada öldüğü gece meçhul şahıslar tarafından me cesedinden ayı Geçenlerde Almanyada Eisonstadt şeh- rinde meşhur müsikişinas Haydn'in ölü- münün 130 uncu senesi münasebetile ha | arası kutlulanmış Bü büyük mu tarihinde Vi rada Napoly eylemekte Haydm'e karşı pek büyük bir hürmet gösteren Napalyon, 0) mun ölümünü haber alınca katafalkırın| önünde nöbet beklemek üzere bir kıt'a Fransız askeri göndermişti. Geçenlerde tertib edilen kutlulama me. rasimi esnasında; Eisenstad: şehrindeki «Jööet Haydn Museums da bir sergi de açılmıştır. Bu sergide Haydn'e aid hatı-| ralar teşhir e tir. Bunlar arasında büyük san'atk; tertib eylemiş olduğu | ilk ve son eserleri dahi bulundurulmuş- tur, Yapılan merasimin en dikkate” değer tarafı Haydn'in kafa tası ile iskeletinin birleştirilmesi merasimidir. Bu merasim #on zamalnarda Prens Paul Esterhazy *8- rafiödan bu san'atkâr için inşa ettirilen | hususi türbede icra olunmuştur. Şimdi Haydn'in kafasının vücudünderi olduğunu ne suretle ve niçin ayrılmış ! izah edelim: 1809 da, H gecesi dört m Yunduğu Viş ğiha girerler ve tabutu çıkarırlar, Bu maskeli adamlar içinde bulunan Jozet Peter adındaki tıb talebesi kafeyı vücudden ayırır ve iş meydana çıkmasın diye o gün idam edilmiş olan bir caninin başını. musi- asın vücüdüne ekler, Jozet Peter adındaki bu tıb talebesi freneloji ilmine çök meraklıdır. Haydn'in| beyni üzerinde Gall'in yeni nazariyeleri- hi tecrübe eylemek istemiştir. Maksadı musikişimasın. beyni üzerinde -dehasmın merkezini bulmaktır. Bir müddet sonra bu merkezi bulduğunu bildirmiştir. Fa- kat iş mahrem tutulmuştur. me kadar sonra Prens — Teşekkür ederim. Lâkin zaten geç kaldık. Balıkları soğutmağa (gelmez. Gidip sofraya'oturalım. Beyaz örtülü, güler yüzlü sofranın etrafında yemek yerlerken, Ramiz bey Ahmed Eresma sordu: — Mezuniyetinizi temdide imkân yök mu, beyefendi? Köyümüzün son- baharı çok güzel olur. — Ne mümkün efendim? Hele son - bahar: burada #at'iyen geçiremem. Köyde yalnızım, arzettiğim gibi. Ben gitmiyecek olursam, mekteb kapalı ka- lr ve çocuklar bir sene kaybederler. — Yerinize bir vekil gönderirler. Ra- hatsızsınız: mâzeretiniz var. Vekâlete bir arzuhal yönderseniz derhal terviç ederler, sanırım. — Olmaz, beyerendi! Rahatsızlığım beni vezifemden alıkoyacak kadar mü- him deği. Ziyadece yorulmuştum, din- lendim. Sinirlerim bozuktu; onlar da düzeldi! İşime bu sene de devem ede - cek kadar kendimde kuvvet hissediyo - rum. — Mekteb n6 zaman açılıyor? — Teşrinieyvelde. — Ow! Daha epey vakit var. — Fakat ben dah- erken gitmeliyim. Mektebimin eksikleri var: Bazı yerleri tamir edilecek. Vekâletten, maarif mü- dürlüğünden kir sürü emir, tsmim gel- miştir. Onlara tevab verilecek. Bu se- ne kâydolacak yeni talebenin s'hhat işleri görülecek, kayidları yapılacak. Onun için ben, bu ayın sonunda, mü - gaadenizle, gerek size ve gerek Neri - man harıma veda edeceğim. — Vah, vah! Hiç olmazsa, bir on beş gün daha kalmalı idiniz. Üzümler ol - mıya başlıyacak.. bu sene de bizim bağ iyi mahsul vereceğe benziyor. Öteden Neriman atıld. Tavrn pek <iddileşmişti. — Bırak, baba! dedi. Vazife her şey- den mukaddestir, diyen sen değil mi - sin? Ahmed bey de vazifesinin başına gidecek. Lâkin, gelecek yaz gene bura- zarı açılmış ve kafası, larak çalınmıştı Haydn Nikola Esterhazy Viyana belediyesine müracaat ederek Haydn'in mezarından çıkarılmasını ve Kisenstsdı kilisesi mak- beresine defnedilmesini istemiştir. Tale- bi kabı muştur. Bu suretle Jozef sı meydana çıkmış, fakat ke- muhafaza edilmiştir. müddet sonra Pete: vefat etmiş, m kafa tası elden ele geçmiş, ni- Viyanada mü kil «Gesellschaft yetine ielebed mek üzere tevdi olunmuş- der Musik freunde» muhafaza € tur. Bu hal zamanımıza kadar devam etmiş, nihayet Prens Paul Esterhazy, inşa ettir. wiş olduğu muhteşem makbereye Haydn'in cesedini ancak kafasının veril. meşi kaydile defnettireceğini bildirmiş- tir. Bunun üzerine müzakerelez yapılmış, nihayet bu uzun müzakereler muvaffaki- yet ile neticelenmiştir. Bu suretle 190 se- melik ayrılıktan sonra Haydn kafası üdü ile birleşmiştir. Yeni SON POSTA | Güzelliğe düşmanlık Yazan: Muazzez Tahsin Türk, ötedenberi güzelliğe Aşık, şair tabi- atiiatli, şair ruhludur. Buna yalnız tarihimiz değil, bugünkü yaşayış tarzımız da şahid - tir. En zengin Türk ailesinden tutunuz da ep #akirine kadar herkes çiçeği, denizi, yeşil a- Baçları, velhasli tablatin yarattığı güzel şey- leri sever, bunların kiymetini bilir ve elin- den geldiği kadar bunu izhar eder. Zengin kendisine büyük bahçeli er yapar, günün yorgunluğunu ağaçlar altında, denizin kar- irir; fakir, yeşil boyalı veya kırmın kâğıdı saksılar içinde, kırık pence- resinin kenarında çiçek yetiştirir. evinin #4 metrelik avlusuna bir ağaç dikerek bahar oradan seyreder. Ecdadımız da bu sebebten dünyanın en güzel köşelerinden biri olan Boğam bu dere- © sevmizler, orasını bunun için İmar etmiş- ler ve ömürlerinin bütün ağılarını Boğazın mavi ve yeşil suları karşısında unutmıya ça- Yışmışlardı. Bugün Boğazın ik! sahil! birçok harab ya- hılarla dolu .. Bundan hepimiz şikâyetçiyiz ve Boğaziçi bakımsız kaldı diye hepimiz üzü- Hüyoruz. Çırağan sarayının, Kuruçeşmenin manza- raları yürekler acım... Hükümet halkın bu haklı üzüntüsünü gidermek maksadile Bo- Barın bu bakimsız vaziyetini ısdh etmek, dünyanın cenneti olan bü sahilleri tmar et- mek isted! ve bu makandla büyük, çok büyük fedakârhklara girişti. Buna her Türk can ve yürekten müteşekkir ve minnettardır. An cak, gürel bir maksadla başlanan işler bazan Wtenilen neticeyi veremiyor; işte Rumelihi- sarının buzünkü zavallı hali.. söz de eski bir ağacı kesmemek için birbiri üstüne uzatl- miş İki sakll yol ve taş duvarlar... Bu misal kâfi gelmemiş givi, bugün Bebek-İstinye yolu Üzerinde asfalt şoseye kurban edilmek teh- Mkesine maruz kalan başka birçok güzellik. ler daha var, Bunlart kurtaralım diye çırpi- nırken, geçen gün Emirgânda, Boğaz şirin köşelerinden “:.1 olan Tokmak bur- enelik cesim bir çam ağacının (Lübnan çamı) balatalanarak yere yikıldığı- mı gördüm. Pazar günü, deniz kenarındaki bu gerin ağaçlığa ge n gölgesinde dinlenmek 13 rpriz kargı- sında kalarak «Eyvah» demekten kendile- rini alamadılar, Hattâ oradan geçen İki ec- nebinin bile, hu zavallı ağacın verde sürünen İ heybeti gördesine bakarak kendi dillerinde «Ne yazık!» dediklerin! işittim. İ Güzel İstanbulumuz zaten yangın, fakirlik, İhmal ve salr birçok sebeblerden harab bir| halde iken, mevcud güzellikleri de kaba ve İ hayrat eller elinde baltalatmak niçin? Niçin İbir yol yapayım derken yöz senelik kiymetli İbir ağacı yikiyoruz? Birini yaratırken di- İ Berini öldürmek neden7?? Bunların ikisi be- İ (Devamı 10 uncu sayfada) “SON PO Tarih Mü Kadızade Halkı soymak için dini alet STA,, nın sabakasi! Mehmed v eder, her nevi rezale ahlâksızlıkları yapmak içinde sofuluğu maske, kullanan, yeniliğin ve uyanıklığın düşmanı VW On y dinci asır ortasında yaşamış Ka- dızade yeyh Mehmed adında müteassıb ve her türlü yeniliğe düşman bir vâiz ile, Onun tuttuğu yoldan giden, halkı soymak için dini bir alet ve her nevi rezalet ve ahlâksızlıkları yapmak için de sofuluğu İ bir maske gibi kullanan çömezlerinin, hal! kın fikri seviyesi üzerinde çok kötü, tehli- keli, meş'um tesirleri olmuştur. Balıkesirli bir kadının oğlu olan Şeyh Mehmed, dördüncü Murad zamanında Ayasofya vâizi ş vaizlerinin mevzuları- ni hemen hep şunlar teşkil ederdi: Riyaziye, heyet ve diğer müsbet ilim» İerle uğraşmak günahtır! Şarkı söylemek, çalgı çalmak, hattâ güzel bir sesle Kur'an okumak günahtır! Her türlü eğlence, kahve ve tütün iç mek günahtır! Raksetmek, köçek ve çengi seyretmek günahtır! İpekli kumaş giymek günahtır! Bıyığını sünneti şerifeye uygun kes- memek günahtır! Edebi Romanımız: 24 KARLI DAĞA GÜNEŞ VURDU Yazan: Al ya geleceğime dair bize söz verecek. Muallim mübhem bir jest yaptı: — Onun orasını Allah bilir gayri! — Fevkalâde bir mâni çıkarsa, o baş- ka, tabi Lâkino « nun. dışında, mutla- £a söz vermelisiniz. — Düşüneyim.. — Yook! Düşün - seniz de, düşünme - senizde, mutlaka geleceksiniz. o Buna da ben size sened vereyim. Ahmed, genç kı - zın yüzüne merdkla Ahmed Ercan genç kızın yüzüne merakla baktı, yet nereden geliyor, acaba? riman, Ahmedin biraz evvelki tav- rını taklid ederek cevab verdi: — Onun da orasmı Alla bilir gayri! Ve ilâve etti: — Verdiğim dersleri ne çabuk unu - tuyorsunuz? Muallim, onun ne kekdettiğini anlâ- mıştı. Bu sefer kulaklarına kadar kı - zardı, Nerimana karşı, kalbinde, o sna kadar yabancısı bulunduğu bir duygu uyanıyordu. Öbür seneye gene gelecekti burala - ra. Neriman haklı idi. z Yemek bitti. Katktılar. Ramiz bey, Ahmede: — Yorgunsunuz. dedi. Arzu ederse- Jniz, evinizi teşrif edip bir parça uzanın; dinlenin. Akşama da gene buyurun, bekleriz. — Öyle yapayım, efendim. Tekrar tekrar teşekkürler ederim. Size de ay- rica Neriman hanım. Allaha ısmarla - dık! Uzanmıya, dinlenmiye değil, kafası- nı dinlemiye, dağınık düşüneelerine, gayri vazıh duygularına nizam ve vü- zuh vermiye muhtaçtı. Kendi evinden içeriye girerken, s0- fada kendisile yüzyüze gelen ihtiyar hizmetci teklifsizce gülümsiyerek: — Allah versin, bey! dedi. Artık komşulardan hiç ayrılmıyorsunuz. Yıl- dızınız iyi barıştı, maşallahii Ercümend Ekrem Talu Ahmed Ercan bu defa kadın: tesrle medi. Salt . yüzüne baktı ve hiç cevab vermeden, doğru ©-J|i dasına çıktı. —i— Ahmed Ercanın »ot defterinden: « Bana ne oldu? Ne oluyor? Bu ço - cuk beni nasil tes - hir etti? Beni nasil hükmü altına alı - yor? Ben o kadar zayif bir İnsan mı - yım? Şu toy, dünkü çocuk iki buçuk gü- nün içinde bütün benliğime omüessir oluverdi. Ben, ben değilim, Kırk bü ka- dar yılda edinmiş olduğum telâkkileri altüst etti. Genç bir kız, orta yaşlı bir erkekte bu inkilâbı yapsın. olacak, İ- nanılacak iş değil, i Neriman! Acayib.. hanım efendisiz! onun adını telâfftuz edebiliyorum. O artık bana pek yakm görünmiye başla- dı. Seviyor muyum? Dün inkâr eder - dim. Bugün: «Belki!» diyeceğim. Ya, yarın?. Aman yarabbi! Bir ömrün mahiyeti- ni, istikametini değiştirmek, sönmüş bir gönülün ateşini uyandırmak, bed - binliği, nikbinliği, tevekkülü ümid ve ihtirasa kalbetmek ne kadar ae bir şeye | mütevakkıf imiş! Bir tesadüf. bir te -| si yi Ölüsünün kabrini şıyarer eUn tapmak demektir, günahtır! # Riyaziye ile uğraşmağı günah yi meneden Kadızade efeaği ile Sn şu meselelerle uğraşırlar, V€ ha rini günlerce, aylarca safsatalarla e rurlar, vâz kürsüsünden hal! gf decek yerde meş'um bir ta8' gandası yaparlardı: «Hizir aleyhisselâm sağ Madi, müdür?., «Yezidden bahseder” etmeli midir, etmemeli midir?” ÇÖ vun iman ile mi ölmüştür, imani” Sf müştür?.., «Nafile, Regsib, Beri dir namazlarını cemaatle mi © tek bsşına mı kılmalıdır?.» yi, Dördüncü Müradın ük zem5” gö” memleket anarşi içinde idi, Bil vehaneler birer haşerat yatâğ' vehaneleri kapatmak için, pedis " y müteassıb vâiz ile taraftarların gandasından istifade etmişti. (Devamı 10 uncu bessüm.. canlı bir varlığın bir gi alâkası... 5 Öbür yaz, geleceğim ebe lum, kışı nasıl geçireceğim? es geçirdiğim aydınlık günlerin ne nasıl tahammül edeceği” Ah, Karlı dağ! Aynada 0 ; çe, huzurunda tekrim ile 1 şimdi seni tel'in ediyorum- pir duğuna iman etmek istedi ziyeti sen tekzib ediyorsun fg , J 9 man-olmayım m Ee * varken ben Yerebatan, Çatalçeşme # İSTANBUL Gazetemizde çıka resimlerin o bütüğ mahfuz ve gazete! Abone bedeli peşin değiştirmek 25 ki ei Gelen evrak geri “gti İlânlardan mes'uliyet k Cevab için mektublara 10 Pul ilâvesi JâzunÜ e Posta kutuşu Telgraf : Son Posta Telefon : 20203 ina

Bu sayıdan diğer sayfalar: