27 Ağustos 1935 Tarihli Tan Gazetesi Sayfa 9

27 Ağustos 1935 tarihli Tan Gazetesi Sayfa 9
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Şire, Yanan çadıra doğru yürüd Hdi alevler sönmüştü, Gözleri! bu Bi adamın çadırına. İldi ama, içi, hiç şüphesiz yanan i ig gadırından çok daha süslü ©, bizmetine girdikten sonra da $ki Türk âdetlerini bırakmadıkla- A an çadırın zeminine iki kat üç bir kat kalın kebe ve en üste kik Ustaca örülmüş acem halı- ice Serilmişti. Bu halıların o dere- yi Küzel seçilmiş renkleri vardı ki a Ga lgınca bir insan bir İsfahan dyiitsinin çiçek tarhları srasında Stlığımı sanabilirdi. Öteye beriye meşin eyerler ko- Kahmuştu, Hemen hepsi gümüş sö © çilarla süslenmiş olan bu eyerlerde ğin bakışlı, bıyıksız ve keman £ gençler oturuyorlardı. tıkof'un girdiğini o görünce P birden ayağa kalktılar. © pkiminin kulaklarında büyük kü- hapı, sallanıyordu. Kiminin par. Geylarına altm iller geçirilmiş Tal onlara lâkayt bir göz at- © iktan sonra bir başka bölmeye gir- Burası biraz daha özenilerek i Kenmişti, Bir kenarda, üzerinde- hi, ağınıklıkla uyuyan bir adamın İn nbire kalktığını anlatan yata- t bir sedir vardı. ii, kof bunun etrafmdan sarkan İganlarla halıları kıravaşının dci kadırınca büyücek bir sandıkla öekmece gözüne ilişti. O anda i geniş bir bölmeye bir- Seltizen Serde lin ve inizi 80 Şer bira ” ng Neve geldin ? - diye homur- vE cencral - Meeerif sapsarı İki diş sirasını gös Yılışkan bir gülümseme ile ik <evap verdi: Kinyaz hazretlerine bir yardı- dokunabileceğini tahmin et- öleniz, cencral hazretlerini rek kırbaçlamak tenezzül undukları Yar Can Hanın hadımlarındanım. Yet dürüst bir tus şivesile ko- bu adama dikkatle bakınca, #, bu çiçek bozuğu ablek #akal bıyık denilen nesne- eser bulunmadığını gördü. da savatlı eyerlerde otu- küllü delikanlıları da hatır- herifin bu çadırda gördüğü <Yi hemen anladı. Ai üzceel! - diye mırrldandı - Yar Can Hanın konak hadı- içörna $u sandıkta neler buluna» ğini söylemek ister mi? İbette efendimiz. o Büyük birkgşta hanım kâğıtları; sevdiği Müyog kitap, iç çamaşırları bulu- i iz vü İZ, siz El İİ s # O Ya bu çekmecede? My? fil dişindendir. Yar Can ha- Misi Hanı tarafından hediye Yük UZİ ve Kasım Hanıma da bü- Pabasından kalmış olduğu sö şk» Bir Hint bükümderi Onu'öğ- © devrinde bir altın Orda < 2 Hediye olarak vermişmiş. ai ygiüzel... İçine dair de biraz m ver bakalım. İk, Çeneral hazretleri bunu mut- Üeyölelerinden de öğrenmek is- ak, tsa söylemek | vazifemdir. £ Banıyorum ki Kinyaz hazret Sğiygitin içinde neler bulunabile- “Çİ tâhmin edebilmişlerdir. e Tet e gıcırdıyan Moskof dişle- dağdan ilan bu tek kelime- Sdaplümle burun buruna gelmiş Meke, Ütktü ve titriyerek diz gö- Yü imanla .. Altınlar. Küpeler, “ vw Bik ikler.. Altın kam- olar... diye kekeledi > He; mn Pr e K ceyi çekti. Bir dakika İ öm gağaltıkof'un hayretle büyü. A ayr. İyi kıymetli bir serve- < Giyin ile kamaşıverdi. Pire bile, Güzecel. iopvirkâç kere homurdandık- Ba tordu: Hardaki gençlerin bir ka- şÜ adırındaki" vaziteleri ner YA ER, Ha, tg iman Yüzünde gene o yılışık imi, Pelirmişti: lk bez parçalarının tüten duman- tuna daldırdı. Sonra ağzından, Mundan anlaşılmaz homurtular arak küçük çadırlardan birine özi Kurbaçlaya kırbaçlaya öldür. |, BW, Bogayef'in iki kılıç darbesi- başa yıktığı çadır kadar büyük ğ karam hanı ile adamlarını Mos. n anlaşılıyordu. Üç parçaya ayrıl. Naş — Söyle bakalım... 'Adamlarımızı öldürenler kimlerdi?.. bise değiştirmekte bir faydaları gö- rülebileceğini sanmıyorum. Hadım anlamaz gibi görünmekte fazla ısrar etmedi. Ellerini oğuştu- larını düzeltirdi. — Berberdi öyle mi? — Evet efendimiz. Kimisi hanım ayaklarını yıkardı. Kimisi bana şarap sunardı. — Başka? — Bir ikisi de çamaşırlarını de- giştirirken hanın yanında bulunur. lapve kendisine yardım ederlerdi. — s.s. — Ama dostum ben sanmıyorum ki bu delikanlılar yalnız bu biz- metleri için burada bulunmuş ol. sunlar. Başka? Başka ne gibi bir hünerleri vardı, bunların ki Yar Can Ham, ölüml dahi göze alıp kendilerinden ayrılmamakta israr ediyordu? — Söylesene canım? Faraza bir kısmının ellerinde altın ziller bu- Tunduğumu gördüm. Bu illerin el | ulmacam SOLDAN SAĞA VE YUKARDAN AŞAĞI 1 Cemiyet (5). Para dolabı (4) 2— Dakik (2). Şair (4). 3 —İğfaletmek (9). 4—Yakm değil (4). Beygir (2). Me yan (3). 5 — Yama (2). 6 — Hilcre (3). Ücret (9). 7 — Aksi (3). Katır (5). 8— Ber (3). Bir gün sonu (6X 9 — Yadetmek (5). Rüzgâra em. 10 —Sanat (2). Bir meyva (4). 14 —Ön değil (4). Büyük (3). e Dünkü Bulmacamizın halli SOLDAN SAĞA VE YUKARDAN AŞAĞI 1 —Şölen (5). Tören (5). 2 (2), Rak (3), Ne (2). 3 e (4), Nal (3). 45 Erik (4).Set (3). Ki (2). $— Nar (3). Bitik (5). 6 — Kesik (5). Lar (5). 7—Et (2); Kral (4). 8 —Ön (2). Tilki (5). Re (2). 9 — Ren (3). (a). ar (2). Wo—Ak (3). Zarar (5). Nalım (5). ler (3) YENİ NEŞRİYAT HAFTA Peyami Safanın “Şöhret ve tabiat,, fıkrasilo başlıyan ve “Gizli aşk,, is - minde enfes bir romafım ilk tefrika « sm: koyan Hafta bu sayısında şu ya ztları ihtiva ediyor: 26 - 30 ağustos: Miralay Reşatla Erzincanlı Şekibin kahramanlığı: o Üniversitelilerimizin on beş günlük askerliği, imtiharları, terfileri; kadın saçlarında renk mo - dası; cazbandın taribi; Vi inci Olim- piyat hazırlığı; İstanbul bapitbane - sinden Bulgar cephesine gönderiler mahkümların kahramanlığı; Rıdvan Paşayı nasıl öldürdüler ? Sinemaya niçin giderler? Neli Nizamettin NAZIF Avurtlarını Oynatarak Gençlere Baktı. Bunlar Semerkant Çingenelerine Parmak Isırtabilirlerdi © © Kanlı, kıravaşı kâh o çamın dali- . âh bu ağacın gövdesine ii Hafif orkestra müziği, 21.55: Konferans. 22 30: Orkestra konseri, 23.30: Spor. 2340: Hazretleri emir Bu- yururlar.. Kinyaz hazretlerini/ eğ- İendirmek boynumuzun borcudur. bölmeden çıktı. Bir dakika sonra yanık bir sesle söyle- nen bir şarkı işitildi ve bir iki sa- zın kıvrak gıcırtısına karışan zil gencin Semerkand çengilerine par- mak ısırtacak bir raksa başladıkları Hadım küçük bölmeyi büyüğün- den ayıran halıyı kaldirde. Betbaht Yar Can hanın ılıklığını hâlâ saklıyan sedire çöktü. Avurt larını oynatarak, yutkunarak gözle- rini gençlere daldırdı. EL a ERİ memenin nnennenei 26 Ağustos Pazartesi PARALAR Dolar 20 Fransiz frangı 194 20 Belçika frangı Florin Çekorlovak kuron —— Düğirmeociik TAŞ, ik Merker Eczanesi FAYDALI BiLGiLER BUGÜNKÜ PROGRAM İstanbul 18.30 Almanca ders, 1850 Dans mu sikini, piğik, 19,10 Petrorka, Strsvinski Senfonik orkestra, 19,40 Ege caz. 20,10 İstanbul Halkevleri namına şehrimiz il- yönkurul üyelerinden Ali Riza Erem tara- fmdan konlerans. 2039 Stüdyo orkest- ı, 21.— Radyo caz ve tango orkest ras raları, Gavin kardeşler. 21.35 Son haber ler, borsalar. 2145 Hafif musiki, Budapeşte 20.30: Piyano ile şarkılar. 2i.l0: “Zuo- fia,, adh vapurdan yapılacık yaymnları nakil tecrtibeleri. 2145: Opera orkertrası, 73: Duyumlar. 2320: Çingene müziği, 7410: Caz; 1.05: Son duyumlar, süreği. yamlar. 22. Yabaner dillerle duyumlar, 2355: Röle konser. 24: Röle komser, Varşova 19.45: Operet plikları, - Sözler. 21.10: Duyamlar, zilli sözler. 22. Küçük radyoorkestrası, Moskova 18.30: Katakistan ve Kırgız çarkıl, 19.15: Operet havaları. 20.30: Pik. 2 Dens müziği. 22: Almanca yazım. 23.05: Fransızca. 24.05: Felemenkçe, Münih 20.05: Halk müziği 2040: Hukukça sözler, 21: Duyumalr. 21.10: “Die Seh- neider von Sthönau,, adlı opera, 23: Du- yumlar, 23.350: Gece müziği, Hamburg 20: Piyano müziği. 20.30: Şarkılar. 21. 10: Skeç. 2210: İspanyol dansları ve beskler. 23: Duyumlar, 2325: Müzikli program arası, 24: Gece müziği. 20: Uzaktaki Almanlara müzik ve şiir 20.50: Reportaj. 21: Duyumlar. 21.10: Büyük radyo orkestrası. 23: Duyumlar, 25.20: Aylık duyumlar, 2360; “Teknik yayım. 2450: Gece müziği, . NÖBETÇİ ECZANELER / pa ve terle ama yaaa şunlardır ; 'emal — Alerıdarda rükpararda Ubeyd — Lâlelide Sıtkı — Cemil — Aksırayda Ziya Nuri — Kara- gümrükte Arif — Fenerde Emilvadi — Modada Falk İskender — Altıyolda Mah- adeba, i Yusuf Bü- Ri . SİNEMALAR TİYATROLAR © YENİ OPERET — “Taksim Bahçesin. de bu akşam ikinci temsil 21,39 da-Koz öperet 3 perde. Beste; Muhlis Sabahattin. Yazanlar: Bedia Ferdi, Katı” Vasfi Riza, © Melek : Ayık Rahibe — Aşk kelepçesi, * Yıldır : Korkunç Ev — Çilgin kan. 9 Alkazar : Çıldırtan dudaklar — Ölüm © Milli : Cici Berber — Hafiye, 9 Sümer Bitmemiş Senloni — Kadın se- verse, 9 Üsküdar Hüle: Şahane Vals, İTFAİYE TELEFONLARI Beyoğlu itfaiyesi 44644 Kadıköy itiai Yeşilköy, Bökirkör, Büyük- meki yilin i#enköy. Kartal on santralmdaki büyükada. Heybeli, Burger Kınalı on- ra (yangım) kelimesini söylemek kâfidir, . ÇABUK SIHHİ YARDIM TEŞKİLÂTI Bu numaradan imdat otomobili istenir, Beyoğlu Zükür hastanesi Firuzağa 43341 Eyal hastanesi. MÜRACAAT YERLERİ Deniz Yolları acentesi Teleloa o 42342 isTiKRAZLAR Akay (edibör iakalesi bep we: Hayriye, Telef. Üapareniii Hirkeli merkez ace0- tesi, Telefon lesi, Sirkeci Telefon 230)“ Samatya EE Kasımpaşadı — Kurtuluşta Necdet — Karaköyde Hidayet — Taksim- de Kinrük — Eyüpte Hikmet eczaneleri, 60119 20516 22142 HKAYE| Yarım Kalan Hikâye | —.yi Yazan : Mİ-FA.- 1 Hiç İizüm olmadığı halde, hikâye lerimin müsveddelerini bir daktilaya vererek o makinede — yazdırıyorum. Bundan anlaşılabilir ki, daktilom gü zel bir kızdır ve beni ona bağlıyan makinesi değil, kumsal renkli saçları | dır, deniz renkli gözleridir, mercan renkli dudaklarıdır ilâh... Saymıya- km: bütün güzel tabiat parçalarını yan yana getiren daktilom Perihan, velhâsıl, güzel ve tatlı kızdır. Her akşam müsveddeleri evine gö- türürüm, geceleri makina ile yazar, ertesi sabah bana verir, ben de her hikâye için gazeteden aldığım para - nın yüzde kırkını ona veririm. İlk zamanlarda çok aleyhime bir alış ve- riş, çünkü lüzumsuz; fakat ben bir bahane için yaptığım bu fedakârirk- tan çok şeyler ümit ediyordum. Bir gün bana daktilom sordu: — Hikâyelerinizdeki vakalar doğ- ru mudur? Böyle insanlar var mı - dır? Her romancının her zaman duydu. ğu sualler.. Ben de her romancının her zaman verdiği cevabı verdim. — Çoğu muhayyeldir, fakat parça parça hakikatlerden alınmış ilhamlar, dır, Geri kalanının bazıları biraz doğ- ru, bazıları ise hakikatin tâ kendisi - dir. Bunu konuşurken Perihanla oda - sında ve hattâ evinde yalnızdık. Ai leni Yakacığa gitmişti ve o gün geç dönecekti.lik defa olarak daktilomun bir elini avucumun içine aldım: — Meselâ, dedim, şimdi hakiki bir hikâyeye başlamış sayılabiliriz. Far- zediniz ki, yazıyorum: “Onun elini ilk defa elime adığım gün, avucumun içinde bir nup ikliminin bir anda ün ruhu saran çirk bahar havasını hissettim. Tenlerimiz ilk defa konu- suyordu. Onların sohbetlerini boz - mamak için bir müddet sustuk,,, Daktilom güldü: v — Burası yalan, dedi, çünkü biz de konuşuyoruz. aim var, dedim, fakat ben sizin nasıl bir hikâye istediğinizi bil- miyorum. Çok hakiki mi olsun? — Evet. Hemen sustum. Elini dudaklarıma hanla bir daha yalnız kalamamış « tk. Fazla işi olduğundan bahsede- rek öteki hikâyelerimi de makine ile yazmaktan vazgeçmişti. O gün- kü hikâyenin baş tarafımda cidden | ileri gitmiş olduğumu bana anlata rak bir meslek dersi mi vermek is- tiyordu? Hikâyenin son cümlesi hatırıma geldi: “Göğsünün göğ- sümde kalan izlerinin uçmasını iş- temiyormuşum gibi kollarımı ka- vuşturmuşturr. Böyle uzun zaman kollarımı kas vuşturup durmıya fazı olmadım ve bir akşam Peribanın evine gittim, Yoktu. Annesi bana Perihanm bir tüccarla evleneceğini, Bursaya gis derek orada yaşayacağını haber verdi. Perihanı dokuz sene görmedim. Geçen sy Mudanyadan İstanbula geliyordum; vapura girer girmez güverte merdiveninde ( karşılaştık, Ben onu daha evvel tanımıştım, Bu benim dikkatimden ziyade faz- la değişmiş ve güç tanınacak bir hale gelmiş olduğumu ispat eder, Perihan da bunu benden gizleme di. İstanbula gelinceye kadar -gü- vertede biribirimizden syrılmadan konuştuk. Bu dokuz seneyi hep Bursada geçirmiş; kocası ona beş ay evvel hatırı sayılır bir servet bi- rakarak ölmüş. Bu dokuz sene İçin» | de bütün hikâyelerimi ve romanla rım hususi bir aldka ile takip ct tiğini de söyledi. Dedim ki: — O zamandanberi üç yüzden fazla hikâye, sekiz tane roman yaz- dım da, sizin hikâycniz yarıda kal- dı. O zamanki uzın sebebini ü€ iyice anlamış değilim. (Bakışları Marmarada kaybolarak gülümsedi : — Bana ait bir hikâyenin alelâ- de bitmesini istemiyordum, dedi. — Evet, dedim, şimdi mevzu ols dukça ehemmiyetle devam ediyor, İçinde dokuz senelik bir zaman fx- #ılası, izdivaç, ölüm ve romanlata mahsus bir tesadüf, hattâ benim ba- şımda romanlara mahsus beyaz saç- ler var. Siz çok değişmemissiniz. Heri M'oradan a, | Kadınlık şahsiyetinizi ve üslübü © Ki e e ealalent mea, | muzu da doldudarak size daha fazla sında sallanan bu hareketim onu eğ - | Yaraşmış. Tendiriyordu. Bakışlarının alâkası ve | — Şimdi söz mü söylüyorsunuz? neşesi arttı. Dedim ki: — Yazmıya devam etmek için bi - | — İkisi birden Hikâyeye devam mi ediyorsunuz? o gün çok'acele raz konuşmaya mecburuz. Haydi bir | ettiğimi ve ileri gittiğimi söylü- cümle daha: "elini dudaklarıma gö - | yordunuz. İtiraf ediniz ki bugün türdüm ve teninin gizli mırıltısını da | de hikâyeyi bitirmek için epey ge- ha yakından dinledim. Bana bazı ar- | cikmiş sayılırız. Ne zaman bitire. zularını itiraf ediyordu.,, Perihan sordu: — Kim itiraf ediyor? — Ten. ceğiz? Perihan cevap vermedi. Vapur Tophane rıhtımına yanaşmıştı. Biz. den. evvel merdivenlerden indirilen — Garip şey! El falına mı bakı - | bir koyun sürüsünün geçmesini bek 24223 | yorsünüz? ledik. Elinden “paketlerini almış « — Devam edelim: “dudağımın al- | tım. 60020 | tenda ürperen cildin mahre mdili ba | (Koyunlar geçtikten sonra önüme na bir sir tevdi etti: Mühim bir da -| den yürüdü. Biraz evvel hayvanlar vet ve bazı şartlar... Perihan yüzüme baktı: — Anlamıyorum! Dedi — Şimdi anlarsınız! Dedim. asma merdiveni kirletmiş oldukları için Perihanm ansızın ayağı ka; dı. Bir dizi bükülerek yere çök « müş, öteki bacağile bütün vücudü, Gözlerimde kararımı okumuş gibi | merdivenin sağ tarafındaki boşlu « hemen ayağa kalkmıştı; fakat, kaç- | ğa doğru sarkmıştı. Onunla bera mak için yaptığı bu bareketi daha | ber yuvarlanarak on, on beş metre evvel sezerek hazırlanmış olduğum | Yükseklikten rıhtımın tayları üstü için kendisini kollarımın ari buldu. Onu göğsümde sıkarak? ne düşerek parçalanmayı göze alıp ta, hemen ilk önce bir bacağına, Taği beline sarılmasaydım. gitmiş» ; fakat masum bir tabiye ile yap | o Rhtımda ahali, hamallar bir çığ” li bu hareketi daha evvel sezerek | lık kopardılar. Birkaç kişi birden . e. — Devam ediyoruz,dedim, bir iki HASTANE cümle daha: “sonra hemen ayağa kalk TELEFONLARI Çerrahpasa hastanesi. 21693 | hazırlanmış olduğum Gureba Hastanesi, Şehremini ie “mİ ayyy | kollarımın arasında ır hastanesi Ak- | mi? Yalan mı? LLM Perihan çırpmnsyordu. akliye ve asabi ii : tanesi, Bakırköy Residiye kışla < 16.4) | © Devam eitli — <“Ökseye yapışan ayaklarını pileli ak istiyen bir kuş gibi çırpı, | Keleri geçiriyordu. Onu Taksimde. Nümune bastanesi © GDL07 | M9 nıyordü., için o kendisini | merdivene koşmuştu. Hepsini. it. buldu. değil | tim ve Perihanı kollarımın tüm hi- mayesine alarak ağır ağır yürüttüm ve rıhtıma İndirdim. Bir otomobile atladık. Yüzü bem- beyazdı, titriyor ve bayılma tehli. ki apartmanıma götürdüm, birdi. oan 'daha fazla! üzmeinek için ser. | vana uzattım. Uzun süren bir iş“ best bıraktım ve devam ettim:: — “Fakat güzel kanatlarını in citmemek için kollarımın arasmdan once kendine geldi. Akşam yemeğini beraber ik ve hikâyeyi bitirdik. Bu ini süzülüp gitmesine müsaade ettim, | #6 d€ beğendik. O kadar ki.. Nis Göğsünün göğsümde kalan izlerinin uçmasını İstemiyormuşum gibi kol- larımı kavuşturmuştum.,, Perihan gülümsiyen bir öfke ile: — İleri gittiniz! dedi. — Ne yapalım? Hikâye bu... Ne- ticeye çabuk varmak bizim! — Öyle ise hikâyeyi çok yavaş yazinız, bugün devam etmeyiniz. İki ay kadar hikâyede bir satır Cünkü Peri © enin İ Miha ti ebdeinelian. yetimiz bir romana başlamak. A A Gürbüz çocuk müsabakası 7 Eylül Cumartesi gün ve gecesi Taksim Belediye bahçesinde Kızılay Cemiyeti tarafından hazırlanan büyük Kermeste bir de Gürbüz Çocuk Mü - sabakasr hazı Müsabakada hediyeler ,

Bu sayıdan diğer sayfalar: