7 Ekim 1939 Tarihli Son Telgraf Gazetesi Sayfa 6

7 Ekim 1939 tarihli Son Telgraf Gazetesi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

wet Winzer —»—-:0' TRLGRAF— :== YENİ SİMALAR Fransadaki Polonya ordusu kumandanı General Sikorski bir kaç "ırcadan fazla Leh kuvveti toplıyabileceğini ümit ediyor Ne yazık ki Polonya orduları bütün motörlü kuvvetlerine rağmen dayanamadı Polonyadaki muharebeler bit - tikten sonra, artık orada şimdilik bir şey yapılamıyacağını Fransaya| gelen genç Polonya Generallerin- den Vladislav Skorski hakkında Fransız gazeteleri şu malümatı ve-| Tiyor: | *General Skorski Fransadaki Leh kıtaatı kumandanlığına tayin edilmiştir. Fransaya karşı sempa- | tisi ile tanınmış olan bu general Aki memleket münasebetleri hak- kında birçek kitaplar yazmış, kon-, feranslar vermiş olan General 56 yaşındadır. 1914 - 1918 arasında Polonya ordusunda hakiki teşki - Miüçılardan biri de o idi. 1920 de Vkra'da kullandığı tabiye üzerine,| Otomatik Framsada Barde ması rıklıamında, vaparlara yük vermek, almak için çok büyük, çok kuvvetli vinçler vardır. Li- man idaresi, demir parçalarını gemi- lere yükletmek için daha kolay bir gare düşünmüş ve bir «Celik ele yap- kiımış. Büyük bir vinçe bağlı olan bu el demir parçalarımı avaçluyor, kaldırı- yor, ambura götürüyer, bırakıyor, am- barladakilerini de ayni suretle çıkarı- yör, rihtim Ürerine yığıyor. Liman - daresi, çelik el sayesinde hem vakit kazanıyor, hem de para... Sümüklü Böcek Avı Yransızlar, Almanlar, İsviçreli- | ler ve İtalyanlar sümüklü büceğe | bayılırlar. Bu memleketlerde, sü- müklü böcek yetiştirmiye mahsus birgok farlalar vardır. Bunları ye- | tiştirmek kolaydır. Fakat toplanra-, . Zira, ekseriyetle toprağa gömülüp saklanırlar. Ancak rutu- | betli havalarda meydana çıkarlar.| İtalyada, senede 100 milyon sü - müklü böcek yetiştirilir.. Balina Yağından “ munı hariçten tedarik ederdi. Da- | Polonyalılar Ruslara karşı bir za- fer elde ettiler. 1922 de, Polonya Cumhur Retsini! kaybettiği zaman, General Sikors-| ki Başvekâlete geldi, intizamı tesis etti, Polonyanın refahını yola koy-) du. Başvekillikten başka, dahiliye) nazırlığında, harbiye nazırlığında ve erkâmharbiye relaliğinde bu- lundu. Fransadaki Leh ordusu baş- kumandanlığına tayin edilmesi ""ı giltere ve Amerikada da muhab - betle karşılanacaktır. General Amerikadaki Polanya- lıları da vatan hizmetine çağıra- saktır. Bu sebepten — Fronsadaki Polonya ordusunun birkaç fırka - dan terekküp edeceği muhakkak- tar. İlk fırka teşekkül etmiş gibi- dir.> Yumurta Naziler; müessir propaganda - larla Alman vatanperverliğini ga- leyana getirdiler ve sordular: — Topu mu tercih — edersiniz, yoksa tereyağını mı?. Almanlar, hep bir ağızdan ce- İşte o gündenberi Almanyada tabil şeyler yavaş yavaş piyasadan gekilmeğe başladı. Artık, ağaçla- dın elyafından yapılar — elbiseler, balık derisinden kunduralar giyi- yorlar, balineden ve odundan çı- karılan yağları yiyorlar. Patates kabuklarından, kahve telvelerin - den bile istifade ediyorlar. Evler- de çöp tenekeleri kalmadı de - | nikse caiz... Almanya; sade yağ, yumurta yün gibi şeylerin büyük bir kıs - hildekiler ancak askerlerin ih yacına kâfi gelmektedir. Bu se - | beple dükkânlarda yiyecek şey kal mamıştır. Bunların yerine sun'ileri yapıl- mağa başlamıştır. İlk evvel yümur- yapılmıştır. Bu, bildiğimiz yu- lar gibi değildir. Adi una benziyen beyaz bir tozdut. Bu toz-| dan bir kahve kaşığı biraz suda e- ritilirse tıpkı yumurt. nılir, Nasıl kullanılacağı da paket- lerin üzerinde yazılıdır. mur' Almanların, şimal denizinde ba- ilna balığı avlıyan dört bü mileri vardır. Bu gemilı bir fabrikadan farksızdır. Tutulan balıkların yağları çıkarılır, lne getirilir. Bu tozda $e 94 albü- min bulunduğu için yumurta va - zifesini pekâlâ görür, Yalnız bir mahzuru vardır: Hafif bir baline kokusu!... Alman kimyagerleri bunun da çaresini aramışlar, bulmuşlar: A- teşte kızdırılınca koku zail oluyor. Hitler müstesna... Bütün Hükümdarlar ve devlet reisle - rinden yalnız ikisi bekârdır: Sta- lin yoldaş ile Her Hitler.. Stailn yoldaşın refikası vefat et- miştir. Hayat arkadaşını pek fazl seven Sovyet hükümeti şefi, tıpkı Fransız Başvekili Mösyö Daladye Bibi, bir daha evlenmek istememiş, hayatımı sevgili kızına hasretmiş - tir. Stalin yoldaş biricik kızını gö- zünün bebeği gibi sever. Her Hit- Jere gelince, tabiri — mahsusu ile sergen» dir. Henüz «dünya evi> ne girmemiştir. Stalin yoldaş, 1923 te Madejda Sergelevna ile evlendi. İki çocuğu oldu: Jozef ve Svetlana... Madam Stalin 1982 de öldü. Her Hitler, rivayete göre çı- gıncasına sevdiği teyzesi kızının vefatı üzerine evlenmemeğe ka - rar vermiş. Bu kararında sebat ediyor. Krallara, hükümet şeflerine, re- islerine gelince: Hemen hepsi ev- hidir. İngiltere Kraliçesi majeste Eli- zabet, İskoçyanın en eski ve en asil ailelerinden birine mensup - tur. Madam Ruzvelt, Ruzvelt ailesin- dendir. Kolambiya üniversitesin- den diploma aldıktan sonra amca- sının oğlu Franklen Delano Ruz - velt ile evlenmiştir. Madam Rüzvelt, hukük doktora- sını haiz olduğu halde baroya ya- zılmıya lüzum görmemiştir Bir tüccarın kım olan Madam Musolini çok mütevazi bir hayat yaşar. Rokka Della Kaminata'da ömür süren Sinyora Raşel, Mösyö Müusolininin dediği gibi «Raşa» tam bir ev kadınıdır. — Süsten, ala - yışlan pek hoşlanmaz. Yalnız pa- | zar günleri kiliseye gittiği zaman | süslenir, Sinyora Raşel, diğer gün-| ler ev işlerile meşgul olur, koca - sının yemeğini bizzat, kendi elile hazırlar, Akşam üzerleri, Vittorla- nın hediyesi olan iki köpeği parkta dolaşır. Bir otomobili iki | hizmetçisi vardır. Sevdiği kitap - | lar: Yemek - kitaplarıdır. Çok az konuşur ve siyasiyattan asla bah- setmez. Madam Müusolini İtalyadan d- şan çıkmamıştır. Kocasınm seya- hatlerinde kendislen refakat ettiği hiç görülmemiştir. Kont ciyano, Musolini'nin - kızı sporcudur, birkaç lisan bilir, Ba- bası gibi ateşlidir. Tahsilini Fransa ve İngiltere kollejlerinde yapmış- tır. Floransada resim öğrenmiştir. Bu sırada, küçük bir hariciye kâ- tibi olan Ciyano ile tanışmıştı, ev- | lendi, Ciyanonun babası Amiral idi, geçenlerd vefat etti. Evna Ci- yanonun iki çocuğu vardır: Biri erkek Cincino, biri kız Dindino... Kontes Ciyano fransızca ve in- gilizce konuşur, dalgıç gibi yüzer, | öğretmen mektebinde profesör idi.| otomobil kullanır. Hergün en azı bir saat güneş banyosu yapar. Madam An Çemberlayn kedi ve kuş meraklısıdır. İngilterenin cen- ükümet reisleri evli! Stalin'de bekârdır, vefat eden karısının üzerine evlenmek istememiştir YÜRN Majesle Kral Core tilmen ailelerinden birisine men - suptur. Tesis ve idare ettiği hayır, müesseselerinin sayısı çoktur. Bir çok kedi ve kuş besler. — Madam Çemberlayn sporla meşgul olmaz. Yalnız kocası Hle kolkola saatlerce yürüyüş yapar, Paris terzilerinin elinden çıkan tuvaletlere bayılır. Sabah çayını bizzat hi diren sokağa çıkar, fakat çok mi- safir kabul eder. Madam Bek Parislidir, Hukukta tahsilini bitirdiklten sonra miralay Bekle evlenmiştir. Madam Bek, Kent düşesi Marinadan sonra Av- Tupanın en şık, en zarif kadınıdır. Dünyanın en aristokrat kadınlar birliği olan “The Ladies Clüb: in reisidir. Güzel piyano, keman ça- lar, tenis oynar, köpekleri, bilhas- sa Pekinya denilen kilçük ve çok tüylü köpekleri sever. Dost Yunan hükümeti Başvekili General Metaksas'ın zevcesi siyasi) bâdiselerle çok meşgul olur. Gene- ralin hususi kâtipliğini de kendisi yapar, Madam Metaksas, eskiden kız 'Tuvalete pek 9 kadar ebemmiyet vermez. Hayır müesseselerile alâ- kadar olur. Birçoklarını da bizzat idare eder, En büyük zevki bah- ve Kraliçe Ellsabel | çede, büyük bir ıhlamur ağacının | ! altında oturup çalışmaktır. | ) — Eski yunancadan başka fransız- ca, ingilizce ve almanca konuşur. Macar naibi hükümeti Amiral | Horti'nin refikası aslen Musevidir. | Babası musikj muallimi idi. Ma- | dam Horti de operada şantozluk | yapmıştı. Avrupanın kibar kadın- larından biridir. Çok şık giyinir. Çok kıymetli incilerden bir ger- danlığı vardır. Madam Horti, Macar kadınları- nin hukukunu Mmüdafaaya çalışır. Yaşının altmışa yakın rağmen hergön Peşte olmasına civarında ormanda bir iki saat dolaşır, Madam Franko, — Katalonyalı, | zengin bir fabrikatörün — kızıdır. | Barselanda hukuk tahsil etmiş ve yüzbaşı olan General | Franko ile evlenmiştir. Çok güzel © zaman | yağlı boya resim yapar. Eski İs - | panyol klâsik eserlerinden kıy - metli bir resim kolleksiyonu var- âir. Madam Polina İda Molotov; es- ki bir işçi kızdır. Moskovada bir tayyare fabrikasında çalışıyordu. Bilâhare pilotluk öğrndi. Çok sade | giyinir, çok seyahat eder. | Yugoslavya saltanat naibi Prens Pol'un refikası Prenses Olga, Kent düşesinin hemşinesidir. Çok misa- firperverdir. Bulgar Kraliçesi Cioyanna mü- talea meraklısıdır. Vaktin çoğunu kitap ve gazete okumakla geçirir. Hayır müesseselerile alâkadar o- lur ve bu müesseselerin çıkardık- ları risalelere içtimal —makaleler yazar. En çok sevdiği muharrir | Goblen fabrikasını kim tesis etti ? Halılarının nefaseti ve pahalılığı ile meşhur Goöblen fabrikfısı, on | beşinci yüz yılda Rens'li ve Goblen adlhı bir boyacı tarafından tesiz o- İ dunmuştur, | de bir saray arabası durdu. Hepi- | vaz. Evlenme Daire- sinde Birkaç Saat (4 üncü sahifeden devam) Gözlüğünü düzeltti. Gülümsedi:. — Akşam ezanı - okunuyordu. Davetlilere kahveden başka, bi - rer şerbet bile Ikram edememiştik. Akşamüstü köşkün kapısı önün- miz «kainpeder» geldi diye sevin - dik. Fakat, bu sevincimiz de çok sürmedi. Kainpederim saray adam-| larından birile: Efendimiz rahat- sızlandı. Maalesef birkaç gün ge- lemiyeceğim. Siz isterseniz, nikâh kıyılsın ve davetliler rahatsız ol- masın!> diye haber — göndermiş. Hepimiz üzüldük. İş geri kalırsa misefirlere karşı rezil olacaktık. Henüz ne yapılacağını büyükle - nimiz kararlaştırmamışken, misa- firlerden hatırı sayılır büyük bir memur ayağa kalktı: «Padişahı - maz hasta iken, bizim burada dü- ğün yapıp eğlenmemiz doğru mu- dur?, diye bağırdı. Bu adamca - gnn sözleri bomba gibi hepemi- zin zihinlerini altüst etmişti. Sa - donda fısıltılar başlamıştı: «Hafi - yeye benziyor. Bir düğün yüzü den başımızı — ateşe yakmıyalım, Nikâhı tehir edip hemen dağıla- hm.» en sonunda buna karar ve- rildi. Duvağım Hafiye olduğuna hükmecllen zat, imama: — Haydi, yürü bakalım! Nikâhı gelecek haflta kıyarsın! dedi. Davetliler birer birer çıkıp git- tiler. Ben de piç gibi, telimle, du- vağımla ortada kaldım.. Hüngür, hüngür ağlamağa başladım: «Bu izdivaçta bir uğursuzluk var, Ben © adama vallahi de varmam, billâbi| de varmam!» diye tutturdum. — Sanra yine o zatla mı evlendi-. niz? Yoksa yemininizde durarak başkasile mi?. Büyük hanım sözümü kesti: — Ne de olsa serde cahillik var-| di Kismet yine onunla imiş. Br- tesi hafta nikâh kıyıldı, düğün okdu. Fakat, bir hafta önceki da - vetlilerin yarıdan çoğu: « Yine bir hafiye gelir de bizi jurnal eder!» korkusile düğüne gelmedi. Düğü- nümüz çok tatsız, neş'esiz. göçti. Oh. insanlar ne kadar mes'ut, Ne hafiye, ne padişah, ne jurnal korkusu var. Bu sırada büyük hanımım ko - huna genç bir bayan girip lâfa tut- mamış olsâydı, bu meraklı hikâ - ye belki biraz daha uzayacaktı. Yanımdaki göbekli z Umumi harpte Çanakkalede şehit düşen aziz dostlarımdan M başı Nuri Beyin zevcesidir; dedi kızları, damatları, oğulları - var. Hepsini birer birer evlendirdi. Çok| hoşsohbet bir hanımdı Salon boşalıyordu. Evlenme &- rası arkadaşıma gelmişti. Kapıda genç bir kız göründü.. Ve şen bir kahkabayla yanımıza — sokularak, arkadaşım: kolundan çek — Haydi., Sıra bizimdir. Neden dışarda duruyorsun? Şahitler ne- rede? Arkadaşım birdenbire şaşaladı ve bize dönerek: Müstakbel refikam, Diyebildi. Kızardı Büyük hanım uzaktan sesleni- yordu: — Haydi çocuklar.. Lâfı bıra - kın! Ayaklarıma kara su indi. Ni- kâh memurunu bekletmiyelim.. Sırada sizden başka bekliyenler de) yüzümde kaldı. Jurnalsız, hafiyesiz, korkusuz yürüyerek salona girdik. Ne kız tarafın. ne oğlan farafın anasını, babasını — tanımıyorum. Şüphesiz hepsi orada, Eskiden yalnız onları görürdük.| Şimdi mes'ut bir çiftten.. Gelinle damattan başka bir kimse ile meş-i gul olan yok. Biraz önce bize rasıl evlendi - | ğini anlatan büyük hanıma bakıyo- rum, Gözleri dolu.. Elindeki kü- | çük beyaz mendille yanaklarına dökülen yaşları eilerek mırılda- miyor: — Ah. Ne mutlu sizlere, çocük- lar! Keşke ben de bu devrin kızı Bugünkü vaziyette hem olsaydım.. Tİskender F. SERTELLİ Harp ve mizah hem de dokunaklı mevzil balmak zor oluyormuş Mizah sor çeydir. Hem tatlı, dokümaklı şaka kolay olmuyar. Haff «4Z0> nin bahsedilen karikatörü lerinde de ıımıııınııy-.:;: y 3 mız harbe giren memleketlerde bitaraf kalmış olanların da mizah buntunda harp mevran üzerinde yi hafla çalışmak imiş. İngilir tayyur c Alman şehirlerine bomba değil, mame atıyorlar değll mi? «420> bir katör yapmış: «Beyanname harbir Bokakta başı bağlı bir adam gidi Bir kız, bir erkek iki de yetişmiz cuk bu adamcağıza bakarak; — Acaba ne oldu?. diye birbirli saruşturuyorlar. — Erkek çocuk merakını ve teessürünü şöyle isale diyor: — Güzüne bir beyanname ça (da ondan yaralanmın'. Varşova ismi nasıl kondu ? Polonyalılar kaybettikleri V denizlerine Varşova derler, bulf min menşei var, Bir Polonya sah bu menşei şöyle ifade edefi Biz gün Polonya Kralları! biri ava çıkmış, fakat bir ormi yolunu şaşırarak kaybolmuş. aralık kendisinin kim oldu; bilmiyen bir oduncuya rast ve yolu sormuş. Oduncu kemi tirarnla ayağa kalkmış, Kralı velâ kulübesine götürmüş, karnını — doyurdüktan sonra, göstererek büyük caddeye çI mış. Bu oduncu ikiz evlât babafiti Bu çocuklardan biri Vars işmil bir erkek, öteki Zorva iemindit kız... Kulübede iken oduncu yük bir iftiharla çocukl. safirine göstermiş. Oduncunun bu kadar iyi mi melesini gören Kral, nihayet disini belli öederek, bu sarayına alacağımı, kıza drahif wereceğini, erkeği de maiyet & alayında zabit yapacağını söyü miş. | Kral bu kadarla da kalmıyf) kulübesinin bulunduğu yere koydurarak, burada bir köy tırmış ve köye de iki çocuğun lerini birleştirmek suretile Vi ismini vermiştir. Bu köy yavaş yavaş büyi Ve bugün kahrama! dünyanın hayretle seyretiği donya milletinin hükümet kezi olmuş. Nebati süngerler hi ağaçtan yapılır? 'Tuvalet ve friksiyon için nilan nebati süngerler Asy ponyada ve Moris adasında YE şen bir nevi ağaçtan yapılıft ğ Bu ağacın dalları - kosi sonra kabukları — soyulur VÜ müddet açıkta — birakılır. sünger çok ucuza mal olduk her yerde Tağbet görmk 4 j

Bu sayıdan diğer sayfalar: