17 Ekim 1938 Tarihli Son Telgraf Gazetesi Sayfa 4

17 Ekim 1938 tarihli Son Telgraf Gazetesi Sayfa 4
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

'4—BON TELGRÂAP—İIZ Yü Teşrin ine HARB KORKUSÜU KARŞISINDA İngiltere seferberlik yaparsa.. Son buhranlı günler İngiltereyi seferber 50,000, 000 Ingılız lirası harcadı. 2 Eylöl ıkşımı Veymut ve Portland. Timanındaki ti- Yatro ve sinemalar tati ledilerek, birinci denizaltı - defi - filosuna mensup tayfaların derhal gemi- lerine gitmeleri hoparlörlerle bi dirildi. Seferberlik işte böyle baş- ladı. Ertesi gün, yani Cumartesi gü- nü, Çemberlayn Gödesbergden ayrılır ayrılmız, İskoçya'da İnver- görden İlmanında bulunan Ana- vatan donanması denize larına kadar devam etmesi gözö- nünde tutulmuş olan manevralar da yarıda bırakıldı; gdritnot, kru- vazör ve destroyerden mürekkep kırka yakın ünitenin hedefi bir Bır olarak kaldı. Portmut'da bu- lunan asker ve sübayların izinle- ri geri alındı; Akdeniz'den henüz gelmiş olan «Repulsec adın- daki muazzam dritnot hemen li- mandan ayrıldı. Şimali İzlanda'yı ziyarete gitmiş olan harp gemile- ri derhal geri döndüler. Pazar sabahi, Londra halkı, gaz maskesi seçmek için kendile- rini muayyen yerlere devat eden büyük afişlerle karşılaştı; birçok mahallelerde de kapılar çalınarak keyfiyet haber verildi. Çok geçmeden halk, ilân edil- miş olan yerlere birikmeğe ve di- zi kolu teşkil etmeğe başladı. Kul- lanabilecekleri gaz maskesinin büyüklüğüne göre, herkese, mu- ayyen renkte veya eb'adın kayıt- h bulunduğu bir kart verildi. 26 Eylül pazartesi günü, yal- nız Londra'nın değil, tek- “mil İngilterenin çehresi birden- bire değişti. Bütün şümuliyle har- be hazırlanıyorlardı. Artık baş- ka bir şey düşünülmüyor, başka lâf konuşulmuyordu. Daha bir- kaç ay evveline kadar bakanlık- larda hazırlanmış, ve egizli» kay- dile alâkalı makam ve dairelere dağıtılmış olan seferberlik plân- ları, fiilen tatbik ediliyordu. Harp bakanı, neşrettiği bir tebliğde tay yare defi kıt'alarına mensup tek- — — Hasibe hanım teyze... Sonra, kendi kendine söylendi. - — Niye cevab vermiyor acaba? Evde olmasa kapı açık durmaz!, İçeriye girsem mi?.. İıale sokarken mil asker ve sübayları vazifeleri başına çağırıyor, sahil istihkâ larına takviye kıt'aları gönderili- yordu. Memleketin her - tarafın- dan 10.000 tayyare - gözetleyicisi mesleki işlerini bırakarak vazife- leri başına gidyordu. Tayyare mu harebe filolarına mensup yedek- lerle ve blokaj balonlarının teşkil- leri, silâh altına çağırıldı. Fevkalâde tertibinden olmak üzere, gönüllü kaydı bütün şü- müulile başladı. Londranın mu! telif yerlerinde bürolar tesis di. Evvelemirde anavatan milis teşkilâtına lâzım olan gö- nüllü mikdarı elde edilmek iste- niyordu. Tümenler yüzde 91 nisbetinde tamamdı. Ayni zamanda müda- faa bakanlığının isşe faaliyete geçti. Vesika usulü tat- bik edilmeğe başlamadan fiatlı rın yükselmemesi için en ehem- miyetli iaşe maddelerinin flatları 14 gün mer'i olmak üzere tesbit e- dildi. O güne kadar büyük Bir sır diye gizli tutulan şeylerin hepsi ortaya çıktı. Hiçbir ithalâta lüzum kalmadan ve şimdiki iaşe standar- dı dahilinde olmak üzere milletin? ihtiyaçlarını bir yıl müddetle kar- şılamıya yetecek iaşe maddeleri- nin idhar edilmiş olduğunu halk öğrendi. Tekmil iaşe istihsali, tevzi ve ithali, harp patlar patlamaz hü- kümetin emrine geçiyordu. Harp başladıktan birkaç saat sonra bu Bir adım daha attı ve tekrar seslendi: — Hasibe hanım teyze... İhtiyar kadın küçük odada namaz kılıyordu. Son rekâtın selâmı- nı verdikten sonra seccadenin bir ucunu hervakitki tuhaf?, kapının — hemen alışkanlıkla kıvırdı, tesbih çekmediğine, bol bol dua edemediğine müteessir olarak: — Evin içinde, Hasibe hanım teyze.. diye bağı- ran bu erkek de kim?, Diye acele acele toparlandı, namaz bezini kaşla- yıran üzerine kadar indirdi. — Kâfir çocuklar' kapıyı açık bırakmışlar. Na- . diye inip bakmadımdı!. Diyerek odadan çıktı ve sanki kırk yıl erkek yüzü görmemiş gibi çekingen bir tavırla başını çe- mazı kaçırmayayı şubesi de | | işleri başarmak için, iaşe diktatö- rü Sir Hanri Frenç ile birlikte 18 mıntaka âmiri ve 1500 mahalle heyeti hazır bir vaziyetteydi. JTambon, domuzyağı, tazo et, tere- yağı ve şeker derhal vesikaya tâ- bi tutulacaktı. 50 milyon yağ ve- sikası basılıp hazırlanmıştı. Pazartesi sabahı, Fransa genel kurmay başkanı Gamlen Londra- ya gelerek müdafaa bakamnı ve Britanya genel kurmay başkanı Lorâ Gort ile görüştü. İngiltere- nin Fransaya silâhlı yardımı Lon- dra ve Paris'te devam etmiş olan genel kurmay görüşmelerinde te- kemmül etmiş bulunuyordu; an cak, harbin nihai iki taraf da gizli tutmuştu. Gam- len, «hücum» parolasile Londraya gelinceye kadar, Fransızların; Ma- jino hattında kahıp kalmıyacak- ları veya taarruza geçip geçmiye- cekleri gibi, ehemmiyetli mesele- ler üzerinde henüz bir karar ve- husust hava gileri G di a bakanlığı, iyelerine ait pilot v tayyarelerile birlikte de ralmak için, her türlü tedbiri al- | di. Londra'nın büy binlerce hava kazmıya başladı, kametleri kazık ve sicimlerle çar- çabuk tesbit edildi; kamy taşınan yepyeni ük parklarında, işçi, oğınakları Mütehassısların söy- ışıkları müş Londra - şehrine bir tayyare hücumunda bombaların yüzde 90 1 meydanla- ra, parklara düşeceklir, deniliyor- du. O akşam, Londra'nın civarile telefon irtibatı tesis etmek kahil değildi. Tekmil hatlar meşguldü; telefon santrallarındaki memur- lar ne yapacaklarını şaşırmışlar- dı; resmi daireler birçok hatları kendi emirlerine tahsis ettirmiş- lerdi, On binlerce kişi, Londra- dan göç etmeği telefonla temine çalışıyordu. Telgraflar üç saatlık | teehhürle tedilebiliyordu. Edebi Roman yanıbaşındaki No. 135 Diye ilerledi, ihtiyarın eline uzandı. Fakat, ne Eskiden öpülmek için aşk ve şevkle elini Refik gibi mahalle delikanlılarına: — Teyze eli. Haminne elit.. Diye uzatan Hasibe Hanım Refiği tepeden tır- nağa dikkatle bir süzdü, elini çekti, — Ya sen misin?, Demekle iktifa etti soğuk, durgun, lâkayd, bir karşılayış ve karşılanış! Refik de bunun farkına vardı ki, ihtiyarı memnun edip eski iltifatını ta- nlarımı * her | 2 Eylâi Salı günü, şehrin ortasında birbirine müv. zi giden iki yeraltı tramvayı tü- nelinin, yedi kilometrelik kısmın- da seyrüsefer tatil edildi. Kam- yonlar, kum, çimento, direk, pet- rol taşıyorlar; bu kısma düşen is- tasyonlardan son yolcu çıkar çık- maz, yüzlerce işçi aşağıya hücum ediyordu. Taymis nehrinin altın- dan geçen tüneli, isabet edecek o- lan her hangi bir bombaya karşı acaba takviye mi etmek istiyor- lardı? Yoksa? hükümet dcireleri- ni bu tünelde bombalara karşı emniyet altına mı - alacaklardı? Burası malüm değil. Çocuklarla büyüklerin şehir- den ne süretle - çıkarılacaklarına dair hazırlanmış olan projeler a- haliye bildirildi. Harp başlayın- ca, 500000 çocuk derhal şehrin dı- şına nakledilecekti. Her zaman olduğu gibi, çocuklarını mektebe göndermeleri, kabilse yanlarına yiyecek içecek vermeleri, kalın elbise giydirmeleri ve bir de yün vermeleri silelere söy- . Alınan tertibata göre, ço- (Devamı 7 inci sahifede) Hü nan SERE nn Bir aile Balıkesir (Hususi) — Bigadiçin Osmancık köyünde tüyler ürpor- tici bir aile faciâsı olmuştur. Hâ- 50 yaşında Yakup a- d n bir müddet evvel Hafize adında bir dul kadınla ev- lenmiştir. Hafizenin başka bir Ji adında bir damadı ve adında bir kızı vardır, | rayardı msını istemektedir. Fakat Yakup üvey kızına para yardımı yapmamaktadır. Hafize ile kocası Yakup arasında bu yüz- den bir aile geçimsizliği başlamış- tır. Bu geçimszlik yüzünden Ha- fize evini bırakarak - kuanın ve damadının yanına gitmiştir. Karı- sının kendisini bırakıp — gidişine çok kızan Yakup, kızının ve karı- sının bulunduğu Salmanlı köyüne gitmiş, onları alıp getirmiştir. Yakup evde karısını ve kızını domuz kurşünile öldürmüş ve evi- ne de ateş vererek sokağa fırla- mıştır. Silâh seslerini duyanlar ve köyün muhtarı o tarafa — doğru koşmuşlar, bu esnada omuzunda | tüfek, elinde kama bulunan Ya- muşlürdır. — Köy | Etem İzzet — Teyzeciğim, bak İstanbula gelir gelmez e- lini öpmek, duanı almak için seni aradım. Diye kadıma sokuldu ve.. onun: — Buyurun... Demesini beklemeden küçük odaya doğru iles riledi. Haminne de: — Yukarıya çık bari Refik Bey. Diyerek Rofiğe yol gösterdi!. ." . — Vallahi doğru söylemiyorsun! — Neden?. — Halinden belli —A. A, Sana öyle geliyor. n ı d | ricinde terkolunduğu anlaşılmış- Bir adam karısını ve ve kızını öldürdükten sonra. Muhtarı yaraladı, evini yaktı Don gömlekle ka- çan bir mahküm Ren vilâyeti hapishanesinde he- men hemen çıplak denilecek bir hâlde kaçan Hanri Jigan adlı mahküm elân bulunamamıştır. Pek usta bir çilingir olan Ji- gön, hücresinin kapısını açmak için gizlice bir anahtar imaline muvaffak olmuştur. Fakat, anahtarı kilidin deliğine sokmak için kapının küçük pence resini nasıl açtı. İşte bunu anla- mak kabil olmamıştır. Jigan, firan uzun müddetten- beri tasarlamıştı. Hattâ kaçtığı gün, yatağma yatırmak için bir de sanki hazırlamayı ihmal et - memişti. Jigan, hapislere mahsus çizgi- 1i gömleği çıkarmış ve sade bir donla kaçmıştır. Bu kıyafette, hapishanenin et- rafındaki 3 ve altı metre yüksek liğinde iki duvarı atlamıştır. Şüphesiz duvarları aştıktan sonra, yatak çarşaflarından yaptı ği İpi atmış vo gitmiştir. Firarinin Karısı Nerede?.. Jigon, geçen sonteşrinde birçok hırsızlıklarda kendisine yardım eden metresi Hanriyet Lükas'la evlenmişti. Birçok — «hempaları» düğün merasiminde hazır bulun - müuştu. Hanriyet Lükas, sıhhi vaziyeti dolayısile muvakkaten serbest bi- rakılmıştı. Son günlerde Ron'da görülen bu kadının boş dunmdı— ğ anlaşılıyor. Firar gecesi, bir otomobilin Ren den süratle geçtiğini ve şehir ha- Jigonun bu otomobil ile kaç- tığını zannolunuyor. faciası müuhtarı, Yakubu yakalamak İs- temiş, fakat bir çılgın gibi koşan Yakup kamasını çekerek muhta- rı karnından yaralamıştır. Cinayet mal ve para yüzünden işlenmiştir. Kadın ve kız göğüs- lerinden aldıkları yara ile derhal ölmüşlerdir. Ağır yaralı olan köy muhtarı hastaneye kaldırılmıştır. Jandarma katilin izi üzerindedir. HİKÂY Gönül çökerke 25 seno Anadoluda fasılasız ça- lışmak gündengüne yaşlanan vü- cudümü epey yormuştu. Bu yazı İstanbulda geçirmek için iki ay izinle gelmiştim. O kadar denize hasret idim ki iki ayı floryada ge-| çirmek denizin koynundan ayrıl- mamak istiyordum. Floryanın ote- line yerleşeli on gün olmuştu. O- tel komşularından Bayan Neclâ ile her gün gidiyoruz. Genç kız hayatından uzun uzun bahsediyor. Benim kırk beş senelik yalnız ge- çen hayatıma hayret ediyordu. Banyodan çıkıp şazlonga uzan- dik. — Bay Faruf şimdiye kadar ev- lenmeğe teşebbüs etmediniz mi — Hayır genç — yaşımdanbe münzvi hayatı severim, — Öyle ise sasdeti sevmiyen bir| insanşınız. İnsanlar saadeti aradıkları gün bedbahtlığa adım attıklarını hatırlamalıdırlar kızım. Yüzüme uzun uzun baktı. — Bana neden kızım dediniz?, — Kirk beş yaşında bir adamın sizin kadar kızı olmaz mı? — Belki, — Banyoya girecek misiniz? Denize doğru koşarken kumlar ayaklarımızın — allında kayıyor. Yüzlerce insan cıvıltısını, neş'eli kahkahalar. Epey açılınca sahile bakıyorum. Neclâ uzakta kalmış. — Bayan Neclâ derin değil ge- liniz, Olgun vücudile mavi suları ya- rarak yanıma yaklaşıyor. İlk defa onun yeşil gözlerile karşılaşıyo - Tüm. İçinde ne gıcıklayıcı ne tatlı renk, ler kaynaşıyor. Bu gözbebekle - rinde denizden, yosundan, güneş- ten, aydan, geceden, çimenden, tabiatin bütün renklerinden bi rer parça var. Uzun bir nefes a - hıyor. — Yoruldunuz Bayan Neclâ, ülerek: — Yoran deniz değil hayat, — Nekadar çabuk. Siz daha ha- yatın baharını yaşıyorsunuz. — İnsan o baharı, hislerini, duy- gularını anlatamadığı bir insanla geçirirse, — Neler söylemek istiyorsunuz? | — 25 senelik hayatımda kim - seyi sevmedim. Hatta insanlardan nefret ettim. Herkes benim naza- rımda hissiz ve duygusuzdur. Biraz daha sokuluyor. Uzun bir nefes alıyor. — Yalnız sizi sevdim. Zavallı baharın zavallı kızı. Seni mes'ud etmemin imkânı yok, Çünkü aramızda uzun bir yaş farkı. Hayatımızı birleştirmek ağaran bu byaz saçlar size daima kışı ha- tırlatır. Mes'ud olmamağa razıyım. Birer inci kadar betrak iki dam-| la gözyaşı denizin mavi sularına karışıyor. Onun olgun vücudünü göğsüm-| de uzun, uzun tutuyorum. Kalbi kalbimin üstünde bir şeyden ür ken yavru kuş gibi çarpıyor ve titriyor. Birdenbire kollarımın arasından . kurtuluyor. -» Öyle ise hiç de anlamıyorsun.. — Yat, — Öyle ya Anlasan böyle söylemezsin! — Canım sözüne inansam bile yine bir nok » sanlık var. Bu gözden kaçmıyor. — Cidden değil, Demin dediğim gibi... — İnanmam.. - El Nasıl inandırayım seni?, — Dudaklarınla, sözlerinle bütün hüviyet ve hareketle vinle!. BENİCE — Fakat bir şartla. — Ne şartı?, — Ona hiçbir şey söylemiyeceksin. — Tabil söylemem. Hiç böyle şey söylenir mi? , — Belki, belli edersin. — Çocuksun ik igözüm.. — Korkuyor — İnsanlık hali, musun ondan? — Korku değil amma, istemiyorum duysun!. — Ne olur sanki?. —Ah. ah. çok fenal, — Gördünmü işte. Kendi ağzınla tutuldun. Demek ki, hâlâ onu seviyorsun? —'Bilmunkî.nıııllnlümm?.wwü lıhıb!rıqı. — Bay Faruk beni bull kurtaracak yalnız bir lacaktır. İzzeti nefsini #f nızın altına atan bir cıyınız. — Ne yazık ki sizi m mem Neclâ. Mezuniyetimin - bitm gün kaldı. Odamda yerleştrimekle moşgulü — Günaydın Bay Mersi.. Bayan Necl Hazırlık mı? Evet, İ — Bu akşam İstanbulâ Bazı işlerim var. İki güt Elâzize harekef. Oturmaği — Size askeri elbise yakışıyor. — Öyle mi? — Bir kır gezintisi td cektim. Aksi olacak kıyor. — Zararı yok bayat annesi yağmur babası Otelden çıkıp ağaçlı yürüyoruz. Bir ağacın gölgesine © rüz. — Bugün sizi kederli rum Bayan Neclâ. — Kederli günümün rifesi, Bundan sürükliyö hayat yalnız elem ve lu olacak. MAĞA AÖ SĞ R ea aa Feika eai — Hayatta metin olm Daha önünüzde uzun Saadet sizi bekliyor. HAŞ yıpranmış bir insana gö mekle kalmaz. Daha ler sevilecek ve sev yan Neclâ, — İki buçuk aylık gmuz beni size tasavvur © ğiniz şekilde bağladı. B sevmediniz?. Omuzlarından tutup doğru çekiyorum. altında kuru yapraklı sını duyüyoruz. ; 'On dakika sonra ağat iki gölge kımıldıyor. İlİ gun hayattan bezen İn meyus, .. Ayni günün akşami damda Neclâ ile yalnll Güneş yavaş, yav koynuna gömülüyor. Pencereden tabtatin lerini seyrediyoruz. D rında bir çift kumların! zanmışlar sevişiyorlar. den iki damla yaş yal doğru süzülüyor. 'Tanfi atin bu güzel meyvalafi meği nasib etmemiş. Bugün en nefisi yazi zik ki takma dişle insanlar gibi zevksiz. Kapı vuruluyor. Giriniz. Otomobil hazır b Geliyorum. Neclâ... Dönüyor kaybetmiş nemli bir $ göz. Yanına gitmek içif kaç adım atıyorum. Hıçkırığı andıran ki ke: — Allaha ısmarladik Neclâ, Ellerime sarılıyor. ağlıyor. Beni de götür ma, seni mes'ud ed Artık külçeleşen taklarım çekmiyor. tunarak: — Neclâ seni sevd kadar bu yıpranmış Ff tacağım. Mes'ud nim, Fakat ben seni mem. Hayat seni b gönül çökerken çıl NECDET Yakınd” JBİR DÜĞÜN G UZUN HİK/ YAZA

Bu sayıdan diğer sayfalar: